18:01 08 Ağustos 2020
Canlı Yayın

    ‘Türkiye daha pragmatik bir politikaya dönmeye başladı, İsrail ile ilişkileri dengeleme yoluna gidebilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Prof. Bağcı'ya göre korona vesilesiyle Çin ilk kez küresel liderlik üstlendi. Transatlantik ilişkisinde kopma öngörmeyen Bağcı'ya göre Çin ve Rusya da Trump'ın çatışmacı ikinci dönemini tercih etmez. Ankara'nın pragmatizme yöneldiğini söyleyen Bağcı, İsrail'le dengeleme beklerken "Ne Türkiye ABD'den ne ABD Türkiye'den vazgeçebilir" dedi.

    Koranavirüs salgınında ABD'de hayatını yitirenlerin sayısı 100 bini aşarken Trump yönetimi uluslararası ilişkilerde gerilimin dozunu artırıyor. Kasımdaki başkanlık seçimi için kampanyasında zorlanan Trump, özellikle Çin ve Rusya'ya karşı yeni adımlar atıyor. Pekin yönetimine karşı ticaret savaşının dozunu artıran Trump, Rusya ile de Soğuk Savaş'ın köşe taşı olan uluslararası silahsızlaşma anlaşmalarından çekilen tutumunu pekiştirecek adımlar atıyor. START anlaşmalarını yenilemeye yanaşlayan Washington, son olarak sivil keşif uçuşlarını mümkün kılan aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 34 ülkenin imzacısı olduğu Açık Semalar Anlaşması'ndan çekiliyor. Beyaz Saray'da nükleer denemelere başlama seçeneğinin konuşulduğu haberleri de Amerikan basınına yansırken Trump bizzat Çin ve Rusya liderlerinin kasımda seçimlesini istemediği söylemini kullanmaya başladı.

    ABD Başkanı'nın sert söylemleri Türkiye ile ilişkilerde ise tersine dönüyor. Trump, Taliban'la yeni anlaşma sonrasında bir kez daha Afganistan'dan çekilmeyi gündeme taşımak için, Erdoğan'la son telefon görüşmesine atıfta bulunarak Türkiye'nin de Suriye'den asker çekilmesi kararından memnuniyet duyduğunu aktardı. Amerikalı yetkililer ise S-400 alımındaki ısrar yüzünden Türkiye'ye karşı tutumlarını sürdürdüklerini vurguluyorlar.

    Uluslararası ilişkiler sistemindeki gerilimli dönemi Gelişmeleri ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ile konuştuk.

    ‘Çin bir adım önde, bu süreçte küresel liderliği üstlendi’

    Prof. Hüseyin Bağcı, korona sonrası eski çatışmaları geleceğe de taşıyacak yeni bir sürece girildiğini belirtirken, ABD ile Çin arasındaki gerilime dikkat çekti. Çin'in ilk defa uluslararası küresel bir meselede liderliği üstlenir göründüğü bir süreç yaşandığını kaydeden Bağcı, Çinlilerin ekonomisini yeniden çalıştırmaya başlayarak yeni hedefler koyacakları bir aşamaya geçtiklerini dile getirdi. Bağcı, ABD'nin Çin ile krizinde Rusya ve Hindistan'ın daha 'tarafsız' bir görünüm sergilediği görüşünü aktarırken, Almanya'da Merkel sonrası yeni liderlikle Transatlantik ilişkilerinin tekrardan yakınlaşma sürecine girmesi beklentisini dile getirdi:

    “Yeni normal döneme giriyoruz. Bu yeni dönem birtakım farklılıkları içerecek. Korona sonrası dönemin şüphesiz eski çatışmaları geleceğe taşıyacak bir süreç olacak bu. Ama sorunlarla mücadelede yeni boyutlar, yeni araçlar, yeni aktörler ortaya çıkacak. Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında özellikle ticaret alanında yaşanan savaşlar devam edecek. Çin’in ilk defa bir uluslararası küresel sorunda liderliği üstlendiği bir süreç yaşandı korona olayında. Çin bir adım önde. Amerika hala bunla uğraşırken, Çin ekonomisini çalıştırmaya başladı, yüzde 4’lük bir gelişme öngörülüyor bu yıl için. Bugün dahil olmak üzere 21-28 Mayıs arasında Çin Komünist Parti’nin toplantıları var. Dünya ile hem ekonomik hem siyasi hem askeri anlamda Çin’in karşılaşacağı meydan okumalara nasıl cevap vereceği konusunda kafa yoruyorlar. Bana da sordular ne düşünüyorsunuz diye. Ben de bir akademisyen olarak Türkiye’den görüş verdim. Bu yıl itibariyle Çin’in tüm köylerinde fakirliği kaldırmayı hedeflediler. Bunu başaracak gibi gözüküyor. Bunun anlamı ‘lig atlayacak’. Fakirlikle mücadelede önemli bir noktaya gelmiş olacak. Benim gördüğüm kadarıyla G8 olarak bildiğimiz ama Rusya’nın Ukrayna ve Kırım’a müdahalesiyle tekrar G7’ye dönüşen bu sanayileşmiş 8 ülkenin yanına 9. olarak büyük olasılıkla Çin gelecek. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde Çin’in dünyanın sanayileşmiş en önemli 9 ülkesinden biri olacağı artık kesin gibi görünüyor. Çin konusunda Hindistan ve Rusya’nın tavrı tarafsız kalmak. Son yapılan tartışmalarda Hindistan ve Rusya’da Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşlarında mümkün olduğunca tarafsızlığı tercih eden bir tutum takınmaları yönünde bir politikaları var. O nedenle her iki tarafın şüphesiz bu ülkeleri kazanma çabaları olacak. Avrupa örneğinde Çin’e yakınlaşmanın olacağını düşünmüyorum. Transatlantik ilişkilerin tekrar canlandırılması için özellikle Almanya’da yeni başbakan adayı Friedrich Merz, transatlantik ilişkilere çok önem vereceklerini ve bu işin devam etmesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulunuyor.”

    ‘Çin, Biden ile daha iyi ilişkiler içine girer’

    Bağcı'ya göre, kasım ayında ABD’de gerçekleşecek başkanlık seçimlerinden Biden’ın sandıktan çıkması Çin açısından daha olumlu olur. Trump’ın Transatlantik ilişkilerinde yıkıcı roller oynadığı görüşündeki Bağcı, Trump'ın yeniden seçilmemesi halinde bu ilişkilerdeki yapının da değişeceğini öngören Bağcı, her koşulda 'yeni normal' diye anılan dönemde Çin’in küresel sahada daha belirleyici bir rol oynayacağı değerlendirmesinde bulundu:

    “Amerika’daki seçimler de çok önemli. Kasım ayında Joe Biden kazanırsa ve Trump giderse o zaman Transatlantik ilişkilerdeki yapı da değişecek. Eski ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Nicholas Burns, Ekathimerini gazetesinde ‘Biz eğer iktidara gelirsek tüm dünya ile yeni bir işbirliği arayışına gideceğiz. Yani söylem olarak çatışmacı veya ‘Önce Amerika’ politikası değil daha çok işbirliğini ön plana çıkaran bir politika takip edeceğiz’ dedi. Bu Çin’in işine geliyor. Çin, Trump ile mi yoksa Biden ile mi daha iyi ilişki içine girer sorusunun cevabı Biden olacak. Rusya için de aynı şekilde. Rusya ile ABD arasında özellikle nükleer başlıklar konusunda bir gerginlik var. Türkiye’nin Açık Semalar Anlaşması’nın imzalanması esnasında Savunma Bakanlığı’nda görev yapıyordum. Donald Trump’ın Avrupa’nın güvenliğine ve Transatlantik ilişkilerine çok yıkıcı şekilde geldiği ve var olan yapıları çatırdattığı için Avrupa’da pek fazla tutulmuyor. Amerikan tarihinde 1945’lerden bugüne kadar bir devlet başkanı Berlin’e gelip de binlerce insana hitap etmedi. Obama’dan Bill Clinton’a hepsi gitti. Ama bir tek Trump bunu yapmadı. Çünkü tutulmuyor. Avrupa’da sevilen bir devlet başkanı değil. Hatta Almanya’daki büyükelçisi bile geri çekildi, yeni bir görev verdi ona. Ama Alman basınında yapılan tartışmalarda bir müstemleke valisi gibi davrandığı, Avrupa’yı anlamadığı ve bu nedenle de Berlin’den ayrılırken neredeyse akşam yemeğine kimsenin gitmediği ilk Amerikan büyükelçisi olacağını söylediler. Bu çok ilginç bir şey. Çin uluslararası alanda en azından şu aşamada daha fazla sempati toplayan ülke konumunda. Ama Çin’e doğru kayışlar ne kadar olacak? Rusya, Avrupa ve Hindistan gibi güç merkezleri, Çin ile birlikte nereye kadar ilişkilerini geliştirebilirler. Bu hala tartışılması gereken bir soru. Ama korona sonrası dönemde Çin’in çok daha fazla belirleyici bir rol oynayacağı döneme girdiğimiz de kesin.”

    ‘Çin ve Rusya’nın beklentisi kasım ayında Trump’ın kazanmaması yönünde’

    ABD'de koronavirüsün etkisiyle işsizlik oranındaki düşüş başarısının tersine döndüğünü anımsatan Bağcı'ya göre, Trump’ın seçilip seçilmeyeceğini kestirmek için yine de erken. Çin ve Rusya’nın Trump’ın kazanmaması yönünde beklentileri olduğu ve Demokratlarla daha rahat çalışabileceklerini savunan Bağcı, Trump'ın iktidarda kalması halinde dört sene daha sertlik politikasıyla devam edeceği ve korona sonrası çok daha çatışmacı politikalar izleyeceği görüşünü dile getirdi:

    “Senaryo üzerinden gitmemiz gerekecek. Trump seçimleri kazanabilir, önümüzdeki üç ay belirleyici olacak. Çünkü işsizlik oranını en aza indirmeyi başarmış olan bir devlet başkanı olarak zaten Amerikan tarihine geçti. Ama koronavirüs Amerika’yı çok feci vurdu ve hazırlıksız yakalandı. Ama bu Amerika’nın sorunları çözmeyeceği anlamına gelmez. Para, teknoloji, her şey orada. Tekrar geçen hafta ‘Ekonomiye dönüş yapıyoruz’ dedi. Normalleşmeye dönecek. Hızlı bir şekilde bu ekonomik yaraları sarmaya çalışacak. Vakit daha var, bir 4 aylık net bir zaman var. Bu süre içinde çok şey değişebilir. Hem Çin hem Rusya Trump’ın kazanmaması yönünde bir beklenti içindeler. Demokratlarla çok daha rahat çalışabilir hem Rusya hem Çin. Özellikle Trump’ın nükleer yarışta Amerika’nın dünyadaki öncü rolünü korumaya her ne pahasına olursa olsun yaklaşımı söylemine de yansıyor. Çok sert söylemlerle gitti ilk 4 yılda. İktidarda kalırsa 4 yıl boyunca böyle bir politika takip edeceği için bir yumuşama göstermeyecektir, o zaman çok daha gergin bir dünya yapısıyla karşı karşıya kalacağız. Daha çatışmacı bir korona sonrası dönem yaşayacağız. Şimdilik bütün kartlar ortada. Kazanan şu aşamada Çin, onu biliyoruz. Çin her şekilde ekonomik, uluslararası açıdan olsun kazanmış durumda. Amerika dahil Avrupa Birliği’nin birçok ülkesinin Çin’i korona nedeniyle uluslararası alanda şikayet etmesi ve tazminat talep olması siyasi bir hareket olarak da görülebilir. Ama Çin’in bunlara yanaşacağını düşünmüyorum. Hem AB hem Rusya hem de Amerika korona ile mücadele sınıfta kaldı ama telafi imtihanları her zaman yapılıyor. Başaracaklar diye düşünüyorum.”

    'Ne Türkiye ABD'den ne de ABD Türkiye'den vazgecebilir'

    Korona sonrası dönemde de ABD'nin Ortadoğu'dan çıkacağını düşünmediğini belirten Bağcı başta PYD/PKK olmak üzere pek çok konuda anlaşmazlık yaşanmasına rağmen Türkiye ile Amerikan yönetimlerinin birbirlerinden vazgeçemeyeceklerini vurgulayan Bağcı, Ankara'nın pragmatik bir yönelime girdiği ve İsrail ile de ilişkileri dengelemeye götüreceği görüşün aktardı:

    “Korona süreci uluslararası ilişkilerde belli bir yavaşlamayı beraberinde getirdi ama sorunları çözmedi. Amerika’nın Ortadoğu’dan çıkacağını düşünmüyorum. Rusya ve İran’ın Ortadoğu’da güçlenmesini istemez. İsrail ile olan ilişkilerini zaten devam ettiriyor. İsrail’in koruyucusu konumunda. Pompeo’nun İsrail’e geçen hafta yaptığı ziyaret bu açıdan önemli. Şimdi Netanyahu’nun başkanlığında hükümet de kuruldu. İran çok kötü durumda hem ambargolar hem de korona nedeniyle yaşadığı olumsuz deneyimler. İran’ı belki de Astana ülkesi olması itibariyle belki de en zayıf halka olarak görmek lazım. Libya konusunda Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasında PYD/PKK dahil olmak üzere birçok konuda karşı karşıya kalınan durumlar var. Hem Türkiye hem de ABD bir şekilde NATO’yu da kastederek dost düşman ilişkisini de devam ettirecekler. Ne Türkiye ABD’den ne de ABD Türkiye’den vazgeçebilir. Ayrıldıkları farklılıkları gözeterek devam edecekler. Türkiye ile İsrail arasında nakliye uçuşları başladı. Belki İsrail Havayolu, İstanbul’a tekrar uçacak. Bir yanda İsrail Türkiye’nin sözde Ortadoğu’daki düşmanı diğer taraftan ticaret ilişkisi gelişiyor. Bu da bir tezat mı pragmatik mi? Türkiye’nin çok pragmatik bir politikaya dönmeye başladığını düşünüyorum. Cumhurbaşkanı’nın özellikle Körfez ülkelerinden Katar haricinde edindiği hayal kırıklığı İsrail ile ilişkileri dengelemeye götürebilir. Mısır ile Türkiye de son dönemlerde birbirlerine karşılıklı göz kırpıyorlar. Bu göz kırpmalar karanlıkta olmuyor tabii. Gündüz gözüyle göz kırpma olursa, görünür.

    'Libya'da Ankara'nın eli güçlendi, göçmen krizinde de AB'ye işin şakası yok mesajı verildi'

    Türkiye’nin Libya’da oldukça başarılı adımlar attığını belirten Hüseyin Bağcı, Libya’nın birdenbire Türkiye’nin eli güçlendirdiği görüşünde. AB ile son göçmen krizinde de Ankara'nın 'işin şakası olmadığı' mesajı verdiğini kaydeden Bağcı, böylelikle birlikle yeni göçmen anlaşmasının zorlandığını kaydetti:

    "Türkiye öyle gözüküyor ki Libya’da şu anda çok başarılı. Hafter güçleri büyük darbe aldı. Belki de Türkiye’nin son dönemde en başarılı olduğu yerlerden biri. Kuzey Suriye’deki operasyonları, İdlib’i ve Afrin’i göz önüne alırsak Libya çok uzak. Ama Türkiye’nin askeri varlığı orada büyük bir destek sağladı. Buna karşılık İtalya ve İsrail’in Türkiye ile Akdeniz’deki geniş petrol ve doğalgaz yatakları için işbirliğine gitmeye başlaması önemli. Ama Libya başından itibaren Türkiye’nin Kuzey Afrika bölgesine yönelik politikalarında orada fiziken de olması gereken bir ülke konumuna getirdi. 1.5 milyona yakın Türk var Mısrata ve o coğrafyada. Türkiye’nin Libya ile olan ilişkilerine tarihsel açıdan bakalım. Türkiye’nin orada siyasi varlığının ötesinde askeri varlığını bulundurması gelir. Türk silahlarının oradaki başarısı, Türk ordusunun verdiği eğitim. Orada Türkiye’nin özel kuvvetler vasıtasıyla normal askeri eğitimi de verdiği ve Hafter güçlerine karşı hiç de küçümsenmeyecek bir başarı elde etmeleri tüm dünyanın gözünün bu coğrafyada Türkiye’ye dönmesine neden oldu. Birdenbire Türkiye’nin eli güçlendi. Suriye mülteci konusunda da Türkiye çok ilginç bir politika yapmaya başladı. Türkiye’ye almayıp Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarma politikasını korona öncesi yapmaya kalktı. Bu birçok eleştiriyi beraberinde getirse de AB’ye işin şakasının olmadığını gösterdi. Bu da birdenbire Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yeni bir mülteci anlaşmasının kaçınılmaz olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Ama İran, Rusya ve Türkiye Suriye’de kalacak. Beşar Esad da kalacak. Onun gitmesi bu aşamada söz konusu değil. Sorun PYD ve PKK’nın Beşar Esad ile olan ilişkisi ve ABD’nin verdiği destek. Son dönemde IŞİD’in tekrar canlandığı yönünde haberler aslında PYD ve PKK’nın bu coğrafyada ABD ve Rusya’nın desteğine ihtiyaç duyduğu gerçeğini de beraberinde getirecek. IŞİD ne kadar başarılı olursa, Kürtler o kadar başta ABD olmak üzere Rusya destek alacak. Buna karşılık Esad da onlarla işbirliği yapacak. Suriye’deki Kürtler kazanan taraf olma yolunda gidiyorlar.”

    Etiketler:
    Doğu Akdeniz, Donald Trump, Avrupa Birliği, ABD, İsrail, Koronavirüs, Türkiye, Çin
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın