22:32 23 Eylül 2020
Canlı Yayın

    'Dünya ekonomisi haziran başından karanlık görünümde, kamucu politikaların ne kadar sürdürüleceği meçhul'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 14
    Abone ol

    Prof. Kozanoğlu'na göre, dünya ekonomisi haziran başından daha karanlık bir tablo ile karşı karşıya, pandemi ile gelen kamucu politikaların daha ne kadar sürdürüleceği meçhul. Türkiye'de ise salgın önlemleriyle sorunların halı altına süpürüldüğünü belirten Kozanoğlu, son kur krizinin Türkiye'nin 2018 yazına döndüğünün işareti olduğu görüşünde.

    Kovid-19 pandemisi dünya çapında ekonomik dengeleri derinden sarstı. Yaz aylarıyla birlikte pek çok ülkede normalleşme sürecine girilirken, yeniden açılmayla ekonomiler hareketlendi. Pandeminin hayatın ve ekonomilerin durmasına yol açtığı ikinci çeyreğe dair veriler dünyanın ABD yahut Almanya gibi en büyük ekonomilerinin bile aldığı hasarı ortaya sermeye yetiyor. Bu koşullarda ikinci bir dalga ihtimali de kaygı verici bulunuyor. Türkiye'de ekonomisindeki sarsıntılar da derinden hissediliyor. Dünya çapında dolardaki düşüş eğilimi Türk Lirası'nın değer kaybı nedeniyle Türkiye'ye yansımazken, kur hareketleri gerilimi artırıyor.

    Koronavirüs ve dünya ile Türkiye ekonomisindeki gidişatı Altınbaş Üniversitesi'nden Prof. Hayri Kozanoğlu ile konuştuk.

    'Haziran başından daha karanlık bir tabloyla karşı karşıyayız'

    Prof. Hayri Kozanoğlu, dünya ekonomisinde daha önceki krizlerde görülmemiş bir daralma yaşandığını belirtirken, dünyanın haziran başından daha karanlık bir salgın tablosuyla karşı karşıya olduğu görüşünde. ABD'de çeyreklik daralmanın yüzde 9.5 olduğunu Avrupa'da ise durumun daha fazla olduğunu kaydeden Kozanoğlu, ikinci dalga üzerinde daha fazla düşünülmesi gerektiğini vurguladı:

    “Daha önceki krizlerde de görülmemiş ölçüde bir daralma yaşanıyor dünya ekonomisinde. Amerika’daki çeyreklik daralma yüzde 9.5. Onu bütün yıla yaydıkları zaman 32.9 gibi bir şey çıkıyor. Aslında Avrupa’daki daralma Amerika’ya göre daha fazla. Almanya’da 10.5, avro bölgesinde genel olarak 11 civarında. İspanya, İtalya gibi daha çok etkilenen ülkelere göz önüne aldığımızda daha da büyük daralma tablosuyla karşılaşıyoruz. Daha evvelki krizlerden şöyle bir farkı var. Keynesyenler, sosyalistler, liberaller herkes kendi meşrebine göre bir politika önerisi, bir çıkış reçetesi sunabilirdi. Talebi arttırarak, insanların harcamalarını teşvik ederek. Ama bugün işin bir sağlık boyutu olduğu için bunun kısıtları altında tüm adımların atılması gerekiyor. İnsanların belli dönemlerde tamamen evlerine kapanmaları istendi. Saatler kısıtlandı. Lokantaların, kafelerin, spor salonlarının, kuaförlerin kapandığı dönemler oldu. Geçmişteki ekonomik krizlerden böyle de ciddi bir farkı var. Aslında ikinci dalga korkusu yaşanırken vaka sayılarında da çok ciddi bir kabarma oldu. İkinci dalga nedir, bu tanımın da tekrar düşünülmesi gerekiyor. Ne yazık ki haziran başlarına göre pandemiyle ilgili çok daha kötü bir tabloyla karşı karşıyayız. En fazla vaka görülen Amerika, Brezilya, Hindistan’da 50 bin sınırları geçiliyor. Bu birinci dalganın şiddetlenmesi midir, ikinci dalga zaten geldi mi bu bile belirsizleşti."

    'Kamucu politikaların daha ne kadar devam ettirileceği meçhul'

    Kozanoğlu, kısıtlamalarla birlikte gündeme taşıyan kamucu politikaların daha fazla ne kadar sürdürülebileceğinin de meçhul olduğunu dile getirdi İkinci dalga riskine atıf yapıldığı bir dönemde egemen kesimlerin şimdiden yoksullara yapılacak kaynak transferine muhalefeti yükselttiklerini belirten Kozanoğlu, "Ciddi bir belirsizlik, halk sağlığı açısından da bir trajedinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz” dedi:

    "Trump, Amerika’da, İngiltere’de Boris Johnson benzeri kamucu politikalar izlenmesi hiç beklenmeyecek kişilerin liderliğinde dahi çok ciddi hem kamu bütçelerinden işsiz kalanlara, geliri düşenlere yönelik programlar başlatıldı. Ama şimdi bunların devam ettirilip ettirilmemesi konuşuluyor. Amerika’da kişi başına 1200 dolar yardım, çocuklara 600 dolar, eyaletlerin verdiği işsizlik ödemesinin üzerine 600 dolar federal bütçeden katkı, kendi işini yapanlara, geçici işlerde çalışanlara ayrı programlar var. Cömert sayılabilecek programlar uygulandı. İngiltere’deki kişilerin gelirinin yüzde 80’ini karşılayacak bir sosyal ödeme sistemi harekete geçirildi. Bu büyük ölçüde Almanya’daki kısa çalışma veya Kurzarbeit denilen modelin başka ülkelerde de uygulanmasıydı. Giderek bunun faturası kabarmaya başladı, bütçe açıkları artmaya başladı. Egemen kesimler, yoksul kesimlere yapılacak kaynak transferinin muhalefetlerini yükseltmeye başladılar. Böyle bir geçiş döneminde. Ciddi bir belirsizlik, halk sağlığı açısından da bir trajedinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.”

    'Türkiye'yi yönetenler emek kesimine kaynak aktarımında elini en az cebine atan oldu'

    Kozanoğlu'na göre Türkiye ekonomisin yönetenler aslında durumun ne kadar kırılgan olduğunu farkındalar ve emek kesimi ile yoksulları önceleyen cömert programları ekonominin kaldırmayacağını düşündüler. Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında GSMH'ye göre doğrudan kaynak transferinde elini cebine en az atan ülke olduğunu anımsatan Kozanoğlu, zorunlu olarak kredilerin pompalanması, vergi harç ödemelerini ertelemek gibi çıkışlarla sorunların halının altına süpürüldüğünü dile getirdi. Kozanoğlu ancak buna rağmen kurların tutulmasının başarılamadığını anlattı:

    “Türkiye ekonomisini yönetenler aslında ekonominin ne kadar kırılgan olduğunun farkındalardı. O nedenle emek kesimini, yoksulları önceleyen cömert programlar uygulandığı zaman ekonominin bunu kaldırmayacağını belli ki düşünüyorlardı. O bakımdan yapılan hesaplamalara göre gerek G20 ülkeleri gerek OECD ülkeleri arasında Türkiye Gayri Safi Milli Hasılası’na göre doğrudan kaynak transferi yardımlar anlamında en az elini cebine atan ülke. Türkiye genellikle faizleri zorlamalı şekilde düşürerek kredileri pompalamayı, vergi harç ödemelerini ertelemeyi bir şekilde sorunları halının altına süpürmeyi tercih etti. Ama bu korkularına rağmen döviz kurlarını tutmayı başaramadılar. Çünkü ekonomide klasik bir kural vardır. Piyasa ekonomisi içerisinde ama AKP yöneticileri, Hazine ve Maliye Bakanı özellikle sürekli piyasa ekonomisine bağlı olduklarını ifade ediyor. Bunun genel çerçevesi içerisinde sermaye akışlarını serbest bırakırsanız, yani istediği gibi girip çıkmasına sermayenin izin verirseniz, aynı anda hem döviz kuruna hem de faizleri kontrol edemezsiniz. Bunu geçici dönem kontrol edebilirsiniz. Ama rezervlerinizi yakma pahasına cephanenizi tüketirsiniz. Türkiye bunu denedi bu dönemde. Krizi bu şekilde atlatmayı düşündü. Bir dönem gerçekten dövizi tutmayı başardı. Faizleri düşürmeyi başardı. Ama sürekli cephane harcamaktaydı. Bu kur atakları da zayıf düştüğünüzde, spekülatörler kan kokusu aldıklarında etkili oldu. Rezervler de azalınca, kurun o noktada devamının artık mümkün olmadığı kanısı yerleşince hareketlenme başladı. 6.85 noktasında uzun süre 40 gün kadar hep kaldı. Ama kamu bankalarının döviz satışları sonucu oluyordu. Güven duymayan vatandaş döviz alıyor. Bankaya yatırıyor, merkez bankasının zorladığı swap denilen sistemle dövizi alıp karşılığında bankalara TL veriyor. Bankalara buradan konut, tüketici kredilerini vermelerini bekliyor. O dövizleri de bir şekilde kamu bankalarına aktartıyor. Onlar da satışta dövizi tutmaya çalışıyorlar. Bu sistem bir anda çökebileceği tahmin ediliyordu. Nitekim bayram sonu bu salı gününden itibaren döviz korunda çok belirgin bir atak yaşanmaya başlandı. Bu arada Ayasofya’nın açılması, Türkiye’nin modern dünyadan koptuğuna ilişkin dünyadaki yorumlar, NATO ittifakı içerisinde yeri olup olmadığına ilişkin tartışmalar da bu süreci hızlandırdı, tahrik etti. Ekonomiyi yönetenler yoksullara yardım etmeye gelince, ekonominin ne kadar kırılgan olduğunun farkındalardı. Ama böyle sonunun ne olacağını düşünmedikleri adımları da dış politika ve kültür alanında da atmaktan çekinmediler ve önümüzdeki tablo ortaya çıktı.”
    ‘Türkiye'de ekonominin dengesini bozacak pek bir yabancı da kalmadı’

    AKP hükümeti kurlardaki yükselişi 'dış komplolara bağlarken, Kozanoğlu, bu meselenin dünyanın her yerinde aynı olduğunu anımsattı. Pandeminin patlaması sürecinde zaten Türkiye'de ekonomiyi etkileyecek yabancı kalmadığını, Türkiye’den çıkmak için en uygun zamanı bulup çıktıklarını belirten Kozanoğlu, hükümetin 'biz bize yeteriz' anlayışını devreye soktuğunu anımsattı.

    “Artık pek Türkiye ekonomisini etkileyecek yabancı da kalmadı. Pandeminin patlak vermesiyle birlikte biz bize yeteriz anlayışı devreye sokuldu. Aslında o ekonomi için de geçerli olmaya başladı. Yabancılar bir şekilde Türkiye’yi mesken tutmamaya karar verdiler. İzlenen politikalar da bunu hızlandırdı. Bir şekilde buna yeşil ışık yakıldı. Örneğin bankaları zorla kredi vermeye teşvik ettiler. Özel bankalar bunun riskli olduğunu görünce mevcut düzenlemeler kredi veremiyorsanız devlete iç borçlanma senedi alın, bununla idare edin deniyordu. Suni bir şekilde devlet iç borçlanma senetlerine talebi yükseltince bunların fiyatları arttı. Zaten az yabancı vardı, baktılar ki faizler inanılmaz düşük bir noktaya geldi, fiyatlar yükseldi. En iyi fiyattan satıyorlar, döviz kurlarında da tutuyorlar. Bunun fiyatı yüksek, döviz kuru da düşük, Türkiye’den çıkmak için en uygun zaman budur dediler, çıktılar. Türkiye’de bayram nedeniyle de veriler açıklanmadı. Bugün bekleniyordu, merkez bankası açıklamadı. Bu ara zaten çıkışlar oldu. Ama bayramdan önceki hafta yabancıların kamu kağıtlarındaki varlığı 7 milyar doların altına düşmüştü, borsadaki varlıkları 25 milyar dolardı. Bunun 4-5 sene evvel 160 milyar dolar olduğunu düşünürsek, varlıklarının yüzde 80’ini zaten Türkiye’den çıkartmışlardı. Geri kalanlarını da çıkartma yoluna götürdüler. Aslında Türkiye ekonomisinin dengesini bozacak pek bir yabancı da kalmadı açıkçası."

    'Kamu sağlığıyla ilgili önlemleri almakta tereddüt edecekler'

    Kozanoğlu’na göre Erdoğan yönetimi, ekonominin yaşadığı çalkantı ortamında kamu sağlığıyla ilgili gereken önlemleri almakta tereddüt edecek. Kozanoğlu, Türkiye'nin bütün görüntüleriyle 2018 yazına döndüğü görüşünü dile getirdi:

    "Ekonominin yaşadığı çalkantı ortamında kamu sağlığıyla ilgili gereken önlemleri almakta tereddüt edeceklerdir. Yani kamu sağlığını tehlikeye atma riski var. Çünkü zaten ekonomi normal dinamikleri içerisinde böyle bir krize sürüklenmiş. Tek tek çalışan insanlar akşam eve gittiklerinde, çocukları, eşleri var. Türkiye’deki aile yaşantısı gereği yaşlılar var. Yaşlılara çıkmayın dediğinizde de aslında korumuş olmuyorsunuz. Çünkü dışarıda çalışıp gelen bir insan varsa, iş yerleri için de bu geçerli. Bir tarafıyla çalışanlar açısından bir çalışma kampı görüntüsü oluşturuyor. Bir taraftan da elde pandemi riski varsa, eldekileri koruma boyutu var mı bu da ayrı bir tartışma. IMF dün dış sektörler raporu yayınladı. Türkiye ile ilgili bölümünde faizleri yükseltin gibi doğrudan bir şey söylemiyor. Zaten onun dili öyle değil. Ama şunu söylüyor; para politikasını rezervlerinizi tekrar güçlendirmek, enflasyonu kalıcı bir şekilde düşük tutmak ve hızlı kredi artışlarını frenlemek için bir an önce harekete geçirin diyor. Bunun anlamı faizleri yükseltmenizden başka çare yoktur anlamına geliyor. 2018 Ağustos’unda da böyle hızlı bir faiz yükseltmesinden başka çare bulunamamıştı. 2018 Mayıs’ında da faiz yükseltilmesine rağmen kurlar tutulamamıştı. Bütün görüntüleriyle 2018 yazına dönüldü, rakamlar o zamankini de aşmaya başladı.”

    Etiketler:
    Ekonomi, Koronavirüs, pandemi, Ceyda Karan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın