15:36 29 Ekim 2020
Canlı Yayın

    ‘Sermaye hakimiyeti ABD ve İngiltere’de koronavirüs tahribatını arttırdı, dönem yeni potansiyel kriz dalgalarına gebe’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 40
    Abone ol

    Prof. Boratav'a göre salgın sermaye hakimiyetinin yarattığı tahribatı gösterdi; “sistemin arızalarını onarma” seçenekleri dışlandı; salgın sonrası kriz dalgası kapıda. Trump örneğiyle temsili demokrasi söyleminin krizine de işaret eden Boratav, Çin ve Rusya'nın ise ABD emperyalizminin saldırgan ve yıkım getiren unsurlarına teslim olmadığı görüşünde

    Dünyada iki ayı aşkın süre hayatı durduran koronavirüs salgınının ardından ekonomiler 'açılırken', derinleşen kriz eşliğinde gidişat tartışılıyor. Salgının bitip bitmediği, başka dalgaların olup olmadığı meçhul ancak şimdiden 'yeni normal', 'hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' söylemleri öne çıkıyor. IMF ve küresel kapitalizmin kuruluşlarının raporları 2020'deki büyük daralmanın ardından 2021'de büyük ölçüde 'düze çıkılacağı' öngörüleriyle dolu. Diğer yandan dünya çapında milyonlarca insan işini yitirdi.

    Bu koşullarda 105 binden fazla can kaybı ve 1 milyon 800 bini bulan vaka sayısıyla salgının en fazla vurduğu ülke olan ABD, 'korona sonrasına' isyan dalgası ile girdi. Salgını Çin'e yüklenme fırsatı kılan ABD Başkanı Donald Trump, bir siyah vatandaşının polis şiddetiyle öldürülmesinin tetiklediği olaylar karşısında orduyu devreye sokarak başkanlık seçimi yarışında 'güçlü lider' imajı çizmekte. Dünya ise Amerika'da olup bitenleri, neoliberal modeli, salgın karşısında çöken Batı demokrasilerini, salgını hafif atlatan kamucu ülkeleri ve gelişmelerin uluslararası düzene etkilerini tartışıyor.

    Yeni dönemi Türkiye'de akademinin en önde gelen isimlerinden birisi olan Prof. Korkut Boratav ile konuştuk.

    ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ söylemi iyimser bir manipüle çizgisini temsil ediyor’

    Prof. Korkut Boratav'a göre, koronavirüs ile gündeme taşınan 'hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' söylemi kapitalizmin krizini iyimser bir beklentiyle manipüle etme çabası. Neoliberalizmin, kapitalizmin dünyada son 40 yılda yaşanan sermayenin sınırsız tahakkümü tasarımı olduğunu belirten Boratav, hiçbir zaman tasfiyeye yeltenilmeyen bu tasarımın pandemi sonrasında da 'kaldığı yerden devam ettirileceği' görüşünü dile getirdi. Diğer yandan salgın yüzünden 2008 krizine benzer tedbirlerin işe yaramayacağın görüşündeki Boratav, aksine potansiyel bir kriz dalgasının tetikleneceği değerlendirmesinde bulundu:

    ’’Koronavirüs sonrası ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ söylemi, kapitalizmin sorumlu olduğu bir krizi ve onun uzantılarını iyimser bir beklentiyle manipüle etme çabasını temsil ediyor. Son tahlilde bütün belirtiler, temelde hiçbir değişiklik olmadan kaldığımız gibi devam edileceğini gösteriyor. ‘Kaldığımız gibi devam’ derken şunu kastediyorum: Son kırk yılın kapitalizmine damgasını vuran neoliberalizm, aslında, sermayenin sınırsız tahakkümü tasarımıdır. Bu tasarım ufak tefek ve zorunlu revizyonlarla hayata geçirildi. Bugün de tasfiyesi gündemde değildir; eskisi gibi devam ettirmeye çalışılacaktır.

    Salgın o kadar sert geldi ki, ekonomileri canlandırmak için 2008’de uygulanan paketler, ister istemez biraz daha genişletildi. 2008 krizi büyük ölçüde finansal sistemin pompalanmasına dayanmıştı.  Batı merkez bankaları sürükleyici etken olmuşlardı. ABD’nin, AB üyesi ülkelerin bütçeleri, hazineleri daha sınırlı katkı yapmıştı. Bugünkü krizde ise hazinelerden kaynaklanan, bütçe açıklarını genişleterek ekonominin canlanmasını sürükleyecek paketler öne çıkıyor.

    'Keynesçi' denilen uygulama budur. Kamu maliyesinde kemer sıkma, geçici olarak ertelendi. Kalıcı olmayacağı aşağı yukarı kesindir. Ama sorun şu: Birdenbire çok abartılı bütçe açıklarıyla yeni döneme geçilecek. Devletlerden kaynaklı borç senetlerinin itfası zaman içinde sorun olacak. Artık, devlet borçları menkul kıymetler olarak finansal sistemin parçasıdır; kırılganlık kaynağıdır; potansiyel bir kriz dalgasının tetikleyicisi olacakları da öngörülüyor.”

    Ama onun dışında kapitalizm borçlanmaya dayalı tüketim alışkanlıklarını pompalamaya çalışıyor. Örneğin, iletişim dünyasından kaynaklanan yeni tüketim biçimlerinin, yaşam beklentisini, kalitesini, insanların dirliğini geliştirdiğine emin miyiz? Karmaşık bir konudur. Ayrıntısına girersek ipin ucunu kaçırırız.

    ‘Çin’in gücü, onu mücadele edilmesi gereken bir rakip haline getirdi’

    Dünyada hegemonyanın el değiştirme mücadelesinin yaşandığını belirten Prof. Boratav, Çin'in küreselleşmenin başını çeken ve 'kapitalist üretim ilişkilerinin' hakim olduğu bir ülke olmasına karşılık, Çin Komünist Partisi iktidarının bu ülke için 'orası kapitalisttir’ teşhisiyle geçiştirilemeyecek bir özgünlük yarattığı görüşünde. Çin komünist partisinin bütün sızma ve yozlaştırma çabalarına karşın doğrudan sermayenin partisi olmadığını anımsatan Boratav, devletin toplum üzerinde yeniden ürettiği disipline ve önceliklerine yeni Çin burjuvazisinin de uyum sağlayacak esneklikler sergilediğini kaydetti. ABD'nin öncülüğündeki Batı'nın Çin'de burjuva partilerine iktidar yolunu açacak çok partili düzene geçişi sağlamakta başarısız olduğunu anımsatan Boratav, Çin'in hedef haline gelmesinde bu durumun da etkili olduğunun altını çizdi:

    "Dünya kapitalist sisteminin hegemonyası el değiştirme mücadelesi içindedir. Fakat bu mücadelede yeni yükselen adayın, yani Çin’in kendine özgü bazı uyumsuzlukları var.

    Çin yönetimi, bir anlamda kapitalist dünya sistemi ile ticaret, sermaye hareketleri bağlamında bütünleşmeyi ısrarla savunuyor. DTÖ’ye üye oldu. Bugün dünya ticaret sisteminin dinamosudur. Hatta Çin lideri Şi Jinping 2017’de Davos’ta ya da BM Cenevre Ofisi’nde küreselleşmenin bayraktarlığını temsil etme iddiasıyla konuşmalar yaptı.

    Çin, devlet yapısı ile Batı kapitalizminden çok farklı bir özellik gösteriyor. Bunu göz ardı ederek değerlendirme yapamayız. Çeşitli sol kesimler ‘orası kapitalist bir ülkedir’ şeklindeki tahlillerle geçiştiriyorlar. Çin’de kapitalist üretim ilişkileri hakimdir. Ama iktidarda komünist partisi vardır. Komünist partisi, bütün sızma ve yozlaştırma çabalarına rağmen doğrudan doğruya sermayenin partisi değildir. Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Şi Jinping, partinin otoritesini kuvvetlendirmeye, parti kadrolarının yozlaşmasını, yolsuzluklarını önlemeye; Parti’nin, devlet aygıtı ve toplum üzerindeki otoritesini sağlamaya öncelik verdi. Çin burjuvazisi de bu önceliklere uyum sağlayacak esnekliği gösterdi.

    Batı ve emperyalizmin diğer egemen gücü olan ABD, Çin’in piyasalaşmasının ve kapitalistleşmesinin kendi anladıkları anlamda ‘temsili demokrasiyi’ getireceğini; sermaye partilerinin hakim olacağı çok partili bir düzene geçeceğini umuyordu. Ancak bu tutmadı. Bundan kaynaklanan büyük hayal kırıklığı nedeniyle Çin’e karşı söylem sertleşti. Ayrıca Çin’in ekonomik gücü, uluslararası ticaretin ana üretken tabanı olması, çok yüksek düzeyli rezervlerinin önemli bir kısmının ABD hazine tahvillerinden oluşması gibi güçlülük unsurları, Çin’i mücadele edilmesi gereken bir rakip konumuna getirdi. Çin, bu yeni saldırıya karşı koyuyor.”

    ‘Rusya, yeni dünya hegemonya kutuplaşmasında ABD sistemiyle entegre bir teslimiyet içinde değil’

    Prof. Boratav, devlet ve siyasi iktidarın yapısı bakımından Çin'le aynı özellikleri taşımıyor olmasına karşılık Rusya'nın, 'ayrıksı' duruşuna dikkat çekti. Boratav, Rusya liderliğinin Yeltsin'in yarattığı çöküntüye son vererek devlet otoritesini yeniden oluşturma ve ekonomiyi yönetme becerisiyle öne çıktığını söyledi. Boratav, Rusya ve Çin'in yakın işbirliğine atıf yaparak "Dünya sisteminin yeni olgunlaşan dengeleri içinde ABD emperyalizminin yıkım getiren saldırganlıklarına bu iki güçlü ülke teslim olmuyor” dedi:

    ''Rusya, devletin/siyasi iktidarın yapısı bakımından Çin ile başa baş aynı özellikleri taşımıyor. Çin’de Komünist Parti'nin iktidarda olması ve Şi Jinping’in bu partinin mirasını sahiplenmesi Putin için geçerli değil. Putin, Bolşevik Devrimi’ni sahiplenmedi; ama İkinci Dünya Savaşı’nda SSCB’nin başarısını Rus toplumun mirası olarak kabul etti. Devletin güçlü/otoriter konumunu yeniden sağladı. Ekonomiyi başarıyla yönetti. Rusya Merkez Bankası çok başarılıdır. Yeltsin’in devlette, toplumda, dış siyasette yarattığı çöküntü, çaresizlik son bulmuştur. Uluslararası ilişkilerde Çin ile yakın işbirliği vardır. Dolayısıyla yeni dünya hegemonya mücadelesinde ABD’ye teslimiyet içinde değildir. Bunu defalarca kanıtlamıştır. Dünya sistemi içinde ABD emperyalizminin saldırgan ve yıkım getiren özellikleri yeni iki kutup ülkesi Rusya ve Çin sayesinde kısmen dengelenmektedir.''

    ‘Temsili demokrasi bunalımda, ‘demokrasi’ denen söylem krizde’

    Boratav'a göre buna karşılık Batı'nın terminolojik bir saptırma ile 'demokrasi ile temsili demokrasiyi özdeşleştirme’ söylemi inandırıcılığını yitirdi. Temsili demokrasi yozlaştı ve bunalımda. 1945-1980 dönemindeki sınıflar arası uzlaşma eşliğinde oluşmuş refah devleti ve kurumlarının, neoliberal sermaye tahakkümü altında bozulduğunu dile getiren Boratav, Trump'ın iktidara gelmesi ile temsili demokrasinin yozlaşmasının ABD’de simgelendiğini vurguladı. Boratav 'demokrasi’ söyleminin dahi bir krizde olduğunu vurguladı:

    ’’Burjuva siyaset bilimi, demokrasi ile temsili demokrasiyi eş anlamda kullanırlar. Bu söylemin bir uzantısını bugün Türkiye’de dahi gözlüyoruz. ‘Seçim yoluyla iktidara gelen toplumu ve halkı yönetme yetkisini almıştır ve bu yetkinin kısıtlanması önlenmelidir.’ Bugünlerde yaygınlaşan bu söylem sonunda temsili demokrasi çeşitli yerlerde bunalıma girdi.

    İkinci bir bunalım etkeni daha oluştu: Temsili demokrasi son kırk yılda tüm Batı ve Güney coğrafyasında sermaye hakimiyetinin güçlenmesine yol açtı.  1945-1980 dönemini kapsayan kapitalizmin altın çağında oluşan sınıflar arası denge dağıldı; bölüşüm ilişkilerinin iki büyük sınıf arasında dengeli gitmesi son buldu; refah devleti kurumları, kuralları çözüldü, bozuldu. Refah devleti yerine neoliberalizmin sermaye tahakkümü yerleşti. Bu dönüşümü temsili demokrasi hayat geçirdi. Ancak eş-zamanlı olarak  dalga dalga halk muhalefetleri de  yükseldi. Bu muhalefet hareketleri, iktidara gelerek sistemi değiştirecek güçte değil.

    Örnekler çok: Fransa 2020’ye geçerken Sarı Yelekliler hareketiyle ortaya çıkan büyük bir muhalefet dalgasıyla sarsıldı. Şu anda da ABD, ırk ayrımının, polis gaddarlığının tetiklediği yeni bir patlama dalgasıyla karşı karşıya. Latin Amerika, 2020’ye sermaye hakimiyetini protesto eden muhalefet dalgalarıyla girdi. Ekvador’da, Şili’de, Kolombiya’da neoliberal iktidarlar sarsıldı. 2015’te Arjantin’de iktidara gelen neoliberalizmin gözdesi Macri dört yıl sonra ülkesini krize sürükledi. Sağdan sola iktidar değişti. Bunlar temsili demokrasinin yarattığı huzursuzluğun büyüdüğünü gösteriyor.”

    ABD’de siyah bir insanın polis tarafından öldürülmesi, bütün Amerikan toplumunu sarstı. Bu sarsıntının bir boyutu mülkiyete saldırılar, yağmalamalar şeklinde tezahür ediyor. Demek ki ABD toplumu derin huzursuzluklar içindedir. Trump gibi cehaleti, yozlaşmışlığı açık-seçik olan; yalancılığı nicel olarak belgelenmiş bir kişinin iktidara gelmesi temsili demokrasinin ‘zirve noktasında’ ABD’deki bunalımının   simgesidir. Bu bunalımı gündemdeki yeni iktidar seçeneklerinin de çözemeyeceği ortadadır. Demek ki demokrasi söylemi de krizdedir.’’

    ‘ABD ve Britanya'da hakim sınıflar onarıcı seçenekleri elimine etiler’

    Koronavirüs sürecinde ABD ve Britanya örneklerinin, sermaye hakimiyetinin sağlık sistemi üzerindeki tahribatını gözler önüne serdiğini anlatan Boratav, hakim sınıfların Sanders ve Corbyn gibi seçenekleri elimine ederek kendilerini ıslah edecek ve büyük sınıf uzlaşmasına yeniden kapıyı yeniden aralayacak ‘arızaları’ onarma seçeneğini de dışlamış olmalarına dikkat çekti:

    ''Kuşbakışı birkaç gözlem yapalım. ABD, kişi başına sağlık harcamaları bakımından dünya rekortmenidir. Yani sağlığa en çok harcama yapan toplum ABD’dir. Fakat sağlık göstergeleri, örneğin doğumda yaşam beklentisi bakımından tüm Batı ülkelerinin gerisindedir. Bu durum ABD’de piyasalaşmış ve sigorta şirketlerinin hakimiyeti altındaki sağlık sisteminin ne kadar verimsiz olduğunu gösteriyor. Korona krizi bunu ayrıca doğruladı. ABD, şu anda hastalık ve ölüm sayıları bakımından dünyanın en üst sırasındadır. Koronavirüs hasta sayısını nüfusa oranla karşılaştırırsak ise İspanya’dan sonra ikinci durumdadır.

    Bu bozukluğu kısmen onarma fırsatı birkaç ay önce ortaya çıktı ve heba edildi. ABD, yeni başkanlık seçimlerine giderken sol alternatif bir kez daha ciddi olarak ortaya çıktı. Geçen yüzyılın başlarındaki ABD Sosyalist Partisi’nin mirasını devralmış bir siyasetçi olan Bernie Sanders Demokrat Parti’den aday oldu. Amerikan halkına genel bir sağlık güvencesi getirme programını sahipleniyordu. Egemen çevreler, Sanders’in peşinen elenmesini sağladı. ABD’nin temsili demokrasisi, toplumu meoliberalizmden kısmen arındıracak alternatif bir seçeneği reddetti.

    İngiltere de 2019 sonunda benzer bir seçenekle karşı karşıyaydı. İşçi Partisi’nin eski kamucu, sol mirasını temsil eden Jeremy Corbyn, hem sermaye çevrelerinin ve medyanın kendisine karşı sistematik bir kampanyası sonunda parlamento seçimini kaybetti, hem de partisinin liderliğinden elimine edildi. Yani burjuvazi, hakim sınıflar, sistemi ıslah edecek, devrimci olmayan, kapitalizmin yani altın çağının sınıf uzlaşmasına kapıyı yeniden aralayacak; refah devletinin kayıplarını kısmen geri alacak bir seçeneği dışladılar. İngiltere 1945’te dünya için örnek olacak kamusal bir sağlık sistemi oluşturmuştu. Piyasacı deformasyonlar bu sağlık sistemini zayıflatmış; çöküntü eşiklerine getirmişti. Sonuçta, İngiltere koronavirüs listesinde zirveye yaklaştı.

    Sanders, Corbyn örnekleri kapitalizmin arızalarını sadece onarmayı öneren sol seçeneklerin dışlanmasını gösteriyor. Bu dışlanmalar sonunda halk muhalefetleri yeni faşist akımlar tarafından sahiplenilmektedir. Asıl problem budur. ABD’de gözlemlediğimiz protestoları da şu anda neofaşist siyasetçilerin tipik temsilcisi olan Trump, ‘nasıl olup kendi lehime dönüştürebilirim’ arayışı içindedir. Belki de bunu başarır ve yeniden seçilir.”

    ‘Sosyalist hareketin halk sınıfları içindeki mevzilerinin aşınmasının bedelini ödüyoruz’

    Sol ve sosyalist muhalefetlerin geleceğin güvencesi olduğunu belirten Boratav, şu anda yaşadığımız sorunlarda bu hareketlerin halk sınıfları içindeki mevzilerin aşınmasının etkisinin büyük olduğu görüşünde. Boratav'a göre, sosyalizm ütopyasının korunması gerekiyor:

    ’’Problem geleneksel devrimci sol hareketlerin, partilerin marjinalleşmesinden geliyor. Sanders ve Corbyn gibi kapitalizmin, emekçiler lehine onarılmasını sahiplenen siyasetçilerin desteklenmeleri gerekir. Halk muhalefetlerinin reformist önerilere yönelmesi umulur. Ama sosyalizmin, hatta farklı bir düzeni temsil eden sosyalizm ütopyasının sınıfsal özlemlerden elimine olmaması lazım. Sistem karşıtı muhalefet hareketlerinin var olması gerekir. Sömürüye karşı halk muhalefetlerinin, sınıf mücadelelerinin şanlı bir tarihi vardır. Bu tarihin büyük başarıları ve yenilgileri vardır. Bu tarihin derslerini çıkaran; o mirası sahiplenen sol, sosyalist ve devrimci hareketlerin zayıflamasının, halk sınıfları içindeki mevzilerinin aşınmasının bedelini ödüyoruz.

    Sermaye çevreleri ılımlı soldan gelen onarım programlarını reddetmekte  ısrar ettikçe, sınıf muhalefetinin devrimci  alternatiflere er-geç yönelmesi kaçınılmazdır. ABD’de, Batı’da, Üçüncü Dünya’da bu alternatif örgütlenmelerin ipuçları, filizlenmeleri var. Şu anda düzeni zorlayacak, alternatif seçeneği yakın bir şekilde gündeme getirecek derecede olgunlaşmış değil; ama geleceği şimdiden onlar temsil ediyor.’’

    ‘Neo-faşistler işçilerin tepkilerini ırkçı söylemlerle istismar ediyor'

    ABD'de ve Avrupa'da emperyalist savaşların hedef aldığı coğrafyalardan taşınan göçmenler üzerinden Batılı işçi sınıfının tepkilerinin iktidarlar tarafından kullanıldığı görüşündeki Boratav, Trump'ın politikalarının yanı sıra Brexit'e yol açan gelişmelere atıf yaptı. Yeni sol muhalefetin, klasik kültür değerlerini sahiplendiği ölçüde işçi sınıfıyla karşıt konuma geçebildiğini belirten Boratav, dünyayı değiştirmek isteyen anti-kapitalist muhalefetin bu sorunu aşması gerektiğini vurguladı. Boratav'a göre geçmiş tarihsel deneyimleri içeren belleğin yeniden sahiplenilmesi gerekiyor:

    ’’Dünya solunun, örgütlü-sınıf muhalefetinin alternatif sosyalist-komünist hedefleri koruduğu dönemde sol hareketlerle Üçüncü Dünyanın halk mücadeleleri arasında büyük ittifaklar oluştu. Öyle bir dönem yaşadık ki ulusal ve etnik ırk ayrılıkları, devrimci ortak bir hedef çevresinde halkların birleşmesini engellemedi. Bugün ise, maalesef, kültürel gerilimler -kültür savaşları deniyor buna- ile sınıf mücadelesi birbirinin karşıtı konumlara geldi. Dikkat etmek gerekir ki neo-faşist sağın yükselmesini tetikleyen ana etkenlerden biri, göçmen işçilere karşı duyulan klasik Batılı işçi sınıfının duyduğu huzursuzluk ve tepkiden kaynaklanıyor. Bunu Avrupa’da da, ABD’de de görüyoruz. ABD’nin göçmen işçileri genelde dalga Meksika ve Latin Amerika kökenli işçilerdir. Emperyalizmin yarattığı yıkımların bedelini aşmak için ABD’ye geliyorlar. Trump, bir yandan göçmen işçilere karşı ABD işçi sınıfındaki huzursuzluğu, diğer yandan da Çin’e taşınan ABD sanayi sermayesinin ülkede işsiz bıraktığı mavi yakalı işçilerin tepkilerini istismar ediyor; ırkçı söylemi sonuna kadar kullanıyor. Aynı şey Avrupa’da da oluyor. İngiltere’de Brexit kampanyası, serbest emek dolaşımını sağlayan AB kurallarına karşı koyulan tepki ile beslendi.

    Yeni sol muhalefet, klasik kültür değerlerini sahiplendiği ölçüde klasik işçi sınıfıyla karşıt konuma geçebiliyor. Bu güçlüğün aşılması lazım. Ayrıca kültür savaşları denilen olayın başka boyutları var. Cinsel ayrımcılık, iklim sorunları, kadın hakları gibi son derece saygın konular, neo-faşist eğilimler tarafından klasik işçi sınıfının daha geleneksel değerleriyle karşıt konuma getirilmekte ve istismar edilmekte. Çok zor sorunlarla karşı karşıyayız. Dünyayı değiştirmek isteyen anti-kapitalist muhalefetin bunu aşması lazım. Sınıflar arası mücadelenin göçmen işçilerle yerleşik klasik işçilerle ittifakı olmadan yükselmesi mümkün değildir. Geçmişte bu sağlanıyordu. Fransız komünistlerinin, Cezayir kurtuluş hareketinin safları içinde Fransız emperyalizmine karşı savaşmaları gibi… Bu farklı farklı yerlerde hep oldu.. İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçiler safında yer alan Uluslararası Tugayların oynadığı mücadeleci rolü yaşamış insanlar var. Onların torunları, mirasçıları var. Devrimci muhalefetin bu belleği yeniden sahiplenmesi lazım.’’

    ‘Muhalefet Türkiye toplumunun geniş kesimlerinin özlemlerini dışlıyor: Laiklik gibi Cumhuriyet değerleri ve neoliberal deformasyonun tersine çevrilmesi'

    Prof. Boratav'a göre Türkiye'deki iktidar 'doğal iktidar dönemini' tamamladı ve yasal çerçeveyi daha fazla zorlamazsa 'değişir'. Diğer yandan 'liberal akımı' temsil eden CHP ile merkez sağ arasında 2015'e dönüş anlamına gelen ve (Türk tipi) cumhurbaşkanlığı sisteminin dönüşmesini hedefleyen bir koalisyonun şekillendiğini söyleyen Boratav, ancak restorasyon hedefindeki bu koalisyonun programında Türkiye toplumunun geniş kesimlerinin özlemlerinin yer almadığı görüşünde. Boratav'a göre bunlar laiklik gibi Cumhuriyet kazanımları ve neoliberal deformasyondan kurtulmak:

    ''Türkiye’deki bugünkü iktidar, vadesini tamamlamıştır. Temsili demokrasinin bugünkü arızalarına rağmen, yasal çerçeve daha fazla çiğnenmezse iktidar büyük ihtimalle el değiştirecektir. Bugünkü ortam, koronavirüs salgınının yarattığı izolasyon ortamı, insanları aktif mücadeleden de soyutlaştırmaktadır. Onun için bu ortamın bir şekilde aşılması lazım ki siyasi mücadele kanalları yeniden işlesin.

    Bugünkü iktidar sonrasına dönük büyük bir koalisyon tasarımı var galiba: Merkez sol denen (ama liberal de diyebiliriz buna) akımı temsil eden CHP ile merkez sağ arasında ve AKP’den kopmaların oluşturacağı büyük bir blok tasarımı… Bu blok, yeni sistemin yani cumhurbaşkanlığı sisteminin parlamenter sistem dönmesini hedefleyen bir programda birleşme eğiliminde. Bu aşağı yukarı 2015’in restorasyonu anlamına geliyor.     

    Bu tarihle sınırlı bir restorasyon, Türkiye toplumunun 2015’e kadarki önemli kayıplarının tümüyle telafisini içermiyor. Bu telafiyi sağlayacak iki büyük hedef dışlanıyor. İlk olarak 2015 Türkiye’si, Cumhuriyet kazanımlarının, özellikle laikliğin aşınmasında büyük kayıplar yaşandığı bir tarihtir. Yeni iktidarın bir öğesi olan merkez sol bu kayıpların telafisini talep etmelidir; etmiyor. Bu hedefin sahiplenilmesi de Türkiye’nin diğer solcularına, sosyalistlere, cumhuriyetçi akımın sol kanadına düşüyor.

    İkinci problem ise neo-liberal deformasyonun telafisi ile ilgilidir. Türkiye'de sosyal devlet kurumlarının büyük ölçüde yıpranmasıyla; emek örgütlerinin zayıflaması, dağılmasıyla 2015’e gelindi. Bu 1980 ile başladı; AKP iktidarında daha da gelişti, adım adım bugüne gelindi. Türkiye’nin kamucu düzenlemelerinin büyük bölümü yok edildi. Bu kayıpların bugünkü koşullar içinde adım adım da telafi edilmesi hedeflenmelidir. Bu hedef sözünü ettiğim büyük blokun düzen partileri tarafından sahiplenilemez. Bugün için sosyalist ve (belki) cumhuriyetçi sol hareketlerle ve emek örgütleri ile sınırlı bir muhalefetin gündemidir.

    Etiketler:
    Kriz, AK Parti, NATO, Donald Trump, İngiltere, Koronavirüs, Çin, Rusya, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın