04:26 21 Eylül 2020
Canlı Yayın

    'İsrail'in BAE'yle normalleşmesi bölgede köklü dönüşüme işaret'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 14
    Abone ol

    Ceng Sagnic’a göre İsrail’in BAE’yle normalleşmesi bölgede köklü dönüşüme işaret, Suudilerin hava sahasını açması da bir işaret. Türkiye'nin ise nedenler değil, sonuçlarda İran ile aynı safa düştüğü görüşündeki Sagnic, Ankara'nın kurduğu İsrail ve Körfez karşıtı söylem ve politik kültürden dönmesinin kolay olmadığı görüşünde.

    İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında ilişkilerin normalleşmesi anlaşmasına varıldığının duyurmasının ardından art arda adımlar geliyor.

    ABD arabuluculuğunda yapılan anlaşmanın ardından Başkan Donald Trump'ın damadı ve baş danışmanı Jared Kushner, Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien ve üst düzey İsrail heyeti eşliğinde BAE'ye uçarken, Suudi Arabistan'ın hava sahasını kullanmaları dikkat çekti. Hemen ertesi günü de Riyad'dan BAE'ye yönelik tüm uçuşlara hava sahasının açık olacağı haberi geldi.

    Gelişmelerin İsrail'in Körfez ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme süreci açısından mihenk taşı olacağı değerlendirmeleri yapılırken, pürüzler eksik değil. Ancak BAE'yi diğer Arap ülkelerinin de izleyeceği bir süreçle Ortadoğu'da yeni bir durumun ortaya çıktığı değerlendirmeleri öne çıkıyor.

    Gelişmeleri, Moşe Dayan Merkezi'nin eski analisti Ceng Sagnic ile konuştuk.

    ‘İsrail’in BAE’yle girdiği bu normalleşme hareketi çok köklü bir değişim’

    Ceng Sagnic'a göre, İsrail-BAE normalleşme hareketi İsrail açısından 1967 savaşından bu yana en köklü değişimlerden birisine işaret ediyor. İsrail'in savaş halinde olmadığı bir Arap devletiyle diplomatik, siyasi ve kültürel ilişkilerde yeni sayfa açmakta olduğunu belirten Sagnic, bunun hem İsrail için hem de bölge açısından anlamları bulunduğunu vurguladı. Bölge açısından ise Ortadoğu'nun 'kuzey' ve 'güney' olarak ikiye bölünmüş bir resminin ortaya çıktığını söyleyen Sagnic, bir tarafta İsrail, Emirlikler, Suudi Arabistan ve Bahreyn'i içeren ve Mısır'ın desteğini alan, diğer tarafta da Türkiye, İran ve Hizbullah ile İran destekli örgütlerden oluşan bir kamplaşmanın oluşmakta olduğunu dile getirdi:

    “Çok köklü bir değişimden bahsediyoruz. Hatta 1967 savaşından bu yana İsrail için de en köklü değişimlerden birinden bahsediyoruz, belki ikincisinden bahsediyoruz. Çünkü İsrail savaş halinde olmadığı yani askeri olarak barış anlaşması imzalamaya mecbur bırakmadığı bir Arap devletiyle sadece diplomatik, siyasi ve kültürel ilişkiler üzerinden yeni bir sayfa açmış oluyor ve bu devlet Ortadoğu’nun en zengin ikinci devleti. Askeri yatırımları Ortadoğu’da yine Arabistan’dan sonra en büyük olan devlet. Amerika’yla ilişkileri en güçlü olanlardan birisi. Hal böyle olunca, bahsettiğimiz değişim büyük bir değişim. Bu değişimin İsrail için de bölge için de anlamları var. İsrail için anlamlarını başında İsrail’in Arap dünyasının ‘patronlarıyla’ geliştirdikleri açık ilişkiler. Bu bambaşka bir şeye tekabül ediyor. Şunu söylemek de mümkün; bu ilişkiler yok muydu? Vardı. Kim tarafından yönetiliyordu? Çoğunlukla İsrail’deki başbakanlık ve istihbarat birimleri tarafından yönetiliyordu. Aynı zamanda ordu istihbarat birimlerin dahil olduğu bir ilişki biçimiydi. İki taraf için de askeri kaygıları gidermekten öte pek fazla bir getirisi yoktu. Ama bu ilişkilerin muhtemelen birkaç yıllık bu kadar yoğun bir tarihinin olmuş olması varmamakta önemli. Bölge için ise başka bir şey söyleyebilirim. Ortadoğu ikiye bölünmüş durumda. Kuzey ve Güney. Bu sadece bir askeri işbirliği aslında değil bu. Biraz askeri ve ekonomik bir işbirliği bir görülmekte. Bu kamplaşmada İsrail, Emirlikler, Suudi Arabistan ve Bahreyn bir kampta. Mısır’ın bu kampa çok güçlü bir desteği var. Diğer kampta ‘Türkiye, İran, Hizbullah ve İran destekli örgütler’ var. Bu kamp içinde Türkiye bahsettiğim diğer aktörlerle tüm çıkarlarında uyuşmuyor görünse de Ortadoğu’nun algısında özellikle Körfez ve İsrail algısında bir güç dengesine ihtiyaç olduğu yani İsrail ve Körfez karşıtı kamplaşmada. Çünkü Türkiye ve İran’ın buluştuğu nokta Körfez ve İran karşıtlığı. Bunun askeri ve ekonomik olarak dengelenebilmesi için İsrail’e ihtiyaç var. Bu tartıda, terazide İsrail’i Körfez’in kefesine koyduğunuz zaman Körfez, Türkiye artı İran kampını dengeleyebiliyor. (Gazze’deki ateşkesin Katar’ın arabuluculuğunda yapılması) Her yıl birkaç defa yaşanan bir gelişme. Katar zaten Hamas’ın finansörlüğünü İsrail’le açık ve bilinen sınırlı ilişkileri var. Sadece Gazze şeridi ile ilgili bir ilişki var İsrail’le.”

    ‘Türkiye ve İran’ın buluştuğu noktanın neresi olduğuna bakmak gerekiyor’

    Sagnic’a göre, Türkiye’deki anti-İsrail söylemlerinin nasıl bir karşılığı varsa, aynı şekilde Türkiye’nin ‘yeni Osmanlıcı’ tezlerinin de Körfez’deki siyasetin şekillenmesinde benzeri bir etkisi bulunuyor. Türkiye’nin İran’la kesiştiği yerlere bakmak gerektiğini söyleyen Sagnic, kesişilen konuların çıkış noktaları aynı olmasa bile varılan sonuçların aynı olduğu görüşünü dile getirdi:

    “Türkiye kesinlikle İran’la aynı yerde değil, bulunduğu yer açısından da değil. Ama vardığı sonuç aynı yerde. (Yeni Osmanlıcılık retoriği) Bu dediğinizin de bir karşılığı var aslında. Akademisyenlerin çoğunlukla karşı çıkmayı sevdiği bir tez. Türkiye’nin Ortadoğu’yla veya eski Osmanlı ülkeleriyle olan ilişkilerinde yeni Osmanlıcılık tezlerinin veya söylemlerinin veya bu söylemlerine benzeyebilecek söylemlerinin rahatsızlık yarattığı ve politik alanın şekillenmesinde rol oynadığına akademisyenler karşı çıkmayı çok seviyorlar. Ama nasıl ki Türkiye’deki İslamcı veya anti-İsrail retoriğinin Türkiye toplumunda bir karşılığı varsa, yani Türkiye toplumunun İslami hassasiyeti yüksek kesimlerinin hassasiyetlerinin, kaygılarının Türkiye’nin siyasetinde bir karşılığı varsa aynı şey Körfez’de de var. Eğer Körfez’deki Arap ülkelerindeki vatandaşlar yeni Osmanlıcı, tekrar hilafeti dillendiren veya böyle olduğu söylenen bir söylemle karşılaştığı zaman bu o ülkenin siyasetine bir etki yapıyor. Ama tabii bu sınırlı bir etki. Çok ciddiye alınacak bir etki değil. Çünkü bunlar bağımsız ve güçlü devletler. Fakat Türkiye’nin İran’la buluştuğu noktanın neresi olduğuna bakmak gerekiyor. Türkiye İran’la Hizbullah’ı desteklemekte, Esad’ı desteklemekte, Irak’ta Haşdi Şabi’yi desteklemekte buluşmuyor. Türkiye İran’la Katar’ı desteklemekte, Yemen’de Müslüman Kardeşler, İslamcıları desteklemekte, Ortadoğu’da anti-Körfez ve anti-İsrail proksi güçleri yaratmakta ve desteklemekte buluşuyor. Yani çıkış noktaları aynı olmasa dahi sonuçlar benzer. Bu sonuçlar Körfez ve İsrail için ciddi endişeler yaratmaya başlıyor. Mısır’da Türkiye’nin çok uzun bir süre ve muhtemelen devam eden bir şekilde Müslüman Kardeşleri desteklemesi, Yemen’de, Suriye’de bunu yapması, Katar’la beraber İran’la ortak noktalarının bulunması gibi çabalar Körfez ve İsrail’de karşılıklarını buluyor. O yüzden Türkiye ve İran’ın bulunduğu kamplaşma için ideolojik bir birliktelik mümkün değil. Ama aynı şeyi İsrail ve Arabistan için de demek mümkün değil. İdeolojik olarak bu iki ülke arasında da bir birliktelik yok veya Bahreyn için.”

    ‘Türkiye sadece iç siyasetini değil, dış siyasetini de anti-İsrail, anti-Körfez üzerine kurguladı’

    Sagnic'a göre, İsrail-BAE normalleşmesinin açtığı yeni sayfada Türkiye’nin pragmatik kararlar alabilmesi ihtimal dışı değil. Ancak son dönemde Türkiye’nin sadece iç siyasetini değil aynı zamanda dış siyasetini de İsrail ve Körfez karşıtlığı üzerinde kurguladığını ifade eden Sagnic, bunun artık kolay kolay geri dönülecek bir söylem olmadığı görüşünü aktardı. İsrail ile diplomatik ve ticari ilişkilerin devam etmesinin siyaseten bir anlam ifade etmediğini söyleyen Sagnic, Ankara'nın İsrail ile yaşadığı krizler ve düşmanlıkların kıstaslarının farklı olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    “Elbette Türkiye’nin pragmatik kararlar alması ihtimal dışı değil ama Türkiye’de ‘acaba açılım süreci tekrar başlar mı’ sorusu gibi aslında. Bunun için bazı koşullar gerekiyor ve bu koşulların yaratılması zaman alan bir durum. Türkiye sadece iç siyasetini İsrail ve Körfez karşıtlığı üzerine kurgulamadı. Aynı zamanda dış siyasetini, dış aktörlerle olan ilişkilerini de anti-İsrail, anti-Körfez üzerine kurgulamış bulundu. Bundan bir anda dönüş yapması çok mümkün değil. Şöyle bir durum ki; geçen sene İstanbul seçimlerinde Mısır’daki İslam Muslimi’nin sloganları üzerinden bir siyaset yapıldı, büyük bir kampanya yapıldı. Bu artık kolay kolay bu söylemden, politik kültürden dönüşün kolay olmadığı gösteren şeyler. Bu yüzden İsrail ile ilişkilerin diplomatik ve ticari düzeyde devam etmesi aslında Türkiye-İsrail ilişkileri açısından çok bir şey ifade etmiyor. Yani Körfez ülkelerinin İsrail ile ilişki kurmaları, normalleşmeye gitmeleri çok büyük gelişmeler. Ama Türkiye’nin İsrail’de bir büyükelçiliğinin olmasının ve ticaretin devam etmesinin bu ilişkiler açısından çok bir belirleyiciliği yok. Çünkü zaten 1949’dan beri devam eden ilişkiler bunlar. O yüzden Türkiye’nin İsrail’le yaşadığı diplomatik krizlerin kıstasları farklı. Türkiye’nin İsrail’le yaşadığı ‘düşmanlıkların’ kıstasları farklı. Körfez’in farklı. Körfez’in İsrail’de büyükelçilik açması çok büyük bir şey. Bu Türkiye için büyük bir şey değil. Çünkü Türkiye İsrail ilişkilerinin temellendiği koşullar farklı koşullar. Her 1-2 yılda böyle şeyler çıkar. Çünkü Türkiye ve İsrail hala birbirlerine benzeyen ülkeler. Kapitalist toleransları yüksek, Batı’yla entegrasyonları devam eden ülkeler. Bu yüzden bu tür beklentiler 2 yılda bir dillendirilmeye başlanıyor ve bazı gelişmeler buna temelmiş gibi gösteriliyor. Ama bir neticesi olmuyor. Çünkü Türkiye’nin hem iç hem dış siyasette konumladığı yer İsrail karşıtı bir yer. En azından retorik olarak bu devam etmek zorunda.”

    ‘Riyad hava sahasını açarak çekincesi olmadığını gösterdi’

    BAE’nin İsrail’le normalleşme adımları sonrası Suudi Arabistan ve Bahreyn'den de bir açılımın er ya da geç geleceği öngörüsünde bulunan Sagnic, aynı şeyin Umman ve Kuveyt için durumun daha farklı olduğunu ifade etti. Sagnic’a göre Suudi Arabistan’ın hava sahasını İsrail’ açması ilişkilerin devamına destek verdiği anlamına geliyor:

    “Ben Suudi Arabistan’ın İsrail ile diplomatik ilişkiler kurma noktasına geldiğini düşünüyorum. Bahreyn ile beraber. Aynı şeyi Umman veya Kuveyt için söyleyemem ama Körfez’de Bahreyn, Emirlikler ve Suudi Arabistan’ın böyle bir noktaya geldiği aşikar. Ama en kolay bu ilişkileri kurabilecek olan Emirliklerdi. Çünkü Bahreyn Suudi Arabistan çok bağımlı bir ülke, böylesi bir girişimde bulunmayı muhtemelen öncüsü olmayı istemezdi. Suudi Arabistan’ın çok başka kaygıları var. Ama Emirliklerin böyle bir imkanı daha fazlaydı. Benim Emirlikler’de görüştüğüm bazı insanlara ‘Arabistan’ın bu işe dahil olmasını bekliyor musunuz’ sorusunu sorduğumda ‘kesinlikle.’ Er ya da geç. Kasım’dan önce olur mu olmaz mı bilmiyorum. Hava sahasının İsrail’den kalkan özel uçaklara, diplomatik ziyaretlerde açıktı, doğru. Ama İsrail Hava Yolları için de açmış oldu. Dün giden uçaklar sivil uçaklardı, tarifeli uçaklardı. İlk defa tarifeli bir İsrail uçağı Suudi Arabistan’ın üzerinde geçerek gitti. Ben İsrail’den Hindistan’a gittiğim zaman örneğin Arabistan yarımadasını Güney’den çemberleyip giderdim. Çok da uzun süre eklemiş olurdu. Bu güzel bir gelişme, Arabistan ve İsrail için. İlişkilerin devamında Suudi Arabistan’ın bir destek sunduğunun ifadesi. Çünkü bu ilişkilerin devam etmesinin önemli koşullarından biri hava köprüsünün olması. Bu hava köprüsü Suudi Arabistan’a muhtaç. Belli ki Suudi Arabistan bu konuda çekinceli değil.”

    Etiketler:
    Suudi Arabistan, Bahreyn, Jared Kushner, Görüşme, Anlaşma, Katar, İran, Türkiye, Donald Trump, Normalleşme, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İsrail
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın