03:59 28 Ekim 2020
Canlı Yayın

    'İbrahim/Abraham anlaşması Mısır ve Ürdün ile saldırmazlık anlaşmasından farklı, halkları barıştırma hedefli'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 24
    Abone ol

    İvo Molinas'a göre İbrahim/Abraham anlaşmasında İsrail'in Batı Şeria'nın ilhakı planını durdurması ve ABD'nin İran politikasını yumuşatacak Biden'ın seçilme olasılığına karşı 3 Kasım seçimi öncesi harekete geçilmesi etkili oldu. Molinas Mısır ve Ürdün'le saldırmazlık anlaşmasından farklı İbrahim Anlaşmasının halkları barıştırma hedefine atıf yaptı.

    Trump yönetimi, İsrail'i Körfez'in Sünni Arap monarşileriyle barıştırma sürecinde önemli adımlara imza atıyor. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)_ anlaşmasının 13 Ağustos'ta duyurulmasının ardından 15 Eylül'e verilen imza töreni tarihi öncesi kervana Bahreyn de katıldı. ABD Başkanı'nın ev sahipliğinde Beyaz Saray'da düzenlenen törende 'İbrahim/Abraham' adı verilen anlaşmalar imzalandı. Filistin Özerk Yönetimi ve Filistinli örgütler ise anlaşmalara sert tepki gösterdi.

    Gelişmeleri Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ivo Molinas ile konuştuk.

    ‘İsrail’in ilhakı durdurması Arapları yumuşattı’

    İvo Molinas'a göre, normalleşme hamleleri Trump yönetiminin 'Yüzyılın Anlaşması' için düğmeye basması öncesindeki diplomatik çabaların ürünü.

    İsrail'in anlaşma uyarınca Batı Şeria'nın bir bölümünü ilhaka hazırlandığını belirten Molinas, bu anlaşmanın olumsuz sonuçları dikkate alınarak farklı bir yöntem izlendiğini, İsrail'in ilhakı durdurmasının Arap ülkelerini memnun ettiği görüşünü dile getirdi:

    “Fırsatlar doğmuş durumda. Farklı ülkelerin çıkarları da örtüşünce bu fırsat gerçeğe dönüştürdü. Yüzyılın Anlaşması diye bir şey çıkarıldı. 1 Temmuz 2020’de bir şekilde uygulamaya başlanacaktı. İsrail yerleşimlerinin olduğu Batı Şeria’nın yaklaşık 3’te 1’lik bölümünü İsrail ilhak edecekti, Golan Tepeleri’ni ilhak ettiği gibi. Bunun karşılığında Filistinlilere bir devlet kurma fırsatı veren bir anlaşmayı önermişti Trump ve damadı Kushner. Fakat bu yürümedi. 1 Temmuz’a gelindiğinde Amerika, Trump ve damadı anladı ki orası ilhak edilirse, Yüzyılın Anlaşması, bölgeyi yüzyıl geriye götürecekti diye düşünüyorum. Netanyahu sağ cenahtan olduğu gibi koalisyonunda da bulunan sağcı, dindar kesimde hayallerinde olan Batı Şeria’nın bir bölümünü ilhak edeceğini tahmin etmişti 1 Temmuz’a kadar. İkinci devlet kurulmasına hiçbir merkez sağ kabul etmiyordu. Ama fırsat bu fırsat Yüzyılın Anlaşması’nda ilk adımı atalım, ilhak edelim. Filistin devletinin kurulması zaten zordur diye düşünmüşlerdi. Fakat Trump ve Kushner bunu durdurdu, Bibi’yi frenledi. Bibi’ye dedi ki, ‘Sen bunu erteliyorsun, çünkü durumlar öngördüğümüz gibi gitmeyeceğini görüyoruz’. Ama damadı çok proaktif birisi. Baktı ki iki ana gövde barış yapamayacak bir şekilde. Ben daha küçük küçük barış fırsatlarını değerlendirmeye çalışayım ki kapıda bekleyen BAE ve Bahreyn vardı. Ekonomik anlamda işbirliği olan fakat resmiyete dökülmemiş, diplomatik ilişkileri olmayan değişik bir ilişkileri vardı. Bunun artık gerçeğe dönüşmesini gereken koşulları fark etti BAE. Madem İsrail ilhaktan vazgeçti. 'Bu bizim için büyük fırsattır. Bu ekonomik ilişkileri artık yavaş yavaş güvenlik başta olmak üzere diğer alanlara kaydıralım' dediler. BAE Dışişleri Bakanı Bin Zayid imza töreninde, ‘Biz İsrail’i ilhakı durduğu veya askıya aldığı için teşekkür ediyoruz’ dedi. Arap dünyasında çok kabul edilebilir bir empati veya sempati sözleri olmasa gerek."

    'İran politikalarını yumuşatacak Biden'ın seçilme olasılığı nedeniyle başkanlık seçiminden önce yapmak istediler'

    BAE ve Bahreyn gibi ülkelerin dünyadaki değişimi yakalamak, genç nüfuslarının taleplerini yerine getirecek dönüşümleri dikkate aldıkları görüşündeki Molinas, Körfez'de İran'ın 'tehdit' olarak algılanmasının da süreçte etkili olduğunu dile getirdi. Molinas'a göre bu girişim ABD'de Demokratik Parti'nin adayı Joe Biden'ın seçilmesi halinde yeniden Obama yönetimi dönemindeki 'İran yanlısı' politikalar izlenmesi ihtimali nedeniyle de söz konusu oldu.

    "Dünya değişiyor, teknoloji gelişiyor. BAE’deki genç nüfusun da refah, para var ama dünyaya entegre değiller. Kişi başına 43 bin dolar geliri var. Bahreyn’de 23 bin dolar. Bizimkinin iki katı, orada da 4 katı zenginlik var. Ama inovasyondan çok fazla faydalanamıyorlar. Ancak bu tarz İsrail, Amerika ve batıyla anlaşmalar yaparak gençlerinin gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayıp bir yandan da toplumda iç barışı sağlayabileceğini düşünüyorlar. İran’ın çok büyük tehlike gördüklerini biliyoruz. Amerikan başkanlık seçimlerinden önce de yapmak istediler bunu. Çünkü Biden’ın iktidara gelme ihtimali daha fazla. Biden göreve geldikten sonra İran ile Obama’nın yaptığı yumuşama ve nükleer anlaşmayı tekrar yapma ihtimali olduğu için, bu anlaşmayı İsrail veya Amerika, batı bu kadar hızlı olacağını düşünmedikleri için bir an evvel kasım seçimlerinden önce bunu yaptılar.”

    'İbrahim Anlaşması Mısır ve Ürdün'le yapılan saldırmazlık anlaşmasından farklı, halkları barıştırıyor'

    İbrahim/Abraham Anlaşması'yla İsrail'in bir Yahudi devleti olarak bölgede ilelebet yaşayacağının netleştiğini belirten Molinas, anlaşmanın içerinin daha önce Mısır ve Ürdün'le yapılandan farklarına da işaret etti. Mısır ve Ürdün ile sadece bir saldırmazlık anlaşması bulunduğunu belirten Molinas, BAE ve Bahreyn ile imzalanan anlaşmanın ise bilimden turizme, inovasyon ve çevre ile tarıma uzanan çok önemli unsurları bulunduğu ve halkların barışmasını içerdiğini söyledi:

    “İsrail Yahudi devletidir. İlelebet de bu bölgede bu topraklarda yaşayacaktır. İbrahim Anlaşması’nda yazıldığı gibi bilim, turizm, inovasyon, çevre, eğitim, tarım, su sektörlerinde çok önemli meyveler verirse, bu bölgenin diğer sıkıntı içinde bulunan Sünni, Şii olsun toplumlarda inanılmaz bir haset veya bir aynı şeyi isteme talebi doğuracak. Sırada Lübnan, Irak, Suriye, Filistin, Gazze var. Bunlara bir örnek teşkil edecek. Ürdün ve Mısır da barış yaptılar ama gerçek bir barış yaptı ama gerçek bir barış değil. Sadece askeri anlamda saldırmazlık paktı diyebileceğimiz bir anlaşma. Bugün İsrail de Mısır da ne turistik ne ekonomik ne de yatırım anlamında işbirliği var. Sadece saldırmazlık anlaşması var. Birbirlerini tahrik etmeyecek politika güdüyorlar askeri anlamda. Ürdün’le de öyle. İnsanları refaha kavuşturan barış değil sadece, ekonomik anlamda da iki ülkenin güçlerinin parametrelerinin birbirine entegre olması. Bunu başarırlarsa bölge ülkelerine iyi örnek teşkil edecek. Tek bir domino etkisiyle İran hariç, belki o da olabilir, bu tür barışa yönelik fırsatları değerlendirme yoluna girecekler. ‘Bunun sonu yok, biz yaşadık, öleceğiz, torunlarımız hala savaş görecek’ diye düşünüyor halklar da. Teknolojiyle iletişim kanallarıyla dünyanın nasıl yaşadığını görüyorlar. Bir de kendilerinin nasıl yaşadığını görüyorlar. En azından masaya oturmaya başlamak lazım. Vizyoner lider yok toplumlarda. İsrail’de de yok ama Araplarda hiç yok.

    'Filistin tarafı da masaya otursaydı...'

    Hazırlanan 'Yüzyılın Anlaşması'nda aslında Netanyahu'nun tabanının da istemediği bir Filistin devletinin kurulmasının öngörüldüğünü anımsatan Molivas, Filistin tarafının da masaya oturması halinde yavaş yavaş tavizler koparmaya başlayabileceği ancak külliyen reddettiklerini kaydetti:

    "Yüzyıllık Anlaşma da ilhak edilecek ve karşılığında Filistin devleti kurulacak diye bir anlaşma taslağı vardı. Filistinliler ilhak lafını duyunca, 67 sınırlarını, mültecilerin geri dönme haklarını duymayınca ‘Biz kabul etmiyoruz’ diyerek reddettiler. Halbuki masaya otursalar, yavaş yavaş taviz koparmaya başlasalar problemle ilgilenecek olan İsrail. Çünkü İsrail’de çok ciddi anlamda muhafazakar, dindar, milliyetçi Siyonist kesimin güçlendiği bire süreçten geçiyor İsrail sosyolojik anlamda. Netanyahu’nun tabanının istemediği bir Filistin devletinin kurulması söz konusudur Yüzyılın Anlaşması’yla. Halbuki masaya otursalar, yavaş yavaş taviz ala ala hiç ummadık bir sürece gelinebilirdi ama külliyen reddettiler. Bu anlaşmayı da reddediyorlar. Çünkü dışarıda kaldıklarını sanıyorlar. İsrail ile BAE arasında yapılan anlaşmanın metnini okuduğunuzda defalarca dostane ilişkilerin bölgede kalıcı barışın tek tek ilk adım olduğu söyleniyor. Onun dışında da birkaç yerde Ortadoğu’daki barıştan bahsediliyor. Filistinliler dışarıda kalmış diye atılan ana akım medyadaki başlıkları gördüğümde çok üzülmüştüm.”

    'Ötekileştirme yapıyor dedikleri parlamentonun neredeyse yüzde 9'u, rahatlıkla konuşuyorlar'

    İsrail Parlamentosu Knesset'in üyesi Ortak Arap Listesi'nden Ahmed el Tıybi, İsrail'in Körfez'in Arap ülkelerinden önce kendi Arap vatandaşlarıyla barışmasını söylemişken, Molinas farklı görüşte. İsrail'de 1,5-2 milyonu bulan Arap vatandaşların sağlık, eğitim gibi her meselede bir Musevi gibi  eşit hakları bulunduğunu, İsrail'in 'devlet olma halinin' Araplarda bir 'ötekileştirme, ayrıştırıcılık' muamelesine yol açabildiğini, bunun da düzelmesi gerektiğini söyledi. "Ötekileştirme yapıyor dedikleri kişiler neredeyse parlamentonun yüzde 9’u, rahatlıkla konuşabiliyor" diyen Molivas, durumun toz pembe olmadığını ekledi:

    “1.5 ile 2 milyon Arap vatandaşıdır ve eşit haklardadır. Sağlık ve eğitim bir İsrail Musevi’nin neden yararlanıyorsa onlar da aynı şekilde yararlanıyorlar. Yıllar önce yapılan bir kamu araştırmasında ‘Filistin devleti kurulsa, Filistin’e mi gitmek istersiniz, İsrail’de mi kalmak istersiniz?’ diye sormuşlar. Yüzde 65 İsrail’de kalmak istiyorum demiş, 1.5-2 milyondan bahsediyoruz. Her şey toz pembe değil. İsrail’in bir şekilde onlara devlet anlamında biraz ötekileştirme, ayrıştırıcılık muameleleri yapıyor olabilir. Keşke olmasa daha iyi. 1.5-2 milyon nedensiz değil, eşit İsrail vatandaşıdır bugün. Bugün İslam dünyasının çoğu bunun farkında değil. Bunun bilincinde olarak konuşmuyorlar ve çok şaşırıyorlar bunu duyunca. Ama o da politika yapıyor ortak liste dediğimiz Arap vatandaşlarını temsilen 13 üyesi var. Ötekileştirme yapıyor dedikleri kişiler neredeyse parlamentonun yüzde 9’u rahatlıkla konuşabiliyor. Toz pembe değil ama o da politikasını yapıyor. 1.5 milyon vatandaş İsrail vatandaşıyla eşit haklardan yararlanmakta. İleride olması gereken şahsen çok isteyebileceğim bir proje olur. Gerçek barışın ancak bu tür yeni yatırımlarla ve toplumların devletlerin fon arttırıcı yeni yatırımlarla olacağını inanıyorum.

    'Ortadoğu'da barış yapmak çok zor. Bu da kolay bir süreç olmayacak'

    İsrail'in bu yeni süreçte Suudi Arabistan dahil Körfez ülkelerine Süveyş kanalı ve Hürmüz Boğazı'nı by-pas edecek boru hattı önerisinde bulunmaya hazırlandığı iddiaları ortaya atılırken, Molivas, gerçekleşebilirse bu teklifin Türkiye'yi bile içerebileceğini söyledi. Ortadoğu'da barış yapmanın bedellerine atıfta bulunan Molivas, İsrail'in Arap komşularıyla barışmasının kolay olmayacağını ancak ekonomik refahla birlikte düşüncelerin değişmesinin umulabileceğini vurguladı:

    "Mısır ile anlaşma var ama çok fazla işe yaramıyor. Bu anlaşma belki Türkiye’yi bile içerebilir. Türkiye’yi de içerebilir ve Türkiye de Ortadoğu’nun Arap petrol gelirlerinden bir şekilde taşıma anlamında da bir şey alır. Ama Türkiye’nin de bu konuda paradigma değiştirmesi gerektiğine inanıyorum. Barış yapmak hele Ortadoğu gibi kadim hüzün topraklarında çok zor. Şu son yüzyılda iki tane çok önemli barış var. Biri İsrail’in Mısır’da Enver Sedat’la yaptığı barış. Sedat o barıştan iki sene sonra kendi vatandaşları tarafından öldürüldü. Aynı şekilde Ürdün ile Kral Hüseyin anlaşmayı yapan İzak Rabin, anlaşmadan bir sene sonra İsrailli bir faşist terörist tarafından öldürüldü. Dolayısıyla çok da kolay bir süreç de değil. Umarım ekonomik refahla birlikte bu konudaki düşünceler daha yumuşar. İnsanlar artık hayatlarını yaşamak konusunda daha yapıcı olmaya çalışır diyorum.”

    Etiketler:
    Ceyda Karan, İvo Molinas, ABD seçimleri, Joe Biden, Donald Trump, Filistin, İran, ABD, Bahreyn, Ürdün, Mısır, Batı Şeria, İsrail
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın