10:52 29 Kasım 2020
Canlı Yayın

    'Rusya İdlib'de kötü senaryoyu anmak istemiyor, gidişata Erdoğan karar verecek'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    2910
    Abone ol

    Musa Özuğurlu'ya göre, Rusya İdlib meselesinde 'kötü senaryoyu' anmak istemezken, çatışmaların nereye varacağını 'savaş' tespiti yapan Erdoğan karar verecek. Sınırda 1 milyon insanın yığılmasının gizlenecek bir şey olmadığını belirten Özuğurlu, Suriye yönetiminin eline silah almayan kimseyi 'terörist' olarak nitelediğini hiç görmediğini kaydetti.

    İdlib gerilimi devam ederken, liderler arasında telefon trafiği hızlandı. Almanya ve Fransa liderleri Angela Merkel ve Emmanuel Macron, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile telefon görüşmesi yapacağını duyurdu. Erdoğan'ın İdlib'de yaşananlar için 'savaş' adlandırması yapması dikkat çekti.

    Ankara, siviller ve sığınmacı meselesi üzerinden İdlib'de Suriye ordusunun terör operasyonlarını durdurmasını sağlamak için Avrupa'dan destek beklentisi içinde. Dörtlü zirve için 5 Mart tarihi ortaya atılmış durumda. Ancak IŞİD'la savaş koalisyonunun Doğal Kararlılık Harekatı sözcüsü Myles Caggins, şaşırtıcı bir açıklama yaparak, İdlib'in merkezi otorite yokluğunda teröristler için büyük çekim merkezi haline geldiğini söylerken, bu teröristlerin siviller için de büyük tehlike oluşturduklarını vurgulamış durumda.

    İdlib'de son durumu, diplomatik girişimleri ve sivillerle ilgili meseleleri, Suriye'de uzun yıllar görev yapmış ve son günlerde Hatay'da bulunan Artıtv yorumcusu, Duvar internet sitesinin yazarı Musa Özuğurlu ile konuştuk

    'Tam uzlaşma sağlandı derken Ankara'dan gelen telefon işi bozmuş'

    Musa Özuğurlu, İdlib’de yaşananların şimdilik Erdoğan’ın söylediği gibi 'savaş düzeyinde' olmadığı görüşünde. İdlib’deki gelişmelere 'savaş' değil 'çatışma' denileceğini söyleyen Özuğurlu, Rusya’nın da meseleyi bu seviyede tutmaya özen gösterdiği görüşünde. Suriye ordusunun kendi topraklarında nitelikli kazanımlar elde ettiğini belirten Özuğurlu, Ankara'nın bir taraftan da Akar'ın açıklamalarına yansıdığı gibi durumu 'dengeli' tutmaya çalıştığını dile getirdi. Özuğurlu, aslında Moskova'da ilerlemeler sağlandığını ancak Ankara'dan gelen bir telefonla işin bozulduğu iddiasını paylaşırken, bunda Erdoğan'ın rolünü sorguladı:

    “Neyrab’a yönelik olarak dün yapılan bir saldırı ve bugün de bir girişimin olduğu ifade ediliyor. Tansiyonun düşürülmesine yönelik birtakım girişimler olduğu ifade ediliyor. Ancak bunların çok zayıf girişimle olduğu, dolayısıyla şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmediği yönünde de Suriye tarafında bir yorum var. Bu tabii gazeteci yorumu, resmi bir yorum değil. Askeri sahaya baktığımızda Suriye şu ana kadar aslında çok nitelikli birtakım kazanımlar elde etti. M4-M5 karayollarının birleşerek Halep’e bağlanıyor olması çok önemli. Rusya ile yapmış olduğu heyetler seviyesindeki görüşmelerde Türkiye’nin tek şartı ‘Suriye’nin kendi topraklarında aldığı yerleri bırakıp geri çekilsin’ idi ve Rusya tarafı bunu kesinlikle kabul etmedi. Zaten görüşmeler bu nedenle tıkandı ve Türk tarafı açıklama yapmadan ayrıldı. Şu ana kadar yaşananları göz önüne alacak olursak buna savaş denmez. Çatışmalar var ama buna savaş denmez çünkü savaş cephe gerektirir ya da topyekûn hava desteğinin de olduğu yani teknik birtakım ayrıntıları olan başka bir şey. Dolayısıyla buna savaş denmesi mümkün değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu söylüyor ama Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ‘Bizim Rusya ile savaşmak gibi bir niyetimiz yok’ gibi bir ifadesi de var. Türkiye bir taraftan dengeli tutmaya da çalışıyor. Ama Moskova’daki görüşmelerde Türk ve Rus heyeti arasında Rusya’nın birtakım önerileri olmuş ve Türkiye buna yaklaşmış. Ama Türkiye tarafı tam iş bitiyor derken Ankara’dan gelen telefon üzerine görüşmeyi bırakıyor ve geri dönüyor. Dolayısıyla bu aldığım Moskova’dan bir iddia. Türkiye içerisinde muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tanımlamasıyla hükümet ya da ordunun tanımlaması arasında bir fark var. Muhtemelen de Erdoğan bu konuyu artık tek başına yürütmek istiyor ki o telefonun Ankara’dan muhtemelen bu düzeyden geldiğini düşünüyorum. Bu da bir şekilde Erdoğan’ın tanımlamasıyla bu işin bundan sonra gideceğini gösteriyor. Ama bu ne kadar doğru? Erdoğan’ın yapmış olduğu savaştayız tanımlaması doğru değil. Bunlar çatışmalar şeklinde nitelendirilebilir.

    ‘Erdoğan’ın bundan sonra nasıl karar alacağı belirleyici olacak’

    Rusya'nın 'kötü senaryoyu' anmak istememesinin önemli olduğuna atıf yapan Özuğurlu’ya göre Moskova'nın kullandığı dil de 'hassasiyetleri' gözetiyor. Suriye ordusunun İdlib'deki teröristlerle savaştığının özel olarak altının çizildiğini anımsatan Özuğurlu, Suriye’deki son durumda Erdoğan’ın kararı belirleyici olacağı görüşünü aktardı:

    "Rus tarafı da meseleyi bu seviyede tutmaya çalışıyor. Türkiye’ye verdiği cevapları da özellikle burada tutmaya çalışıyor. Peskov, savaş en kötü senaryo olur dedi. Dolayısıyla Rusya şu anda savaşta olduğu tanımlamasını yapmak istemiyor. ‘Öyle bir şeyi aklımıza bile getirmeyelim’ tavrı içerisinde Rusya. Hala mümkün olduğunda Türkiye’yi durdurmaya çalışıyor. Çünkü Rusya’nın yapmış olduğu vurgu özellikle Soçi ve Türkiye’nin buna uyması gerekir. Biz terör örgütü ile savaşıyoruz vurgularını dillendirmeye devam ediyor Rusya. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemleri ne kadar hayata geçer ve bundan sonra nasıl bir nitelik ve genişlikte bir saldırı başlatır, bunu doğrusu bilemiyoruz. Kullanılan dil de çok önemli, pratikteki ve tarif ederken kullanılan dil de çok önemli. Rusya, ‘Ben Türk mevzilerini değil teröristleri vuruyorum’ diyor. Türkiye de ‘Saldırıyı yapan ben değilim, oradaki muhalif güçler saldırıyor’ diyor. Herkes bir şekilde topu başkasına atarak hareket ediyor ve herkes kaçak dövüşüyor, çarpışan arabalar gibi. Bu mesele doğrudan karşılıklı çarpışmaya dönerse Suriye tarafının da açıklaması, biz buna hazırız ve bundan sonra da bunun karşılığını veririz. Bütün bunları belirleyecek olan bence Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bundan sonra nasıl karar alacağı.”

    'Özellikle BAE medyasında Türkiye'den Arap topraklarına ve Arap devletine saldırısı vurgusu'

    İdlib geriliminden Arap medyasına yansıyanları da değerlendiren Özuğurlu, Türkiye'nin Suriye topraklarında 'saldırgan' tutum almasının eleştirildiğini aktardı. Suriye medyasında vatan topraklarının kurtarılmasına vurgu yaptığını belirten Özuğurlu, özellikle de BAE'den yansıyanlara dikkat çekti. BAE ve Suudi medyasında Türkiye'nin yaptığının 'Arap topraklarına saldırı' niteliği taşıdığının öne çıkartıldığını vurgulayan Özuğurlu, durumu 1957 kriziyle kıyasladı. Özuğurlu, Erdoğan'ın Suriye topraklarındaki girişiminin belki de Arap dünyasını ilk kez birleştirmeye aday olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    “Suriye El Vatan gazetesi, ‘Türkiye’nin yapmış olduğu bu saldırılar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası hukuk anlamında meşruiyetinin olmadığını kanıtlıyor’ diyordu. Suriye hala Rusya ile paralel bir dil kullanıyor. Rusya uluslararası hukuka vurgu yaparak devam ediyorsa Suriye de aynı şekilde devam ediyor. Türkiye’nin kendi topraklarında gayrimeşru olduğunu iddia etmeyi sürdürüyor. Ama askeri anlamda nasıl bir cevap vereceği konusunda şöyle bir şey var. Geçtiğimiz günlerde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın Halep’in özgürleştirilmesi üzerine yapmış olduğu bir açıklama var. Esad’ın o açıklamada verdiği fotoğrafa dikkat çekiliyor. Arkasındaki kartalın çok önemli bir mesaj olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla Suriye’nin bir şekilde Türkiye’nin saldırılarına karşı hazır olduğu da ifade ediliyor. Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi El Beyan’da ‘Türkiye’nin saldırısına karşı Arap duruşuna ihtiyaç var, kardeş Arap devletine yapılmıştır bu saldırı’ bu yorum vardı. Daha önce Suriye’ye yönelik devam eden kampanyada BAE ve Suudi Arabistan ve diğerleri de vardı. Sonuç olarak şu anda artık aynı gazete aynı yorumda şuna yer veriyor. Türkiye’nin yaptığı saldırı aynı zamanda bir Arap toprağına yapılmış bir saldırıdır. 57 krizinde o dönemde Suudi Arabistan ve Mısır’ın koymuş olduğu tavır aklıma geliyor. Belki de Arap dünyasında böyle bir şey de oluşacak bundan sonra. Erdoğan’ın bu girişimi belki tarihte ilk defa Arapları birleştirecek. Arap basını ve Suriye tarafına baktığımızda beklentiler anlamında Türkiye ile bir cephe savaşına girilip girilmeyeceği konusunda bir netlik yok ama bir olasılık olarak buna hazır olduklarını gösteriyorlar. Suriye’ye yaptığı telefon görüşmesinde aldığım hava bu. Özellikle Türkiye ile Suudi Arabistan, BAE, Mısır gibi rekabet halindeki ülkelerin basınına baktığımızda onlar da bir kampanyaya hazırlanıyorlar ama belli ki hala aslında münferit olarak buna tepki gösterseler de mesele kendileri açısından da daha tam soluklaşmamış. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahsettiği o savaş düzeyine gelmemiş.”

    ‘Rusya orada olduğu sürece Türkiye etkili bir saldırıda bulunamaz’

    Özuğurlu, Suriye medyasının da Şam'da Rusya olduğu sürece Türkiye'nin ülkeye saldıramayacağı beklentisinin ağırlıkta olduğunu aktardı:

    “Suriye El Vatan’da Rusya’nın desteğinin sürmesi halinde Türkiye’nin herhangi bir adım atamayacağını yazıyor. Bu da Rusya’nın şu ana kadarki duruşunun değişmediği ve bundan sonra da değişmemesi yönünde bir vurgularının da olduğu anlamına geliyor. Bir endişe var mı Rusya açısını, duruşunu değiştirir mi diye yok, açıktan böyle bir şey görmedim. Ama aynı zamanda böyle bir şey de var. Rusya orada olduğu sürece Türkiye herhangi etkili bir saldırıda bulunamaz yorumları da yapılıyor. Dolayısıyla Rusya’dan bir yandan bu yorumlar ve beklentileri içeren yorumlar olmuş oluyor."

    'Sınıra yığılan 1 milyon insan yok, bu gizlenebilir bir şey değil'

    Suriye'de uzun yıllar yaşamış olan Musa Özuğurlu, Suriye savaşının en büyük silahı haline getirilen 'siviller ve sığınmacılar' meselesinin ise İdlib'de abartıldığı görüşünde. 'Sınıra akan 1 milyon insanın gizlenebilecek bir şey olmadığını' anımsatan Özuğurlu, bu konuda BM'ye sahada El Kaide bağlantılı yardım örgütlerinden aktarılan bilgilerin bile doğruluklarından şüphe duyulması gerektiğini dile getirdi:

    "Bir milyon insan yok bir kere orada. Bu gizlenebilecek bir şey değil. Uzaydan Çin Seddi görülüyor diyorlar ya, uzaydan bile görülebilir böyle bir şey olsa. Mümkün değil çünkü insanların hepsinin ayrıca Türkiye’ye gitme gibi bir isteği de yok. Çünkü koridor ve menfezleri açan Rusya ve Suriye tarafı oldu. Daha bu aralar yeni yerler açtılar. Dolayısıyla bu insanların çıkmazını isteyen Rusya ve Suriye. Bu insanlar gerçekten kaçıyor ve Türkiye sınırına yığılıyor ve Türkiye’ye geliyor gibi bir durum söz konusu değil. Bundan bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat bir milyona yakın insan geliyor diye. Aynı günlerde Birleşmiş Milletler’in resmi raporlarında bunun 300 bin kadar olduğu ifade ediliyor. BM’nin de biz birçok konuda abartı içerisinde olduğunu gördük. Dolayısıyla bu bilgilerin hiçbirisi doğru değil. İleride olur mu bunu elbette bilemeyiz. Ama şu an için böyle bir şey yok.

    'Şam eline silah almayan kimseye terörist nitelemesi yapmadı'

    Özuğurlu, Suriye yönetiminin İdlib halkına 'terörist' demediğini, eline silah almayan kimseye böyle bir atıfta bulunmadığını söylerken, savaş boyunca halka karşı kullanılan dil ve açıklamalara çok dikkat edildiğine atıf yaptı. Bu konuda yalanların yayılmasına yeni rastlanmadığını anlatan Özuğurlu, Kaddafi'nin de 2011'de "Eğer bu halk Kaddafi'yi sevmiyorsa, Kaddafi ölmeyi hak ediyordur" sözlerinin bilinçli olarak yanlış çevrilmesini örnek gösterdi:

    "Şam’dan hiçbir zaman tüm İdlib halkının 'terörist' görüldüğüne dair bir şey duymadım. Suriye yönetimi eline silah alanların dışında herhangi birisini terörist olarak ilan etmedi. Özellikle de halka karşı kullandıkları dilde de çok dikkatliler. Savaş halinde olan bir yönetim elbette halkı karşısına almak istemez. Dolayısıyla böyle bir şey yapmış olmaları mümkün değil. Kaddafi, Libya’da bir duvar üzerinde konuşma yapıyordu, YouTube’dan izlenebilir. O konuşmada Kaddafi, ‘Eğer bu halk Kaddafi’yi sevmiyorsa, Kaddafi ölmeyi hak ediyordur’ demişti. Bu Al Jazeera dahil olmak üzere ulusal kanallar tarafından dünya kamuoyuna şöyle duyuruldu: ‘Eğer bu halk Kaddafi’yi sevmiyorsa ölmeyi hak ediyordur’. Yani bir çarpıtma söz konusu. Dolayısıyla Şam’dan böyle bir açıklama yapılması mantıksal olarak mümkün değil. Buna ya da başka bir anlamda açıklama yapıldıysa bu da muhtemelen çarpıtılıyordur. Biz teröristlerle mücadele ediyoruz açıklamalarını sanki bütün halk teröristmiş gibi ya da onu kast ediyorlarmış gibi bir şekilde yansıtabiliyorlar. Şam’ın hiçbir zaman böyle bir açıklaması olmadığı gibi resmi görüşünü de yansıtmıyor doğrusu."

    'Hatay'da 2011 gerilimi var'

    Özuğurlu, Hatay'daki halkın ise Suriye krizinin ilk günlerindeki gerilimi yaşadığını aktarırken, özellikle Türkiye'nin bu ilindeki potansiyel cihatçılardan çekinildiğini vurguladı:

    "Bir arkadaşımla sohbet esnasında konu buraya geldi ve dedi ki, ‘Suriye krizinin ilk günlerinde yaşadığımız tedirginliği bugünlerde yine yaşıyoruz’. Bu çok önemli bence çünkü sokakta gerçekten bir tedirginlik var. Bu sadece Türkiye ile Suriye arasında oluşacak herhangi bir kötü senaryodan dolayı değil aynı zamanda burada çok sayıda potansiyel cihatçı olduğunu düşünüyor ve insanlar burada tedirginler.”

    Etiketler:
    Fransa, Almanya, TSK, Astana, Soçi, İran, Suriye, Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan, İdlib, Rusya, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın