06:06 06 Mart 2021
Canlı Yayın

    ‘Koronavirüse karşı başarısız olanlar Çin'e dava açalım lobisi oluşturuyor ama sonuç almaları zor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 96
    Abone ol

    Prof. Hasan Ünal'a göre koronavirüsle mücadelede başarısız olan ABD ve Batı ülkeler 'Çin'e dava açalım lobisi' oluşturuyor ama sonuç almaları zor. 'ABD liderliğinin yerini Çin alır' tezine ihtiyatlı yaklaşan Ünal, sürecin ekonomik olarak Çin'e de zarar vereceğini belirtti. Ünal'a göre salgınla birlikte Türk dış politikasındaki maliyet sürdürülemez.

    Koronavirüs (Kovid-19) pandemisiyle mücadelede acze düşmüş görünen ABD başta olmak üzere Britanya, Fransa gibi Avrupa ülkeleri, gelişmelerden alttan alta Çin'i sorumlu hamlelerine giriştiler. ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'in sorumlu olması halinde bedel ödemesi gerektiği söylemlerine Britanya ve Fransa gibi ülkelerden de destek gelmeye başlarken, Amerika'da Çin'i ve pandemi boyunca Pekin yönetiminin birlikte çalıştığı Dünya Sağlık Örgütü'ne yönelen davalar açılmaya da başlandı.

    Çin'e yönelik ithamların ısıttığı uluslararası politikayı, koronavirüs sonrası olası gelişmeler eşliğinde Maltepe Üniversitesi'nden Prof. Hasan Ünal ile konuştuk..

    ‘Trump’ın liderlik sergilediğine dair işaret görmedik’

    Prof. Hasan Ünal'a göre birçok Batı ülkesi koronavirüs pandemisiyle mücadelede başarılı olamadı. Ancak ABD'deki başarısızlığın sahip olduğu ekonomi ve imkanlar düşünüldüğünde çok daha dikkatleri çektiğini belirten Ünal, özellikle ABD içi siyasetindeki rakiplerine verip veriştiren Trump'ın liderlik sergilemekte başarısız kalmasına dikkat çekti. Ünal, koronavirüs'ün yarattığı ekonomik sıkıntılar eşliğinde ABD'nin dünay liderliğinin sona ermesi, Çin'inkinin başlaması gibi tezler ortaya atıldığını belirtirken, bunların da aceleci olduğu görüşünde:

    “Batı dünyası özellikle Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İtalya, İspanya ve Fransa salgınla mücadelede hiç mi hiç başarılı olamadılar. Amerika’daki başarısızlık o denli görünüyor ki sanki ABD uzaydan gelen yaratıkların saldırısına uğramış gibi. Dünyanın en büyük ekonomisi, en çok para ve imkana sahip olan ülke, en büyük nükleer ve konvansiyonel silah arsenaline sahip bir ülke paralize, felç olmuş bir görüntü sergiliyor. Bir yandan Trump bir yandan Demokratların yönetimde olduğu eyalet valileri de birbirlerine verip veriştiriyorlar. Trump koronavirüs kısıtlamalarına karşı halkı kışkırtıyor, hiçbir liderlik sergilediğine dair işaret görmedik. İngiltere’de de durum böyle. Hem Amerika hem İngiltere’de haftalarca ihmal sergilendiğini basının yazdıklarından görebiliyoruz. Bu işin bir tarafı. Öbür tarafı çok feci bir ekonomik yıkım söz konusu. Özellikle Amerikan petrolüyle ilgili yaşananları görüyoruz. İşsizlik felaket şekilde artıyor. ‘Amerika’nın dünya liderliği sona erdi, Çin lider olmaya aday’ gibi spekülasyonlar var. Ciddi spekülasyonlar bunlar tabii, akıl yürütme diyebiliriz bunlara. Doğru tarafları olmakla birlikte hepsinin dikkatli değerlendirilmelere muhtaç olduğunu görüyoruz. Çin’in hızlı yükselişiyle ilgili ilk yorumların pek de gerçekçi olmadığını son haftalardaki gelişmelerden gördük. Batı dünyası ve Japonya Çin’deki yatırımlarını acaba geri çeker mi, en azından bir kısmını azaltırlar mı? Bu Çin üzerinde çok etkili olmaya başladı. Mesela Çin lideri Şi bu konuda acil bir kabine toplantısı yaparak, ‘Japonya şu şirketleri çekmeye kalkarsa, buna karşı ne yapabiliriz, diğer ülkeler benzer şeyler yapar mı?’ konularını görüştü. Çünkü Amerika ve Avrupa’dan benzer laflar geliyor."

    'Çin'e dava açalım lobisi'

    Prof. Ünal, diğer yandan ABD'nin başını çektiği bir 'Çin'e dava açalım lobisi' oluştuğunu söyledi. Ancak Trump'ın Çin'in Vuhan kentindeki laboratuardan sızmış olabileceği ithamlarını ertesi günü sağlık konusundaki danışmanı halk sağlığı uzmanı Fauci'nin yalanladığını anımsatan Ünal, buna karşın ABD'de para kazanmayı hedefleyen avukatlık firmalarının trilyon dolarlık davalar için kolları sıvamalarına dikkat çekti. Dava sürecinden sonuç elde etmenin zorluğuna da atıf yapan Ünal, diğer yandan gelişmelerin Çin'i de ekonomik açıdan zorda bırakabileceğini kaydetti:

    "‘Çin’e dava açalım’ lobisi oluştu şu anda. Bir yandan Trump bunu dile getirdi. Ama onun söylediğini bir gün sonra da Trump’ın başdanışmanı Fauci, ‘Bu virüsün laboratuvar ile alakası yok, bu çok belirgin bir virüs. İnceledik, hayvandan insana, insandan insana atlıyor’ diyerek yalanladı. ‘Laboratuvarda üretildi. Çinliler bıraktı ya da oradan sızdı’ tezi de doğru değil. Birtakım avukatlık firmaları insanlardan vekalet toplayarak Çin’e karşı 6.5 trilyon tutarlık bir dava açmaya hazırlanıyor. O dava ilginç bir şey olur. Amerikan iç hukukunda görülecek. Ama devletlerin yargılamadan muaf egemenlikleri var, dolayısıyla nasıl yapılacak? Zaten Çin bu davaya taraf olmayacağı için bir tazminata hükmedilse Çin bunu ödemeyeceği için bin bir türlü spekülatif unsur var. Çin için de iki tane sorun var. Batılı devletler ve Japonya yatırımlarının bir kısmını Çin’den çekebilirler. Çünkü bütün dünyanın üretim merkezi haline getirilmiş bir Çin’in tedarik zinciri kopmasına sebep olabileceği veya herhangi bir durumda bunun vereceği rahatsızlıklar üzerine devletler şapkalarını önlerine koymuş düşünüyorlar.”

    'ABD'nin liderliği bitti, yerini Çin aldı değil çok kutupluluğun pekiştiği bir yapıya gidiliyor'

    Ünal, ABD ve Japonya’nın virüsten faydalanarak Çin karşıtlığını yaymaya çalıştıkları görüşünde. Ünal, bu süreçte yatırım yapan ülkelerin Çin’deki varlığını çekmesinin imalat sanayi üzerinde olumsuz etkileri olacağı görüşünde. Salgından önce dünyanın zaten çok kutupluluğa doğru gittiği tespiti yapan Ünal, olup bitenlerden sonra ABD'nin liderliği yitirip yerini Çin'in alacağı tezlerinin doğru olmayabileceğini, ancak çok kutupluluğun pekişmesiyle sonuçlanan bir uluslararası düzene evrilmenin söz konusu olabileceğini kaydetti:

    “Bütün Amerika ve Japonya’da Çin karşıtlığını değişik şekillerde aşılamaya çalışıyorlar. Ölen kişilerin aileleri, virüsten zarar görenler… Zarar görmeyen yok ki. Sadece fiziksel zarar değil bir de işsiz kalma, işyerinin kapanması gibi zararları düşündüğümüzde ‘Çin bunun bedelini ödetmeliyiz’ deniyor. Bu Çin’e yönelik olarak popüler kamuoyu karşıtlığına dönüşebilir mi? Belki bunları göreceğiz. Çin’deki yatırımları bir anda çekip kendi ülkelerine götürmeleri de pek kolay bir şey değil. Ancak ve ancak korumacı tedbirleri arttırmalarıyla bu mümkün. Yani gümrük duvarları oluşturmaları lazım. Dünyada bu zamana kadar oluşmuş bütün serbest piyasa ekonomisi ve serbest ticaret anlaşmalarını büyük ölçüde askıya alan girişimlerde bulunmak lazım. Bunları yapmaya kalkışırlar mı? Maliyetli olur. Amerika’da aynı şeyi daha pahalıya üretirsiniz. Çin bunu size daha ucuza satabilir ama gümrük duvarlarından dolayı satamaz. Fakat bu defa siz Amerika’da tüketiciye aynı malı daha pahalıya tükettirmiş olursunuz. Bu serbest piyasayı bugüne kadar savunan devletler ve çevreler açısından ne kadar savunabilir bir tez olur, bunların hepsi görülmeye değer. Dolayısıyla Çin iki açıdan sıkıntı yaşayacaktır. Sadece bunun bir ekonomik resesyon olduğunu düşünün. Bu bile Çin’in özellikle imalat sanayi üzerinde çok olumsuz tesirler yapacaktır. Yani şöyle bir dünyayı şu anda mümkün görmek çok erken olabilir. ‘Amerika dünya liderliğini kaybetti, o koltuğa gelip Çin oturacak’, böyle değil ama şöyle olabilir. Dünya zaten çok kutupluluğa doğru evriliyordu. Bu dünya düzeni korona salgınıyla belki pekişmiş olacak. Buraya doğru bir evrilme görüyorum. Salgından sonra her şey değişmiş olacak, herkes bunda hemfikir. Baya bir değişim ve dönüşüm yaşayacak dünya. Ama bazen bu değişimler konusunda belki afaki olunabiliyor. Her şeyin yerle bir olacağını söylemek gibi."

    'AB'nin dağılacağı fikrini ihtiyatla karşılıyorum'

    Prof. Ünal, koronavirüs felaketinin AB'yi tamamen dağıtacağı fikrini de ihtiyatlı karşılıyor. Ancak İtalya'da yalnız bırakılmışlıktan ötürü çok ciddi bir AB karşıtlığı oluştuğunu anımsatan Ünal, yine de Roma'nın birlikten çıkmanın ekonomik maliyetlerini kaldırmasının zor olduğuna dikkat çekti:

    "Avrupa Birliği’nin paramparça olarak dağılıp, birlik üyesi ülkelerin birbirlerine düşmanca ilişkilerle bakan devletlere dönüşeceği fikrini çok ihtiyatlı karşılıyorum. İtalya’da çok ciddi bir AB karşıtlığı oluştu salgınla birlikte. AB’den yeterli destek alamadılar. 2008’deki finansal ekonomik krizden beri bunu görüyor ve yaşıyoruz. İtalya gibi bir ülke AB’den çıkarsa, kamu borçlanma maliyeti çok daha felaket boyutlara çıkabilir. Çünkü ortak para Euro daha ucuza piyasadan borçlanmayı mümkün kılıyor. Ama Liret ile borçlanmaya döndüğünde İtalya, aynı derece olumlu şartlar bulabilir mi? Yoksa çok daha kötü mü olur? Yunanistan’ın önüne bu seçenek konuldu. SYRIZA iktidara geldiğinde Avrupa Birliği olarak dediler ki, “AB’den çık, eurozone’dan çık, ne yaparsan yap, o kadar önemli değil’. O sırada SYRIZA geldiğinde Avrupa bankalarının riskleri Avrupa istikrar fonu tarafından üstlenilmişti. Yunanistan bu hesaplamaları yapınca içinden çıkamadı, Euro ile devam etti. Ama Euro ile devam ayrı bir felaket. Adım adım daha fazla çamurun içine gömülüyorsunuz gibi. İtalya’nın toplam borcu, toplam milli gelirinin yüzde 130’larını geçmiş, böyle bir ülkenin seçenekleri zaten çok sınırlı. AB’den çıkıyorum demek o kadar da kolay değil. 2008 krizinde AB’de siyasi bütünleşme süreci neredeyse sona ermişti. Bence siyasi bütünleşme süreci artık üzerine bir bardak soğuk su içilecek bir konu. Bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne gidiş mümkün olamayacak. Zaten böyle bir şey beklemek ihtiraslı bir projeydi. Avrupa Birliği elitlerinin beklentileri burada sona eriyor. Ortak parayla devam edip etmeyecekleri de öngörülemez bir süreç. AB’nin para birliğinin dışındaki ülkeler İngiltere, İsveç vs. finansal krizde çok daha başarılı performans sergilediler. Ona göre kendi parasının rezerv para olma niteliğini düşünen ülkeler bunu düşünebilirler. Belki Euro çok ciddi bir eleştiriye tabii tutulabilir. Ama öte yandan AB’nin kuzey ve daha varlıklı ülkeleri Euro ile devam etmeyi deneyebilirler. Yani böyle bir anda AB çatırdadı, göçtü gibi ihtimalleri ihtiyatla karşılama taraftarıyım. Bu konuda bir bahis olsa, param da olsa ihtiyatlı tarafa koyarım paramı.”

    ‘Salgınla birlikte Türk dış politikasındaki maliyet sürdürülemez hale gelecek’

    Ünal'a göre, koronavirüs kriziyle birlikte Türkiye’nin dış politikasının maliyetleri artık sürdürülemez boyuta gelmiş durumda. Koronavirüs krizinin Ankara'nın aynı dış politika çizgisinde ilerlemesine imkan vermeyeceği görüşünü dile getiren Ünal, Suriye başta olmak üzere komşularla ilişkileri normalleştirmeye gidilirse eğer Türkiye'nin önüne yeni fırsatlar çıkabileceği değerlendirmesini yaptı:

    “Türk dış politikası aşırı maliyetli bir şekilde sürdürülüyordu. Dış politikanın son yıllarda maliyeti sürdürülemez boyutlardaydı. Korona salgınıyla birlikte bu maliyetin iyice sürdürülemez hale geldiğini göreceğiz. Çünkü Türkiye’nin mali imkanları da sınırlanıyor. Durgunluk halindeki bir dünya ekonomisinde sizin aldığınız ihracat siparişleri mutlaka azalacak, daralacak. Mesela petrol zengini ülkelere ihracat yapıyoruz, buralardan turist geliyor. Mutlak suretle buralarda azalma beklemek söz konusu. Böyle bir dönemde siz mesela 4 milyon Suriyeliye bir 10 sene daha bakmaya devam edemezsiniz. Daha fazla sığınmacın gelmesine neden olacak politikaları sürdüremezsiniz, rasyonalite bunu gerektirir. Türkiye’de dış politikanın zaman zaman rasyonaliteden koptuğuna dair işaretler de var. Bu nasıl seyreder, bilmiyorum. Ama rasyonel bir açıdan değerlendirdiğimizde bunun sürdürülemez olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan Türkiye bir dış politika değerlendirilmesi yapıp komşularıyla başta olmak üzere bütün bölge ülkeleriyle bir normalleşmeye gitmeli, bu virüsün yarattığı etkiler üzerinden ciddi bir çalışma yapmalı. Yatırım cazibesi olan bir ülke şekline de kendini döndürebilir. Bunun şartları var. Mesela Çin’den yatırımlarını çekmek isteyecek Avrupalılar, İngiliz şirketleri, Amerikalılar ve diğerleri Türkiye’yi tercih ederler mi? Japon Başbakanı’nı en fazla rahatsız eden şu olmuş: ‘Birtakım stratejik sektörler otomobil gibi ara malı üretimini Çin yapıyor’. Çin’deki bu salgınla birlikte üretimde bir aksama olunca, Japonya’nın otomobil üretim kabiliyetinde de aksama oluyor. Bu tür ülkeler şunları düşünebilirler. Çin’i artık birkaç ülkeye daha yayma. Orada Türkiye aslında o birkaç ülkeye yaymadan pay alabilir. Ama bunlar kendiliğinden gelmez. Sektörlerin önünü açan girişimler, dış politikaya çekidüzen verici girişimler vs. burnunuzun dibinde bir İdlib bombası var. Sürekli dış politikada güç kullanma eğiliminde olan bir ülkesiniz. Bunun belli oranlarda kabul edilebilirliği var. Ama bunun oranlarının çok ötesinde seyrederse, hiçbir şirket sizinle bu tür ilişkilere girmek istemeyebilir. Bunu uluslararası yatırım uzmanları daha iyi bilirler. Bu yönlerde aslında Türkiye çaba gösterirse, hem kendisini aşırı derece maliyet getiren dış politikadan tasarruf edebilir. Hem de fırsatlar yakalayabilir.”

    Etiketler:
    ABD, Çin, Koronavirüs
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın