08:21 01 Haziran 2020
Canlı Yayın

    ‘Kıbrıslı Türkler Kovid-19’la mücadelede DSÖ’ye ortak üye yapılmalı, TBMM bu konuda destek vermeli’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 10
    Abone ol

    Prof. Mehmet Hasgüler'e göre Kuzey Kıbrıslı Türkler Kovid-19 ile mücadelede uluslararası kurumlar tarafından görmezden gelindi. AB'nin tecrit konusunda Kıbrıslı Türklere vaatlerini tutmadığını anımsatan Hasgüler, KKTC'nin DSÖ'ye ortak üyeliği için kampanya başlattı. Hasgüler, TBMM'yi de Kıbrıslı Türklere destek vermeye çağırdı.

    Tüm dünyayı etkileyen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) çözüm ve barı müzakerelerinin bir türlü sonuç vermediği KKTC'de de hayatı derinden etkiledi. Salgınla mücadele için sıkı tedbirler alınan adanın kuzeyinde, cumhurbaşkanlığı seçimleri ertelenmek durumunda kalınırken, Güney Kıbrıs'tan ilaç yardımı üzerinden sert tartışmalar patlak verdi. Bu süreçte Türkiye'den yardım alan Kuzey Kıbrıs dünya tarafından görmezden gelinirken, KKTC'deki Yükseköğretim Kurumları Denetleme ve Akreditasyon Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Mehmet Hasgüler, başta Dünya Sağlık Örgünü (DSÖ) Başkanı olmak üzere uluslararası kurumların yöneticilerine yönelik açık mektup yayınlayarak adadaki Türklerin görmezden gelinmemesi çağrısında bulundu.

    Koronavirüs krizinin Kuzey Kıbrıs'a yansımaları ve başlattığı kampanyayı Kıbrıs Gazetesi yazarı da olan Prof. Mehmet Hasgüler ile konuştuk.

    ‘Pandemi krizinin çözümünden uzak kısır ve çapsız tartışmalarla halkta güvensizlik oluştu’

    Prof. Mehmet Hasgüler'e göre, KKTC'de salgınla ilgili bazı tedbirlerin alınmasına karşın çoğunlukla Kıbrıs Türk halkının kendi inisiyatifi ve bireysel önlemleri öne çıkarken, kısır siyasi tartışmalar süreci belirledi. KKTC'de daha az vaka ve ölü olmasının dünyayla her türlü teması olan ve DSÖ ile çalışan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki kadar test yapılmaması ile ilgisi olabileceğini belirten Hasgüler, Kıbrıslı Türk siyasilerin söylemlerinin ise adanın kuzeyindeki halkta güvensizlik duygusu yarattığını söyledi:

    “Korona Lefkoşa’nın hem kuzeyini hem güneyini etkiledi. Rumca konuşan Lefkoşalılar ve Güney Kıbrıslılar daha fazla sayıda test yapıyorlar, vakalar da ona göre herhalde artış gösteriyor. En önemlisi 59-60 anlaşmalarındaki devletin tek sahibi olarak uluslararası örgütler içerisinde olmaları ve Dünya Sağlık Örgütü’nün de ofisinin olması, orada bulunması, kuralları Sağlık Bakanlıklarıyla teftiş etmeleri, sadece DSÖ’nün değil tüm dünyadaki yardımların ekonomik boyutu da var işin. Bunları alabiliyorlar çok rahatlıkla. Kuzeyde ise hükümet kapandı, sallantılar oldu o konuda. Sayısı sınırlı olduğundan yeterli test yapılamıyor. Son bir haftadır hiç vaka yok gibi açıklanıyor, umarım öyledir. Ama siyasilerin söyledikleri birbirini tutmadığı için Kuzey Kıbrıs’ta, arka arkaya yapılan açıklamalarda tutarsızlıklar var. Dolayısıyla insanlar söylenenlere de çok güven duymuyorlar. Belli bir reflekse sahip Kıbrıslı Türkler kendilerini evlere kapattılar. Ciddi bir şekilde bireysel önlemler alarak kendilerini koruyorlar. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Seçimlerin belki ekim değil nisana kadar ertelenmesi gerekiyordu. Bu yüzden siyasiler içeride karar üretirken, seçim etkisiyle çok fazla kendilerini kaptırıyorlar. Türkiye tabii yardım ediyor. Mali düzeyde seçimlerin etkisi altında yapılan yardımlarla ilgili tartışmalar oluyor. Herkes kendi siyasi meşrebine göre konuşuyor. Kimisi güneye, Avrupa’ya kendini daha yakın hissediyor, diğer başka bir yönden bakıyor olaya. Çok mahalli düzeyde, kısır, çapsız tartışmalardır, bir faydası yoktur. Çünkü sağlık hakkı en yüce haktır, ona konsantre olunması ve gelen her türlü yardımı alıp, sağlık ekiplerimizle nasıl kullanacağımız üzerine etik biçimde işin kendisine yönelmemiz gerekiyor. "

    'Türkiye her zamanki gibi sağlık yardımı gönderdi ama...'

    Hasgüler, Türkiye'nin her zaman olduğu gibi yardım gönderdiğini söylerken, ancak pandeminin adanın kuzeyinde devletin iflas ettiğini ortaya koyduktan sonra önlemlerin ilan edildiğini vurguladı. Hasgüler'e göre, bugüne kadar oluşturulan bağımlı devlet yapısı, önümüzdeki krizde sıkıntıları iyice ortaya serecek:

    "Türkiye 4 kez her zaman olduğu gibi sağlık yardımı gönderdi. Fakat Kuzey Kıbrıs’ta mart ayları ortalarında pandeminin devletin iflas ettiğini ortaya koyduğu zaten başbakan tarafından ilan edildi. Dünyanın her yanında büyük kaynaklar ayrılıyor. Ekonomik açıdan sıkıntıda olanlar için alınan tek önlem memurların maaşlarına yüzde 30-50 oranında kendilerine göre bir kesinti yaptılar 3 aylığına. Fakat bu durumu kurtarmayacak. 2018’de 4’lü koalisyon vardı 16 aylık dönemde. Edindiğim bilgilere göre bu koalisyonda Türkiye’nin hoşuna gitmeyecek siyasilerle konuşmalar yapıldı. Protokoller yapılıyor, Kıbrıs kendi ciğerini kendi gaz ocağında kavuramıyor. Hızlı bir şekilde kendi ayakları üzerinde duran ve yardım almayan bir ülke olması gerekiyor, idealize edilmesi ve vizyonla desteklenmesi gerekiyor. Fakat bir şekilde 75’ten itibaren bir memur devleti yaratıldı. Burada muhtaç insanlar olmasın, belli bir yaşam seviyesi yakalansın. Özal geldi, ‘Siz bir şey üretmeyin, gerek yok. Biz size her şeyi göndeririz’ dedi. Başkası geldi, başka bir şey dedi. O soğuk savaş içerisinde bu iş böyle gitti.”

    ‘Siyasilerin vaat edecek bir şeyleri yok’

    Hasgüler, Kuzey tarafının ülke olarak tanınmamasından kaynaklı Türkiye dışında yardım isteyebileceği neredeyse hiçbir ülkenin olmadığına dikkat çekti. Hasgüler, sağlık konusunda adım atmayan siyasilerin Kıbrıs’ta yaklaşan seçimlerde vadedecek bir şeyleri olmadığı için halkın endişeli ve öfkeli olduğunu dile getirdi:

    “AK Parti döneminde ise son 2.5 yılda birtakım protokoller yapılıyor. Bu protokollere Kıbrıslı Türk siyasetçiler uymuyor. En son benim gördüğüm artık protokol hatırlatması da yapılmıyor. Mesela buradaki cari bütçe değil de yol vs. gibi projeleri, askeri harcamaları bile Kıbrıs kendi bütçesinden karşılıyor. Burada lokomotif sektör üniversiteler. Öğrencilerin yüzde 60’ı Türkiye’den. Çökmüş durumda. Turizmin yüzde 60’ı Türkiye’den, burası da çökmüş durumda. 2007 yılı sırasında AİHM’den Kıbrıs’ta bir mal tanzim komisyonu kurulması kararı çıktı. O komisyon o mahkemeyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’nin alt mahkemesi olarak nitelendirmişti. Şimdi Kuzey Kıbrıs’ı anlamak açısında, dünya ile ilişki kuramayan normal bir ülke gibi tanınması yasaklanmış bir ülke. Dolayısıyla Türkiye dışında yardım talep edebileceği, kredi alabileceği neredeyse hiçbir ülke yok. 9 Mayıs 2019’da da yeni hükümet geldi. Bu hükümetin Türkiye ile daha iyi ilişkileri olacak denildi. Şu anda Ersin Tatar’ın başbakan olduğu dönem, hala devam ediyor Halkın Partisi ile birlikte. Onlara da protokoller, altyapı ile ilgili şeyler gelmiyor. Bu ciddi olarak halkta ciddi bir endişe yaratıyor. Ekimde yapılacak seçimlere bunun doğrudan yansıyacağını düşünüyorum. Aday olmuş bütün adayların seçimden kaybederek çıkacaklarını düşünüyorum. Çünkü bir şekilde koronadan sonra hayat nasıl düzelecek? Uluslararası ilişkilerini kendi adına talepkar olmayan bir vizyon ile geliştirebilir. 2004’te bir izolasyonlar konusunda AB, ABD dahil dünyanın en büyük devletleri kuruluşları, Kıbrıslı Türklerin tecilinden bahsetti. Doğrudan ticaret tüzüğü yapıldı Güney ile. Tam geliştirilemedi. Organik tarım gibi kendi milli üretimine dönmesi konusunda çabalar hep lafta kaldı. Dolayısıyla seçimlerde kimsenin vadedecek bir şeyleri ve söyleyecekleri sözleri olmadığını anlıyoruz. Bundan ötürü de halkta büyük bir öfke var. Bu öfke nasıl yansır, onu bilemiyorum.”

    ‘DSÖ’ye, Trump’a, Macron’a koronavirüs ile mücadelede Kıbrıslı Türklere yardım etmeleri için mektup yazdım’

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) üyesi olmayan Kuzey Kıbrıs’ı uluslararası örgütlerin görmezden geldiğini anımsatan Hasgüler, Kuzey Kıbrıs’a pandemi döneminde yardım sağlaması için DSÖ’ye ortak üye olma konusunda ‘change.org’ta kampanya başlattığını anlattı. Meselenin insan sağlığı olduğunu, devlet olarak tanınmamış olmalarına rağmen BM'ye bağlı bu uluslararası kurumun ortak ve geçici gözlemci statülerinde üyesi olan bölgeler bulunduğunu anımsatan Hasgüler, ülkedeki siyasilerin yaklaşan seçim kaygısıyla salgın ile ilgili uluslararası alanda adım atmadığı görüşünü dile getirdi:

    “21 Mart’ta başlattım Dünya Sağlık Örgütü ile ilgili kampanyayı. DSÖ, BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin devlet başkanları, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantörleri olarak her ülkenin başında bulunan siyasilere, DSÖ’yü TBMM’de temsil eden bütün parti başkanlarına, Kremlin’e, Trump’a, Macron’a direkt mektuplar yazdım. En son Dünya Sağlık Örgütü’nün direktörüne mektup yazdım. Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Henri Kluge’ü sorumlu tutacağımı söyleyeceğim bir mektup daha hazırlıyorum, olası 3 ve 4. pandemiden ötürü Kıbrıslı Türklerin bu durumuna duyarsız kalmasından, hümanist bir şekilde bile konuya bakılmamış olmasından ve böylesi bir pandemi de bile ne ölüsü ne dirisini saymamalarından, hiçbir yardım yapmamalarından, hiçbir test vb. şeyler göndermediklerinden dolayı. Vuhan’dan dünyanın her tarafına yayıldı bu virüs. Dünyayı etkisi alan ve Kıbrıs’a ulaştı bu virüs. Burada DSÖ’nün kurucusu olan 110 ülkeden öğrencimiz var. Bu çocuklara da mı saygısı yok bu uluslararası örgütlerin? Kendilerini kuran dedelerin çocukları burada. Afrika kıtası, Asya ve başka birçok yerden Dünya Sağlık Örgütü üyesi ülkelerin çocukları hala buradalar. Neden DSÖ’nün özellikle kendi anayasasında olan 3. Bölüm 8. Paragrafta, ‘Üyelik ve ortak üyelik’ tanımı var. Asli üyelik nasıl olur? BM üyesi olan ülkeler 195 üye ile 2020 itibariyle asli üye 2 ülke ortak üye, ortak üye nasıl olunur? Uluslararası ilişkileri kuramayan bölge veya bölgeler. Porto Riko ortak üye. Tokelau, Yeni Zelanda’da bir ada, ortak üye. Peki, biz Kıbrıslı Türkler bölgesiyiz. BM tam üye olarak seçti cumhurbaşkanını. 59-60 anlaşmalarına göre ortak siyasi egemenliğe sahip bir halk. Bu tek başına Rumlara hediye edilmiş çeşitli nedenlerle. Ama hala bu halk muhatap kabul ediliyor. O zaman bölge olarak Kuzey bölgesi pekâlâ ortak üye yapılabilir, önünde hiçbir engel yok. Asembleye soruluyor, bir BM ülkesi Türkiye gibi, keşke olsa, götürür pandemi döneminde Kuzey Kıbrıs veya Kıbrıslı Türkler ortak üye olur. Ortak üye olunca hem burada büro açar hem doktorları gelir hem sağlıkçılarımızla evrensel standartlarda bu pandemi aşılmış olur. TBMM’den farklı partilerden sağlık komitesi üyesi milletvekilleri aradı. Dışişleri Bakanı’na bilgi notu ilettim yaklaşık 13 gün önce. Sonra da change.org’da bir kampanya başlattım TBMM’ye dönük. İmzalanarak destek verilsin ve bu süreç Türkiye tarafından ortak üyeliğe taşınsın diye. Bunun olmasının önünde hiçbir engel yok. Tarif ettiği şey bizi anlatıyor. Bir de gözlemci statüsü var. Orada da yine büro açıyorlar. Bir de ortak üyelikte oy vermiyorsunuz. Ama katılıyorsunuz bütün süreçlere, içinde oluyorsunuz ortak üye olarak. Gözlemci statüsünde ise Tayvan var. Çin’e rağmen Tayvan orada. Filistin ve Vatikan da var. Hümanist bir şekilde bu konunun siyaset üstü olarak hem uluslararası örgütlerden hem de Kuzey Kıbrıs’taki siyasi partiler bu işe hala kendi aralarında konuştuklarını biliyorum. Çünkü kampanya etkili oldu insanlar üzerinde. Fakat siyaset seçim kaygılarından ötürü bu vizyonlar konuşulmuyor. Genelde Kıbrıs’ta siyasi kültürde bu umutsuzluk var. Nasıl olsa sosyalizm geldiğinde sorunlar çözülecek ya, federasyon geldiğinde de çözülecek, bütün bunları boş yere konuşuyoruz. 68’den beri görüşülüyor, bir şey de olmadı.”

    ‘Kıbrıslı Türkler olmadığı zaman Doğu Akdeniz’deki gücünüz de başka ellere geçer’

    Hasgüler’e göre, pandemi öncesi tartışmalara konu olan Doğu Akdeniz’deki hakimiyetinin devam etmesini isteyenler Kuzey Kıbrıs’a gerekli yardımları yapmalı. Hasgüler, ekonomik krize sürüklenecek olan ülke için gerekli adımlar atılmazsa, Doğu Akdeniz’deki gücün başka ellere geçeceğini söyledi:

    “Kanaatimce DSÖ üyeliği pandemi sonrası Doğu Akdeniz’e 'mavi vatan' diye güçlü sesler çıkaran çevrelerin DSÖ’ne Kıbrıslı Türkleri alamayan, Kıbrıslı Türklerin bekasını görmeyen anlayışların Doğu Akdeniz’de mücadele verme bayrağını aşağı indireceklerini de doğrudan söyleyebilirim. Çünkü ekonomik olarak Kıbrıs Türkü krize girdiği zaman ve burada toplum kalmadığı zaman Doğu Akdeniz’de Kıbrıs üzerindeki Münhasır Ekonomik Bölge de tartışmasız başka yerlere geçer. Kıbrıslı Türkler olmadığı zaman Doğu Akdeniz’deki gücünüz de başka ellere geçer. Bu sembolik gibi gözüküyor. Ama pandemi sonrası uluslararası örgütlerde aynen Birinci Dünya Savaşı sonrası Milletler Cemiyeti’nin oluşup işbirliğini kapsayıcılığını tartışarak yetersiz kaldığını görmüşlerse, o güç dengeleri içerisinde bu oluşturulmuşsa, nasıl İkinci Dünya Savaşı sonra Birleşmiş Milletler gelmişse ve yine o günün klasik başat güçleri tarafından biçimlendirilmiş ve son 25 yıldır soğuk savaş döneminde de yaşanan süreçle birlikte BM’nin kendisi de sorgulanıyor. Bence Kıbrıslı Türklerin Dünya Sağlık Örgütü’ne ortak üyeliği önümüzdeki günlerde pandemi sonrası uluslararası sitemde başlayacak olan tartışmalarda önemli bir yer elde etmesine yol açacak. Bunun Kıbrıs müzakerelerine doğrudan pozitif anlamda etkisi olacağı kanaatindeyim. Çünkü 1963-64’te ortak egemenliğin sadece hükümet olarak Rumlara bırakmış BM Güvenlik Konseyi 186 sayılı kararının geçerliliğinin hala devam ediyor ve BM barış gücünün burada bulunuyor. Güney Kıbrıs’ın sahibi olan egemenler bu kararlar orada durdukça aynı zamanda kapıdan içeri girildiğinde Anastasiadis sanki BM Genel Sekreteri’nin altındaymış gibi görülse de BM Genel Sekreteri’nin patronu Anastasiadis. Çünkü o BM üyesi bir devlettir. BM Genel Sekreteri de Birleşmiş Milletler’in en yüksek memurudur. Bu paradigmayı değiştirmediği sürece egemenler, AB, Amerika, Rusya vs. Kıbrıs meselesinin uyuşmazlığının devamını isteyenlerdir. Ben de bu anlamda DSÖ gibi hümanist, insancıl ve sağlık gibi temel haklar üzerinden böylesi bir hamle Kıbrıs’ın kendi özelinde Doğu Akdeniz’in bir Akdenizlilik duyarlılığıyla ileride Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ın birleştiği takdirde daha farklı bir pozisyonda pandemi sonrası yer alınabileceği kompozisyonu üzerinden bakıyorum. DSÖ’nün ortak üyeliğinin ulusal mesele olarak hemen TBMM’den geçip veya Türkiye’nin karar vericilerinin meseleye değer atfedip bir güçlü BM üyesi olarak bunu çok rahat sağlayabileceğini söylemek istiyorum.”

    Etiketler:
    Doğu Akdeniz, TBMM, Koronavirüs, Avrupa Birliği, DSÖ, Türkiye, Kuzey Kıbrıs, KKTC, Ceyda Karan, Mehmet Hasgüler
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın