05:13 30 Mart 2020
Canlı Yayın

    'ABD merkezli dünya sistemi sersemletici darbe aldı, Çin öne çıkıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 20
    Abone ol

    Gökhun Göçmen'e göre, koronavirüs pandemisi devletler için imtihan haline geldi. ABD'nin krizde tek taraflılık ile küresel hegemonyası açısından darbe aldığı görüşündeki Göçmen, Çin'in ise öne çıktığını dile getirdi. Göçmen'e göre, Washington yönetimi bu yüzden Trump'ın 'Çinli virüs' etiketleri eşliğinde Pekin'i 'şeytanlaştırmaya' çalışıyor.

    'Koronavirüs' (Kovid-19) krizi, dünya çapında milyonlarca insanın karantina altında yaşamaya başlamasıyla küresel bir fenomen haline gelirken, gelişmelerin uluslararası ilişkilere etkileri üzerinden de yeni başlıklar ortaya çıkıyor. Krizin toplumların sağlığı ve güvenlikle ilgili olduğu kadar kısa, orta ve uzun vadede sosyo-ekonomik sistem üzerine etkileri eşliğinde jeopolitik etkileri tartışılıyor. Özellikle yükselen güç Çin, virüsün ilk vurduğu ve yayıldığı ülke olarak virüsle savaşı kazanmış bir manzara çizerken, ABD öncülüğündeki Batı dünyasındaki sarsıntılar dikkati çekiyor.

    Donald Trump yönetimi altındaki ABD'de koronavirüs 'Çinli virüs' şeklinde anılmaya başlandı. Trump ABD medyasında da kullanılan bu ifadeler eşliğinde 'ırkçılık' ithamlarıyla karşı karşıya kalırken, 'kaynak ülke' olarak anılmaktan rahatsız olan Çin ise Virüsün kaynağı tartışmalarının 'bilim insanları tarafından yapılması gerektiğini' dile getirdi. ABD'nin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) başkanı Robert Redfield'in tartışmalı açıklamaları üzerinden Washington'ı suçlamaya kadar gitmiş durumdayken, ABD ile Çin arasında şimdiden bir bilek güreşi yaşanmakta.

    Gelişmeleri gazeteci-yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

    ‘Koronavirüs siyasi bir imtihan haline de geldi’

    Gökhun Göçmen'e göre, bu küresel pandemiye yönelik mücadele, insanlığın ortak belasına karşı farklı sistemlerin dayanışarak, birbirlerinin deneyimlerinden öğrenmek yerine rekabete giriştiği bir kriz sahasına dönüşmüş durumda. ABD'nin bu krizle mücadeleyi Trump'ın da etkisiyle zaten başlamış olan süreçte 'tek taraflılık' üzerinden yorumladığını söyleyen Göçmen, Çin ise krizle mücadeleyi dış politikasını kurguladığı küreselleşme temeli üzerinde değerlendirdiği görüşünü dile getirdi:

    “Bu zamana kadar dünyada küresel bir salgınla mücadele edilirken, diğer yandan da farklı sistemlerin ne yazık ki birbiriyle dayanışmak, birbirilerinin deneyimlerinden öğrenmek yerine sitemlerini rekabet ettirdiği bir kriz sahasına dönüşmüş durumda koronavirüsle mücadele. Oysa insanlık olarak isterdik ki hangi sisteme sahip olursa olsun bu insanlığın ortak belasına karşı deneyimler ve öğrenilen bilgiler birleştirilsin, ortak bir havuzda toplansın. Ne yazık ki böyle olmadı. Aynı zamanda siyasi bir imtihan haline de geldi krizler. Tarihte de hemen hemen bütün krizler devletlerin, aktörlerin bir kriz yönetim sınavına dönüşmüştü. Şimdi de benzer bir süreci işliyoruz. Amerika ve devlet kapitalizmi arasında bir ayrım. Ama bugün şartlarında Çin’in okuması daha farklı. Çin başından beri ABD ile olan mücadelesini, rekabetini, şu biçimde kodlamaya başladı. ABD artık Donald Trump ile birlikte tek taraflılığa dönmüştür. Ticaret savaşları da koronavirüs de bununla ilgilidir, tek taraflı hareket etmeye başladı dünyaya. Uluslararası anlaşmalardan çekiliyor, önce Amerika diyor. Bunu yapan ABD yönetimi tıpkı ticaret savaşlarında olduğu gibi koronavirüste de benzer bir tavır izliyor. Önce Amerika diye Washington yönetimi, Dünya Sağlık Örgütü’ne ayırdığı parayı yüzde 50 oranında kesiyor. Diğer ülkeleri bilgilendirmiyor, hatta kendi yönetimleri içinde de kriz var. Avrupa ile sınırlarını kapatmasından tutun da diğer ülkelere yardım göndermemesine, DSÖ gibi uluslararası platformlara ayırdığı bütçeyi yarısının altına indirmesine kadar bir tek taraflılık sergilemekte. Çin ise koronavirüsle mücadeleyi tam olarak kendi dış politikasını kurguladığı temelde ilerletmeye çalışıyor. Bu küreselleşmedir. Çin’in temel tezi bugün şu. Aslında küreselleşmeyi biz teşvik ediyoruz. Bunun nimetlerinden hep birlikte faydalanacağız. Geleneksel dünya artık bir küçük köy haline geldi, eski Birleşmiş Milletler Genel Başkanı’nın direktörü Kofi Annan’ın terimiyle. Dolayısıyla dünya eğer küçük bir köy diyorsa Çin yönetimi, burada da uluslararası anlamda dayanışmayı yükseltmeliyiz. Dış politikada da bu konumlanmamızı kolaylaştıracak ve sağlamlaştıracaktır diye düşünüyor. ABD’nin ‘önce Amerika’ tezine karşı Şi Cinping’in dış politikada anahtar kavram olarak sunduğu ‘insanlığın ortak geleceğine Çin medyasında sık sık vurgu yapılıyor. Çin’in ABD ile rekabeti aslında tam olarak bu temelde ilerletiyor ve dünyaya bu mesajı veriyor. Yani bir tarafta yardım etmeyen, içine kapanan hatta Almanya’da aşının tekelini almayı çalışan bir Amerika var. Çin ise diğer tarafta ‘İtalya’ya da Sırbistan’a da yardım ediyorum, küresel kriz aslında bizim tezlerimizin doğru olduğunu kanıtlıyor’ mesajını paylaşıyor dünyayla.”

    ‘Çin kendisine daha fazla rol verilmesini istiyor’

    Göçmen, Çin'in koronavirüs mücadelesinde kendine özgü sosyalist sistemini yaymaktan hareket etmediğini aktardı. Bunun yerine uluslararası platformlar aracılığıyla dünyaya yardım eli uzatılmasının söz konusu olduğunu söyleyen Göçmen, Çin’in bu talebinin altında küresel sahnede Asya’nın daha fazla söz sahibi olması vurgusu yattığını ifade etti. Çin’in diğer ülkelerin içişlerine müdahale etmeden uluslararası düzeni reforme edecek şekilde ortak yeni bir sistem geliştirmek istediğini aktaran Göçmen, ABD’nin ise uluslararası düzeni terk etmiş bir tavırda olduğunu dile getirdi:

    “Şu zamana kadar takip ettiğim ve görev yaptığım yerlerde Türkçe’ye kazandırdığım makaleler arasında özellikle bu ‘sosyalizmin başarısıdır’ vurgusu yer almıyor. Makalelerin genelinde böyle bir şey yok, özelinde vardır mutlaka. Çinliler de bunun muhasebesini yapacaktır, sosyalizm vurgusu ilerleyen dönemlerde çıkacaktır. Ama Çin kamuoyu, Çinli yöneticiler ya da Çin medyası aksine kendi sistemlerinin ne kadar güçlü olduğunu, yani Çin’e özgü sosyalizmin ne kadar güçlü olduğunu vurgulamak istemiyorlar. Siz de biraz sosyalizmi benimseyin, siz de bizdeki sosyalist yönetim biçimini alın ve kendi ülkenizde kopya edin diye bir talepte bulunmuyorlar. Aksine biz sizin içişlerinize karışmıyoruz, farklı sistemlerde yönetilmenizi olağan buluyoruz. Ama bildiğimiz dünyanın da sonu geldi diyor. Çünkü Çin mücadeleyi şuradan kurguluyor. Uluslararası platformların artık oyun kurucusu benim. İtalya’ya da yardım sağlayan benim. Sırbistan Cumhurbaşkanı Avrupa’da dayanışmasının öldüğünü ilan ediyor ve beni kardeşi olarak tanımlayıp sadece benim onlara yardım edebileceğini söylüyor derken artık ben domine ediyorum uluslararası ilişkileri diyor. Dünya Sağlık Örgütü, IMF gibi uluslararası platformlarda da Çin kendisine daha fazla rol verilmesini istiyor. Hatta sadece kendisine değil dünyanın üretiminin gerçekleştiği Asya’nın daha fazla söz sahibi olmasını istiyor. Kendi mantık çerçevesinde de çok haksız sayılmaz. Nitekim ABD basını da özellikle bu durumu vurgulamakta. Örneğin Bloomberg’de bir makale var. Demokratik dünya düzeni 2008 krizinden sağ kurtuldu. Şimdi bu kadar şanslı olmayabilir. Çin’in müdahalesi ve ABD’nin gönülsüzlüğü, çekingenliği ve bir dizi hatası ve önderlik ettiği dünya düzenine sakinleştirici bir darbe vurabilir vurgusunda bulunuyor. Çin, toptan dünyada ülkelerin ya da toptan bir tek tek ülkelerin ya da toptan bir sistemsel değişimin aksine var olan uluslararası platform ve kuruluşların bir şekilde reforme edilmesini ve kendi başta olmak üzere Asya ülkelerine daha fazla rol verilmesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü ABD artık onlar için gemiyi, uluslararası düzeni terk etmiş durumda. Çin şunu iddia ediyor; statükoyu reforme edersek bu şekilde devam ettirebilir ve sistemlerin farklılığına bakılmaksızın tüm tarafların kazanabileceği bir sistemi inşa edebiliriz hikayesini dünyaya anlatıyor.”

    ‘ABD’nin dünya sistemi sersemletici bir darbe aldı’

    ABD’nin önderlik ettiği dünya sisteminin sisteminin sersemletici bir darbe aldığı görüşündeki Göçmen, ABD yönetiminin buna karşılık Çin’i stratejik rakip olarak birçok yolla 'şeytanlaştırmaya' çalıştığını söyledi. Göçmen, Trump’ın ‘Çin virüsü’ tabirini Çin’e karşı nefret algısı yaratmak için kullandığını ifade etti:

    “ABD ve önderlik ettiği dünya sistemi bugün bakıldığında sersemletici bir darbe almış gözüküyor. Önce Amerika diyen ABD içine kapanmış durumda, kendi halkını doğru bilgilendiremiyor. Çin’i şeytanlaştırmaya çalıştılar, bir nebze olsun bu tuzaktan kurtuldu. Başarılı bir kamu diplomasisi örneği sergiliyor yardımlar çerçevesinde. ABD bunun karşısında ne yapıyor? Stratejik rakip olarak tanıdığı Çin’i şeytanlaştırmaya devam ediyor ve virüse Çin virüsü diyor. Bu farklı konumlarda olan insanları ya da sistemleri değil bütün insanlığı ilgilendiren bir durum. Örneğin H1N1 virüsü vardı 2003 yılında. Amerika’da ilk ortaya çıktı, 13 bin kişi öldü. Ama kimse kalkıp Amerikan virüsü demedi buna. ABD işi öyle bir noktaya taşıyor ki artık, tüm evrensel değerleri ayaklar altına alarak yapıyor bunu da. Çin virüsü demenin ne demek olduğunu biliyoruz ve şu mesajı veriyor: ‘Çin’e minnettar olmayın, ondan nefret edin’. Ama kendisi hiçbir şey yapmıyor. ‘Size yardım etmeyeceğim, ben kendi sınırlarımı kapatıyorum, kendi halkımı test etme kapasitem yok koronavirüs vesilesiyle halkı doğru bilgilendiremiyorum, internet sitesinden verileri kaldırıyorum’. Çok başarısız bir performans sergilerken, dünyaya da Çin’den nefret edin çünkü virüs oradan yayıldı diye oldukça insanların ilkel duygularına hitap edecek bir ırkçılığı devletler düzeyinde kurumsallaştırmaya çalışıyor."

    'Çin ABD'ye sorular soruyor, ABD yanıtlamıyor, elçiyi çağırıp nota veriyor'

    Göçmen, Çin'in ise ABD'nin tutumuna karşılık 'koronavirüs'ün önceden tespit edilip edilmediğini, Vuhan'a askeri oyunlar için gönderilmiş ABD askerlerinin durumunu sorguladığını, ancak karşılığında Amerikalıların bu soruları yanıtsız bırakarak Çin büyükelçisini çağırıp nota verdiklerini aktardı. Göçmen, Amerikan medyasının da Trump'ın 'kurumsal ırkçılığını' yansıtmasının talihsizlik olduğunu dile getirdi:

    "Çin de bunun karşısında şunu söylüyor, çok basit bir gerçek var. Koronavirüs daha önceden tespit edildi mi? Daha önce influenza'dan ölmüş olanlarda koronavirüsü tespiti yapıldı mı, bir oturumda soruluyor, olabilir yanıtını alıyor ve Çinli şu soruyu soruyor. ‘Siz eylül ve ekim aylarında Vuhan’a 300 asker gönderdiniz, döndükten sonra askerler hayatını kaybetti mi ve bunların arasında koronavirüs olanlar var mı’ sorusunu soruyor. ABD bunu yanıtlamıyor. Çin büyükelçisini çağırıp nota veriyor. Arkasından kurumsal şekilde ırkçılığı tetiklercesine ben bunu Çin virüsü olarak anacağım diyor. ABD medyası da tamamen bugün Beyaz Saray’ın bu kurumsal ırkçılığına destek verecek şekilde yayınlar yaptı. Wall Street Journal haberini hatırlıyoruz, Asya’nın hasta adamı diye başlık attı. Osmanlı’da kullanılıyordu, hasta adam Osmanlı diye. Çin basını da özellikle o noktaya vurgu yapıyor. Bu dünyada hem Türklere hem de Çinlilere yönelik kullanılan bir terimdi. Batının bizi sömürdüğü dönemde ve aşağıladığı dönemde bu hasta adam tabirini kullanılırlardı. WSJ bunu çok iyi biliyor. Tekrar ırkçılığı körüklemek ya da bizi güçsüz durumda göstermek için hasta adam tabirini kullandı diyor. Sadece WSJ de değil Fox News’in ana anchorman’i Çin bütün dünyadan özür dilemelidir diyor.”

    'Jack Ma'nın yardımları uluslararası dengenin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor'

    Göçmen'e göre koronavirüs pandemisi, ABD'nin tutumuna karşılık Çin'den bu ülkeye yahut Avrupa'ya yapılan yardımlar eşliğinde uluslararası dengenin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor:

    “ABD, tüm bilim insanlarının reddettiği, ‘virüsün milleti, mezhebi, ideolojisi olmaz’ı, bütün dünyanın konuşarak üzerine anlaştığı statükoyu yıkarak sadece ilkel duygular üzerinden bir kamplaşma yaratmaya çalışıyor. Aslında ABD’nin elinde kalan son enstrüman da bu. Aynı zamanda bu Amerika’nın elinden bir şey gelmediğini, bir şey yapmak istemediğini göstergesi. Bugün bütün dünya Ali Baba’nın sahibi Çinli işadamı Jack Ma’nın yaptığı yardımları konuşuyor.  Jack Ma, Amerika’ya dahi yardım gönderiyor. 1 milyon maske İtalya’ya gönderiyor, Afrika’ya gönderiyor, en son Umman’a gönderdi. Ama kimse bugün Facebook’un kurucusunu konuşmuyor. 10 yıl önce olsaydı küresel sahnede biz Microsoft’un sahibi Bill Gates hayır için ayrıldı, şimdi şunu yapıyor diyeceklerdi. Mark Zuckerberg, şu projemiz var diye siyah tişörtüyle sahneye çıkacaktı. Ama iş öyle bir noktaya geldi ki bütün dünya bugün Jack Ma’nın yardımlarını konuşuyor. Bence uluslararası ilişkilerde dengenin nasıl değiştiğini göstermesi açısından çarpıcı bir örnek. Bu kadar hızlı yayılan bir salgınla mücadelede katı önlemler almaktan başka bir çare yok.

    'Çin aldığı önlemlerle dünyaya bir ay armağan etti'

    Göçmen'e göre, Çin, bu denli hızlı yayılan bir salgında çareyi katı önlemler almakta bularak haklıydı. Çin’in aldığı bu sert önlemler sayesinde dünyaya bir ay hediye ettiğini söyleyen Göçmen, uygulanan yöntemlerin bugün Batı'nın da mumla aradığı yöntemler olduğunu belirtti:

    "Çin bunu uyguladı. Aslında yapması gereken şeyi yaptı. Eğer halk meclisleri kurup oturumlar yapılsaydı, insanlara fikirleri sorulsaydı, bu virüs önlenemezdi. Böyle hızlı şekilde insandan insana sirayet edebilen bir virüsü otokratik tedbirlerle ancak engelleyebilirsiniz ve Çin bunu yaptı. Bugün aslında Çin dünyaya bir ay armağan etti. Çin’de bu koronavirüs çıktığı andan itibaren deniz aşırı ülkelere gitmesi yüzde 99 oranında anakarada kısıtladı. Dünyanın büyük bir çoğunluğuna Çin bir ay armağan etti. İtalya, İran bunu kullanabilseydi. Biz de belki en iyi değerlendiren ülkelerden biriyiz ama dünyanın tümüne bakıldığında müthiş bir rahatlık vardı. Oysaki Çin aldığı sert önlemler neticesinde dünyaya bir ay armağan etti. Çin, ben önleyici bir tedbir alıyorum dedi. Bunun anlamı insanları izole edeceğim ve tüm kamusal alanları da peyderpey şekilde temizleyeceğim. Avrupa Birliği’nin kimi yatıştırıcı önlemlerden bahsediyor. ‘Demokratik ülkeyiz, bir şekilde yatıştırıcı önlemler alacağız’. İngiltere, sürü bağışıklığını sistemini uygulayacaktı, şimdi oradan dönüyorlar. Ama dünya şunu gördü. Bir tarafta hakikaten önleyici tedbirleri en sert şekilde uygulayan Çin, diğer tarafta önündeki zamana rağmen iyi değerlendiremeyen Batı. Dönüp dolaşıyor batı ülkeleri, Çin deneyimine tekrar bakıyorlar. Örneğin İtalya ve İsrail. İsrail’de karantinaya uymayan insanlar yaka paça gözaltına alınıyor. Bunu İsrail iç istihbaratı, insanları uydu üzerinden izliyor, sağlık bakanlığına bildiriyor ve polis aracılığıyla bu insanları tutukluyor. Fransa’da ordu sokağa iniyor. Dolayısıyla ilk başlarda Çin’in otokratik önlemleri, totaliter diktatör önlemleri dedikleri şey bugün Batı'nın mumla aradığı yöntemler haline gelmiş durumda. Biz Çin gibi ne kadarını başarabiliriz konusu tartışılıyor.”

    'Çin'e özgürlükleri yok ediyor diyenler aynı yöntemi geç uygulayan İtalya'nın Avrupa'yı kurtardığını yazabiliyor'

    Çin’in klasik Batılı değerleri benimsemiş bir toplum değil kolektif bir ruhla hareket edilen bir ülke olmasının krizle mücadeleyi kolaylaştırdığını aktaran Göçmen, ABD medyasının ise karantina yüzünden Çin'e 'özgürlükleri yok eden ülke' muamelesi yapmışken, bugün aynısını çok geç uygulayan İtalya'yı 'Avrupa'yı kurtarmaya çalışan ülke' olarak sunabildiğini anımsattı:

    “Çin toplumu, klasik batılı değerleri benimsemiş bir toplum değil. Kişisel özgürlük ve devlet tedbirleri ya da devlet talimatları karşı karşıya geldiği andan itibaren devletin üstünlüğü daha ön plana çıkıyor. Çin bu anlamda da yaptırımları olan da bir ülke. Liberaller tarafından eleştirilse de Çin toplumu belki de kodlarına işlemiş böyle bir durum var. Çin’de görev yapan arkadaşlarımla da bunu konuştum, muhteşem biçimde devletin söylediklerine itaat etme durumu var. Hatta NBC’nin editörü Çin’de karantinaya alındı, kendisi de bunu söyledi. Muhteşem kolektif bir ruhla kendimi ABD’de olduğumdan daha güvende hissettim dedi. Bunu söyleyen ABD’li sitenin editörü. Dolayısıyla Çin toplumunun böyle bir kolektif ruhunun olduğundan bahsetmek mümkün. New York Times gazetesi Çin, Vuhan’da karantina ilan ettiği zaman 60 milyon insanı kilitliyor ve özgürlüklerini elinden alıyor diye manşet attı. Aynı tedbiri birebir İtalya aldığında da, ‘İtalya ekonomisini riske atmak uğruna Avrupa’yı kurtarmak için karantina ilan etti’ dedi. Bu haberlerin temelinde çok açık bir siyasi güdümlü olduğunu görmek mümkün. Dolayısıyla batının bakış açısı tam da bugün bu. Ama insanlar artık ne öğrenebiliriz diyerek Çin’e bakmaya çalışıyor. Çinlilerin teorik dergisi var.  Burada Şi Cinping yazdığı makalede, doğrudan talimat verdi; ‘Teknoloji ve sağlık çalışmaları birebir eşgüdüm halinde yürütülecek ve ilerleme sağlanacak. Bu aynı zamanda Çin sağlık otoritelerine verilmiş bir talimat. Şi Cinping’in küresel saldırılarla mücadele noktasında kesin çözüm bulunması talimatı verdiği görünüyor koronavirüs özelinde. Yüklü miktarda bağışlar yapılıyor araştırmalara. Jack Ma çok büyük yardımlarda bulundu aşının geliştirilmesi için. Diğer tarafta ABD’de de çalışıyor, diğer enstrümanları deniyor. Alman şirketin kapısını çalıyor ve telif haklarını almak istiyor. Çünkü bu ABD açısından büyük küresel pazara aşı satmak anlamına gelecek. İsrail gibi biyoloji alanında gelişmiş ülkelerin de aşı üstünde çalıştığını biliyoruz. Ama okuduğum kadarıyla 1.5 yılı alabildiği söyleniyor bu aşıların. Belki biraz uzağında olduğumuzu söylemek mümkün. Ama bütün ülkelerde bu konu bir teftiş meselesi olacak. Vuhan, dünyaya ben armağan ediyorum diyecek.”

    Etiketler:
    Küreselleşme, pandemi, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği, İtalya, Kriz, Çin, Koronavirüs, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın