02:35 21 Eylül 2020
Canlı Yayın

    'Fransa'yı arkasına alan Yunanistan'ın baskısı sürerse Almanya, Türkiye'ye yaptırımlara geçit vermek zorunda kalır'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 1729
    Abone ol

    Prof. Dr. Faruk Şen’e göre, Fransa’yı arkasına alan Yunanistan’ın Türkiye karşıtı politikası devam ederse, Almanya'nın da geçit vermesiyle Türkiye’ye yaptırım kararı çıkabilir. Şen, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de daha fazla hak sahibi olabilmesi için Libya ile yaptığı anlaşmanın benzerini İsrail ve Mısır’la da yapması gerektiğini söyledi.

    Doğu Akdeniz'de Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimde Avrupa Birliği (AB) tavrını üyesi olan Yunanistan'dan yana koymuş görünüyor.

    Berlin'deki AB toplantısının ardından geçen cuma günü Türkiye'ye yönelik diyalog çağrıları eşliğinde bazı gemiler ve sektör faaliyetlerine yönelik sınırlı yaptırımların işareti verildi.

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Türkiye'yi bölgede tek taraflı eylemlerden kaçınması için uyardı. Almanya'nın Türkiye'ye yönetim müsamahakâr tutumu ortadayken, Başbakan Angela Merkel de üye ülke Yunanistan'a destek vereceklerini dile getirdi. Konu 21 Eylül'deki zirvede tekrar gündeme taşınacak.

    Gelişmeleri ve Türkiye’nin AB ile ilişkilerine etkilerini Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen ile konuştuk.

    ‘Almanya istese de istemese de Türkiye karşıtı politika izlemek zorunda’

    Prof. Faruk Şen'e göre bu süreçte Almanya Yunanistan’ın Avrupa Birliği üyesi olması sebebiyle Türkiye karşıt bir politika uygulamak zorunda kalacak. Doğu Akdeniz'in en çok Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Fransa'yı ilgilendirdiğini belirten Şen, Almanya'nın Türkiye ile yoğun ekonomik ilişkileri nedeniyle temkinli yaklaştığını dile getirdi. Ancak Şen'e göre, Yunanistan Fransa'nın da büyük desteğiyle bastırdığı takdirde, Berlin'in de geçit vermesiyle belli yaptırımların çıkması beklenebilir. Şen, Almanya politikasında Dışişleri Bakanı Haiko Maas'ın da Türkiye'ye karşı olumsuz tutumunun etkili olduğu görüşünde:

    “Avrupa Birliği’nin genel politikasına bakarsak Doğu Akdeniz’deki gelişmeler dört ülkeyi çok ilgilendiriyor; Yunanistan, Güney Kıbrıs, tabii Fransa belirli emelleri olan ve devamlı Türkiye düşmanlığı yapan Avusturya. Almanya bu konuda ne şiş yansın ne de kebap diyor. Tabii Yunanistan Avrupa Birliği’nin bir üyesi, ona ters düşmek çok güç. Fakat Türkiye’yle de 35 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmi var. 3 milyon 200 bin insanımız orada yaşıyor. Angela Merkel Suriyeli geçici sığınmacılar Almanya’ya gelmesin diye Volkswagen’ı neredeyse Manisa’ya getirecekti. Fakat son anda bunu kaybettik. Bu Çek Cumhuriyeti’ne kaydı. Genel olarak Avrupa Birliği’nin çok büyük bir ilgi alanı değil ama Yunanistan sürekli bastırdığı için 21 Eylül’deki toplantıda bu gündeme gelecek. Almanya ister istemez Türkiye’ye karşı bir politika uygulamak zorunda. Türkiye’nin de bir şanssızlığı var. Son 50 yıllık Türkiye-Almanya ilişkilerine bakarsak 2 tane tam Türkiye karşıtı dışişleri bakanı vardı. İlk önce Hans-Dietrich Genscher ‘Türkiye dosyasını benim masama getirmeyin’ diyen bir dışişleri bakanıydı. Şimdiki Heiko Maas da maalesef Türkiye karşıtı bir kişi ve Almanya’nın dışişleri bakanı olmasına layık değil ama şu anda gerek sosyal demokratlarda gerek Hıristıyan demokratlarda belirli lider ve adam arayışları var. Bu açıdan Heiko Maas da Merkel’e etki yapıyor. Türkiye’nin Almanya’da en iyi güvenilir kişisi Almanya Cumhurbaşkanı olarak Frank-Walter Steinmeier, Türkiye’yi koruyor demeyelim ama objektif davranmak istiyor. Angela Merkel ile görüşmelerinde de buna etki yapıyor. Eğer Yunanistan hakikaten Türkiye karşıtı politikasını Fransa’nın etkisiyle devam ettirirse bence Almanya kalemiz de düşüp Avrupa Birliği’nin zirvesinde Türkiye’ye belirli yaptırımlar kararı çıkacağından hareket edebiliriz. Bu yaptırımlar neyi getirir neyi götürür bilemiyoruz.”

    'Türkiye güç bir duruma girdi'

    Türkiye’nin tam üyelik görüşmeleri zaten fiilen durdurulduğu için bu konu üzerinden AB'nin baskıda bulunamayacağını belirten Şen, aslında Türkiye'ye ayrılan 470 milyon euro'luk komik bütçenin de etkisinin bulunmadığı görüşünde. Türkiye'nin Yunanistan ve AB sınırlarına Suriyeli sığınmacıları yığma politikasının da durumu olumsuz etkilediğini belirten Şen, Türkiye'nin hareketsiz kaldığı sürecin sonucunda Yunanistan'ın el üstünlüğü fırsatı yakaladığını anlattı:

    “Yunanistan’ın emeli Türkiye’yi geri adım attırmak için bunun daha ileri gitmesini sağlamak. Artık Türkiye’ye ‘tam üyelik görüşmelerini kesiyoruz’ diye bir etki yapamazsınız. Zaten tam üyelik görüşmeleri fiilen durmuş durumda. Fakat ellerinde daha yaptırımlar var. Bütçeden zaten bu sene Türkiye’ye ayırmış oldukları para 470 milyon euro. Bu Türkiye için leblebi, çekirdek parası diyebiliriz. Yunanistan çok ilginç bir ülke. Türkiye’den biz otobüslerle, pandemiden evvel Suriyeli geçici sığınmacıları Meriç sınırına taşıdık. Meriç’ten de 13 bin kişi geçti diye Yunanistan 2 eylem yaptı. Bir, Avrupa Birliği’nin kapısını çalarak geçtiği söylenen 13 bin kişiye karşılık 450 milyon euroluk bir yardım aldı. Bu çok büyük bir para Avrupa Birliği’nden. 10 milyonluk Yunanistan’a bu parayı verdi. Şimdi de yeni bir para alıyor. Türkiye sınırının 12 kilometresini taşla ördüler. 60 kilometre daha örmek istiyorlar. Bizim Yunanistan sınırımız 204 kilometre. Yani bu paraları alarak Türkiye karşıtlığını ortaya çıkarıyor. Miçotakis’e baktığınız zaman çok dengesiz bir politika uyguluyor, fakat adamın haklı bir yönü var. Biz bu zamana kadar hiç ses çıkarmadık. 18 sahipsiz adayı, Eşek Adası da dahil olmak üzere, işgal ettiler. Yunan Cumhurbaşkanı hanımefendi gitti orada orduyu teftiş etti. Biz hiç ses çıkarmadık. Şimdi ses çıkarınca, ‘Biraz daha üstüne varırsak yine sesini keseriz’ diyorlar. Fransa’da da Macron’u arkaya aldılar. Macron bir karar aldı; Fransa Yunanistan’a 18 savaş uçağı veriyor. 8’ini hibe ediyor, 10’unu satıyor. Yunanistan, Avrupa Birliği’ne hiçbir borcunu ödemeyen bir ülke, bu savaş uçaklarını alıyor. Bir de bizim durumumuza bakıyorsunuz. Maalesef F-35 olayının dışında kaldık. S-400’leri aldık ama ben bunu yeni zengin bir adamın Mercedes alıp garajına koymasına ve hiç kullanmamasına benzetiyorum. Bizim de S-400’leri pek kullanma olasılığımız yok. Amerika bu konuda ciddi yaptırımlarla geliyor. Türkiye güç bir duruma girmiş durumda.”

    ‘Türkiye İsrail ve Mısır’la anlaşırsa Doğu Akdeniz’de daha fazla hak sahibi olur’

    Prof. Şen, Türkiye’nin Suriye'deki 'akılsız' politikaların aksine Libya’nın batısındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yaptığı deniz yetki alanlarını sınırlandırma mutabakatı sebebiyle Doğu Akdeniz’de caydırıcı bir güç olduğu görüşünde. Ancak bunun yeterli olmadığını belirten Şen, Ankara'nın bu sıkışık durumundan İsrail ve Mısır ile anlaşarak çıkabileceği değerlendirmesinde bulundu:

    “Türkiye’de bu hükümetin yaptığı iyi bir olay, Libya’yla yapılan deniz sınırı anlaşması. Türkiye bu konuda haklı. Türkiye Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmak için Libya’nın merkezi hükümetiyle anlaşması şarttı. Daha önce Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de caydırıcı bir gücü yoktu. Zira bakın, kıta sahanlığı konusunda neredeyse Meis, Girit, Güney Kıbrıs’ın tüm kıta sahanlığını KKTC’yi de içine alarak kabul ettiren bir Yunanistan vardı. Libya konusunda Türkiye haklı. Burada ne dersek diyelim. Suriye’de ne kadar akılsız politika uygulamışsak, izlemişsek Libya’da iyi bir politika izliyoruz. Benim ümidim, bizim adım atarak İsrail ile belirli anlaşmaya girmemiz lazım. 8 milyar dolarlık bir ticaret hacmimiz var. Bunun dışında Türkiye İsrail ile neden çatışıyor? Filistin için çatışıyor. Filistin, 2014’te Almanya’dan evvel Ermeni Soykırımı’nı tanıdı. Filistin bu deniz hukukunda Yunanistan ile birlikte çalışıyor. Ben bu Filistin için kalkıp İsrail’i düşman etmemeliyim. Bizim Hamas’ı resmi heyet olarak kabul etmemiz büyük hata. İkincisi de artık Mursi öldü. Sisi, Birleşmiş Milletler toplantılarına gittiği zaman en baş masada oturuyor. Biz de orada oturuyor diye protesto edip katılmıyoruz. Bizim Mısır ve İsrail ile anlaşırsak illaki devlet başkanı olarak değil daha alt kademede, Türkiye Doğu Akdeniz’de daha fazla hak sahibi olur. Yunanistan’ın da belirli olanaklarını çürütürüz. BAE’yi alıyorlar, hepsi yanlarında. Suriye yanlarında. Biz bu konuda biraz yalnız kalıyoruz. Bu değerli bir yalnızlık değil. Bu yalnızlık Avrupa Birliği’nden belirli yaptırımlar gelirse çok büyük bir yalnızlığa dönüşür. İsrail ve Mısır’ı yanımıza almamız şart. Yunanistan’ın elinden bu kozu almadığımız takdirde bizim olanaklarımız azalıyor. Niye bu konuda bu kadar direniyoruz, anlayamıyorum. Türkiye’nin komşularından Suriye’nin kuzeyinde, Lazkiye’de Ruslar üslerini kurdu, yerleşti. Kuzeydoğu Suriye’de istesek de istemesek de Amerika PYD ve PKK’yla bir Kürt devleti kurduruyor. Türkiye’nin burada tek şansı PYD ve PKK’nın belirli konularda anlaşmaması olacak. Ama Suriye’nin diğer bölgelerinde Halep’ten Şam’a kadar Esad her şeye hakim. Niye ben bunlarla çatışayım? Neden 5.4 milyon Suriyeli geçici sığınmacıya kendi ülkemde bakayım? Bizim şu anda kişi başı ulusal gelirimiz 6 bin 500 dolara düştü. Ben kalkıp Suriyelilere para verilmemesi kanaatindeyim.”

    ‘Türkiye'nin Britanya benzeri bir ilişki kurması, AB'nin güvenlik ve savunma kimliğinde yer alması'

    Akdeniz'deki krizden çıkış yolunda AB'nin Türkiye'ye karşı 'havuç-sopa' taktiği uygulayacağı, geri adım atılması karşılığında Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi gibi tavizler verebileceği iddialarını ise Prof. Şen, gerçekçi bulmuyor. Şen, Ankara'nın geri adım atmasının çok büyük prestij kaybına yol açacağı görüşünde. Gümrük Birliği'nin güncellenmemesinden iki tarafın da kayıplar yaşadığını da belirten Şan, Ankara'nın AB ile ilişkilerini Britanya'ya benzer şekilde geliştirmesi, özellikle güvenlik politikalarının parçası olmasının mümkün olabileceğini kaydetti:

    “Bu adımı attığımız zaman çok büyük bir prestij kaybı olur. Artık zaten yıl sonuna kadar Schengen vizesini vermiyorlar Türkiye’ye. Bir adım daha ileri gidelim, şimdi hiçbir Türkiye vatandaşı Schengen vizesi olsa bile Avrupa Birliği ülkelerine gidemiyor. Artık biz Schengen vizesini gündemden düşürelim. Bizim yapacağımız tek şey oraya gidecek iş adamlarından, Avrupa Birliği sınırları içerisinde yaşayan 5 milyon 400 bin Türk kökenli göçmeni aileleriyle görüşmesi için, düğünü oluyor ailesi buradan gidemiyor, bu konuda belirli tedbirler almalıyız. Türkiye’nin elinde İngiltere de tam üyelikten ayrıldığı zaman bir şans vardı. Mesela İngiltere hiçbir zaman Avrupa Birliği’nin resmen tam üyesi olmadı. Avrupa Birliği’nin 5 ayağı var. Politik katılım, bütçesel katılım, gümrük birliği, serbest dolaşım, güvenlik ve savunma kimliği. Biz esasında İngiltere gibi, politik katılıma pek fazla ağırlık vermeden ekonomik katılımı sağlamamız lazımdı. Serbest dolaşımı bırakarak, gümrük birliğinin iyileştirilmesi ve güvenlik ve savunma kimliğinde katılmamız lazım. Trump akılcı bir politikayla ‘ben artık Avrupa Birliği’nin korumak ile yükümlü değilim, ben para veriyorum, Almanlar bir şey vermiyor’ dedi. Halbuki bir ara Almanya-Fransa ordusu vardı. Avrupa’da başka doğru dürüst ordu yok. Türkiye de burada söz sahibi olabilirdi. Fakat Fransa ile o kadar kedi-köpek haline geldi ki bunlar olanaksız hale geldi. Türkiye’nin Gümrük Birliği’nin iyileştirilmesi şu anda suya düşmüş durumda. Fakat bundan sadece Türkiye kaybetmiyor, Avrupa Birliği de kaybediyor. Gümrük Birliği iyileştirilirse burada ihalelere katılma hakları olacak. Mesela Cengiz İnşaat gibi firmalar Avrupalı rakiplerle karşı karşıya kalacaklar. Bu açıdan Gümrük Birliği’nin iyileştirilmesi iki tarafın da lehine fakat şu anda gündemde yok gibi geliyor.”

    Etiketler:
    Angela Merkel, Emmanuel Macron, İsrail, Yaptırım, Doğu Akdeniz, Avrupa Birliği, Yunanistan, Türkiye, Fransa
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın