03:36 28 Ocak 2021
Canlı Yayın

    'Kuzey Kıbrıs seçiminde asıl belirleyici Türkiye kamuoyunun yoğun ilgisi oldu, daha fair-play olabilirdi, olmadı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 316
    Abone ol

    Hasgüler, Kuzey Kıbrıs seçiminde asıl belirleyicinin Türkiye kamuoyunun en son Annan Planı döneminde görülen ilgisi olduğunu belirterek "Daha fair-play oynanabilirdi, olmadı" dedi. Ersin Tatar'ın pragmatikliğine atıf yapan Hasgüler, yeni dönemde Maraş'ın açılması üzerinden Doğu Akdeniz'i de etkileyecek çözüm arayışı formüle edilebileceği görüşünde.

    Kuzey Kıbrıs'ta düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda ipi Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) adayı Ersin Tatar göğüsledi. Tatar, oyların yüzde 51.74'ünü alarak cumhurbaşkanı seçilirken, bağımsız aday Mustafa Akıncı'nın, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) desteğine rağmen seçilememesi şaşırtıcı bulundu. Öncesinde Ankara'nın Ersin Tatar lehine 'seçimlere müdahalesi' ve Akıncının adaylıktan 'caydırılmaya çalışıldığı' iddiaları kamuoyuna yansımışken, KKTC seçimleri ve sonuçlarını Kıbrıs gazetesi yazarı Prof. Mehmet Hasgüler ile konuştuk.

    ‘Daha fair-play oynanabilirdi, olmadı’

    Prof. Mehmet Hasgüler'e göre, Kuzey Kıbrıs'ta seçimleri anketlerde bıçak sırtı gösterilirken, esas belirleyici etken Türkiye kamuoyunun seçimlere ilgisi oldu. Kuzey Kıbrıs'taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en son böylesine bir ilginin Anna planı döneminde yaşandığını belirten Hasgüler, seçimlerin 'fair-play' olmadığı görüşünü dile getirdi. Hasgüler, Kuzey Kıbrıs seçmeninde ciddi güven erozyonu bulunduğunu da ekledi:

    “Anketler vardı. Bıçak sırtı görüyordum. Moral üstünlüğüne sahip olan adayın kazanma şansının daha iyi olabileceğini düşünüyordum. Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin Akıncı’ya verdiği destek bir moral üstünlük olarak görülebilir. Fakat bu seçimlere özel olarak Türk kamuoyu da cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilgi gösterdi. Sanırım böyle bir ilgi en son Annan planında yaşanmıştı. Bu müdahaleler meselesi hep tek yanlı olarak ele alınıyor. İşimize geldiğinde müdahale… burası sonuçta ateşkes altında olan bir toplum bütün hatlarıyla. Tabii ki daha fair play oynanabilirdi, olmadı. İşin siyasi sosyolojisine baktığımızda 2005 Denktaş’tan sonra ne Talat ikinci dönem Annan devrimini yarattı ne Eroğlu ne de Akıncı. Artık bir cumhurbaşkanı görevdeyken aday oluyor ve üçüncü kez aday olan cumhurbaşkanı kazanamıyor. Ciddi bir güven erozyonu var seçmende. İşin manipülasyon kısımlarını bir kenara bıraktığımızda seçmenin içinde bulunduğu koşullara dokunamayan ve daha çok politik iletişim yoluyla adayların tamamı için bir kurgu yapılıyor. O kurgunun üzerinden ne federasyon konusunda ciddi bir yol alınıyor ne de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanıtımıyla ilgili adım atılıyor. Aslında ne o tezi ortaya koyan ne öbür tezi ortaya koyan somut gösteremiyor projesini. Kaldı ki insanlar da inanmıyor. Başka saikler devreye giriyor. Onlar girdiğinde de zaten siyasetin dışında birtakım hareketler, normlar devreye giriyor."

    'Ersin Tatar pragmatist ve siyasette yeni ve naif yanlarıyla çekim gücü oluşturdu'

    Hasgüler'e göre Ersin Tatar, pragmatist ve siyasette yeni ve naif yanlarıyla bir çekim gücü oluşturdu. Akıncı'nın özellikle federasyon doktrinine sahip ve inandırıcılığı yüksek bir figür olduğunu anımsatan Hasgüler, günümüz koşullarında Kuzey Kıbrıs siyasetinden üçüncü bir yol çıkmamasının sorun olduğu görüşünde:

    "Benim görebildiğim üçüncü bir yol çıkmıyor Kuzey Kıbrıs siyasetinden. Ersin Tatar pragmatist ve alabildiğine siyasette yeni ve naif yanlarıyla seçmenin o orta tarafında bulunan kısımlarına çekim gücü oluşturuyor. Talat’tan sonra Eroğlu geldi. Eroğlu dövüşmeyecek veya konfederasyon ileri sürecek dendi. Son 15 yılın en önemli belgesini Anastasiadis ile imzaladı. Dolayısıyla Akıncı kazandıysa yüzde 51 ile ne fark edecekti? Diyorlar ki iki devletliliğe gidilecek. Eğer iki devletlilik mücadelesi verilecekse biçilmiş kaftan Akıncı. Çünkü federasyon konusunda doktrinine sahip, inandırıcılığı yüksek. Dolayısıyla Tatar’dan da federasyon görüşmelerinde yüksek bir profil beklememiz mümkündür. Eroğlu’nun gösterdiği gibi bir performans Tatar’dan da bekleyebiliriz.

    ‘Kıbrıs, Türk dış politikasının turnusol kağıdı’

    Hasgüler’e göre Kuzey Kıbrıs, Türk dış politikasının turnusol kağıdı niteliğinde. Ankara'nın Kuzey Kıbrıs'la ilgili politikalarının Doğu Akdeniz ve AB ile ilişkilerinde kendini nereye konumlandıracağının da yansıması olacağını belirten Hasgüler, 46 yıl sonra BM kararları hilafına açılan Maraş'ın olası etkilerine dikkat ekti. Hasgüler'e göre, seçimlerin bitmesiyle daha rasyonel ve kutuplaşma siyasetinden uzak, halka dokunan meselere odaklanmak gerekiyor ve Maraş üzerinden bir çözüm arayışı formüle edilebilir:

    “Türkiye’nin kendisini Doğu Akdeniz, özelde Maraş konusunda genel anlamda Türkiye-AB/batı ilişkileri konusunda nereye konumlandıracağı çok önemli. Kıbrıs bir nevi Türk dış politikasının da turnusol kağıdı olacak özelliğe sahip olma durumu vardır. Üzerinde çok fazla tartışmak çok doğru olmaz. Ama böyle bir ışık buradan Türkiye’nin müttefiklerini geliştirme ve Doğu Akdeniz coğrafyasında sadece güvenlik üzerinden değil insana, mağduriyete dokunan, bir Maraş üzerinden çok rahat inşa edilirken, Maraş üzerinden bir mağduriyeti giderme konusunda bir olay Doğu Akdeniz’deki müttefik arayışına da olumlu yansıyacağını, domino etkisinin olacağını şahsen düşünüyorum. Akıl bunu söylüyor. Seçim artık bitti. Siyaset artık daha rasyonel çerçeveye oturması ve kutuplaşma siyasetinden uzaklaşarak nesnel, halka dokunan meselelere meclis başta olmak üzere sol, barış söylemine sahip olan aktörlerin bu konulara daha fazla kafa yormaları gerektiği kanaatindeyim. Yine bir sol ve barış güçleri üzerinde bir negatif etkisi oldu bu seçim sonuçlarının. Ama bunlar böyledir. Seçim olayı sadece bizde bir makamı elde etmek ya da siyaset yapmayı seçimle sınırlı tutan anlayıştan, bir dar çerçeveden uzaklaşmayı gerektiriyor. Hayat mücadele alanıdır. Felsefe olarak adanın üzerindeki Kıbrıs uyuşmazlığını ve parçalarından biri olan Maraş gibi bir mağduriyet yerine bir çözüm arayışı Maraş üzerinden irdelenebilir. AİHM’deki davalara baktığımızda böyle bir açılımı da dayatıyor. AİHM’de Maraş sakinlerinin yüklü bir miktarda tazminat isteyecekleri davalar sonuçlanmaya başladı. Dolayısıyla çok rahat BM Güvenlik Konseyi kararlarının üzerine AİHM’i göstererek Maraş 30-35 bin kişiye iskan haline getirilebilirse adım adım çözüm yaklaşımı izlenebilir. Bu yaklaşıma hem Türkiye hem de Kuzey Kıbrıs’taki otoriteler destek vereceklerdir. Çünkü ekonomik boyutuna bakmadan şeffaf ve güvenilir bir yaklaşımla oraya taşınacak olan Maraş sakinleriyle birlikte Maraş’ın bir serbest bölge olma imkanı vardır.”

    'Kıbrıs’ta adım adım çözüm'

    Maraş konusunda Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs ile ortak hareket ederek Rumlara güven verici gelişmelere imza atması Hasgüler’e göre Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yerini güçlendirecek, komşularla ilişkileri rayına sokacak herkesin kazanacağı bir denklemin inşa etme imkanı tanıyabilir:

    “Rumlar da kabul eder, niye etmesinler şeffaf ve güven veren bir yaklaşım doktrini edinilirse. Kaç bin Rum gelip ziyaret etti bugünkü koşullarda, daha askeri bölge olma niteliğini kaybetmedi. Askeri bölge niteliğini hemen bakanlar kurulundan çıkarıp bu süreci tetiklemek lazım. Güven verecekler, işin içinde iş insanları bu konuda önderlik edecek. Bir komite kurulabilir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs buna ortak bir hareket alanı belirleyerek hem Doğu Akdeniz’deki enerji meselesine yeni bir Maraş açılımıyla yaklaşabilir. Parça parça çözüm dediğimiz konuda 2017’de özellikle Maronitlerin üç-dört köye yerleştirilmesi projesi vardı. Sadece Kıbrıs’takiler değil Kıbrıs dışındakileri de getireceklerdi. Hem bir Maronit köyü oluşacaktı. Buradaki halkların en eskisi sayılırlar. Maraş da bununla eş zamanlı yürütülecekti. Bunlar bence insani açıdan bizim ihtiyaç duyduğumuz yaklaşımlardır. Bir türlü bir kör dövüşe dönüyor. Eski dosyalar bir türlü kapatılamıyor. Bence kuzeydeki ve güneydeki ve uluslararası ortamdaki statüko algısını bence Maraş’ı doğru bir iletişimle, güvenilir bir yaklaşımla sahiplenme ve sadece güneydeki Rumlardan söz etmiyor. Birleşik Kraliyet ailesine kadar dayanan birtakım mal ve mülkler, Alman şirketler var. Bunları doğru bir şekilde ve vakıflar gibi şeylerden de uzak durarak güvenilir, inandırıcı bir yaklaşım sergilenirse, bu mağduriyet doğru bir şekilde giderildiği takdirde Maraş özel statüde bir ağ haline getirilebilir. Kuzey Kıbrıs’taki otoritelerin sağlayacağı güven, Türkiye’nin sağlayacağı güvenle, çeşitli kredi kuruluşlarının sağlayacağı destekle bence Kıbrıs’ta ciddi bir çözüme dönük bir gelişme olabilir. Adı illa federasyon olmayabilir, başka bir şey bulunabilir. Ama Maraş açılımı doğru değerlendirildiği takdirde önümüzdeki beş yılda psikolojik üstünlüğü Kıbrıslı Türkler elde edebilirler. Güney Kıbrıs’taki AB içerisindeki kömür çelik topluluğu nasıl kurulduysa Maraş’taki serbest bölge anlayışı da benzer şekilde çözümü, istikrarı ve Doğu Akdeniz’de de herkesin kazanacağı bir sistematiği kurgulamak şansını elde edebiliriz. Güven vermemiz gerekiyor. Orada harabe duracağına, insanların geçmiş hatırlarını canlandıracakları ve hayatlarını yeniden dondurulmuş uyuşmazlığın dışında kazanacakları bir yaklaşım bence Kıbrıs’ta adım adım çözüme sürükleyebilir.”

    Etiketler:
    Kapalı Maraş, Maraş, Annan Planı, Türkiye, Mustafa Akıncı, Ersin Tatar, KKTC
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın