09:50 01 Haziran 2020
Canlı Yayın

    ‘Koronavirüs savaşa benziyor, kazanan kreditörler, kaybeden reel sektör firmaları ve halk’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 34
    Abone ol

    Sabri Öncü'ye göre dünya ekonomisinde kazanan kreditörler, kaybedense reel sektör olacak. Sistemik bir iflas haline işaret eden Öncü, kapitalizmin güçlü savunucularının bile 'borç silmekten' söz ettiklerini anımsattı. ABD-Çin mücadelesinin toparlanmayı olumsuz etkileyeceği görüşündeki Öncü, Türkiye için pembe tabloları gerçekçi bulmuyor.

    Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sonrası neredeyse küresel kapitalizmin önde gelen kuruluşları ve ekonomistler ekonomide sert bir daralma öngörürken, pandeminin kontrol altına alınması ve aşamalı normalleşme ile yeniden toparlanmanın ne kadar sürede mümkün olacağını tartışıyor.

    Gelişmeleri iktisatçı Sabri Öncü ile konuştuk.

    ‘Böyle bir ekonomik depresyondan birkaç yılda çıkılmıyor’

    Sabri Öncü, küresel ekonominin krizinin 2008'den bu yana devam ettiğini belirtirken, koronavirüs ile 'bir ekonomik ani duruş' yaşandığı tespitlerine dikkat çekti. bu tür krizlerden öyle gibi birkaç senede çıkılmayacağını belirten Öncü, durumun ortalama 10 sene devam edeceği öngörüsünde bulundu. Öncü, ekonomide yaşanan ani durgunlukla çok fazla borcu ülkelerin borçlarının daha da ödenemez hale geldiğini söyledi:

    “Yakın gelecekte biz nelerin beklediği çok kişinin tahmin edebileceği bir şey değil. Ünlü bir ekonomist olayı şöyle tanımlamıştı; ‘Bir ekonomik ani duruş yaşıyoruz’. Bu gelirlerde duruşa neden oldu. Zaten Kovid gelmeden önce çok önemli başka sorun vardı dünyada. O da büyük bir borç sorunu. Hem finansal olmayan özel sektör, özellikle zengin ülkelerde, hem de orta-düşük gelirli gelişmekte olan ülkelerde devletlerin çok büyük borçları vardı. Ekonomi ani olarak durunca gelirler de durduğundan bu borçlar ödenemeyecek haldeydi, daha da ödenemez hale geldiler. Ekonomi birdenbire çalışmaya başlasa bile, o borçların ödenemezliğinin ortadan kalkması çok zor. Dolayısıyla bu krizin yakın bir gelecekte ortadan kalkabileceğini düşünmüyorum. Uluslararası kurumların ortaya koydukları şu anda yapılabilecek tahminler değil. Artık bugün olanları inkar edemediklerinden iyimser tahminler yapmıyorlar. Ama gelecek için iyimser tahmin yapmaları görev tanımlarında var. Onlar konumları gereği kötü şeyler söyleyemezler. Dolayısıyla söylediklerini biraz iskontolu değerlendirmekte yarar var. Bu gibi tahminleri yapmak istediklerinden değil büyük olasılıkla, yapmak zorunda olduklarından. Örneğin biri bana gelecek hakkında ne düşünüyorsun diye sorduğunda söylerim ama tahminimin gerçekleşme olasılığının düşük olduğunu da ekleyerek... Bu arkadaşların tahminleri de benim tahminlerimden çok farklı değil. Onların ellerinde çok daha fazla veri olmasına böyle şeyler demek zorundalar, başka bir şey diyemezler. Böyle her çeyrekte yapılan ekonomik tahminler gidişatın pek iyi olmadığı anlamına geliyor. Bu büyümeler yıllık bakıldığında yüzde 30, 40’lara, yüzde 25, 15’lere büyümeler demeyelim de küçülmeler geliyor. Bunlar depresyon durumlarında görülen küçülmeler. Böyle bir depresyondan öyle birkaç yılda çıkılmıyor. 1929’daki en son depresyonu düşünürsek, 1939’a kadar en az 10 yıl sürmüş bir depresyon. Bunun da böyle bir depresyon olduğu belli. Öyle bir iki yılda bitmez. Dolayısıyla bu küçülme rakamlarının bize gösterdiği önümüzde çok da hoş olmayan bir 5-10 yıl var. Her şey toz pembe olacak demek çok gerçek dışı bir beklenti olur, eğer tarih bizim için bir öğretmense.”

    ‘Dünyada yaşanan likidite krizinin ötesinde bir ödeme güçlüğü’

    Küresel ekonomide yaşanan sorunun likidite krizinin ötesinde bir ödeme güçlüğüne işaret ettiğini belirten Öncü, borçların ödenemez hale geleceğine vurgu yaptı. Kapitalist sistemin iflasına dair 2017'den bu yana yaptığı tespitlere atıf yapan normalleşmenin de bir anda düzelme getirmesinin mümkün olmadığını, finans sektörü ve bankacılığın yaşayacağı sorunlara atıf yaptı. Öncü, koronavirüsü savaşa benzetirken, bu ‘savaş’ta kazananın kreditörler, kaybedeninse reel sektör şirketleri olduğunun altını çizdi:

    “Sistemin iflas ettiği konusundaki ilk yazımı 2017’de yazmıştım. İki tür sorun var. Birincisi likidite, yani elinizde nakit olmadığından ya da hemen ödeme yapabilecek para olmadığından borçlarınızı çeviremiyorsunuzdur. O ciddi bir sorun değildir. Bir şekilde kreditörler size zaman verirse, gelirleriniz gelmeye başladıktan sonra bu ödemeleri yapabilecek haldesinizdir. Dolayısıyla likidite sorunu çözerseniz ya da Merkez Bankaları çözerse sistem ayakta kalmayı başarabilir ya da ödeme güçlüğü krizi çıkmaz ortaya. Şu anda yaşanılan ise bir likidite krizinin ötesinde bir ödeme güçlüğü krizi. Yani borçlar ödenemez hale gelmiş durumda. Şu andaki yaşanan henüz bilançolara yansımış değil. Çünkü borçlar ödenemez hale gelince borçların bilançolardaki değerleri de düşeceğinden o bilançolar göçmeye başlar. Özellikle banka ya da finansal sektör bilançoları. Çünkü borçlar finansal sektörün en önemli varlıklarıdır. O varlıkların fiyatı göçünce de bu sefer finansal sektörde bilanço sorununun ortaya çıkması mümkün. O zaman 2008’e dönmüş oluruz. O tarihlerde sıkıntı oradan kaynaklanıyordu, kredi daralıyordu. Dolayısıyla benzer şeyler yine önümüzde. Çünkü evlerden çıkıp tekrar ekonomik hayata döndüğümüzde ekonomi birdenbire toparlanamayacağından, gelirler birdenbire artamayacağından borçların ödenemezlikleri sürecek ve bilanço krizi kaçınılmaz gibi geliyor finansal sektörde. Dolayısıyla bankaların geleceği de pek sağlıklı değil. Dünyada tabii, ülkemiz için bir şey söylemiyorum. Ama Avrupa ve Amerika’da bankaların durumları hiç iyi değil. Bunun bir bilanço krizine dönüşmekte olduğu zaten Fed’in yaptığında da gözüküyor. Yani bir bankacılık sıkıntısı, kaçınılmaz gibi duruyor. Koronavirüs bir miktar da savaşa benziyor ama savaş değil. Normalde savaşlar sonrasında ne olur, kazananlar ile kaybedenler bir araya gelirler, kazananlar kaybedenlerden tazminat isterler. Borç diretirler, bize ödeyin bu savaşın tazminatlarını derler. Kovid’den sonra da kazanan-kaybeden durumu var. Burada kazananlar kreditörler, kaybetmekte olan da onların dışında kalanlar, halk, reel sektör şirketleri diyebiliriz. Halihazırda Kovid savaşını kazananlar kreditörler gibi duruyor. Çünkü hükümetlerin merkez bankalarının yapmakta olduğu müdahaleler finansal sektörü tazmin etmek amacıyla. Dolayısıyla o tür müdahalelerden geri kalan kaybedenlere çok büyük fayda geleceğini hiç sanmıyorum. Bir şekilde kaybedenler bir araya gelip de kazananlara, ‘Hayır arkadaş biz sizi tazmin etmiyoruz, siz bizi tazmin edin’ diye dayatamazlar.”

    ‘ABD-Çin arasında sıcak bir savaş olmasa da ticaret savaşı derinleşecek’

    ABD ve Çin’in arasındaki ticaret savaşının daha da derinleşeceği öngörüsünde bulunan Öncü, bu iki ülke arasındaki gerginliklerin koronavirüs sonrası toparlanma sürecini de oldukça olumsuz etkileyeceği kanaatinde. Kapitalist sistemin önde gelen isimlerinin bile 'borçların silinmesinden söz etmeye başladıklarına dikkat çeken Öncü, aksi halde sistemik çöküş kaygısının kaçınılmaz olduğunu vurguladı:

    “Küreselleşme olumsuz etkilenir. Özellikle son birkaç gün içerisinde Amerikan yönetiminden Çin’e düşmanca şeyler söyleniyor. Sanki aralarında sıcak bir savaş olmasa da ticaret savaşı derinleşecek. Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri değil Avrupa da Çin’den tazminat istemeye hazırlanıyor gibi haberler dolaşıyor. Bir tarafta Çin ve çevresindeki ülkeler öbür tarafta da ABD ve çevresindeki ülkeler arasında böyle gerginlikler var iken küreselleşmenin ya da dünya ticaretinin olumlu etkilenmesini beklemek biraz saflık olur. Bu gerginlikler Kovid sonrasında halk sokağa çıktığında, yani ekonomi yeniden işlemeye başladıktan sonra da sıkıntılara neden olacak. Dünya ticareti bu kadar durunca bir de herkesin karşılıklı bağımlı olduğu bir dönemden çıktıktan sonra bu tür gerginliklerle nasıl çıkılır bu işin içinden, gelirler arttırılarak borçlar nasıl ödenir, onu bilemiyorum. Başka bir sıkıntı daha var. Bizim de aralarında olduğumuz gelişmekte olan ülkelerin dolar, euro gibi paralar gibi yabancı para cinsi dış borçları çok yüksek. Bu ticaret gerginlikler nedeniyle durur ise, ülkeler nasıl gelir elde edecek ve bu yabancı para borçlarını nasıl ödeyecekler? Ödeyemeyecekler. G20 bu konuda bir karar verdi. En azından borçlarını ödeyemeyecek ülkelerin borçlarını hafifletelim, hatta iptal edelim gibi bir karar aldılar. Artık yüksek borçlu ülkeler borçlarını çeviremez hale geldiler. Problem buradan çıkıyor. Amerika ve çevresi ile Çin ve çevresi arasındaki gerginlikler Kovid salgını sonrasındaki olası toparlanmayı da olumsuz etkileyecek. Eskiden bizim ana akımdır, sağcıdır dediğimiz arkadaşlar demeye başladılar. Mesela neoliberal söylemin en önemli kişilerinden birisi olan eski Amerikan hazine bakanı Lawrence Summers bile böyle dedi. İngiliz Maliye Bakanı Gordon Brown da... Birlikte çıkıp ‘Borçlar silinsin’ dediler. Sistemin merkezindekiler de bu borçların ödenemeyeceğini ve bu hale geldiğinde sistemin büyük sıkıntılara gireceğini görüp söylemeye başladılar. IMF bile böyle şeyler diyor artık. Borç hafifletilmeleri zorunludur, yapılsın deniliyor. Silinmezse buradan çıkış yok. Uluslararası Finans Enstitüsündeki arkadaşlar düzenli şekilde küresel borç raporları yayınlıyorlar. Son yayınladıkları rapordaki borç miktarları ima ettiği kaldıraçlar akıllara durgunluk veriyor. Borçların gelirlere oranı açısından ölçüldüğünde mümkün değil borçların ödenebilmesi. Kaldıraçları düşürmek demek de borçları silmek demektir, başka çaresi yok. Bir başkası da 'hükümetler harcama yaparlarsa, dünya geliri büyür, böylece o kaldıraç düşer' diyor. Dünyadaki toplam borçlar toplam gelirin 3 katından fazla. Bunun sağlıklı bir oran olabilmesi için bir katının altında olması gerek. Yani gelirlerin borçların üzerinde olması lazım. Bu şekilde bu kaldıracı 3’ten birin altına indirmek yalnızca dünya gelirini arttırarak olmaz ki. En az üçte ikisinin silinmesi lazım o borçların. O kaldıraç birin altına ya da bire düşebilsin. Maalesef şu an gücü elinde bulunduranların öyle bir şey yapmak gibi niyetleri var gibi durmuyor. O zaman gelecek konusunda çok da umutlu olmak pek anlamlı değil. O borçları silmeden bu kaldıraç oralara indirilemez. Bu olmazsa da sistemik göçüşler kaçınılmazdır. Merkezdeki arkadaşlar bile itiraz ediyorlar."

    'Türkiye için çizilen toz pembe tablo gerçekçi değil'

    Türkiye’nin ekonomik gidişatıyla ilgili söylenenlerin gerçekçi olmadığını ve dünya ekonomisinden uzakta saptamalar olduğunu söyleyen  Öncü, “Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın çizmekte olduğu ‘toz pembe tablo’ gerçekçi değil” dedi:

    "Türkiye’yi dünyanın gerisinden bağımsız değerlendirmek çok anlamlı değil. Dünyada böyleyken Türkiye’de nasıl toz pembe bir tablo çizilebilir anlamak çok zor. Ama tek başına Türkiye’yi düşünelim, dünyadaki tabloyu görmezden gelelim. Çoğunlukla tüketim üzerinden büyüyen bir ekonomimiz olduğundan dolayı krediyle tüketimi pompalamandı. Hem hane halkları hem de memleketleri reel şirketler çok borçlu. Borçluyu daha da çok borçlandırarak bu işin içinden çıkılması mümkün değil. Türkiye’yi bırakın dünyanın hiçbir yerinde mümkün değil. O doğru bir yöntem değil. Başka ne yapılır bilemiyorum. Dolayısıyla Maliye Bakanı Albayrak’ın çizmekte olduğu toz pembe tablo gerçekçi değil.”

    Etiketler:
    finans sektörü, finansal, kapitalizm, Borç, Reel sektör, İflas, Çin, ABD, Koronavirüs, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın