11:02 25 Ekim 2020
Canlı Yayın

    ‘ABD İran konusunda yalnızlaştı, hem İran hem AB ülkeleri ABD seçimlerine kadar itidalli hareket etme eğiliminde’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Bilgehan Alagöz'e göre, Trump'ın nükleer anlaşmanın taraflarının arzusu hilafına BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a yaptırım hamlesi başkanlık seçimi nedeniyle iç siyasetin de malzemesi. ABD'nin baskı politikasıyla İran'a ekonomik zarar verdiğini, ama 'yalnızlaştığını' söyleyen Alagöz, AB ve İran'ın itidalli hareket etme eğiliminde oldukları görüşünde.

    İran'a karşı 2018'de çok taraflı nükleer anlaşmadan çıktıktan sonra 'azami baskı' politikası uygulayan Trump yönetiminden yeni hamle geldi. 2015'te imzalanan nükleer anlaşma uyarınca on seneyi aşkındır devam eden BM silah ambargosu 18 Ekim tarihi itibarıyla sona ererken, ABD harekete geçti. Ancak nükleer anlaşmanın tarafı olan Avrupalı müttefikleri bile ikna edemeyen ABD BM Güvenlik Konseyi'nden ambargonun devamı kararı çıkartamadı. Bunun üzerin Trump'ın çıkarttığı kararname üzerinden tek taraflı yaptırımlar devreye sokuldu. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, yaptırımlara uymayan ülkelerin cezalandırılacağını duyurdu.

    İran, ABD'nin BM nezdindeki girişimlerinin boşa çıkması karşısında 'diplomatik zafer' kazandığı görüşündeyken, politikaların nereye evrileceğini kestirmek bakımından tüm dikkatler 3 Kasım'daki Amerikan başkanlık seçiminin sonuçlarına çevrilmiş vaziyetti.

    Gelişmeleri Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Bölümü'nden İran uzmanı Dr. Bilgehan Alagöz'le konuştuk.

    ‘İran meselesi ABD’de iç politikaya dahil edilmiş bir konuya dönüştü’

    Dr. Bilgehan Alagöz'e göre İran meselesi İslam Devrimi'nden bu yana ABD'nin gündeminde bulunsa da Trump yönetimi ile Amerikan iç siyasetine dahil edilen bir meseleye dönüştü. 3 Kasım'daki başkanlık seçimleri öncesinde Trump'ın tutumuna atıf yapan Alagöz, meselenin BMGK'daki yansımaları itibarıyla aynı zamanda büyük güçlerin rekabetlerinin de unsuru haline geldiği görüşünde:

    “İran konusu İslam devriminden bu yana ABD’nin gündeminde olmakla beraber özellikle Trump yönetimiyle iç politikaya da dahil edilmiş bir konuya dönüştü. Seçim döneminde olan ve kampanyaların kızıştığı bir ABD’ye baktığımızda İran’ın doğrudan bir iç politika gündemine de dönüştüğünü görüyoruz. O sebeple mevcut hamleleri hem bu doğrultuda hem de genel ABD dış politikası ekseninde değerlendirmek mümkün. Öte yandan İran konusu artık tüm büyük güçlerin birbirleriyle olan rekabetlerinin de önemli bir yansıması haline geldi. Dolayısıyla BM Güvenlik Konseyi’ndeki son durumu bu bağlamda da değerlendirebiliriz."

    'Nükleer anlaşma teorik olarak devam etse de İran'ın önemli ekonomik kaybı var'

    İran'daki ekonomik durumun kötülüğüne anımsatırken Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin petrol gelirlerindeki büyük düşüşe işaret eden açıklamasına atıfta bulunan Alagöz, Tahran'ın 2015 tarihli nükleer anlaşmadan umduğu ekonomik faydayı bulamamasına işaret etti.

    "Geçtiğimiz günlerde İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin bir açıklaması oldu. ‘2011’de İran petrol gelirleri 120 milyar dolara civarındayken, bugün itibariyle 20 milyar dolar seviyesine düştü. Bu da toplumumuzun ne kadar zor bir durumda olduğunu göstermektedir’ dedi. Bu önemli bir beyan çünkü Cumhurbaşkanı’nın kendi ifadesi. 2011 yılı da aslında İran’a halihazırda BM Güvenlik Konseyi’nin çıkardığı yaptırımların cereyan ettiği bir dönemdi. Özellikle 2010’da 1929 sayılı bir güvenlik konseyi kararı vardı ki bu oldukça ağır bir yaptırım kararıydı. Ona rağmen o dönemde İran’ın önemli bir ekonomik gelir kapısı vardı. Bugün itibariyle nükleer anlaşma teorik anlamda devam etmesine rağmen İran’ın önemli bir ekonomik kaybı olduğunu görüyoruz. İran’ın düşen petrol gelirleri sadece ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve daha sonra kendi kongresinde aldığı yaptırım kararlarıyla ilintili midir, bilemem. Ama bir resim var ki o da şu: 2018’de ABD nükleer anlaşmadan çekildi. Kendisi doğrudan İran ile ticaret yapan tüm bankaları, ekonomik ilişkileri hedef aldı. İran’ın şu an itibariyle ekonomik anlamda önemli bir zorlanmasına şahidiz."

    'Uzun süreden beri ilk defa ABD'nin yalnızlığına şahit olduk'

    Alagöz, geçmişte nükleer anlaşmayı ABD'yle birlikte yapmışken, BM yaptırımlarını tetikleme ve silah ambargosunu sürdürme hamlesinin sadece Rusya ve Çin'den değil AB'nin üç ülkesinden de döndüğünü belirtirken, artık bir blok oluştuğu ve ABD'nin uzun süredir ilk kez yalnızlığına tanıklık edildiğini vurguladı:

    "Geçtiğimiz hafta BM Güvenlik Konseyi’ne ABD’nin bir teklifi oldu. Ancak burada uzun süreden beri ilk defa ABD’nin yalnızlığına şahit olduk. Çünkü nükleer anlaşma kararı çıkarken özellikle Rusya ve Çin’in ABD ile beraber hareket ettiğini gördük. O dönem daimî üyeler olarak İngiltere, Fransa ve anlaşma sürecine dışarıdan eklenen Almanya’nın da ABD ile birlikte hareket ettiğini gördük. Ama burada artık bir blok oluştuğunu, ABD’nin İran’a dönük maksimum baskı politikası noktasında yalnız bırakıldığını görüyoruz. Bunu da dengelemek için ABD’nin kendi sürecini başlattığını ve İran’ın Savunma Bakanlığı ve ona bağlantılı kurum ve kuruluşları hedef alan yaptırım sürecine girdiğini görüyoruz. ABD’nin dış politikasının önemli bir ayağı haline gelen İran politikası etkili olmakla beraber seçim sürecinde tüketilmek üzere oluşturulmuş bir siyaset olduğu kanaatindeyim. Çünkü meydanlarda Trump her konuşmasında artık İran’ı ayrı bir başlık olarak dile getiriyor.”

    ‘AB uzun süreden beri ilk defa İran sayesinde ortak dış politikası güdüyor’

    Alagöz, kasım seçimlerinin sonucu bekleyen İran ve AB ülkelerinin bu nedenle itidalli hareket etme eğilimde olduğunu belirtti. Brexit ile birlikten ayrılan İngiltere’nin İran konusunda AB ülkeleriyle hareket ettiğine dikkat çeken Alagöz, AB ülkelerinin uzun zamandan beri ilk kez İran başlığı altında ortak kararlar alma yolunda ilerlediğini, bunun AB için yeniden toparlanmayı işaret ettiğini söyledi:

    “Bence gerek İran gerek AB ülkeleri ABD’deki seçim sürecini bekliyorlar. Çünkü her ne kadar başkan adaylarının dış politika ajandaları net olarak ortaya çıkmasa da genel bir kanaatimiz var. Televizyon tartışmaları başladığında o tabloyu daha net göreceğiz. İran ile ilgili de net bir soru gelecektir. Genel kanaatimiz şu ki Joe Biden seçilirse, nükleer anlaşmaya tekrar dahil olma süreci başlayacak ve Obama döneminde benimsenen genel politika devam edecek. Ama Trump’ın politikası ortada. Bu olasılığı da değerlendirirsek hem İran hem AB üyesi ülkeler şu an için biraz daha itidalli hareket etme eğilimindeler. Bir yandan Avrupa Birliği’nin kendi döngüsü de var. Brexit kararını gördük ama bir türlü AB’den o çıkma aşamasını gerçekleştirememiş Büyük Britanya’yı görüyoruz. Uzun süreden beri ilk defa ortak AB dış politikası kararı eğilimini gördüm İran mevzusunda. Çünkü genel olarak nükleer anlaşmayı hep BM daimi üyesi ülkeleri kast eden beş artı biri de Almanya olarak tanımlarken uzun süredir bu tanımlama E3 yani AB üyesi olan İngiltere, Fransa ve Almanya’yı ifade ederek dile getiriliyor. Bu da hala İngiltere’nin şu an AB sürecinde ortak hareket ettiğini gözlemliyoruz. Bu da kendi içlerindeki yeniden toparlanma dönemini de işaret edebilir. Artık İran konusu dünya üzerindeki önemli güç noktalarının da kendilerini tanımlamaları açısından önemli bir konuya dönüştü."

    'Silah ambargosunun kalkmasıyla Çin ve Rusya ön planı çıkacak'

    Alagöz, AB'nin İran ile geliştirdiği INSTEX programını anımsatırken, BM silah ambargosunun kalkmasıyla bu konuya en çok alaka gösterecek olanın Çin ile Rusya olacağını vurguladı:

    "Rusya ve Çin zaten bu noktada başlı başına ayrı bir başlık. Silah alışverişi söz konusu olduğunda daha çok ismi geçen iki ülke var. Bunlar Rusya ve Çin. AB ülkeleri hala geliştirdikleri INSTEX diye bir program vardı. İran ile ekonomik ilişkiler için. Daha çok bu bağlamda İran ile ilişkilere dile getiriyorlar. Silah konusunda Çin ile Rusya oldukça ön plana çıkıyor. Özellikle Çin’in yakın zamanda İran’a önemli bir silah satışı yapacağını İran menşeli kaynaklar dile getiriyor. Bunun tersinin Devrim Muhafızlarının yayın organlarında belli aralıklarda görüyoruz. Bu bir propaganda da olabilir, gerçekliği de olabilir. Bunu ilerleyen zamanda göreceğiz. Daha çok silah konusunda Rusya ve Çin’in ön plana çıktığını görüyoruz. İran’ın genel angajmanlarına bakacak olursak Rusya da burada kritik bir noktaya sahip.”

    ‘İki ülke sorunlu bir ilişkiden ziyade daha istikrarlı bir ilişki sürecinde’

    Alagöz, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Ortadoğu denklemini oldukça olumsuz etkilediğini anımsatırken, Türkiye ile İran arasında Suriye'nin de yer aldığı istikrarlı bir ilişki sürecinin bulunduğunu dile getirdi:

    “Korona sürecinin özellikle Ortadoğu denklemini ciddi şekilde etkilediğini düşünüyorum. Eğer korona sürecinde olmasaydık, İran odaklı birçok farklı konudan bahsedebilirdik. Nihayetinde İran’ın sahada oldukça etkin bazı unsurları var. Ama bu sürecin onları hareket ettirme noktasında doğrudan etkilediği kanaatindeyim. Onun dışında eğer bir kıyaslama yapacak olursak, 2015’te nükleer anlaşmadan çıkmasına varan süreçte İran ne konumdaydı, bugün ne konumda diye düşünecek olursak, İran o dönemde stratejik açıdan da eli kuvvetli bir durumdaydı. Çünkü bölgede yoğun bir IŞİD problemi vardı. Ve IŞİD’in yarattığı tehdidi dengeleme konusunda ABD’nin İran’a ihtiyacı söz konusuydu. Nitekim de üstü kapalı bir işbirliği dönemine girdiler. Bugün öyle de bir tehdit yok. ABD, maksimum baskı politikasının bir sonucu olarak da İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Basra Körfezi’nin küçük ama önemi olan iki devletini bir araya getirdi. O anlaşmayı çok uzun vadeli bir projeksiyon yapmak ne kadar mümkün, onu henüz net söyleyemiyoruz. Ortadoğu’da benzer anlaşmalar çok vardır. Çok zaman da ölü doğarlar bunlar. O minvalde de bir anlaşma olabilir. Nihayetinde İran’a dönük ciddi bir ABD baskısı var. İran’ın önemli ekonomik sorunları var. Hala da mücadele ettiği bir korona konusu var. Bu da önemli. Çünkü bugün itibariyle İran’da sayılar oldukça yüksek. Ekonomi zaten kötüydü, bu da o oranda etkiliyor. 2021’de İran’da da cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak. Bu da bir gerçeklik. O sebeple de önümüzdeki ortalama bir yıl bu şekilde daha itidalli söylemlerin olduğu ve ‘bekle-gör’ politikasının benimsendiği bir dönem olacağı kanaatindeyim. Belki 2021’in haziranından itibaren daha net konuşabiliriz. Sınır kapısının da açılması kararı alındı. Türkiye-İran ilişkilerini zaten biliyorsunuz. Her zaman için hem sorunları hem fırsatları barındıran bir ilişki. Ama şu an özellikle Suriye ekseninde daha işbirlikçi bir siyaset olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin güvenlik önceliğinde de artık Suriye en önemli başlık haline geldiğinden İran-Türkiye ve de Rusya ilişkilerini daha sağlıklı ilerlediği kanaatindeyim. ABD ile Suriye’nin kuzeyi konusunda hala sorunlar yaşıyoruz. Orada PKK bağlantılı YPG ve ABD arasındaki petrol anlaşması hala devam ediyor. ABD burası için bir öngörüde bulunuyor, bu belirsiz. O sebeple de Türkiye ve İran ilişkilerini olumlu anlamda etkiliyor. Şu dönemde iki ülke arası sorunlu bir ilişkiden ziyade daha istikrarlı bir ilişki sürecine girildiği kanaatindeyim.”

    Etiketler:
    Donald Trump, Hasan Ruhani, Yaptırım, Ambargo, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), İran, ABD, Avrupa Birliği
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın