05:23 30 Mart 2020
Canlı Yayın

    'Kapitalizm tarihinde eşine çok az rastlanır, benzersiz görülebilecek bir durum yaşıyoruz'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 103
    Abone ol

    Doç. Ümit Akçay'a göre, 2008 krizin yapısallaştığı ortamda koronavirüs salgınıyla kapitalist sistem, tarihinde eşine çok az rastlanır, benzersiz bir durumda. Çok sert resesyon öngören Akçay, petrol fiyatlarındaki düşüşün de Batı ekonomilerini zora düşüreceğini belirtti. Akçay'a göre, Erdoğan yönetiminin 2018-19 krizden çıkış hikayesi de bitti.

    Dünya 'koronavirüs' (Kovid-19) seferberliğine girerken, krizin insani ve toplumsal tehditleri eşliğinde küresel ekonomik durum da giderek kaygı verici bir görünüm alıyor. Piyasalar sarsılırken, petrol fiyatları 30 doların altına düşmüş durumda. ABD Merkez Bankası Fed, bir faiz hamlesi daha yaparak politika faizini yüzde 0-0.25 aralığına çekti. Avrupa Merkez Bankası, Kanada, Britanya, Japonya ve İsviçre merkez bankaları, küresel ölçekte dolar likiditesi sağlanmasını güvence altına almak için swap hattını genişletme kararı aldı. IMF yeni paketlerden söz ediyor. Krizin etkilerini minimize etmek için art arda önlemler alınacağı açıklansa da küresel kapitalist sistemi sarsacak gelişmeler kapıda.

    Gelişmeleri Berlin Ekonomi ve Hukuk Okulu'ndan Doç. Dr. Ümit Akçay ile konuştuk.

    ‘Kapitalizm tarihinde eşine çok az rastlanır, benzersiz bir durum’

    Doç. Ümit Akçay'a göre koronavirüs pandemisi, dünyü hala 2008 kriz konjonktürü içinde yapısallaşmış bir kriz halindeyken patlak verdi. 2008 sonrası alınan tedbirlerin krizi sadece ileriye ötelediğini, olumsuz etkilerin ise sosyal adaletsizliğin derinleşmesi ile görülmekte olduğunu anımsatan Akçay, bugün de koronavirüs krizi eşliğinde alınan önlemlerle kapitalizmin benzersiz denilebilecek bir konjonktüre yol açtığını vurguladı:

    “Bazen tarihin öyle anları var ki pek çok şey üst üste geliyor ve deyim yerindeyse tarih hızlanıyor. Virüsün ekonomik etkilerine baktığımızda, dünya ekonomisi açısından 2008 sonrası küresel ekonomik kriz konjonktürünün içindeyiz hala. Çünkü bu alınan tedbirlerin hemen hemen hepsi bu bağlamda anlam ifade ediyor. 2008 krizi sonrası ilk önce Amerika, ardından Avrupa’da ve yükselen piyasalar olarak adlandırılan ülkelerde 2013 sonrasında bir ekonomik durgunluk, daralma ve neredeyse yapısallaşmış bir kriz konjonktürünün içindeydik zaten. Buna karşı özellikle Amerika Merkez Bankası Fed ve AB Merkez Bankası’nın ortaklaşa girişimleri sonucunda muazzam bir parasal genişleme çerçevesi gerçekleşmişti. Yani kriz ileriye doğru ötelenmişti. Bu sayede varlık fiyatları daha da şişti, borsalar daha da yükseldi. Her şey yolundaymış gibi görüldü. Bunun elbette olumsuz etkileri, sosyal adaletsizliğin daha da derinleşmesi oldu. Çünkü varlık fiyatlarının şişmesi, en zenginlerin gelirlerinin artması anlamına geliyordu. Virüsün ortaya çıktığı ekonomik ve sosyal konjonktür aslında çok kırılgan. Bu tip bir etkinin yaşanmasıyla bir anda tersine dönebilecek bir konjonktür içerisindeydi. 2009’da daha Fed, faizleri indirmeye başlamıştı, dünya ekonomisindeki kırılganlıklar nedeniyle. Bu virüsle ilgili salgın durumu patlak verdiğinde sonrasında alınan önlemlerin karantinaları zorunlu kılması, yani tedarik zincirlerini, mal hareketlerini, insan hareketlerini ve en başta üretimi durdurması söz konusu olduğunda daha önce kapitalizm tarihinde eşine çok az rastlanır, benzersiz görülebilecek bir durum yaşıyoruz şu anda. 2008 kriz daha Amerika merkezliydi. Daha önce 98-97 Asya krizinin daha coğrafi bir ağırlığı vardı. 2010’larda Avrupa Birliği’nde yaşanan sorunlar yine coğrafi sıkışmışlık ya da sınırlarla belliydi. Şu anda neredeyse bütün ülkelerde eş zamanlı olarak ve aynı anda ekonominin durduğunu görüyoruz. Ekonominin ani duruş göstermesinin bütün etkileri görülüyor.”

    ‘Dolar likiditesine daha fazla ihtiyacı olanlar dışlandı’

    Dünyanın en önemli rezerv parası doların likiditesini korumak için ABD Merkez Bankası'nın altı ülkeyle anlaştığını ancak buna yükselen piyasalar olarak anılan ülkeleri dahil etmediğini belirten Akçay, bu durumun 'küresel hiyerarşiye' de işaret ettiğini kaydetti. FED'in müdahalelerinin de işe yaramadığı bir ortamda ekonomide ‘müthiş bir çakılma’ yaşandığına dikkat çeken Akçay’a göre Avrupa, Amerika ve Asya’da ekonomi durmuş durumda:

    “Normalde Mart ayında Fed’in takvimlendirilmiş toplantısı vardı. Ay başında olağanüstü toplantı yaparak faiz indirimine gitti ve miktarsal genişlemeye devam edeceğini ilan etti. Bundan 15 Mart’ta tekrar toplantı yapıldı ve bu sefer faizler sıfırlandı. Şu anda Amerikan Merkez Bankası faizleri sıfır düzeyinde. Ek olarak miktarsal genişleme programına 700 milyar dolarlık daha başladı. Üçüncü olarak da yine 2008 krizi sırasında devreye giren swap kanalının yani merkez bankaları arasında para takasının tekrardan başlaması. Dünyada hala geçerli ya da en önemli rezerv parası olan doların dünyadaki likiditesini korumak üzere Amerikan Merkez Bankası, 6 ülkeyle Kanada, Birleşik Krallık, Japonya, Avrupa Birliği ve İsviçre merkez bankalarıyla doğrudan herhangi bir piyasa ilişkisine girmeden likidite sağlamayı öngördü. Buna yükselen piyasalar olarak adlandırılan ülkelerin merkez bankaları henüz buna dahil edilmiş değil. Bu da küresel finansal hiyerarşiyi gösteriyor. Daha alt basamakta dolar likiditesine daha fazla ihtiyacı olanlar şu anda dışlanmış durumdalar. Geçtiğimiz hafta ay başında yapılan Fed müdahalesinde de şimdiki müdahalede de piyasalar bırakın teskin olmayı şöyle düşünüyor bütün oyuncular aşağı yukarı: ‘Beklediğimizden çok daha büyük bir tsunami üzerimize doğru geliyor olmalı ki Fed normalde yapmayacağı şeyleri yapmaya başladı’. Bu korku borsa çöküşlerinin bugün de devam etmesine neden oldu. Örneğin Alman borsası yüzde 8’e yakın değer kaybetti. Daha önemlisi şu anda koronanın en yoğun olduğu yerlerden ilk veriler gelmeye başladı. Şubat ayında Çin’deki sanayi üretimi verisi geldi, çok daha büyük bir daralmanın yaşandığı ortaya çıktı. Yine Amerika’dan bir sanayi üretimi verisi geldi, Fed imalat endeksi. Bir önceki ay yüzde 12 düzeyindeyken bu ay eksi 21 düzeyinde. Müthiş bir çakılma söz konusu şu an. Neredeyse Avrupa, Amerika ve Asya’da yani üç kıtada da ekonomi durmuş durumda.”

    ‘Çin'in dünya ile içiçe tek başına toparlaması zor, nüfusu gereği iç pazara yönelebilir’

    Peki bu durumdan korona krizini atlatmış gibi görünen Çin 'yararlanarak' çıkabilir mi? Akçay'a göre, Çin ekonomisi ABD ve Avrupa ile öylesine iç içe ki, tek başına toparlanabilmesi zor. Çin yönetiminin iç pazara yönelebileceğini ancak orada da aşırı kapasite sorununun ortaya çıkacağına işaret eden Akçay, şu anda bütün hesapların koronavirüs krizinin kısa sürmesi üzerine kurulduğuna dikkat çekti:

    “Çin ekonomisi şu anda Amerika ya da Avrupa ekonomileriyle o kadar iç içe ki… neredeyse dünya üretiminin yüzde 30’u tek başına Çin’de gerçekleşiyor. Avrupalı ve Amerikalı şirketlerin üretimleri orada gerçekleşiyor ya da buralardaki firmalar Çin’den ithalat yapıyorlar. Yani Çin sanayisinin ürettiği ürünlere talep yaratıyorlar. O nedenle tek başına bir toparlanma oldukça zor gibi geliyor. Tek bir ülkenin buradan sıyrılarak çıkabiliyor olması mümkün değil. Çünkü uluslararası havacılıktan tutun insan hareketlerinden pek çok harekete bunların engellendiği durumda tek bir ülkenin buradan çıkması olanaksız. Çin’in nüfusu gereği iç piyasaya dönme kapasitesi ve olanağının çok fazla olması durumu mevcut. Bu tip olağanüstü durumlar içe dönmesine, iç pazar olanaklarını kullanmasına neden olabilir. Ama orada da bir aşırı kapasite sorunuyla karşı karşıya kalma ihtimalleri var. Şu anda Çin dünyaya üretim yapıyor. O düzeyde bir talep yaratması, Çin ekonomisinin çok kısa sürede böyle bir şeye dönmesi çok zor. O yüzden muhtemelen şu anda bütün yapılan hesaplar, korona salgınının kısa süreceği üzerine kurulmuş durumda.”

    'Aşı bulunursa 2020'nin ikinci yarısında toparlanma öngörülüyor ama...'

    Akçay, 2020'nin ilk yarısında çok sert resesyon yaşanacağını ve aşının bulunması halinde yılın ikinci yarısında bir toparlanma beklentisinin bulunduğunu anlatırken, ancak bu krizin hangi siyasi sonuçları tetikleyeceğini kestirmenin zor olduğunu dile getirdi:

    "2020’nin ilk yarısında çok sert resesyonun yaşanacağı ancak muhtemel bir aşının bulunması ve bunun kitlesel olarak dağıtılması sonucunda en azından kontrol altına alınması durumunda 2020’nin ikinci yarısına doğru ekonomik toparlanmanın yeniden başlayacağı öngörülüyor. Bu dünya ekonomisinde hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliriz anlamına gelmiyor. Bu ekonomik daralmanın neleri tetikleyebileceği, hangi siyasi ve iktisadi sonuçlara neden olabileceğini görmek şu anda çok zor, çok erken. Bu yoğunlaşma şubat sonu mart başı yaşandı. Ama bu yaşanmasaydı, yani korona nedeniyle karantina alınmış ülkeler düzeyine gelmeseydi dahi dünya ekonomisinde petrol fiyatlarının sert düşmesi nedeniyle zaten bir deflasyon yaşanacaktı."

    ‘Batı petrol fiyatlarından dolayı ekonomik bir zorlukla karşı karşıya’

    Bu ortamda petrol fiyatlarındaki büyük düşüş ve Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki anlaşmazlığa da dikkat çeken Akçay, bu durumun devamı halinde ABD kaya petrolü şirketleri başta olmak üzere iflasların gelebileceğini belirtti. Diğer yandan petrol meselesinin önemli olduğunu vurgulayan Akçay, Avrupa ve ABD ekonomilerindeki petrol fiyatının yüksel olmasının deflasyona düşmemesini sağladığını, ancak fiyat düşüşleriyle bir zorlukla karşı karşıya kalacaklarını belirtti:

    “Dünya ekonomisinde uzun süredir var olan bir gerilimin açığa çıkmasıyla sorunda petrol fiyatlarının azalan üretim ve azalan talebe karşı belli bir seviyede tutulmasını isteyen Suudi Arabistan’a karşı Rusya bunu geri çevirdi. Düşük fiyat politikasıyla uzun süre devam edebilecek bir rezervi olduğunu söylendi. Neredeyse 570 milyarlık bir rezervden bahsediliyor. Üç yıla yakın süre bu petrol fiyatının düşük tutulmasını devam ettirebilecek bir kapasitesinin olduğunu düşünüyor Rus uzmanlar. Bunu dünya ekonomisinde önümüzdeki dönem için aslında rakip firmaların ya da ülkelerin biraz zorlamak, onların ittirerek belki de rekabet dışına çıkarmak stratejisini izlediğini söyleyenler var. Açıkçası petrol konusu pek hakim olduğum bir alan değil. Ama özellikle uluslararası ekonomi basınında dile getirilen konu 30 dolar civarına geldiği ve bu uzun sürdüğü zaman kaya petrolü üreten Amerikalı firmaların büyük ölçüde zora düşebileceği yönünde yorumlar var. Gerçi şimdiden ileriye bir 6 aylık anlaşmaları imzaladıkları için hemen etki etmesi beklenmiyor. Ama önümüzdeki yıla kadar sürerse bu süreç petrolün fiyatının düşük seyretmesi bu şirketlerin iflas etmesine neden olabilir. Ama orada da ilginç bir konu ortaya çıkıyor. Bu yeni teknolojiyle üretim yapan şirketler iflas ettiği zaman bu nedenle, aslında Rusya zorlamış ve o nedenle ortaya çıkmış gibi görünüyor. Ama sonuçta bu şirketleri alacak olan eski büyük petrol firmaları Exxon gibi. Aslında onların daha konsolide olduğu bir yapı ortaya çıkıyor. Belki de A’dan Z’ye planlandığı ve ona göre uygulanan bir oyundan çok aktörlerin daha duruma göre hareket ettiği ve bunun da çoğu zaman istenmeyen sonuçlara yol açtığı bir dönemden geçiyoruz. Ama bu petrol fiyatı konusu çok önemli. Zaten uzun süredir Avrupa ve Amerika ekonomisindeki sorun enflasyon yaratamamaktı ve deflasyonun sınırındalardı. Petrol fiyatının yüksek olması ekonomilerin deflasyona düşmemesini sağlıyordu. En azından kağıt üzerinde. Şu anda bu düşük fiyatta kaçınılmaz olarak bütün batı ekonomisi böyle bir ekonomik zorlukla karşılaşacak.”

    ‘2018-19 krizinden çıkış hikayesi sonlanmış durumda’

    Merkez Bankası
    © REUTERS / Umit Bektas/File Photo
    Akçay, dünyadaki ekonomik gelişmeler sayesinde Türkiye’deki Merkez Bankası’nın da faizleri düşürmesinin olumlu olduğunu söyledi. Koronavirüs ile birlikte dünyanın yeni bir konjonktüre girdiğini ifade eden Akçay, Türkiye’nin 2018-19 krizinden çıkış hikayesinin sonlanmış durumda olduğunu dile getirdi:

    “TÜSİAD bu hafta içerisinde ekonomi yönetimi kapsamlı bir tedbir paketini açıklayacağını duyurdu. İçeriğine dair bilgi verilmemiş ama bir müdahale ihtiyacı olduğu açık. 2019’un ikinci yarısından itibaren küresel ekonomideki gelişmelerin de büyük bir yardımıyla, Fed’in o tarihte dünya ekonomisindeki yavaşlamaya karşı faizleri indirmeye başlaması ve miktarsal genişlemeye yeniden başlaması gibi önlemlerin yarattığı uluslararası finansal genişleme döneminin yardımıyla 2019’un ikinci çeyreğinde krizi beklenenden çok daha hafif geçirerek ekonomi yönetiminin atlatmasına yardımcı oldu. IMF programına uygulamaya ihtiyaç duyulmadan kriz atlatılabildi. Bu tamamen uluslararası konjonktürün sağladığı olanaklarla ilgiliydi. Toparlanma kamu bankaları liderliğinde yürütülen çok kuvvetli kredi genişlemesi sayesinde gerçekleşti. Yine uluslararası ortamda düşen faizler bizim Merkez Bankası’nın faizleri hızlı şekilde düşürmesine olanak sağladı. Ocak ayı itibariyle eğer bu korona salgını başlamasaydı Türkiye ekonomisinde faiz indirimi sürecinin sonuna gelindiği ve neredeyse yılda 13’leri bulmuş resmi işsizlik rakamlarıyla baş başa kaldığımız bir dönemi yaşayacaktık. Ama şu andan itibaren yeni bir konjonktüre girdik. Artık 2018-19 krizinden çıkış hikayesi sonlanmış durumda. Şu andan sonra virüsün Türkiye’de bir salgın haline gelip gelmeyeceği, boyutları ve buna karşı alınacak önlemlerin ne düzeyde sertleşeceği ekonomik açıdan çok etkili olacak. Örneğin İtalya’daki gibi kapsamlı bir karantina durumunda, üretim faaliyetinin tamamen durması durumunda konuşacaklarımızla, bunun kısmen atlatıldığı bir durumda konuşacaklarımız çok farklı olacak. Şimdiden tahmin yapmak çok zor. Türkiye ekonomisi gerçekten dünya ekonomisinden bağımsız düşünülemez. Örneğin Avrupa’da sert bir daralma yaşandığı zaman, Türkiye’nin ihraç pazarlarında sert bir daralma yaşandığı zaman, Türkiye tek başına kendi içine kapanarak kuvvetli canlı ekonomik büyüme sağlaması mümkün değil. En azından işsizliği azaltabilmesi mümkün değil. Ama şöyle olanaklar çıkabilir. Bu hafta açıklanacak pakette borç ertelemeleri, faizlerin biraz daha düşürülmesi, teşvik paketlerinin biraz daha hayata geçirilmesi gibi önlemleri görebiliriz. Bunlar düne kadar çok zordu, ekonomi yönetiminin böyle bir alanı yoktu. Ama şimdi dünyada zaten olağanüstü tedbirler alındığı için böyle bir alan açılmış olabilir. Yine de böyle bir ortamda kim yatırım yapmak ister, hangi firma kapasite arttırarak işsizlik sorununu azaltmaya yönelik önlem almak ister talep yokluğunda, o da ayrı bir konu. AKP yönetiminin 2000’li yıllar boyunca özelleştirdiklerinin ne işe yarayabileceği bu gibi ortamlarda görülüyor. Kamu iktisadi teşekkülleri olsaydı kar amacı gütmeyen kurumlar olsaydı şu anda toplumun ihtiyaçlarını karşılamak daha mümkün olurdu. Bunların olmadığı bir durumda nasıl bir süreç bekliyor, yaşayıp görmek lazım.”

    Etiketler:
    Petrol, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, kapitalizm, Ekonomi, Koronavirüs
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın