00:53 21 Ekim 2020
Canlı Yayın

    ‘Azerbaycan Türkiye’ye asıl masada ihtiyaç duyacak, Ankara tutumundan dolayı Bakü’nün yanında olma şansını kaçırabilir’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 1024
    Abone ol

    Aydın Sezer'e göre, Rusya'nın varlığı Azerbaycan ve Ermenistan arasında dengenin sigortasıydı. Moskova'nın Paşinyan faktörü ile Batı'nın ve bölge ülkelerinin gerilime yaklaşımını izlediğini belirten Sezer, İsrail ve İran'ın pozisyonlarına dikkat çekti. Sezer, Türkiye'nin yüksek sesli tutumunun Paşinyan'ın yapmak istediğine hizmet ettiği görüşünde.

    Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sıcak savaş hali ikinci haftasına girerken, diplomatik cephe de hareketli. Azerbaycan, uluslararası yasalar ve BM kararları uyarınca da işgal altında olan Dağlık Karabağ dışındaki illeri (rayon) geri alma konusunda ilerlemeler sağlamış görünürken, Türkiye'nin savaşta Bakü'ye yüksek sesle destek veren tutumu son dönemde Suriye ve Libya'dan cihatçıların Karabağ cephesine taşındığı haberleri eşliğinde tartışma yaratıyor. Ankara, Rusya Federasyonu, ABD ve Fransa'dan oluşan AGİT Minsk Grubu'nun ateşkes çağrılarını eleştiren ve sorunun savaş yoluyla çözümünü salık verir bir pozisyon takınmış durumda.

    Diplomatik cephedeki gelişmeleri ve Türkiye'nin tutumunu Rusya uzmanı ve Medya Günlüğü yazarı Aydın Sezer'le konuştuk.

    ‘Rusya’nın varlığı sorunun bir anlamda dengelenmesinin sigortasıydı’

    Aydın Sezer'e göre, Rusya Federasyonu 'arka bahçesi' Güney Kafkasya'da hem Ermenistan hem de Azerbaycan'la özel ilişkilerinden ötürü 'büyük ağabey' konumu ve varlığıyla iki ülke arasındaki sorunun dengelenmesinin sigortası gibiydi. Rusya'nın bölgede üçüncü ülkelerden daha fazla söz ve etki sahibi olduğunu anımsatan Sezer, 27'sinden bu yana devam eden çatışmaların bir türlü durmamasına işaret etti. Sezer, Paşinyan'ın defalarca görüşmüş olmasına rağmen Aliyev'in Putin'le henüz konuşmamış olmasına da dikkat çekti:

    © Fotoğraf : official site of the Prime minister of RA.

    “Temmuz ayında da Ermenistan’ın benzeri bir saldırısı oldu. O dönem ilk saldırıda üst rütbeli subay dahil olmak üzere 7 şehit verilmişti. Bir şekilde Rusya’nın müdahil olmasıyla tırmanmadan sona erdi. Burada aslında birinci saldırıdan sonra Putin-Paşinyan ilişkilerinde o dönem görüşmediklerini de düşünecek olursak Ermenistan-Rusya ilişkilerinde ne değiştiyse, Ermenistan tekrar böyle bir saldırıya yönelmek durumunda oldu. Moskova yönetimi Paşinyan’dan memnun değil, Batı açılımıyla ilgili endişeleri var. Bu nedenle Putin, Paşinyan’a bir anlamda ders vermeye çalışıyor. Bunlar bir ölçüde doğru. Ama bunun ötesinde uzun süredir devam eden sorunla ilgili olarak Rusya’nın her zaman ‘bir arabuluculuk rolü’ de vardı. Her iki ülke açısından bir anlamda büyük abi konumundaydı. Ama son tahlilde Dağlık Karabağ üzerinden Ermenistan-Azerbaycan geriliminin Güney Kafkasya’da Rusların arka bahçesini sağlam, kontrolde tutma adına her zaman da Rusya’nın ilgi alanında olan bir boyuttu. Buna paralel olarak Ermenistan ile olan askeri anlamda stratejik ilişkilere rağmen özel anlaşmalar, Rusya’nın üslerinin bulunması, Ermenistan’ın özellikle Gürcistan ve Türkiye ile olan sınırlarını askerlerinin koruyor olması, kolektif savunma örgütünün üyesi olması gibi son derece köklü ilişkileri olmasına rağmen, ki bu durum doğası gereği Azerbaycan’ı hiç rahatsız etmemekle birlikte Azerbaycan ve Rusya arasında da çok büyük enerji ve iktisadi işbirliği, silah ticareti gibi çok farklı, derin, stratejik niteliğe haiz ilişkiler mevcut. Putin ile Aliyev arasındaki yakın ilişkiler de malum. Dolayısıyla Rusya’nın varlığı aslında sorunun bir anlamda dengelenmesinin de sigortası gibiydi. Rusya bu bölgede diğer tüm üçüncü ülkelerden çok daha fazla söz sahibi, daha büyük bir etki alanına sahip konumdaydı. Buna rağmen savaş 27’sinden beri devam ediyor. Dikkat çeken husus Putin, Aliyev görüşmesinin henüz yapılmamış olması. Rusya’nın politikasıyla ilgili tamamen."

    'Rusya'nın tutumu kafa karıştırıcı gibi görünüyor, bana göre değil'

    Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un sergilediği çabaları 'Rusya dış politikası çerçevesi' yerine 'AGİT Minsk Grubu ortaklarıyla yürütülen süreçle alakalı bulan Aydın Sezer, Rusya'nın konumunun 'kafa karıştırıcı' görülmesine karşın aslında öyle olmadığını dile getirdi. Ateşkes çağrısının iki taraflı olursa anlamı olacağını anımsatan Sezer, Moskova'nın sadece Batı'nın değil bölge ülkelerinin de gerilime yaklaşımlarını takip ettiği görüşünü dile getirdi:

    "Gerek Amerika gerek Fransa’nın Rusya’nın arka bahçesinde Ermenistan’a açık destek ya da taraf olma konusunda adım atmadığını görüyoruz. Son tahlilde onlar da Rusya ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin derinliğini ve mahiyetini biliyorlar. ABD’de ayrıca seçimler var. Ama her şeyden önce bu üç ülkenin AGİT Minsk Grubu’nda uzun yıllardan beri birlikte çalışıyor olması bir anlamda ortak çaba sarf etmelerini zorunlu da kılıyor. Lavrov’un savaş çıktığından beri Azerbaycan Dışişleri Bakanı ile iki kez görüşmesini şahsen Rusya Dışişleri Bakanı’nın Rusya dış politikası adına yaptığı bir görüşme olarak değerlendirmiyorum. Bu AGİT çerçevesinde Minsk Grubu ortaklarıyla yürüttükleri süreçle alakalı bir temas boyutu. Elbette ateşkes çağrısı var, dün de üç ülkenin dışişleri bakanları aynı yönde açıklama yaptı. Hatta tırmanışı kınadılar. Rusya’nın buradaki konumu aslında kafa karıştırıcı gibi gözüküyor, bence değil. Rusya, Putin üzerinden Paşinyan temaslarıyla artık müdahil oluyor mu, yoksa istemiyor mu? Tek taraflı ateşkes çağrısının Putin-Paşinyan telefon görüşmelerinde herhangi bir anlamı yok. Ateşkes çağrısı iki muhataba yönelik olarak yapılır. Dolayısıyla burada Rusya bence sadece Batının değil bölge ülkelerinin de bu soruna, gerilime olan yaklaşımlarıyla ilgili süreci de takip ediyor. Onların kartlarını açmasını da bekliyor bir anlamda. Bu İran için de Türkiye için de geçerli olabilir. Özellikle dolaylı olarak Rusya’nın da müdahil olduğu asıl İsrail’in sahadaki faaliyetleriyle ilgili bir bölüm var.”

    'İsrail'in Azerbaycan'la yakınlığı da dahil İran'ı tedirgin eden gelişmeler var'

    Sezer, özellikle İsrail'in Azerbaycan'la silah ticareti, yüksek teknoloji ürünleri üzerinden kurmuş olduğu yakın ilişkiye vurgu yaparken, bu ülkenin İsrail açısından İran'ı gözlemleyebilecek konumuna atıf yaptı. Dağlık Karabağ için geçmişte geliştirilen meselelerin İran'ı Ermenistan sınırından koparacak potansiyeller barındırdığını vurgulayan Sezer, bütün bunların Tahran'ı da tedirgin ettiği görüşünü dile getirdi:

    “Genellikle Azerbaycan-İsrail arasındaki silah ticareti, yüksek teknoloji ürünler satıldığı biliniyor. İsrail, Azerbaycan’daki hava alanlarının bir bölümünü İran’ı özellikle nükleer faaliyetlerle ilgili aktiviteleri gözetlemekte kullanılıyor. Son derece köklü ilişkileri var. Azerbaycan’da yaşayan İsrail’le oldukça yakın ilişkileri olan 40 bin civarında bir Yahudi nüfusu var. İsrail’de de çok ciddi bir Azerbaycan diasporası var. İki gün önce Azerbaycan’daki gösterilerde İsrail ile Türk bayrakları yan yana açıldı. Bir gün önce de İsrail’deki gösterilerde Türk ve Azerbaycan bayrakları yan yana açıldı. Dolayısıyla geleneksel olarak Azerbaycan ile İran arasındaki ilişkilerin niteliğine de bağlı olarak, burada çok başlılık söz konusu. Güney Azerbaycan esprisi söz konusu. Fars kültüründen kaynaklanan ‘Azeri’ nitelemesine varana kadar Güney Azerbaycan için bir yaklaşım söz konusu. İran’ın bir anlamda devrim ihraç etme çabalarına karşı Bakü yönetiminin katı tutumu, İsrail ile ilişkiler, çok başlıklı konular var. 1992’den Özal’ın ABD’de yaptığı temaslar sırasında Dağlık Karabağ sorununun çözümüne yönelik olarak arazi takasına bir öneri var. Gerçi hiç kimse tarafından kabul edilmedi ama böyle bir olasılık zayıf da olsa, Ermenistan da Azerbaycan da istemese masada duruyor. Bu olasılık İran ile Ermenistan sınırının kapanması anlamına geliyor. Bu çok önemli bir sonuç üretecek. Bu yönde Bahçeli’nin açıklamalarında net mesajlar da var. Bunların tümü İran’ı tedirgin eden gelişmeler. O nedenle İran da sorunun bir an önce çözümü için kendi kapasitesi çerçevesinde çözüme, barışa yönelik planlar hazırlıyor, Rusya ile işbirliği yapmaya çalışıyor.”

    ‘Türkiye’nin şu anki yaklaşımı tam olarak Paşinyan’ın yapmak istediği’

    Sezer, Azerbaycan hem sahada hem masada haklı konumda olmasına rağmen Türkiye’nin sürekli yaptığı yüksek sesli destek açıklamalarının Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın tam olarak istediği olduğu görüşünde. Sezer, Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında yer aldığından kimsenin şüphesi yokken, iç politika kaygısıyla takındığı bu tutumun meseleyi 'uluslararasılaştırdığını' belirterek, bu durumun da masa kurulduğunda Bakü'ye yardımcı olmayacağı görüşünü aktardı:

    “Azerbaycan’ın haklı davasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarından Minsk çalışmalarına kadar neredeyse hemen herkes bir şekilde teslim ediyor. Hatta Putin de bir ima yoluyla, ‘Azerbaycan kendi topraklarında operasyon yapıyor’ demeye getirdi başka bir olay üzerinden. Azerbaycan askeri kapasite olarak gerek İsrail gerek Türkiye ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde gerekse asker sayısı, iktisadi, nüfus gücü gibi birçok nedenle oldukça üstün bir konumda olması ve masada da haklı olmasına rağmen, bu savaşta Türkiye’nin yaklaşımı tam olarak Paşinyan’ın yapmak istediği. Azerbaycan-Ermenistan savaşının uluslararasılaştırılmasına bir anlamda mesnet teşkil edecek bazen bir çerçeveye oturtuluyor. Çünkü Paşinyan özellikle batıyla Türkiye ve Ermenistan arasındaki sınır sorunundan tanıyıp tanımamaya kadar, diplomatik ilişkiler olmasına, soykırım iddialarına varan kadar birçok cephede savaşın aslında Türkiye ile de ilgili olduğunu, müdahil olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Türkiye’de de hem masada hem sahada, bundan bir şüphe yok. Azerbaycan’ın haklı davasında Türkiye’de hiç kimse farklı bir görüş ya da düşüncede değil. Böyle bir noktada yüksek sesle, göstere göstere yardımcı olunduğunu, sosyal medyada birtakım görüntüler servis edilerek de bir anlamda Türk’ün Türk’e propagandası yaparcasına bu konunun bu kadar ayyuka çıkartılıyor olmasının en büyük zararını yarın bu savaşın ikinci perdesinde yani masa kurulduğunda orada Türkiye’nin çok güçlü ve ağırlıklı şekilde olması gerekirken, birinci perdedeki faaliyetlerinden dolayı birçok ülke tarafından ‘Siz burada çok açık taraf oldunuz. Bu nedenle biz bunu Minsk çerçevesinde AB’nin de ilave katkılarıyla Rusya zaten orada çözmeye çalışacağız’ denmesinden endişe duyuyorum."

    'Çok iç politika bağlantılı yaklaşımlarımız var'

    Sezer, Ankara'nın fazla yüksek ses çıkartmasının, Karabağ için gönderildiği gündeme getirilen cihatçılar ve Kanada ile askeri teçhizat satışına son vermesine uzanan gelişmelerde olumsuzluklara neden olduğunu vurgularken, bu durumun hem iktidar hem muhalefet tarafından iç politika malzemesi haline getirildiğini de vurguladı:

    "Dolayısıyla Azerbaycan’ın Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyacağı asıl perde henüz başlamadı. O masada Türkiye’nin güçlü bir şekilde oturması çok daha önemli. Ama biz bugün hala oraya gönderildiği iddia edilen, Batı'da sürekli gündeme getirilen cihatçılar üzerinden tutunuz da Kanada firmasının askeri teçhizat satışıyla ilgili ambargosuna varana kadar olan bir süreçte bir anlamda maalesef Azerbaycan’ın yanında olma şansı veya olasılığımızı tehlikeye atıyoruz. Türkiye’de iktidar ve koalisyonun yaptığı açıklamalarda yardımcı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla ‘milli çıkar/hassasiyet’ kavramları kişiden kişiye değişen kavramlar değildir. Bunun bir perspektifi, uzun vadeli stratejisi vardır. Dolayısıyla Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında yer aldığı olgusu konusunda hiç kimsenin hiçbir şüphesi yokken, bunu yüksek sesle gündeme getirmenin ne yazık ki iç politikayla ilgili bir hassasiyet olduğunu düşünüyorum. Başta İYİ Parti ve CHP olmak üzere muhalefet de buna destek veriyor. Çok garip bir tavır alma anlayışımız var. Çok günlük birtakım faaliyetlerle ya da söylemlerle o günü kapatmaya yönelik ama daha çok iç politika bağlantılı birtakım yaklaşımlarımız var.”

    Etiketler:
    İsrail, İran, Karabağ, Nikola Paşinyan, Bakü, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın