22:20 02 Temmuz 2020
Canlı Yayın

    'Türkiye Libya'da devlet düzeyinde girerek el artırdı, Sisi ve Macron'un çıkışları Ankara'yı ateşkese zorlamaya yönelik'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 12
    Abone ol

    Doç. Hakan Güneş'e göre, Türkiye, Kaddafi sonrası vekalet savaşları yaşanan Libya'ya devlet düzeyinde girerek el arttırdı. El Sisi ve Macron'un çıkışlarının Ankara'yı ateşkese zorlamayı hedeflediğini söyledi. Mısır ile Türkiye'nin savaşmasına ihtimal vermeyen Güneş, çatışmaların devletler ve vekil güçler karışımı bir boyuta evrileceği görüşünde.

    Libya'da Berlin Konferansı'nda alınan kararlara rağmen ateşkes sağlanamazken, ülkenin batısındaki başkent Trablus'u kontrol eden UMH ile doğudaki Tobruk parlamentosu ve desteklediği LNA'yı masaya oturtma girişimleri bir türlü başarı sağlayamıyor. Mısır'ın Kahire girişimiyle yaptığı diplomatik çağrı masaya oturmadan önce Sirte ve Cufra dahil petrol bölgelerinin kontrolünü ele almak isteyen Türkiye'nin desteklediği UMH tarafından reddedildi. Mısır Cumhurbaşkanı El Sisi yönetimi ise uzun bir sınırı bulunan Libya'da terör örgütü gördüğü İhvan iktidarını kabullenmeyeceğini belirterek Libya'ya müdahale sinyali verdi. Denkleme Akdeniz'da Türk donanmasının engelleme iddialarını NATO gündemine taşımış olan Fransa da girdi. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Erdoğan'ı 'tehlikeli oyun oynamakla' suçladı.

    Gelişmeleri İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Hakan Güneş ile konuştuk.

    'Türkiye ateşkese zorlanmak isteniyor. Libya'da çok fazla aktör var, zafer ilanı çok su kaldırır'

    Doç. Hakan Güneş'e göre Mısır ve Fransa'dan gelen son açıklamalar Türkiye'yi ateşkese zorlamaya yönelik. Türkiye'nin desteklediği Trablus'taki hükümetin son kazanımları üzerinden 'zafer ilan edilmesi' için çok erken olduğuna dikkat çeken Güneş, Libya sahasında pek çok aktör bulunduğunun altını çizdi:

    “Bir ateşkese zorlanmak isteniyor. Bu hamlelerin tamamı bu yönde. Bir kere nereden baksak Suriye’den ders alalım. O kadar çok safhadan geçti ki bu bir o kadar daha safhadan geçecek demek. Dolayısıyla birilerinin zafer naraları atması, bir başkasının kaybettik demesi, tüm bunlar daha çok su kaldırır. Böyle çok fazla riskli, problemli, çok sayıda düşman edinmenizi gerektirecek işlere girmek gerekli mi, bu ayrı bir konu. Bütün bunlar hepsi tek tek düşünülmeli. Rusya şu anda ne yapmak istiyor, bir ay önce ne yapmak istiyordu, bir ay sonra ne yapmak istiyor? Her bir ülke sanıyorum sadece bu açıdan 2 saate ihtiyacımız var. Çoğunlukla strateji konuşmayı sevenlerin dediği gibi satranç masası değil, benim gördüğüm tablo itiş kakış. Ama onun bir sistematiği var. Bu anlamda daha çok yakın zamanda bile ne kadar çok aktörün pozisyonunda en azından ayar bakımından yani konuya tam destekten hafif desteğe çekilmek gibi ya da gelgit gibi. Mesela İtalya bir geldi gitti. Dolayısıyla burada daha bazı değişimler olacak. Ama kabaca güçleri sıralayacak olursak Türkiye’nin karşısındaki operasyonun lideri Fransa, öbür tarafta Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya bir tık oraya daha yakın ama her an manevra sahası var. Bu taraf o kadar da yalnız değil. Çok yakınında olmamakla birlikte son bir yıldır Fransa’dan rahatsız olan Almanya’yı hemen işaret etmek lazım. Hatta Fransa’yı ifşa eden Almanya’dır. Alman basınıyla öğrendik Hafter’in Fransa tarafından silahla desteklendiğini. Dolayısıyla ambargoyu önce Fransa’nın deldiğini önce Almanlar dünya ile paylaştılar. Avrupa içindeki çekişmelerle ilgili. Türkiye’nin bu kadar oyuncu arasında baya öne çıkmasını sağlayan da bu çekişmeler alanı. İtalya biraz daha yaklaşmış görünüyor. Amerika zaten çok sert dönüşler yapabiliyor bu tür meselelerde. Daha çok mesafeli izlediğini görüyorum Amerika’nın. En azından öbür tarafa çok ağırlık vermiş görünmüyor. İran’ın tutumu kayda değer. Çünkü Suudi Arabistan karşıtlığı onun büyük meselesi. Türkiye ile de görünür görünmez sorunları var. Ama esas büyük meselesi Suudi Arabistan. Meselenin tamamını onun arkasına yerleştiriyor. Suudi Arabistan karşıtlığı onu Türkiye taraftarlığına bu noktada itiyor. Türkiye de Yemen’de pozisyon değiştirdi, Suudi Arabistan ile mesafe için. En azından kamuoyu yaratma anlamında. Bu tür gelgitler olmaya devam edecek."

    'Türkiye devlet olarak ağırlığını koydu, karşısına vekillerle çıkmak yararsız ama Fransa ve Mısır hafife alınacak ülkeler değil'

    Libya'da bunca aktör bulunuyorken Ankara'nın devlet olarak bu ülkeye ağırlığını koyduğunu belirten Güneş, bunun karşısında vekiller üzerinden verilen savaşın ise kolay olmayacağını söyledi. Ancak Güneş, örneğin Fransa'yı hafife almamak gerektiğini söylerken, Mısır'ın da aynı şekilde hafife alınmaması gereken bir ülke olduğunu dile getirdi:

    ''Vekillerle yapılan küçük itiş kakışlar ve ambargo delinerek yapılan silah sevkiyatları vardı. Bir de uzmanlar zaten vardı sahada, Türkiye uzmanları da var başından beri. Bu resmiyet kazandı. Türkiye şöyle bir şey yaptı, bir devlet ağırlığını koydu, resmi bir anlaşma yaparak. Bundan sonra diğer tarafın şuna karar vermesi gerekiyor. Ya aynı ölçüde bir devlet ağırlığı koyacaksınız ya da Libya’yı kaybedeceksiniz. Çünkü Türkiye ölçeğinde bir askeri güce birtakım vekillerle dayanmanız mümkün değil. İlk günden olayların buraya geleceği belliydi. ‘Eğer’ kısmı geldi, devlet ağırlığına karşı devlet ağırlığı. Macron’un biraz mızıldanır ve çocukça halleri var. Ama sonuçta Fransa, hafife almamak lazım. NATO’ya şikayet etmiş mızmızlanan çocuk gibi diyoruz ama yarın sert meseleler olarak gelir ülkemizin başına. Mısır da hafife alınacak bir ülke değil, çok fazla iç handikabı var. Mısır halkının hatırı sayılır bir kısmı Sisi’den çok Erdoğan’a sempati duyuyor, bunlar ciddi savaş gerilim durumlarının önemli konuları. Ama öte yandan da bir biçimde 10 yıllardır dengeyi sağlamış bir ordu var. Ama bir farklılık var, o da devlet düzeyinde."

    'Türkiye ile Mısır açıktan savaşa girmez ama devletler arası ile vekalet savaşı arasında bir konuma gidiyor'

    Doç. Güneş, gerilime rağmen Türkiye ile Mısır arasında gelişmelerin savaşa dökülmesini beklemiyor. Yeni gelişmelerin devletler arası savaş ile vekalet savaşı arasında bir konuma işaret ettiği görüşündeki Güneş, Libya'nın zengin ve kaliteli petrol kaynaklarıyla pek çok gücün ilgisini üzerinde topladığını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ise Libya petrollerinde gözü olduğunu gizlemediğini dile getiren Güneş, ganimetin büyüklüğünün herkesin hayallerini süslediğini ancak risklerin de büyük olduğuna dikkat çekti:

    "Gelinen aşamada savaş o kadar kolay iş değil. Zaten ülkeler de bunları çok manşete taşımadılar henüz, sert açıklamalara rağmen. Anlaşılır da bir durum. Yeni durum bana kalırsa devletlerarası savaş ile vekalet savaşının arasında bir konuma işaret ediyor. Bu devletler düzeyinde çatışma demek. Çin ile Hindistan son bir ayı aşkın zamandır çatışıyor, iki devletin yüzlerce askeri öldü. Ama bir sürü nedenden dolayı savaşa da gitmiyorlar. Dolayısıyla önümüzdeki riskin savaşın çok daha az olasılık olduğunu düşünüyorum ama göreceğiz. Fakat bu iş vekil meselesinden çıktı. Çünkü Türkiye devlet olarak girerek el arttırdı. Libya olağanüstü bir petrol ihracatçısı bir ülke. Fakat pazarlara yakınlığı Avrupa açısından düşünüldüğünde inanılmaz bir ‘ganimet’. Bunun üzerinde herkesin gözü var. Ya herkes bugüne kadar yaptığı gibi hafif hafif itişmelerle herkes bir parça pay alıp ama bir harp durumuna da getirmeyerek getirdi işleri. Birisi oyunu değiştirdi, devlet düzeyinde anlaşma yapıp açıkça girdi. Her ne kadar gayrimeşru burası meşru hükümet dese de öteki de meşru, BM anlaşması bir tarafın, öyle bir şey yok dolayısıyla. Çok büyük bir ganimet. Teknik olarak baktığınızda bazı çevrelerin hayallerini süsleyen durum var, çünkü bu korkunç büyük bir pasta. Kuvvetli bir pay alınacağı inancı elbette çok ön planda. Bunun riskleri de var. Cumhurbaşkanı artık toprağın altında gözümüz yok demiyor. Toprağın altında gözümüz var diyor. Yani bize petrol lazım diyor. Bir şey daha diyor; ‘Biz burayı tek başımıza yapmayacağız. Bunları şirketler açacağız, hatta tekliflerimizi de hazırlıyoruz’. Zaten bu riskin farkında. Bu hamle biraz daha özellikle kontrol edeceği petrol sahalarını genişletip orada daha kalıcı bir konuma gelirse o zaman bunu dengeleyecek şekilde çeşitli şirketlerle paylaşmak niyetinde. Ancak o zaman üzerine gelebilecek şiddetli tepkileri dengelesin. O bakımdan kapsamlı düşünülmüş. Ama fazlasıyla riskli adımların atıldığı bir süreç olarak görüyorum.”

    ‘Libya’daki mesele vatan savunması değil’

    Güneş, Ankara’nın Libya’da bulunma sebebi olarak vatan savunması kavramını öne sürmesinin doğru olmadığı kanaatinde. 'Mavi Vatan' kavramıyla Erdoğan yönetiminin Türkiye içindeki kamuoyuna ve ulusalcı kanadın desteğini almaya çalıştığını söyleyen Güneş, bu yönde ortaya atılan ve uluslararası hukukla temellendirilen tezlerin ise doğru olmadığı görüşünü dile getirdi. Doğu Akdeniz'de MEB sorununun üstesinden ancak komşularla anlaşmalar yapılmasıyla gelinebileceğini de belirten Güneş, Türkiye'deki milliyetçi dalga karşısında Yunanistan'daki olan çok daha güçlü milliyetçi dalganın da etkili olduğunu vurguladı:

    “Türkiye’deki kamuoyuna da ulusalcılara da sevimli gelecek şekilde seslenmeyi sağlıyor. Henüz kanıtlanmamış rezervler diye bir tabir var. Türkiye henüz muhtemel münhasır ekonomik bölge konusunda henüz kendi komşuları Suriye ve Yunanistan ile anlaşmaya varmadı ama kabaca kabul ettiğimiz sınırlarda veya onların yakınlarında henüz kanıtlanmamış rezervlerden bahsedilemiyor. Bu yüzden onu bilemiyoruz. Libya açısından da henüz bunu bilmiyoruz. Ama asıl mesele vatan savunması ve mavi vatan kavramıyla ülkemizde çok yaygın olan sağ milliyetçi, sol ulusalcı bilumum vatan kavramı etrafından insanları mobilize etmeye çalışıyorlar. Bunun vatan ve vatanın denizlerdeki uzantısı olan kıta sahanlığı yahut daha geniş münhasır ekonomik bölgelerimizle hiçbir ilgisi yok. Yunanistan ve Türkiye yarışan iki benzer paradigma. Bunlara da zaten asla müsaade edilmemeli, 9 km’lik çevresi olan Meis’in binlerce km karelik münhasır ekonomik bölgesinin olacağı iddiası komik. Böyle şeyler olmaz. Bunun fikir babaları şöyle iddia ediyor. Farklı hesaplama yöntemleri var, 200 deniz milinin ne şekilde hesaplanacağına ilişkin değişik yöntemler var. Bu akıllı arkadaşlar zannediyorlar ki biz Libya ile öyle bir hesap yaptığımızda Mısır ile Yunanistan yapmadan onlara bunu uluslararası yasal yüküm haline getireceğiz zannediyorlar. Orada herkesin kendi komşusuyla anlaşması lazım. Burada kesin olan şu; İsrail, Mısır ve Kıbrıs kendi aralarında anlaştılar, o zaman iş yapar ve para kazanırlar. Türkiye, Karadeniz’deki komşularıyla hangi usulü izlediyse aşağıda onu izlemek zorunda. Ege’de aynı yolu izleyemez, orası daha komplike, girift, özel bir konu. Kıta sahanlığında da aynı şeyi yaptık. Karadeniz ve Akdeniz’de ne yaptıysak aynı şeyi yaptık. Şimdi aynı usulü münhasır ekonomik bölge için de yapmak zorundasınız. Ancak o zaman oralarda varsa iki taraf da birtakım işler yapar. Ama Yunan milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğini fersah fersah aşar. Oradaki saçmalıkların haddi hesabı yok.”

    Etiketler:
    Rusya, Halife Hafter, Mısır, Recep Tayyip Erdoğan, Ankara, Türkiye, Emmanuel Macron, Muammer Kaddafi, Abdülfettah el Sisi, Libya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın