03:20 27 Ekim 2020
Canlı Yayın

    'İsrail Türk-Yunan gerilimine kenardan bakıyor, Türkiye ile ticari ilişkiler yolunda'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 99
    Abone ol

    Rafael Sadi'ye göre İsrail-BAE anlaşması Arapların 72 sene sonra İsrail'i kovamayacaklarını anlamalarının sonucu. Batı Şeria'daki ilhak planını Trump'ın yaptığını söyleyen Sadi, BAE'nin de parçası olduğunu belirtti. Sadi, Akdeniz'de Türk-Yunan gerilimine ise İsrail'in 'kenardan baktığını', Türkiye'yle ticari ilişkilerin çok iyi olduğunu vurguladı.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın duyurduğu İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki normalleşme anlaşması, İsrail devletinin Mısır ve Ürdün'den yıllar sonra bir Arap ülkesiyle açıktan resmi ilişkilerini tesisinin yolunu açtı. Anlaşmanın jeopolitik yankıları ise devam ediyor.

    Anlaşma ile İsrail yönetiminin Batı Şeria'daki ilhak planlarını ertelediğini söyleyen BAE, diğer yandan askeri pozisyonunu güçlendirme hedefiyle ABD'den F-35 yeni nesil savaş uçakları satın almak istiyor. İsrail'in ise bölgedeki askeri dengeyi değiştirmemek için buna itiraz ettiği öne sürülüyor.

    İsrail'in BAE ile normalleşmesinin bir boyutu da Libya'dan Akdeniz'deki egemenlik mücadelesine etkileri. BAE, Libya ve Akdeniz'de giderek Türkiye karşıtı çizginin görünür temsilcilerinden birisi haline gelirken, İsrail'in de Akdeniz'de Yunanistan'a yakın duruş sergilemesi dikkat çekiyor.

    İsrail-BAE normalleşmesi ışığında olası gelişmeleri İsrail'de yaşayan Odatv yazarı Rafael Sadi ile konuştuk.

    '72 yıl sonra İsrail'in bu coğrafyadan kovulamayacağını anladılar'

    Rafael Sadi, İsrail'in kurulduğu tarihten itibaren Arap dünyası tarafından kabul görmediğini ve Arapların birleşerek İsrail'e hücum ettikleri ancak başarılı olamadıklarını dile getirdi. Sadi'ye göre, İsrail'e söz ve yaşam hakkı tanımayan bu sürecin sonunda 72 yıl geçtikten sonra Arap devletleri artık İsrail'in bu coğrafyadan kovulamayacağını, 'kılıç hakkıyla' bir şey becerilemeyeceğini anlamaya başladılar:

    “1917 Balfour deklarasyonuyla bu coğrafyada bir Arap bir de Yahudi devleti kurulması öngörülmüştü. 1922’de Arap milleti olarak Ürdün kuruldu. 1948’de İsrail kuruldu. Kurulduğu gün bölgedeki bütün Arap ülkeleri İsraillilerin bu coğrafyada yer almaması gerektiğine inandıkları için İsrail’e hücum ettiler. İsrail’i bu coğrafyadan denize dökmek istediler ama beceremediler. 1956’da Sina savaşı, 1967’de Altı Gün savaşı, 1973 Yom Kippur savaşı, 1984 Lübnan savaşı, hala da devam eden terör savaşıyla İran’ın da İsrail’i burada istememesi nedeniyle sağladığı maddi destekle de hala devam eden bir savaş var. Ancak bunu beceremediler. Beceremedikleri bu savaşın içerisinde sonradan yapma bir Filistin meselesi oluşturuldu. Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan bu coğrafyanın Arap vatandaşlarına Filistinli dediler. Böyle bir millet ve devlet tarihte hiçbir zaman olmadı. Onun yerine ‘Filişti’ dediğimiz kökeni Girit korsanlarından oluşan ve bu bölgeye işgalci olarak gelmiş haydutlardı. Yahudi İspanyolcası Ladino’da büyükannem yaramazlık yaptığımda, ‘Hadi Pilisti’ derdi, yaramaz çocuk anlamında kullanılırdı. Ama hiçbir zaman Filistinli değildi. 1964’te Suudilerin, Vahhabilerin, tüm Arap camiasının desteğiyle İsrail’i küçük düşürmek ve o bölgede yaşayan Filistinlilerin mağduriyetlerini ortaya çıkararak İsrail’i sorumlu tutacak bir plan yapıldı. Arafat aldığı maddi destekle Filistin Kurtuluş Örgütü’nü kurdu. Kuruluş beyannamesinde Filistin devletinin sınırlarına İsrail’in bütün tarihteki sınırlarına kendi devleti ve milletinin sınırları olduğunu iddia etti, hala da ediyor. Bugün İsrail-Filistin barış görüşmelerinin en büyük kilit noktası Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kuruluş beyannamesindeki haritadır. Yani İsrail devletine söz hakkı, yaşam hakkı tanımayan bir harita bu. Aynı kuruluş beyannamesi, son beyannamesinde de mevcut. Aradan 72 yıl geçtikten sonra Arap devletleri İsrail varlığını şu veya bu şekilde bu coğrafyadan palavradan laflarla kovulamayacağını, kimsenin denize dökülemeyeceğini, 1920’lerden 2020 senesine artık böyle olayların kılıç hakkıyla bir şey becerilemeyeceğini alenen ortadadır.”

    ‘İlhak Trump’ın planı, BAE de bir parçası’

    Rafael Sadi, BAE'nin İsrail'le normalleşme karşılığı Batı Şeria'nın ilhakını durdurduğu söylemine karşılık ilhak planının ABD Başkanı Trump'a ait olduğu görüşünde. BAE'nin de bunun parçası olduğunu söyleyen Sadi, ilhakı erteletme söyleminin anlaşma ile Filistinli Arap tarafının da yararına bir iş yapılmış gibi sunma ihtiyacından kaynaklandığının altını çizdi:

    “İlhak, Netanyahu hükümetinin Mavi-Beyaz koalisyon ortağıyla birlikte onayladıkları bir anlaşmaydı. Ancak Trump, daha İsrail’de seçim olmadan ve koalisyon kurulmadan evvel Yüzyılın Anlaşması konusunu beyan etmeden evvel o anlaşmanın lansmanına Netanyahu ve Gantz’ı davet etti. Gantz o sırada seçilmemişti. Seçilse bile henüz daha koalisyon yok ortada. Ortak değil. Bunun anlamı şudur; Bu ikisinin de kulağını çekti, ‘Bunu kabul edecek ve ortak olacaksınız. Başka çareniz yok’ dedi. Dediği çıktı böyle oldu. İlhak Trump’ın planı. Ama bana kalırsa Birleşik Arap Emirlikleri de bu planın bir parçası. İsrail ilhaka muhtaç değil. İsrail devleti zaten o bölgede oturuyor 67’den beri. Kimse onu oradan çıkarabilecek güçte değil. Filistinliler, Ürdün, Mısır gibi. Zaten Ürdün ve Mısır ile barış anlaşması var. İlhak kozmetik bir olay gibi ortaya çıktı. Ütopik bir iddiam var ama yanıldığımı zannetmiyorum. BAE, bu anlaşmayı yaparken Filistinlilerin yararına bir şey yapmış olmak zorunda hissettiler kendilerini. Yani her yerden tepkiler yükseleceğini biliyordu. Biz Filistin yararına bir şey yaptık. İsrail’i ilhaktan vazgeçirerek bu anlaşmayı yaptık. Filistinlilerin yararına bir şeydir bu dediler. Böyle de oldu, İsrail de kabul etti. Yani güzel bir tezgah. İsrailliler veya Amerikalılar kandırmış değiller, anlaştılar. Daha güzel bir senaryo yarattılar. Şimdi kimse ‘İsraillilerle anlaşırken Filistin’i göz ardı ettin’ diyemez."

    'İlişkileri gizli tutmak İsrail'in değil Arap devletlerinin tercihiydi'

    Saadi özellikle İsrail ile BAE arasında bir tür 'gizli aşk ilişkisinin' 25 seneyi aykın süredir var olduğunu söylerken, aslında diğer ülkelerle de benzerinin bulunduğunu ancak gizli tutulmasını Arapların istediğini dile getirdi:

    "BAE ile İsrail arasındaki bir tür gizli aşk var; 25 seneyi aşkın süredir devam eden bir ilişkiler silsilesi mevcut. Bu ilişkiler İsrail açısından gizli olmak zorunda değildi. Gizliliği isteyen ilişkilerde bulunan Araplardı. Çünkü onlar birbirlerinin İsrail ile ilişkilerinden haberleri olmasını istemiyorlardı. Endişe ve korkuları vardı. Ama ‘Sen İsrail ile ilişki kurma ben de kurmayacağım’ dedikleri anda hepsinin İsrail ile ayrı ayrı kapıların ardında birlikte çalışıyorlardı. İran ile de bir sürü ilişki var. İran şamfıstığı Tel Aviv pazarlarında satılıyor. İran halıları İsrail’de satılıyor. İsrail Leumi Bankası duvarlarında Mısır taşları var. Ticareti kimse engelleyemiyor.”

    'F-35 vetosu ile ilgili haberler abartılı'

    Sadi normalleşme anlaşması sonrası ABD'nin BAE'ye satmak istediği F-35 uçaklarına İsrail'in veto koyduğu haberlerinin de 'abartıldığı' görüşünde. BAE'nin de İran'a karşı kendini güçlendirmeye çalıştığını anımsatan Sadi, bölgede 'herkesin oyun oynadığı' ve karşılıklı ticari ilişkilerin devam ettiği görüşünde:

    “Batı Şeria’da bir arkadaşım ‘Televizyonda söyledikleriyle kendi aralarında konuştukları aynı şeyler değil' demişti. İsrail’in altında imzası olan birtakım anlaşmalara göre, İsrail’in Amerika’nın Arap ülkelerine sözüm ona düşman ülkelere silah satışı konusunda vetosu var. Bu Amerika satmayacak anlamına da gelmez. İsrail’in bunu isteyip istememesi konusu var. Bu uçaklar BAE’ye giderse, orada kurulacak askeri üslerin hepsini İran’a karşı bir tedbir ve savaş unsuru olduğunu da görmek lazım. Hem iç politikası hem muhalefetine hem sağ sola böyle göstermek için ‘İşime gelmiyor, kabul etmiyorum diyecek. Ama Amerika ‘Ben satıyorum’ diyecek."

    'Türkiye'ye şu anda düşen kötü polisi oynamak'

    Türkiye'nin Libya'nın batısındaki hükümetle yaptığı anlaşma ile tetiklenen Akdeniz'deki gerilimde İsrail son dönemde anlaşmalara imza attığı Yunanistan'dan yana eğilim gösterirken Sadi, 'herkesin oyun oynadığı' görüşünde. Ekonomik durum ortadayken çok fazla savaş gürültüsü çıkarılmasına karşılık bunu kimsenin istemeyeceğini söyleyen Sadi, İsrail'in gelişmelere 'kenardan' baktığını ancak Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin boyutlarının da giderek arttığını söyledi:

    "Herkes oyun oynuyor. Ne Türkiye, Yunanistan ile savaşacak ne İsrail Yunanistan’ın yanında fiilen yer alacak. Herkes lafta istediğini söyleyebilir. Ama dünyanın tamamında sanki birileri bir senaryo yazıyor; liderlere veriliyor. Kimin ne diyeceği, hepsi yazılı, önceden belirlenmiş. Türkiye’ye şu anda düşen rol kötü polisi oynamak. Türkiye herkesle kötü, sıkıntılı durumda. Bunun da çok reel olduğuna inanmıyorum. Kapı arkasında çok büyük paralar dönüyor. Enerji parası, yıkılan Lübnan’ın inşası var. Bu büyük paraların takipçisi veya cevabını verecek insan olmayabilirim. Ama eski bir Tahtakale esnafı olarak bu paranın kokusunu alıyor gibiyim. Çok fazla para var. Savaş gürültüleri çıkarıyorlar. Ama savaş çok pahalı bir şeydir. Türkiye’nin ekonomik durumu ortada. Amerika’nınki de kötü durumda. Yunanistan desek hangi parayla savaşacaklar? İsrail de kenardan bakıyor, laf atıyor buraya. Türkiye, İsrail’e bir sürü şey söylüyor. İsrail hepsini sünger gibi emiyor ama bir şey yaptığı yok. Dış ticaret hacmi 7 milyar dolara ulaşıyor. Kanaatime göre 3 sene içinde 10 milyar doları bulur. Kimsenin de ekmeğiyle oynanmasın gibi bir tutum var ortada. Konuşsunlar, bir şey olmayacak. BAE, uzlaşma anlaşması sadece başlangıçtır. Arkasından gelecek 7-8 ülke daha var.”

    Etiketler:
    F-35, Batı Şeria, Akdeniz, Normalleşme, İsrail, ticari ilişkiler, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yunanistan, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın