12:02 25 Ekim 2020
Canlı Yayın

    ‘Sıfır müttefikle Türkiye’nin Doğu Akdeniz konferansı çağrısı bir kazanım getirmez’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 63
    Abone ol

    M. A. Güller'e göre Türkiye'nin komşularla normalleşmeden Doğu Akdeniz için konferans teklifi 'kendi ayağına sıkmak', bu konuyu istikşafi görüşmelere katmak ise Atina'ya koz vermek demek. Kafkasya'da ise Paşinyan'ın işe Türkiye'yi dahil ederek Rusya'yı zorladığını belirten Güller, ABD'nin Ankara-Moskova ittifakını dinamitlemeye çalıştığı görüşünde.

    Türk dış politikasının iki öne çıkan kriz başlığı 'Doğu Akdeniz' ve 'Azerbaycan-Ermenistan' gerilimindeki müdahillik tartışılıyor. Ankara; AB'nin ertelenen zirvesi öncesinde Doğu Akdeniz'de tonunu yumuşattı, Kafkasya'daki sıcak çatışma haline karşı ise Bakü'den yana sertlik yanlısı bir görünüm sergiliyor.

    Türk dış politikasındaki kriz başlıklarını Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    'Sıfır müttefikle Doğu Akdeniz konferansı Türkiye'nin ayağına sıkması demek, önce şartlar oluşturulmalı'

    Mehmet Ali Güller'e göre, AB zirvesinin ertelenmesiyle Doğu Akdeniz krizinde bir 'durulma' oldu ancak Ankara'nın ortaya attığı 'konferans' önerisi sıkıntılı. Türkiye'nin sıfır müttefiki olduğu bir ortamda böylesine bir konferansa gidilmesinin 'ayağına sıkma' anlamına geleceğini belirten Güller, önce şartların oluşturulması gerekliliğini vurguladı:

    “AB zirvesi ertelendi. Öncesinde de bir durulma işareti var. Karşılıklı diyalog mesajları Türkiye ile Yunanistan ve Fransa arasında verildi. Yürütülen tüm politikalardan sonra tuhaf bir sonuç üretmiş oldu iki bakımdan. Birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir Doğu Akdeniz konferansı çağrısı yaptı. Bu ilk bakışta kulağa hoş gelen bir teklif. Bir ay önce ben de işin bir Doğu Akdeniz konferansına gideceğini yazmıştım ama kastım bu değildi. Şartlar oluşmadan Türkiye bir Doğu Akdeniz konferansı çağrısı yaparak bir nevi ayağına sıkmış oldu. Siz herhangi bir müttefik bulmadan sıfır müttefikle böyle bir konferansa katıldığınızda Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir sonuç çıkarma şansınız yok. Türkiye bugüne kadar bazı ülkelerle ilişkileri sıklaştırıp müttefik pozisyonuna getirse, öyle bir konferans çağrısı yapsa, bu anlaşılırdı. Ama sıfır müttefikle Türkiye’nin Doğu Akdeniz konferansı çağrısı yapsa, dış politikada kazanım adına hiçbir şey getirmeyecek bir girişim şu aşamada. Bundan sonra kuşkusuz böylesi bir çağrının somutlaşmasına kadar geçen sürede birtakım girişimlerde bulunabilir. Ama onun da henüz işaretlerinin olmadığını görüyoruz Ankara’dan."

    ‘Doğu Akdeniz’i istikşafi görüşmelere dahil etmek Yunanistan’a koz vermektir’

    Güller, NATO ile AB'nin devreye girmesiyle 'yumuşamış görünen' Doğu Akdeniz'deki gerilimin ardından Yunanistan ile istikşafi görüşmelerin çerçevesinin de yanlış çizildiği görüşünde. Doğu Akdeniz konusunda Yunanistan ile konuşulacak bir durum olmadığını, Atina ile Ege sorunlarının konuşulması gerektiğini belirten Güller, ajandaya Doğu Akdeniz'i de katarak Atina'ya 'büyük koz' sunulduğunu kaydetti:

    "Doğu Akdeniz meselesini toplamda çözerken bunu bir fırsata çevirip Yunanistan ile Ege meselesini kendi lehimize götürebilecekken tam tersi bir durum oldu. Yunanistan, Ege krizini kullanarak Doğu Akdeniz meselesine sirayet etmiş oldu. Sonucunda Türkiye, Yunanistan ile ikili istikşafi görüşmeleri kabul ederken, ajandaya Ege dışında Doğu Akdeniz’i de koymuş oldu. Bu olağanüstü vahim bir durumdur. Doğu Akdeniz meselesi çünkü ikili olarak Türkiye ile Yunanistan’ın meselesi değildir. Yunanistan’la Doğu Akdeniz üzerine konuşacağımız bir şey yok. Bizim Yunanistan ile konuşacağımız konu, Ege, Adaların silahlandırılması meselelerini konuşabiliriz. Doğu Akdeniz’i kalkıp istikşafi görüşmelerin içine koyuyor olmak 2 aydır yürütülen tüm politikaların aslında bir nevi ortadan kaldırılmış anlamına geliyor. Yunanistan’a büyük bir koz sunmuş oluyoruz, Doğu Akdeniz’i konuşan bir istikşafi görüşmeyi kabul ederek."

    'ABD tutumu büyük resimde Doğu Akdeniz'den Baltıklara yay çizerek Rusya'yı çevreleme operasyonuna işaret ediyor'

    Güller'e göre ABD yönetiminin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ziyaretleriyle verdiği mesajlar önemli. ABD'nin başından beri İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan üçlüsünün öncülük ettiği gaz forumunun bizzat koordinatörü olduğunu belirten Güller, Türkiye'de sadece Yunanistan'a bakıldığı ancak meselenin daha geniş boyutlu olduğu görüşünde. Güller'e göre, ABD'nin bölgedeki tutumu Türkiye'ye de yan etkileri olacak şekilde Rusya’yı Baltık’tan başlayarak Doğu Akdeniz’e kadar uzanan bir yay çizerek belli ülkelere üsler inşa ederek çevreleme operasyonuna işaret ediyor. Güller bu durumun Güney Kafkasya'ya da sıçradığını dile getirirken ABD'nin Türkiye-Rusya ilişkileri kadar Astana formatını da hedeflediğini dile getirdi:

    "Kuşkusuz Amerika’nın Doğu Akdeniz meselesindeki pozisyonuyla ilgili. Amerika başından itibaren burada İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan üçlüsünün oluşturmaya çalıştığı ve bugünlerde de oluşmuş olan Doğu Akdeniz gaz forumunun bizzat koordinatörü, yöneticisi. Dolayısıyla kendi pozisyonu öyle belirlediği için de meselelere bakışında Yunanistan’dan yana tutum alması gayet normal. Fakat burada daha önemlisi şu. Biz sadece Yunanistan’a bakarak bir fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. İş çok daha kapsamlı aslında. Meseleyi Romanya, Bulgaristan, Yunanistan hattını birlikte düşünmek gerek. Bir nevi Rusya’yı batıdan çevreleme işi Baltık savunma planının da kabul edilmesiyle bir tarafı Doğu Avrupa olan bir tarafı da Karadeniz’in batısı olan bir tablo. Orada Amerika bir süredir yığınak yapıyor. Romanya ve Bulgaristan dışında şimdi Yunanistan’dan da bu yığınak başlamış oldu. Girit’teki üs de bunun bir parçası. Biz hep bunu Türkiye’yi hedef alan işler gibi görüyoruz. Kuşkusuz böyle bir yan etkisi de var. Ama esas itibariyle bu Rusya’yı Baltık’tan başlayarak Doğu Akdeniz’e kadar uzanan bir yay çizerek çevreleme operasyonu. Burada tarihsel bir Slav bağı nedeniyle Rusya’nın Balkanlarla ilişkisine bir tehdit oluşturan Amerikan girişimi, onun Yunanistan için etki sahası oluşturmaması işin yapılmış bir girişim boyutu. Karadeniz’e tekrar girebilmek adına Romanya ve Bulgaristan’da birtakım üsler inşa etmesini toplam büyük bir paketin parçaları olarak görmek de fayda var. Kuşkusuz Türkiye de Amerika için önemli. James Jeffrey, Amerika’nın önemli bürokratlarından biri olarak şunu söylemişti. Rusya için Suriye’yi bir bataklığa, çıkmaza dönüştürme hedefi ilan etmişti. Bir nevi Afganistan yapmak. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da nasıl bir bataklığa düşürüp dağılmasını tetikleyen bir rol gördüyse, bunu şimdi Suriye’de yapmaya çalışıyor. Amerika çok ciddi bir şekilde Türkiye, Rusya ve İran üçlüsünün geliştirdiği içinde bazı sorunlar olmakla birlikte Astana formunu doğrudan hedef almış durumda. O yüzden Doğu Akdeniz’den başlayarak bugün Güney Kafkasya’ya kadar sıçramış her meselede o meselenin nedeninin ve aktörlerinden bağımsız olarak sonuçlarının Amerika açısından Türkiye-Rusya ilişkilerini sabote edip etmemesine bakarak bir analiz yapmayı Türkiye çıkarları açısından çok daha önemli buluyorum.”

    'Paşinyan sürekli bu işe Türkiye'yi müdahil etmeye çalışıyor'

    Güller, Azerbaycan ve Cumhurbaşkanı Aliyev'in Türkiye'nin Ermenistan'la son çatışmalardaki dahli olmadığını vurgulamasına karşın Erivan'ın Türkiye'yi bu işe dahil etmeye çalıştığı görüşünde. Paşinyan'ın meseleye Türkiye'yi katarak KGAÖ'yü ve Rusya'nın müdahalesini sağlamaya çalıştığını söyleyen Güller, bu resme rağmen Türkiye'de meselenin iç politikada kullanışlı kılındığını dile getirdi:

    “İlham Aliyev’in açıklaması var. Ermenistan ile çatışmayı tarif ederken Türkiye’nin bu çatışmaya taraf olmadığının altını çizdi. İki önemli parametre var. Türkiye’yi buna dahil etmeyi en çok Paşinyan istiyor. O yüzden sürekli Türk uçakları saldırdı diyor sürekli. Ermenistan, Türkiye’nin buna çok dahli olmasını niye ister? Halbuki Türkiye’nin buna dahlinin olması anında bu iş Ermenistan aleyhine hızla bir sonuca dönüşecektir. Buna rağmen bunu niye istiyor? Bir nedeni var. Eğer bu sorun Dağlık Karabağ’dan çıkıp Ermeni sınırları içerisine taşar ve üçüncü bir taraf olarak Türkiye’nin dahli olursa, resmi müttefiki olduğu ve kolektif güvenlik anlaşma örgütünün bir parçası olduğu için Rusya’nın dahli kaçınılmaz olur. Bakü bunu yapmaya çalışıyor, meseleyi Rusya’nın müdahale etmesini gerektirecek bir noktaya ulaşmaması için Dağlık Karabağ ile sınırlandırıyor. Ora içinde kaldığı müddetçe de konu Rusya’yı doğrudan bu şekliyle ilgilendirmiyor. Çünkü orası resmi olarak da Rusya’nın da BM’nin de tanıdığı haliyle de Dağlık Karabağ, Ermenistan işgalindeki Azerbaycan toprağı. Böyle olduğu için de kolektif güvenlik anlaşma örgütünün bir üyesine yapılan saldırı gibi görünerek müdahalesini gerektiren ya da Erivan ile Moskova arasında imzalanmış olan resmi müttefiklik ilişkisini sahaya yansıtmayı zorlayan bir duruma dönüşmüyor. Bu ayrıma özel önem gösteriliyor. Ama Türkiye’de henüz böyle bir hava yok. Siyasete bu incelikte yaklaşılmıyor. Tam tersine bir yandan AKP hükümetinin işine yarayacağı için bunun çok dış politikayı iç politikaya bir yardım unsuru haline getirmek üzere bir söyleme dönüştürmüş durumda.”

    'Ankara-Moskova ittifakını dinamitleme çabaları var'

    Güller'e göre Kafkasya meselesinde Ankara'da bulunan SETA gibi bazı 'dış politika yapıcı' düşünce kuruluşları Ankara-Moskova ittifakını dinamitlemeye yönelik 'tehlikeli bir işe' soyunuyor. Benzerinin İran için de yapıldığını belirten Güller, Türkiye medyasında da tarihsel olarak yanlış ve sahte iddialarla bir çerçeve oluşturulmaya çalışıldığı görüşünü aktardı:

    “Fakat benim açıdan çok daha tehlikelisi şu. AKP içerisindeki dış politika yapıcısı unsur SETA’nın Ankara-Moskova ittifakını dinamiklemeye yönelik bu meseleyi kullanma çabaları olduğunu görüyoruz. SETA koordinatörü açık şekilde şunu yazdı. Bu sorun Rusya’nın Ermenistan’ı cesaretlendirmesiyle, Türkiye ve Azerbaycan’ın üzerine kışkırtmasıyla başladı diyor. Doğrudan Rusya’yı Türkiye’ye karşı bir Ermenistan’ı kışkırtan ülke olarak sunuyor. İkincisi Ankara ile Moskova arasında yeni bir rekabet alanı açıldı diyor. Yine iki ülke hattını torpilleyen bir açıklama. Üçüncüsü ve daha önemlisi batıya şu mesajı veriyor. Siz Ankara-Moskova yakınlaşmasını eleştirmeyin, tersine Türkiye batı adına Rusya’yı dengeliyor, bunu görmeniz lazım diyor. Tüm bunlar çok tehlikeli. Tüm bu olanlardan bitenlerden daha sıkıntılısı bölgede Türkiye ile Rusya’nın arasını açmaya yönelik girişimler. Bunun benzerini İran için de yaptılar. İran silah taşıyor dendi. Tahran yalanladı. Doğrudan Astana platformu hedef alınıyor. Bunu bir gazete daha da abarttı ve Stalin’in kanlı mirası diye manşet attı. Öyle vahim ki bu ifade… Azerbaycan topraklarında Ermeni ağırlıklı otonom bölge kurulmuşmuş, Ermenistan topraklarında Azeri ağırlıklı Nahcivan bölgesi kurulmuşmuş. Neredeyse şunu söyleyecek. ‘Dağlık Karabağ’ı versinler ama biz de Nahcivan’ı verelim’ demeye getirecek kadar da tarih ve siyaset bilincinden yoksun bir çıkış. Klasik anti komünist anlayışla üretilmiş manşet. Oysa Atatürk ile Bolşevik ittifakı İngilizlerin Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı kullanarak inşa ettiği Kafkas birliğini yıkmıştı. Bütün bu tarihsel gerçeklikleri yok sayıp bugünkü soruna bile gidip Stalin’den devralan bir sorunmuş gibi sunmak Türk-Rus ilişkilerini baltalamak için çok daha kapsamlı bir iş yapıldığını resmediyor.

    'Paşinyan Rusya'yı zorluyor, ABD bu çatışma üzerinden Rusya'yı sıkıntılı bir duruma sokma hedefi güdüyor'

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın iktidara gelmesinin Rusya’nın çok da hazzettiği bir durum olmadığını söyleyen Güller, ABD’nin bu çatışma üzerinden Rusya’yı sıkıntılı bir durum içine sokma hedefi olduğunu aktardı. Güller, "Buradan Azerbaycan-Ermenistan çatışması gibi değil de Güney Kafkasya’yı içine alan Amerika’nın Rusya’yı kuşatma, Türkiye ile ilişkilerini, Astana platformunu torpilleme gibi hedeflediği çerçevesinde bakmak da fayda var" ifadelerini kullandı:

    "Burada görmemiz gereken şey Ermenistan’ın durumu. 2018’de Paşinyan’ın iktidara gelmesi Rusya’nın çok hazzettiği bir durum değil. Ukrayna’dan sonra Belarus’ta benzeri varken, Paşinyan gibi Batı destekli olan açıkça kendisini kadife devrim yapmış gibi sunan, ötesinde batıyla ilişkileri geliştirmek isteyen, Rusya ile ilişkileri iyi olan Ermeni siyasetçilere baskı uygulayan hatta Gümrü’deki Rus üssüne karşı açıklamalar hükümet içinde yapan bakanlar var. Bu kadar aslında sıkıntılı bir durum Moskova açısından. Bir yandan içeride ekonomik sıkıntılar, bir yandan bu işe Moskova’yı dahletmek çabaları sarf ediyor. Moskova’nın da buna girmeyeceğini düşünerek ‘Sen gelmedin, ben de batıya yanaştım’ diyebileceği bir dayanak oluşturmaya çalışıyor. Güney Kafkasya’daki bu gelişme belki Ankara’dan da fazla Moskova’yı doğrudan hedef alan, zorlayan işler. Buradan Azerbaycan-Ermenistan çatışması gibi değil de Güney Kafkasya’yı içine alan Amerika’nın Rusya’yı kuşatma, Türkiye ile ilişkilerini, Astana platformunu torpilleme gibi hedeflediği çerçevesinde bakmak da fayda var. Kremlin şunu yapıyor. Türkiye burada bir şekilde çok taraf görünürse Ermenistan yükümlülüğünün sahaya bir şekilde yansıması zorlamasıyla karşı karşıya kaldığını görüyor. Paşinyan bunu çok zorluyor. Aslında bana kalırsa Moskova, ne yapılması gerektiğini işaret eden bir açıklama yapmıştı. Bu olay başladı, 4-5 gün önce Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Azerbaycan Milli Meclis Başkanı ile görüşmesinde şunu demişti. Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından işgal edilen beş bölgenin geri verilmesinden yanayız demişti. Bu Rusya’nın son konumdur. Beş bölge geri verilmeli diyor. Bu sıcak çatışma içerisinde Güney Kafkasya’yı ateşe çeviren bir savaşa kimse izin vermeyecektir. Ama Rusya burada biraz da işler ilerlerken bu bölgelerin bir kısmının Azerbaycan tarafından alınmasına bana kalırsa ‘göz yumacak’ gibi bir tablo var. Bu işgal altındaki toprakların bir kısmını kurtarmış Aliyev’in elini iç politikada kuvvetlendirmiş olacaktır. Rusya da böylece bir dengeyi bulmaya çalışmış olacaktır. Çünkü Ermenistan’ın pozisyonu olağanüstü kaymaya müsait hızla Amerika, Fransa eksenli olarak bir Batı konumlanması, bir zamanlar Saakaşvili’nin Gürcistan’da yaptığına benzer bir konumlanmaya gidebilir. Bu Rusya için neredeyse bir kırmızı çizgidir.”

    Etiketler:
    NATO, Yunanistan, Doğu Akdeniz, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın