06:23 23 Eylül 2020
Canlı Yayın

    'Türkiye'nin komşularıyla ilişkileri normal olsa, uluslararası konjonktürü iyi okusa Yunanistan üzerinde baskı kurar'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 23
    Abone ol

    Prof. Hasan Ünal'a göre, Yunanistan'la yaşanan krizde bu kez tüm bölge ülkelerinin Atina lehine durması dikkat çekici. AB'nin Yunanistan ve Rumların güvenliğini düşünerek gerilimi yükseltmediğini belirten Ünal, yalnızlaşmanın Ankara için sorun olduğunu vurguladı. Ünal, komşularla ilişkiler düzeltilirse Atina üzerinde baskı kurulabileceği görüşünde.

    Akdeniz'deki pek çok aktörün müdahil olduğu egemenlik mücadelesi, Türkiye ile Yunanistan arasındaki 'NAVTEX savaşları' eşliğinde devam ediyor.

    Yunanistan'ın çağrısıyla toplanan Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları, Atina'nın Türkiye'ye yaptırım uygulanması talebini kabul etmezken, Ankara'ya gerilimi düşürme ve diyalog çağrısı yapmayı ihmal etmedi.

    Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşen ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da gerginliğin acilen düşürülmesi gerektiği mesajını verdi. Ankara 'Akdeniz'deki gerginlikte Libya'nın batısındaki İhvancı hükümet dışında neredeyse tüm kıyıdaş ülkeler ve komşularıyla krizi yaşarken, bölgede giderek 'yalnızlaşmış' bir görünüm arz ediyor. Bu koşullar altında sorunların giderek militarize edildiği bir ortam hakim oluyor.

    Akdeniz'deki gerilim ve Türkiye'nin bütün komşularıyla yaşadığı kriz halini Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.

    'Yunanistan'la yaşanan krizlerden farklı değil, bu sefer fark bölge ülkelerinin Atina'dan yana tavır alması'

    Prof. Hasan Ünal'a göre, Türkiye'nin Yunanistan ile yaşadığı son kriz 1970'lerin ikinci yarısından itibaren dönem dönem yaşananlardan içerik ve şekil itibarıyla çok farklı değil. En önemli farkın ise bölge ülkelerinden Yunanistan lehine duruşların artması olduğunu belirten Ünal, İsrail'in ilk defa bir Türk-Yunan krizinde Atina'ya açık destek sunduğunu anımsattı. Öte yandan Yunanistan'ın tezlerine açık desteğin Avrupa'da sadece Fransa'dan geldiğini belirten Ünal, AB'nin ise Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin güvenliğini düşünerek tansiyonu yükseltmekten kaçındığını söyledi:

    “Yunanistan ile yaşanan bu kriz 1970’lerin ikinci yarısından itibaren Atina ile dönem dönem yaşadığımız krizlerden içerik ve şekil itibariyle çok farklı değil. Sadece bu defa şöyle bir fark var: Bölge ülkelerinden Yunanistan lehinde gösteriler tavırlar var. İsrail’in ilk defa Türk-Yunan krizinde Yunanistan’a açık destek ilan etmesi, alışılagelmiş bir şey değil. İsrail genellikle Türk-Yunan sorunlarında bize yakın dururdu eskiden beri. Mısır keza Yunanistan’a desteğini açıklıyor ama bir yandan da tedbiri elden bırakmıyor. Avrupa Birliği tarafındaysa durum belki daha önceki krizlere göre daha lehinde. Zaten Avrupa Birliği konusu Türkiye’nin dış politikasında belirleyici bir etkiye sahip olduğu 90’ların ikinci yarısından itibaren böyle bir kriz yaşanmadı, yaşanması da düşünülemiyordu. Sebebine gelince; Yunanistan, Türkiye’den istediklerini kağıt üzerinde almış gibiydi. ‘Eğer AB’ye girmek istiyorsan, bana Ege’de istediklerimi vereceksin, Kıbrıs’ta da taleplerimi yerine getireceksin’ tavrı vardı. Bunu da elde etmişti, AB’nin belgelerine geçirmeyi başarmıştı. Ama bunların hepsinin kıyıdaki kumlardan kale yapmak gibi olduğu ortaya çıktı. Türkiye’nin dış politikasında AB’nin belirleyici bir etkisi olmayınca bunların da bir öneminin kalmadığı anlaşıldı. Dolayısıyla Avrupa Birliği içinde Yunanistan’a otomatik bir destek de çıkamıyor. AB şunu görüyor; Türkiye’ye karşı daha fazla bir şey yapmaya kalkarsak ipler iyice gerilir, ayrıca oradaki sorunun çözümüne de bir katkımız olmaz. Daha önemlisi AB üyesi ülkeler şunun farkında; ‘Biz işi böyle bir kapışmaya doğru götürürsek yapacağımız açıklamalarla, oradaki üyemiz olan Yunanistan veya Kıbrıs Rum Kesimini koruyamayız’ diyorlar. Dolayısıyla daha dikkatliler. 5-6 ülke veto etmiş durumda Yunanistan’ın tekliflerini. Ama diğerleri de Yunanistan’dan bıkmış durumda. Fransa hariç ‘Yunanistan’a destek verelim’ diyen bir devlet yok ortada."

    'Hem bölgede hem genel olarak yalnızlaşma var, bölgede bütün ülkelerle kavgalıyız'

    Türkiye açısından hem bölgede hem de genel anlamda bir 'yalnızlaşma durumunun' bulunduğunu belirten Prof. Ünal, Türkiye'nin bölgesinde bütün ülkelerle kavgalı olduğunu anımsattı. Ünal, son dönemde ilişkilerin gerildiği BAE'nin İsrail ile normalleşme anlaşmasında bile Arap ülkelerinden daha fazla ses çıkartmasının anlaşılmaz olduğunu dile getirdi:

    "Yalnızlaşma durumu hem bölgede hem de genel olarak var. Bölgedeki bütün ülkelerle kavgalı durumdayız. Suriye’den başlayarak, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan, BAE. Şu anki liste başı düşmanımızsa Birleşik Arap Emirlikleri. Anlamakta da zorluk çekiyorum. BAE, İsrail ile normal ilişkiler kurma yönünde normal adımlar atıyor. Arap ülkelerinden çok sert açıklamalar yok, hatta hiç yok. Ama ilk karşı çıkan biziz. Arapların tamamı zaten İsrail ile sorunlarını çözme yoluna gidiyor. BAE’nin girişimi de bu yönde. Muhtemelen diğer ülkeler bunu izleyecek. Rusya ile ilişkilerimiz limoni hem Suriye hem Libya’dan dolayı. Amerikan derin devletinin gözünden de ‘Türkiye’ye bir ders verilmesi lazım’ gibi görünüyor. Trump, Türkiye’nin ittifakı konusunda daha dengeli bir çizgide. Böyle bir dönemde birden fazla Amerika olduğunu hesaba katmak lazım. Fransa’nın bu denli işin içine girmesi hiçbir zaman mutat değildi. Ama ilk defa böyle bir durumla karşı karşıyayız.”

    'Türkiye'nin ilişkileri normal olsa, uluslararası konjonktürü iyi okusa Yunanistan üzerinde baskı kurar'

    Türkiye'nin her şeye rağmen caydırıcı gücü bulunduğunu, bunun her zaman geçerli olduğunun altını çizen Ünal, Ankara'nın bölgesel ilişkileri normal olsa, uluslararası konjonktürü iyi okusa ve çok kutupluluğun ruhuna uygun adımlar atsa Yunanistan üzerinde çok belirleyici bir baskı kurabileceğini ancak bunun yapılmadığı görüşünü aktardı. Ünal, Türkiye’nin geç kalmadan bölge ülkeleriyle ilişkilerini düzelterek dış politikasını yeniden şekillendirmesi gerektiğini vurguladı:

    “Türkiye’nin bir caydırıcılık gücü var, hep olageldi zaten. Türkiye başka çaresi kalmadığı zaman da haklarını güç kullanarak koruma yönünde her zaman adımlar attı. 64’ten beri Erenköy çatışmalarına Türk Hava Kuvvetleri’nin katılmasından itibaren, Kıbrıs çıkarmasından, Ege’deki krizden hepsinden görebiliyoruz. Fakat şu anda Türkiye’nin bölgesel ilişkileri normal olsa, uluslararası konjonktürü iyi okusa, çok kutupluluğun ruhuna uygun adımlar atsa Yunanistan üzerinde çok belirleyici bir baskı kurabilir. Fakat şu anda bunu yapamıyor. Çünkü çok cephede pek çok kavganın içinde görünüyor. Bundan dolayı Yunan tarafının konuya Türkiye’nin yaptığı NAVTEX ilanıyla başlayan krize sanki askeri bir karşılık veriyormuş da gibi girişimleri var. Yoksa Yunan tarafı bu mücadeleyi kaybettiğinin farkında. Ama 50 yıl önce belirlediği pozisyonları var. Demokrasinin kötüye kullanılması var. Halka sürekli anlatılan Türkiye hikayeleri var. Oralardan da geri dönüşü kolay değil. Bunların farkında değil. Eğer Türk dış politikası bir gözden geçirilmiş olsaydı, bölge ülkeleriyle ilişkilerde bir toparlanma olsaydı, Yunanistan ile böyle bir kriz başlamazdı. Başlasaydı da Yunanistan üzerinde çok daha belirleyici baskı kurabilirdik."

    'Yunanistan'ın çatışmaya girme ihtimali çok zayıf'

    Ünal'a göre Yunanistan'ın Türkiye ile geniş çaplı bir sıcak çatışma istemeyeceği görüşünde. Türkiye'nin ise altı ay önce de Libya'nın Sirte kenti için Mısır ile çatışılıp çatışılmayacağını tartıştığını anımsatan Ünal, Türk dış politikasının bu perspektifle sürdürülemez hale geldiğıine dikkat çekti:

    "Yunanistan galiba çatışmaya girmez. Kıbrıs ile Fransa’yı çağırmak, üs anlaşması yapmak ayrı bir şey, Türkiye ile bir silahlı çatışmaya girmek ayrı bir şey. Çünkü silahlı çatışmaya girdiğinizde karşı tarafın doğrudan gelip bütün silahlı güçleriyle sizi Türkiye’ye karşı koruma ihtimali çok zayıf. Onun için ortada kalırsınız. Yunanlılar da bu korkuyla yaşıyorlar aslında. Dolayısıyla böyle geniş çaplı bir çatışma ihtimali şu anda görmüyorum. Ama aslında Kıbrıs Rum tarafının konuyu askerileştirmesi kendi aleyhine sonuçlar doğurabilecek bir şey. Yunanistan’ın Türkiye ile anlaşmak yerine bu konuları gerekirse askerileştirecek ya da Türkiye’nin askerileştirmesine sebebiyet verecek gidişata izin vermesi, teşvik etmesi, hatta kışkırtması yine kendi çıkarına olmayabilir. Şimdi Yunanistan ile çatışma çıkar mı diye soruyoruz. Bir ay önce de ‘Sirte’de Mısır ile çatışır mıyız’ı konuşuyorduk’. Çok da ciddi bir senaryoydu. Yunanistan da ‘Türkiye herkesle kavgalı. Bunun bir yerinden bir çatışma başlayabilir, ortalık yangın yerine dönebilir. Türkiye’yi sel basabilir. Ben de belki yangından, selden bir iki kütük bir şeyler kapabilirim’ beklentisi içinde. O yüzden Türk dış politikası bu şekilde sürdürülemez bir noktada. Bunun üzerine gitmek lazım.”

    ‘Perde arkası diplomasiye yoğunlaşmak lazım’

    Ünal’a göre Türkiye, ideolojik ve duygusal davranmaktan vazgeçerek İsrail ve Mısır ile perde arkası diplomasiye yoğunlaşmalı. Ünal, Türkiye’nin İsrail ile neyin kavgasını yaptığının da belli olmadığını dile getirdi. Türkiye'nin Arap dünyasında İsrail'e karşı çıkan Suriye'nin 'gırtlağına çökenler arasında yer aldığını' da anımsatan Ünal, 'Türk dış politikası kendine anlamlı bir yol belirleyemediği için' çelişkili durumların devam ettiğine dikkat çekti:

    “Hepimiz Libya ile yapılan anlaşmaya destek verdik. Ama bunun Mısır ve İsrail ile bir uzlaşma ve benzeri bir anlaşmayla taçlandırılması için destek verdik. Yoksa sorunun bir parçası olmak için kimse destek vermez, bir anlamı da olmaz. Mısır ne yaparsa biz ulaşacağız? Bizim bir şehrimizi mi işgal etti, adamıza asker mi çıkardı, ne yaptı? Aynı şeyi İsrail için de sorabiliriz. Ne yapmalı bu devletler de biz ‘Tamam sizle uzlaşıyoruz’ diyelim. Konu ideolojik ve duygusal hale gelmişse zaten çözümü yoktur. Buradan çıkarmak lazım. Mısır’ın birtakım jestlerini görmek lazım. Meis Adası’nın Yunanistan ile yaptığı anlaşmaya eklememiş olmasını, Türk Yunan krizinde açıktan destek açıklamamasını görüp, birtakım perde arkası diplomasiye yoğunlaşmak lazım hem İsrail hem Mısır ile. BAE, İsrail ile anlaşıyor. İsrail ile kavgalı olan Arap devleti kalmıyor. Paradoksal olarak bir Arap devleti var. İsrail’e karşı olan, o da Suriye. Biz İsrail’e karşıyız şu anda teorik olarak. Ama İsrail’e karşı olan Suriye devletinin de gırtlağına çökenler arasında yer aldık. Hala da gırtlağını serbest bırakmama konusunda kararlıyız. Birbiriyle çelişen bir sürü şey var. Arapların hepsi İsrail ile anlaşırsa biz ne yapacağız? Katar anlaşırsa ne olur? Filistin yönetimi İsrail ile anlaşırsa, iyi kötü bir iki devletli çözüm diye Körfez ülkeleri büyük maddi yardım açıklayarak, ‘Sınırların şurası ama sen esas ekonomik kalkınmaya yoğunlaş. Nüfusun artıyor, iş alanları oluştur’ denebilir. Aynı şeyleri Amerika da yönlendirerek Camp David’de olduğu gibi. Camp David’de hem İsrail’e büyük yardımlar açıkladılar, yıllar içinde verdiler. Mısır’a aynı şeyleri aynı boyutta olmasa da verdiler. Hala iki taraf da alıyor. Bunları benzeri şekilde kotardılar diyelim bütün Araplar. İran’daki rejimin meşruiyet kaynağı İsrail ile mücadele kaynağı. Ama biz neyin kavgasını yapıyoruz bilmiyorum. Bütün Araplar İsrail ile anlaştıktan sonra ‘Filistin davası’ denen unsuru bizim yetkililerin açıklamalarında görüyorum. Nedir bu Filistin davasına ihanet? Bizim bir Filistin davamız olduğunu bilmiyordum mesela. Bir Kıbrıs davamız var ama bir Filistin davası bilmiyorum. Çünkü Filistin davasına girersek, İsrail’in yok edilmesinden başlıyor. Arapların Filistin davasına girersek adım adım İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesine dönüyor. Sonra iki devletli çözüme geliyor. Şimdi İsrail’in Filistin topraklarının geri kalanını ilhak etmemesi noktasına gerilemiş durumda Arapların Filistin davası. Biz bu Filistin davasını Arapların gözünden görüyorsak hangi noktadayız? İsrail’i yok ederek denize dökme noktasında mıyız, yoksa 67’den sonra işgal ettiği topraklarda mıyız? O zaman bırakalım Suriye kendi Golan bölgesini alsın, niye boğazlarına yapışmış durumdayız? Aslında benim gözümde çok açık, çözüm olarak Türk dış politikası kendine anlamlı bir yol belirleyemeyince elimizi iki tarafa açıp, ne yapayım demekten başka bir çare yok.”

    Etiketler:
    BAE, İsrail, Yaptırım, Mike Pompeo, Doğu Akdeniz, Nikos Dendias, Navtex, Yunanistan, Türkiye, Avrupa Birliği, Hasan Ünal
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın