20:35 05 Ağustos 2021
Canlı Yayın

    'Kapitalizmden vazgeçmeden ulus devlet modeline geçiş mümkün değil'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    Küresel salgın: Koronavirüs vakaları 1,5 milyonu aştı (244)
    0 40
    Abone ol

    Doç. Behlül Özkan, küçük bir virüsün dünyada kendi kendini yok eden sistemin çarklarını ortaya serdiği görüşünde. Özkan'a göre; Trump'ın ABD ikonlarını yıkarken 'sınırlar inşa edip ülkeyi koruyacağını' zannettiği, kapitalist sistemi en iyi işletenin ise ÇKP olduğu dünyada, ulus devletlere dönüş imkansız, küresel sorunlara çözüm ise görünmüyor.

    Koronavirüs pandemisi nedeniyle yaşanan yaşanan toplum sağlığı krizi ile ekonomik krizin dünyayı ve insanlığı nereye taşıyacağı tartışmaları sürüyor.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ülkelerin dayanışması ve birlikte hareket etmesi çağrıları yaparken, pek çok ülke krize sınırlara kapatarak çare arıyor. Sınır kapatma pandeminin yayılması için gerekli görünürken, hükümetlerin yöneldiği bu uygulamanın nereye evrileceği, salgın sonrası yaşanacak ekonomik krizde dünyayı nereye taşıyacağı merak konusu. En başta da mevcut küreselleşmenin devam edip etmeyeceği, yeni ve boyut değiştirecek bir küreselleşmeye mi yol açacağı, Keynesyen politikalar eşliğinde ulus devlet vurgusunun artmasına mı neden olacağı ele alınıyor.  

    Krizi ve krize karşı sergilenen refleksler, kapitalizmin insanlığı sürüklediği yeri Marmara Üniversitesi'nden Doç. Behlül Özkan ile konuştuk.

    'Trump sınırlar inşa ederek ülkeyi koruyacağını sanıyor'

    Doç. Behlül Özkan, küreselleşmeyi kapitalizmden bağımsız düşünmenin mümkün olmadığını, küreselleşmeden 'kapitalizmin geldiği yeni aşamayı anlamak gerektiğini' söylerken, malların dolaşımını ve ulaşımı çeşitlendirirken doğayı tahrip etmeye varan düzenin küçük bir virüs yüzünden yaşamı durdurma noktasına getirdiğini belirtti. Özkan, kriz karşısında ülkeleri yönetenlerin bir yandan çarkları işletmek vurgusuyla üretimi sürdürürken, diğer yandan sürü bağışıklığından sınırları kapatmaya uzanan tedbirlere başvurmak zorunda kalmalarındaki ironiye dikkat çekti:

    “Ben küreselleşmeden kapitalizmin geldiği yeni bir aşamayı anlıyorum. Yoksa küreselleşmeyi kapitalizmden bağımsız olarak düşünmek pek mümkün değil. Nasıl ki kolonyalizm, emperyalizm kapitalizmin çeşitli aşamalarıysa, küreselleşme de benzer şekilde tanımlanmalı. Kapitalizmin yeni aldığı format. Ulus devletlerin ortaya çıkışının aslında kapitalist pazarlar yoluyla olduğunu açıklayan düşünürler var. Milliyetçilik alanının önemli isimlerinden Gellner. Kapitalizm öncesinde herkes ürettiği malı yerel pazarlarda satıyordu. Yerel pazarların ötesine gitmek mümkün değildi çünkü ulaşım araçları yoktu. Antalya’da üretilen portakalı İstanbul’da, İstanbul’da üretilen metayı başka yerlerde pazarlamamız gerekiyor. Böylelikle verim ve karı arttırıyorsunuz. Ulus devletler nasıl kapitalizmin gerektirdiği şekilde, yerel pazarlardan ulusal pazara gidişin yolunu açtıysa, son 30 yılda da küreselleşmeyle anlatmak istediğimiz ulusal pazarların verimlilik ve kar açısından kapitalizme yetmemesi. Kapitalizm entegre bir küresel pazar istiyor. Dolayısıyla bölgesel pazarların bir entegrasyona gitmesiyle Peru’da üretilen kinoayı bugün sofralarımızda buluyoruz. 30 yıl önce mutfaklarımızda olmayan meyveler ve sebzeler girmeye başladı. Dünyanın her tarafındaki yetişen kahveleri tüketebiliyoruz. Bangladeş’te, Pakistan’da üretilen tişörtü daha ucuza giyiyoruz. Bu küresel pazarın kapitalizm tarafından yaratılması. Ama bunun birey ve toplumun üzerinde inanılmaz bir negatif etkisi de var. İnanılmaz bir sirkülasyonun içindeyiz hepimiz. Bu sirkülasyon psikolojimizi, bünyemizi ve doğayı inanılmaz şekilde tahrip ediyor. Günde 6 milyon yolcu bir yerden bir yere uçuyordu. Şimdi bunu dünyanın kaldırabilmesi mümkün değil. Küreselleşmenin geldiği çelişkili noktayı bundan daha güzel ifade eden bir gelişme olamazdı. Uçakların ürettiği gaz, araba egzozlarından çıkan gazdan çok daha çevreyi kirletiyor ve küresel ısınmaya ciddi etkisi var. Küreselleşme sınırları kaldırarak, bütün küresel pazarı birbirine entegre etmeye çalışırken şimdi dünyadaki metropollerde yaşam durma noktasına geldi. Küçücük bir virüs yüzünden. Yaşamın ve dünyanın geldiği bu noktada tehditlere de açık durumdayız. Bugün metropollerde yaşam durdu. Bırakın küresel olarak seyahat etmeyi bir şehirden öbürüne gitmek mümkün değil, mahallenizi değiştiremiyorsunuz. Karantina, seyahat ve evden çıkma yasakları, bütün dünyada kapitalizmi ve yaşamı durdurma noktasına getirdi. Buna karşı verilen tepkiler de oldukça çarpıcı. Mesela bir kısım dünya liderleri, sürü bağışıklığı uygulayalım, kapitalizm durmasın dediler. Türkiye’de de sürekli iktidar tarafından söylenen bu, ‘Çarkları işletmeye devam edeceğiz’. Aslında toplumun sağlığından daha da önemli olan ekonominin işlemesi. Çünkü ekonomi durursa bütün iktidar mekanizmaları için, altından kalkacakları yük daha da ağırlaşacak. Öyle olacağını düşünüyorlar. Bir yanda sürü bağışıklığı sistemine geçen ülkeler var. Avrupa Birliği, küreselleşme dediğimiz olgunun en ikonik aktörlerinden biri, sınırları kaldırdılar kendi aralarında. Fakat küçücük bir virüs AB arasındaki sınırları tekrar geçici süre de olsa ortaya çıkarttı. Bugün Avrupa’da tekrar sınırlar var. Amerikan Başkanı Trump, virüse karşı sınırları tekrar inşa ederek ülkeyi koruyacağını sanıyor.”

    'Kendi kendini yok eden bir sistemin çarklarının içindeyiz'

    Özkan, iletişimin müthiş hızının insanları bilgi kaynakları bağlamında da dijitalleşmeye yönlendirdiğini belirtirken, yaşanan baş döndürücü sirkülasyonun yarattığı mental yorgunluğa atıf yaptı. Bütün bunların kapitalizmin sermayeyi, malı hızla sürküle edip, azami kar elde etmeye dayalı yapısından esinlendiğine dikkat çeken Özkan, 'kendi kendini yok eden bir sistemin çarklarının içine girilmesinin' mevzu bahis olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    “Türkiye’de ve dünyada gazeteler anlamını yitirdi. Çünkü 24 saatte üretilen bir haber organı aslında hiçbirimiz için içinde bulunduğumuz şartlarda çekici gelmiyor. Hepimiz sosyal medya üzerinden ve online sitelerden alıyoruz haberi. Çünkü bu daha güncel oluyor. Hepimizin içinde bulunduğu bu haber sirkülasyonu ile artık gazeteleri bırakıyoruz, çünkü online şekilde daha güncel takip edebiliyoruz dünyada ne olup bittiğini. Fakat bu hepimizin bünyesi için inanılmaz bir yük getiriyor. Psikolojik olarak da mental olarak da inanılmaz bir yorgunluk içindeyiz. Çünkü hepimiz günceli takip etmek zorunda hissediyoruz kendimizi. Vücudumuz bu kadar güncel olmaya adapte olamıyor, mümkün de değil. İnsan zihni bunun için yaratılmamış, tıpkı dünya ve tabiatın kapitalizmin geldiği bu nokta için yaratılmadığı gibi. Dünya da buna tepki veriyor küresel ısınmayla. Kapitalizm olabildiğince hızlıca sermayeyi, malı çevirmek sirküle etmek ister. Ne kadar çabuk ve hızlı sirküle ederse, karı o kadar çabuk realize eder. Mesela ormancılık kapitalizmin hiç girmek istemediği bir alandır. Çünkü bir ağacı ektiğinizde, 20-30 yıl sonra ondan verim alabiliyorsunuz. Bu yüzden ormanlar kapitalizmin korumak istemediği bir alan. Ormanları açarak, tarım arazilerine, şehirlere dönüştürerek bir an önce o alanı sermaye ve dönüşümün içine sokmaya çalışıyor. Bu da küresel ısınmanın en önemli faktörlerinden biri. Kendi kendini yok eden bir sistemin çarklarının içine girdik. Bunu sınırlara da bağlamak gerek."

    'Trump Amerikan ikonlarını yıkmaya başladı'

    Küreselleşmenin en başta ABD'ye yaramışken, çarkın tersine dönmesiyle bizzat ABD'yi yöneten bir liderin küresel değerler, sermaye ve şirketleri temel harcını oluşturduğu Amerikan ikonografisini yıkmaya soyunmasındaki ironiye dikkat çeken Özkan, Trump'ın sınırları kapatarak virüsü durduracağını, ABD'yi koruyacağını düşünür hale geldiğini kaydetti. Özkan, dünyanın bu anlamda çok çarpıcı ve çelişkili bir yerde olduğunun altını çizdi:

    "Aslında kapitalizmin geçtiği bu küreselleşme aşamasını en çarpıcı dönüm noktalarından biri Berlin duvarının yıkılmasıydı. O dönemin devlet başkanı Reagan tam da o zaman Doğu Berlin içinde kalan Brandenburg Kapısı önüne gidip arkasına duvarı alarak, ‘Sayın Gorbaçov bu duvarı yıkın, kapıyı açın’ diye çarpıcı bir konuşma yapmıştı. Refah, barış istiyorsanız, sınırlar kalkmalıdır. 30 yıl sonra başka bir Amerikan Başkanı, ‘Meksika sınırına duvar öreceğim’ diyor. Bu ayrıca seçim kampanyasının en önemli maddelerinden biri. Gerçekten Amerikan toplumunun bir kısmı için, kapitalizmin küreselleşme aşamasından son derece zarar gören alt sınıflar için çok da çekici gelmişti. Çünkü Meksika’dan gelen göçmenlerin Amerika’da Trump’ı destekleyen kesimin işsizliğini arttırdığına inanılıyor. Yine Trump, sınırları kapatarak virüsü durduracağını, Amerika’yı bu yolla koruyacağını düşünüyor. Ancak küresel değerlerin, sermayenin, şirketlerin kendisi Amerikan ikonografisinin temel harcı. Amerika küreselleşme üzerinden kendini tanımlıyor. Kaderin garip bir cilvesi olsa gerek ki şimdi bir Amerikan Başkanı tıpkı ikonaklast dönem gibi Amerikan ikonlarını yıkmaya başladı. Sınırlar, duvarlar Amerika’nın ikonları değiller. Çok çarpıcı ve çelişkili bir yerdeyiz. Geleceği de öngörmek şu anda içinde bulunduğumuz anda çok da mümkün değil.”

    ‘Kapitalizmden vazgeçmeden tekrar ulus devlet modeline geçiş mümkün değil’

    Özkan'a göre kapitalizmin geldiği küresel ölçekten geriye dönüş mümkün değil, çünkü küresel sermaye ve finans akışı ulus devlet seviyesine geçişe geçit vermez. Küreselleşmiş sistemde tek tek ulus devletlerin küresel ölçekteki sorunların müsebbipleri olmalarına karşılık tüm insanlığı ilgilendiren sorunlar karşısında 'sınır, duvar çekelim, refah içinde devam edelim' söylemlerinin gerçekçi olmadığını belirten Özkan, son dönemde Avrupa kapılarında oluşan göçmen krizinin bunun en net göstergesi olduğunu anımsattı:

    “Kapitalizmin geldiği bu küresel ölçekten geriye dönüş pek mümkün değil. Kapitalizmden vazgeçmeden, küreselden tekrar ulus devlet seviyesine geçmek mümkün değil. Çünkü küresel sermaye ve finans akışı buna el vermiyor. Zaten 1973’te altına endeksli dolardan yeni sisteme geçmenin de mantığında bu vardı. Sermaye ve finans akışının olabildiğince hiçbir reel ve gerçek çapaya bağlanmaması gerekiyor. Bu kadar küresel sermaye, finans, borsalar var. Buradan geriye nasıl dönülecek, ulus devlet ölçeğine nasıl gidilecek bu pek mümkün değil. Koronavirüsle birlikte insanlık hiç bilmediği bir tehditle karşı karşıya kaldığında en rahat buldukları çözüme kaçıyorlar, o da sınırları koyarak korumak. Koronavirüs ortaya çıktığı günlerde Avrupa’da Türkiye üzerinden bir de mülteci krizi çıkmıştı. Binlerce mülteci Yunanistan ve Ege adaları üzerinden Avrupa’nın sınırlarına dayandı. İspanya ve İtalya üzerinden de geçiyorlardı zaten. ‘Gelişmemiş ülkelerde milyonlar yaşıyor, bunlar da kendi sorunlarını çözemiyorlar, bizim sınırlarımıza dayandılar’ şeklinde tanımlama çok mümkün değil. Bu tanımı Avrupa’nın aşırı sağ partileri yapıyor. ‘Sınırları çekelim kendimizi koruyalım’ diyorlar. Ama Çad Gölü'nün kurumasında küresel ısınma sebebiyle gelişmiş ve Batı ülkeleri ve Çin’in çok büyük bir yükümlülüğü var. Bugün küresel ısınmayla birlikte milyonlarca insan tarım arazilerini kaybediyorlar. Çin, Batı Afrika’nın balıkçılık sistemini, aynı şekilde Japonya ve Batı küresel balıkçılığı sömürürken, bu insanların temel gıda maddelerini ellerinden alırken, sorun yok. Ama bu insanlar işsiz ve aç kalıp Avrupa’nın kapılarına dayanınca o zaman ‘Biz mültecileri almıyoruz, sınırları tekrar çizelim, duvarları inşa edelim’ demek palyatif bir çözüm oluyor. Ancak insanlık tarihinde duvar çekmek gibi çözümlerin şöyle örnekleri var. Mesela Roma’da kuzeydeki barbar kabilelere karşı sınır hattı oluşturmuştu. Berlin Duvarı keza öyle, Çin Seddi öyle. Ama hiçbir duvar sorunları çözmüyor. Çünkü her duvar ve sınır geçirgendir. Hiçbir zaman siz kendinizi tamamen izole edeceğiniz bir sınır veya duvara kavuşamıyorsunuz. Bu bağlamda geçici bir süre için insanlık ulus devlet çözümlere gidecektir. Ancak toplumlar küresel açlık, küresel ısınma konularında birbiriyle dayanışmayı öğrenmeden, ulus devlet ölçeğine nasıl bir çözüm getireceksiniz? Bütün ülkeler uçuşları durdurdu, iki ay sonra tekrar açmak zorundalar. Küresel toplumlar var olmaya devam edecek. Küresel farklılıkların tamamen ortadan kalktığı bir küresel toplum ortaya çıkacağını sanmıyorum. Ancak bütün insanlığı ilgilendiren sorunlara da gelişmiş ülkelerin verdiği ‘Sınır, duvar çekelim, refah içinde devam edelim, dünyanın geri kalanı da başının çaresine bakar’ gibi tepkiler ile çözüm pek mümkün görünmüyor onlar açısından da.”

    'Dünyanın en iyi kapitalist sistemini işleten Çin’in başında Komünist Partisi’nin olması çok çarpıcı'

    Fukuyama, 1990'lardaki 'tarihin sonu' tezi ve 'kapitalizmin bütün toplumlar için serbest piyasa ve demokratik düzen içinde işleyeceği' modellemesinin çöktüğünü bizzat kendisinin teslim ettiğini anımsatırken, İskandinav tipi sosyal demokrasiden bahsetmesine atıf yapan Özkan, küresel sorunların kapitalizm içerisinde çözümünün mümkün gibi görünmediğinin altını çizdi. Özkan, dünyada kapitalist sistemini en iyi işletenin ÇKP olmasındaki çarpıcılığa da dikkat çekti:

    “Zaten kapitalizmin geldiği nokta sorunların önemli bir kısmının da nedeni. Ürettiğiniz sorunlara tekrar nasıl çözüm üreteceksiniz aynı sistem içinde, orası bir sorun işareti. 1990’larda tarihin sonunu ilan edilirken o dönemin önemli düşünürü Fukuyama idi. Fukuyama tarihin sonu tezini ve kitabını yazan kişi. ‘Tarihin artık sonu gelmiştir. Bundan sonra bütün toplumlar için genel demokratik düzen ve kapitalizmin serbest piyasa ekonomisi içinde işlediği model dünya için örnek olacaktır. Herkes bu modeli evrensel olarak kullanacaktır ve uygulamak zorundadır’ diyordu. 30 yıl sonra liberal demokratik ve serbest piyasa ekonomisine bizatihi Amerika karşı çıkıyor: ‘Artık bu kadar serbest ticaret olmaz, bu benim sanayimi öldürüyor’. Trump, duvar öreceğim diyor. İngiltere, Brexit ile AB’den çıktı. Fukuyama’nın kendi modeli çöktü ve kendisi geçtiğimiz senelerde bir röportajında sosyalizm dünyaya gereklidir diyordu. Onun sosyalizmden anladığı üretimin kamusallaştırılması, ortak mülkiyete kavuşması değil, Sovyet modelinden çok daha İskandinav sosyal demokrasisini anlıyor. Dağıtımın bölüşümün ortaklaştırılması, daha eşitlikçi hale getirilmesi. Ancak 1950’lerde Jean Gottmann tarafından şu soru sorulmuştu. Dünyanın bir bilardo topu olduğunu düşünürsek, yani hiçbir coğrafi sınır, engel, ayrım yok, insanlık yine kendini sınırlara göler miydi? Gottmann kendi sorusunu yanıtladı 1980’lere doğru. Evet sınırlar zihnimizdedir’. Biz aslında sınırlarla toplumsal ayrışmalarla yaşayacağız. Toplumlar birbirinden ayrı yaşayacak, farklılıklarımız önemli. Küreselleşme ve kapitalizmin iddia ettiği gibi dünya homojen olmayacak. Ama sorun şu; bu farklılıklarımız içinde yaşayarak ve dayanışma içinde olarak küresel sorunlarımızı çözmemiz lazım. Bunun metodunun kapitalizmde olduğunu pek sanmıyorum. Kapitalizm ve liberalizmde şöyle bir düşünce vardı 1945 sonrası. Kapitalizm en verimli şekilde bir demokrasi içinde işler. Dolayısıyla kapitalizmin var olması için demokrasi gereklidir. Demokrasi de kapitalizm ister ekonomik sistemi içinde. Böyle bir ikilem vardır, birbirilerine muhtaçtırlar. Demokrasi ve kapitalizmin sonuna geldiğimizi görüyoruz. Dünyanın en iyi kapitalist sistemini işleten Çin’in başında Komünist Partisi’nin olması bence çok çarpıcı. Bunu açıklayamayız."

    'Siyasal İslam kapitalizmin ihtiyacını karşılamasını sağlıyor, emeğin direnişinin dini kavramlarla bastırılmasına yarıyor'

    Özkan, Türkiye'de ise son yıllarda demokrasinin girdiği varoluşsal sorunlar eşliğinde kapitalizmin oldukça verimli işlediği görüşünde. Koronavirüs krizinde de bu durumun devam ettirildiğini, hükümetin önceliğinin iş hayatını durdurmamak olduğunu belirten Özkan, siyasal İslam'ın kapitalizmin ihtiyacını karşılamasını sağladığını belirtti. Özkan, siyasal İslam'ın emeğin ve emekten çıkacak direnişin dini kavramlarla bastırılmasına yaradığını, bunun Türkiye sermayesi açısından öteden beri işlevsel olduğunu anımsattı:

    "Türkiye’de de kapitalizm sermaye açısından oldukça verimli işliyor. Türkiye’deki demokrasi son yıllarda varoluşsal sorunlar içerisinde. Ancak biz kapitalizmi sermaye için verimli işletiyoruz. Koronavirüste Türkiye’de 20 yaş altı ve 65 yaş üstünün evde kalmak zorunda olması var. Ama iş hayatı devam ediyor. Hükümetin birinci önceliği iş hayatını durdurmamaktı. İlk verdiği tepkinin bu olmasını manidar buluyorum. Bir an önce ekonominin çarkları işlemeye devam etsin. Bu çalışma düzeni devam etsin mantığı içinde bir tepki verdiler. Bu bağlamda Türkiye’nin kapitalizmin bu aşamasını sorgulamak açısından oldukça geride olduğunu düşünüyorum. Değindiğimiz noktaların Türkiye’de iktidar açısından dert edildiğini sanmıyorum. Siyasal İslam aslında kapitalizmle Milli Görüş dönemlerinden itibaren pek bir sorun yaşamadı. Kapitalizmin ihtiyaç duyduğu düşünce Siyasal İslam. Bütün emeğin, absorbe edilmesi, emek içinden çıkacak direnişin dini kavramlarla bastırılması… Soma’da 301 madenci öldü. Hemen ölenler şehit ilan edildi. Bu gibi dini kavramlar kapitalizmin yaşatılması, kapitalizme karşı çıkacak direniş noktalarının yumuşatılarak bertaraf edilmesinde önemli rol oynuyor. 1960’lardan itibaren Türkiye’de yükselen işçi ve öğrenci hareketlerinin önünün esilmesinde siyasal İslam oldukça işlevsel rol oynadı, Türkiye’nin sermayesi açısından.”

    Konu:
    Küresel salgın: Koronavirüs vakaları 1,5 milyonu aştı (244)
    Etiketler:
    ABD, Çin, kapitalizm, Koronavirüs, pandemi, Donald Trump, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın