15:30 22 Eylül 2020
Canlı Yayın

    ‘Lübnan’da hükümetin istifa etmesi, olayı örtbas anlamına gelir, şu anda hükümetsizlik felaket demek’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 40
    Abone ol

    Alptekin Dursunoğlu'na göre, Beyrut Limanı’ndaki facia Lübnan devletinin işlevsiz yapısının patlaması. Ancak geçmişin tüm yükünün yıkıldığı 7 aylık hükümetin istifa ettirilmesinin meseleyi örtmek anlamına geleceğini belirten Dursunoğlu, bunu ABD ve Suudilerin istediğini söyledi. Dursunoğlu, hükümetsizliğin Lübnan için felaket olduğu görüşünde.

    Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta şehrin merkezindeki limanda altı senedir duran Amonyum Nitrat'ın patlamasıyla oluşan facia, ekonomik krizde güçlüklerle kurulmuş hükümeti de götürdü. 160'dan fazla insanın can verdiği facia Lübnan siyasetinde ve bölgede yeni belirsizliklerin de önünü açmış görünüyor.

    Gelişmeleri Yakın Doğu sitesinin kurucusu, araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    ‘Saldırı ihtimalinden çok Lübnan devletinin işlevsiz yapısının patladığını gördük’

    Alptekin Dursunoğlu'na göre, Beyrut limanındaki patlama sonrası ortalıkta farklı tezlerin uçuşmasında İsrail'in daha önce Lübnan'a yönelik tutumu ve açıklamaları etkili oldu. Ancak gerek İsrail saldırısı gerekse içeriden sabotaj ihtimalini destekleyecek bir bulguya rastlanmadığını anımsatan Dursunoğlu, bu faciayla bir anlamda Lübnan devletinin işlevsiz yapısı patladı:

    “Lübnan söz konusu olduğunda bir saldırı hem dışarıdan hem içeriden bir sabotaj ihtimali her zaman söz konusu. Patlamadan bir hafta önce, İsrail’in Şam’daki saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah mensubuna misilleme olarak Hizbullah’ın yapacağı misilleme bekleniyordu. Bundan dolayı da İsrail rejimi adeta diken üzerindeydi. Lübnan sınırlarında yoğun bir alarm durumundaydı. Hizbullah’ın misilleme operasyonunu önlemek bakımından İsrail rejimi bir karşı önleyici saldırı yapabilir şeklinde söylentiler dile getirilmişti. İsrail rejimi yetkilileri biraz da göz dağı vermek açısından ‘Lübnan’ı sorumlu tutarız, bunun bedelini ağır öder, taş devrine döner’ gibi klasik tehditlerini savurmuşlardı.

    Dolayısıyla patlamayla beraber gözler oraya çevrildi. Ancak hem İsrail’in önleyici saldırı ihtimalini hem de içeriden bir sabotaj ihtimalini destekleyecek en küçük bir somut bulguya rastlanmadı. Buna karşın 2750 ton amonyum nitratın Beyrut limanında 2013’ten beri, üstelik havai fişeklerle yan yana depolandığı ortaya çıktı. Bu depoda kapı tamiri yapılırken kaynaktan sıçrayan kıvılcımların önce yangına ardından da bu patlamaya neden olduğuna dair somut bulgular söz konusu. Saldırı ihtimalinden çok Lübnan devletinin işlevsiz yapısının bir anlamda patladığını görmüş olduk."

    'Lübnan yargısı siyasi bağlantılarından dolayı 16 kişiyi zorlanarak tutukladı'

    Dursunoğlu, Lübnan yargısının Beyrut'taki patlamadan iki gün sonra bazı kişileri tutukladığını ancak bunun biraz da 'zorlanarak yapıldığının' anlaşıldığını belirtirken, bunda tutuklanan özellikle üç kişinin geçmiş yönetimlerle siyasi bağlantılarının etkili olduğu görüşünde:

    • "Patlamadan iki gün sonra Lübnan yargısı oldukça zorlanarak 16 kişiyi tutukladı. Zorlanaraktan kastım şu; hala koruma mekanizması bir şekilde işletildi. Ama felaketin büyüklüğünden dolayı bu kişiler korunamadı. O 16 kişiyle birlikte özellikle 3 tane asli yetkili tutuklananlar arasında yer alıyor. Bunlardan biri eski gümrük genel müdürü. Amonyum nitratın depolandığı dönemden 2018’e kadar gümrük genel müdürlüğü yapmış bir isim. İkincisi 2018’de hükümet tarafından atanan gümrük genel müdürü, üçüncüsü de bizatihi Beyrut Limanı’nın müdürü.
    • Bu şahısların siyasi bağlantılarını araştırdım, Hizbullah burada silah depolamış mıdır, burada Hizbullah’ın yetkilisi var mıdır, o mu yönetiyor bu limanı sorularına cevap aradım. Eski genel müdür Necib Mikati, Temmam Selam ve Saad Hariri hükümetleri döneminde gümrük genel müdürlüğü yapmış bir isim. 2018’de Mişel Avn liderliğindeki Ulusal Özgürlük Hareketi’nin belirleyici olduğu yeni kabineyle birlikte değiştirilmiş bir isim. Yeni gümrük genel müdür ise Cumhurbaşkanı Avn’ın partisi Ulusal Özgürlük Hareketi’ne yakın bir isim. Ama Beyrut Limanı’nın müdürü tam anlamıyla Hariri’nin adamı. Çünkü 2018’de Ulusal Özgürlük Hareketi, liman müdürünü de değiştirmek için girişimde bulunuyor. Hariri bizatihi başbakan olarak limana gidiyor ve Beyrut Limanı Müdürü’nün kırmızı çizgi olduğunu söyleyerek dokundurtmuyor ona. Hariri’nin bir iş adamı olduğunu düşünürsek, olayın sadece partisel değil ticari boyutu da var.”

    ‘Hizbullah Hariri'ye bağlı kişilerce yönetilen limanda nasıl silah depolasın?'

    Dursunoğlu, Hizbulha'ın Beyrut limanında silah depoladığı iddialarının ise tutarsız ve gerçek dışı olduğu değerlendirmesini yaptı:

    • “Hizbullah’ın Beyrut limanına silah depolama imkanı var mı? Limanın ve gümrüklerin bu kadar Hariri’ye bağlı kişilerce yönetildiğini ve devletin resmi kurumları olduğunu düşünürseniz, bu şu anlama geliyor. Mesela Türkiye’deki muhalefet partilerinden herhangi birisinin silahlı grubu var. O grup silahlarını depolamak istiyor. Bunu da tamamen hükümetin kontrolündeki Haydar Paşa Limanı’na depoluyor. Hizbullah’ın Beyrut limanında silah depolaması işte bunun kadar tutarsız ve gerçekdışı bir iddia."

    'Lübnan'dakinin benzeri Irak'ta oldu'

    Dursunoğlu, normal bir sistemi olan ve normal hükümet mekanizmaları işleyen ülkelerde bu tür facialar sonrası istifaların anlaşılır olduğunu ancak Lübnan'da durumun farklı olduğunu dile getirdi. Lübnan'da mezheplere göre düzenlenmiş heniz 6-7 aylık hükümetin istifasının aslında meselenin üzerini örtmek anlamına geleceğini belirten Dursunoğlu, bunu isteyenlerin ise ABD ve Suudi Arabistan olduğu görüşünü dile getirdi. Dursunoğlu, Lübnan'da son bir yıldır ekonomik krizde yaşananların benzerinin Irak'ta yaşandığını ve başbakanın istifa ettirilmesi sonrası ABD'nin istediği isimlerin getirilmesiyle gösterilerin aniden dindiğini anımsattı:

    • "Beyrut patlaması büyük bir felaket. Lübnan zaten büyük sorunlarla baş etmeye çalışıyor. Halkın tepkisi de son derece anlaşılır. Hükümetin istifası yönündeki talepler de çok anlaşılabilir. Ancak şöyle bir gerçeklik var. Lübnan devletinin kendine özgü şartlarını bilmeyenler, Lübnan’ı normal bir devlet gibi düşünenler doğal olarak hemen şu tepkiyi veriyor; ‘Madem böylesi bir patlama oldu. O halde bunların sorumluların hesap vermesi gerekir. Yani en tepedeki siyasi karar verici istifa etmelidir ki alttaki bürokrat korumasız kalsın ve yargı onun üzerine gidebilsin. Normalde böyledir. Ancak Lübnan’da işler böyle yürümez.
    • Lübnan’da siyasi karar vericileri istifa ettirdiğinizde, işler hızlı yürümüyor orada. Tam tersine o işi örtbas etmeye çalışıyorsunuz anlamına geliyor. Örneğin, Lübnan 2009’da seçim yapmıştı. Normalde 4 sene sonra seçim yapması gereken Lübnan 2018’de seçim yapabildi. Peki 9 sene sonra yaptığı seçimden hemen sonra hükümet kurabildi mi? Hayır hükümeti seçimden 9 ay sonra kurabildi. Normal bir seçim yaptığı zaman bile hükümeti kurmak 9 ay alabiliyor.
    • Benzer bir durum Irak için de geçerli ve aynı oyun Irak için de oynandı. Irak’ta Adil Abdulmehdi yolsuzluklardan hizmet yetersizliklerinden sorumlu tutulup kanlı gösterilerle indirildi. Adil Abdulmehdi’nin suçlandığı konularla hiçbir alakası yoktu. Ama onun indirilmesi gerekiyordu. Çünkü Abdulmehdi çok büyük bir günah işlemişti, Çin ile milyarlarca dolarlık anlaşmalar yapmıştı.
    • Lübnan’da da Hasan Diyab hükümetinin devrilmesi isteniyor. Lübnan’ın hükümetsiz kalmasını isteyenler Amerika ve Suudi Arabistan. Açık bir şekilde Amerika ve Suudi Arabistan hem Irak hem Lübnan’da şu mesajı veriyor. Seçim sonuçlarınız her ne olursa olsun kurulacak hükümet mutlaka bizim rotamızla hareket edecek bir hükümet olmalıdır. Bu olursa, hükümetli bir devlet olmanıza izin veririz, eğer olmazsa sizi hükümetsiz bırakırız. Bunun için de renkli devrimler veya lümpen devrimler yaptırırız. Bu lümpen devrimlerden biriyle Irak’ta Abdulmehdi’yi devirdiler. Lübnan’da buna gerek kalmadı. Çünkü Başbakan Hariri’nin kendisi istifa etti.”

    ‘Hükümetsizlik Lübnan için bir felaket, şu anda Lübnan’ın yönetilmeye ihtiyacı var.’

    Saad Hariri'nin Suudiler tarafından kaçırılıp istifa ettirilmek dahil onca olay yaşandıktan sonra bir bakanının whatsapp vergisi üzerine bir sene kadar önce basitçe istifa etmiş olmasının Lübnan'da belli süreçleri tetiklemek için planlandığı görüşündeki Dursunoğlu, şimdi Beyrut patlaması ile ülkeyi yeniden kaos ortamına sokulmanın hedeflendiği görüşünde. Dursunoğlu, Lübnan’ın hükümete en ihtiyacı olan süreçte olduğunu belirtirken, Suudiler tarafından yönlendirilen Hariri için Lübnan’daki kaosun önem taşımadığını da kaydetti:

    • “Ülkenin Başbakanı Hariri’nin partisine mensup haberleşme bakanı WhatsApp’tan vergi almaya kalktı. Böyle yapınca halk tepki gösterdi, bildiğimiz gösteriler başladı. O gösteriler üzerine Hariri kendi bakanının yanlışını düzeltmek ve halkın talebi neyse onu yerine getirmek yerine istifa etti. Kurulacak hükümette de yer almayacağını ve bir teknokrat hükümetin kurulması gerektiğini söyleyerek istifa etti. Bu istifa bir kere anlaşılabilir değil. Bir başbakan kendi partisine mensup bakanının sebep olduğu krizi ben çözemem teknokrat hükümet gelip çözsün diyerek istifa eder mi? Bu istifa kararı onun kendi kararı değildi. Bu istifayı talep eden Suudilerdi.
    • Nitekim daha önce de Suudiler, kendisini Riyad’a götürerek hapsettiler, tutukladılar. Hizbullah’ı suçlayıcı açıklamalarını yaptırıp onu istifa ettirdiler. Hariri, Hizbullah ve Cumhurbaşkanı Mişel Aun sayesinde Suudilerden kurtularak Lübnan’a dönebildi. Döndükten sonra da istifasını geri aldı. Hariri kararlarını kendi iradesiyle alabilen biri değil.
    • Hariri, WhatsApp vergisi sebebiyle başlayan gösterilerden sonra yine Suudiler tarafından istifa ettirilince, bir anlamda teknokrat hükümeti kuruldu. Diyab hükümeti normal bir siyasi hükümet değil, yarı teknokrat bir hükümet. Ancak bu hükümeti bile şu an istemiyorlar. İç savaş da çıkarmak dahil olmak üzere her türlü kışkırtmayı yapmaktan hiçbir şekilde imtina etmiyorlar. Çünkü Hizbullah’ın tahriklere kapılmayacağından, sorumlu davranacağından ve iç savaşa izin vermeyeceğinden eminler. Biraz da bunun rahatlığıyla tahrikleri sonuna kadar deniyorlar.
    • Velid Canbolat, Semir Caca veya Hariri gibi siyasi liderler, ülkede kaos yaşanmasını, ülkenin yönetilmez hale gelmesini, toplumda birlikte yaşama zeminlerinin kalmamasını, devletin ulusal güvenliğinin tehlikeye girmesini zerre kadar umursadıklarını düşünmüyorum. Ortaya koydukları pratik ve siyasal bağlantıları ya da dış bağlantıları bunun kanıtı. Dolayısıyla Lübnan’da şu an için yaşanan gelişmeleri dışarıdan izleyen biri bile Lübnan’ın şu an yönetilebilir olmaya ihtiyacı olduğunu görür. Ülkeyi hükümetsiz bırakmak çözüm üretmez. Hükümetsizlik Lübnan için bir felaket.
    • Bir şekilde devam eden kötü bir yönetim bile sadece Lübnan için değil her türlü toplum için kaostan daha iyidir. Şu an bütün kavga bunun üzerine veriliyor. Lübnan bir yönetim ve düzen içerisinde kalsın mı yoksa hükümetsizliğe mi terk edilsin? Semir Caca, Hariri ve Canbolat cephesinin tavrına baktığınızda bunu görüyorsunuz. Onlar Lübnan her ne olursa hükümetsiz hale gelsin istiyor. Bunlar hesap sorucu makamda konuşuyorlar. Halbuki Lübnan’ın şu noktaya gelmesinin en baş sebepleri bu insanlar. Saad Hariri’nin babası, kendisi ve partisi yıllardır Lübnan’ı yönetti. Velid Canbolat ve Semir Caca’nın partileri de en azından son 15 yıldır kurulan her hükümette mutlaka yer aldı. Bugün yaşanan sorunlardan bunlar mı sorumlu olabilir yoksa birkaç ay öncesine kadar adını kimsenin bilmediği Hassan Diyab mı?”
    Etiketler:
    istifa, Patlama, Beyrut, Lübnan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın