02:46 28 Kasım 2020
Canlı Yayın

    'BM silah ambargosunun kalkması nükleer anlaşmada halkın beklentilerini karşılayamayan İran için diplomatik kazanç'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Dr. Bilgehan Alagöz'e göre BM silah ambargosunun kalkması, nükleer anlaşma İran halkının beklentilerini karşılayamayan Ruhani'nin elini iç siyasette güçlendirdi. Ama İran yüksek silah harcaması yapacak halde değil. Alagöz'e göre Biden başkanlığı İran'a kısa süreli avantaj sağlar gibi görünse de Trump Tahran için daha olumlu gelişmeler yaratabilir.

    Birleşmiş Milletler'in (BM) 2007'den bu yana İran'a karşı uyguladığı silah ambargosu ABD'nin tüm engelleme çabalarına rağmen 18 Ekim itibarıyla ortadan kalktı. Tahran yönetimi uluslararası yasal kısıtlamalar olmaksızın silah alımı yapabileceğini duyururken, Trump yönetimi İran'a silah tedarikine kalkışacak ülkelere tehditler savuruyor.

    BM ambargosunun kalkmasıyla, Trump yönetimi'nin tek taraflı olarak çıktığı nükleer anlaşmayı ABD'nin Avrupalı ortaklarıyla sürdürme kararlılığı perçinlenen İran, Güney Kafkasya'da Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerilimde de diplomatik özüm mekanizmaları öneriyor. Tahran özellikle Rusya ve Türkiye ile Suriye'dekinin benzeri bir bölgesel mekanizmaya vurgu yapıyor.

    BM ambargosunun kalkması ve Güney Kafkasya'da sınırı bulunan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki krizde İran'ın tutumunu Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Bölümü'nden İran uzmanı Dr. Bilgehan Alagöz'le konuştuk.

    ‘Ambargonun kalkması İran için diplomatik kazanç, İran toplumuna seçenekleri anlatma fırsatı'

    Dr. Bilgehan Alagöz'a göre, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesine karşı anlaşmayı sürdürme iradesi sergileyen İran için BM ambargosunun kalkması 'diplomatik bir kazanç'. Alagöz, diğer yandan yönetimin nükleer anlaşmadan beklentisi yüksek İran toplumuna anlaşmanın faydalarını anlatmak için bir fırsat elde ettiğini belirtti:

    'Biden İran için kısa vadeli avantaj sağlasa da neocon siyasetin devamı olacak, Trump'la sorunlar olsa da başka avantajlar çıkabilir'

    İran'ın dikkatinin ABD başkanlık seçiminde olduğunu belirten Alagöz, nükleer anlaşmaya geri dönme yanlısı görünen Joe Biden'ın seçilmesinin kısa vadede Tahran için avantajlı olacağını belirtirken, diğer yandan Tahran için başka negatif durumların gündeme geleceğini vurguladı. Biden'ın da ABD toplumuna anlaşmayı yeniden pazarlamak için İran'a baskı uygulaması gerekeceğini kaydeden Alagöz, neocon siyasetin devamlılığının söz konusu olacağının altını çizdi. Alagöz'e göre şu anda Trump yönetimiyle sorun yaşansa da eğer yeniden seçilirse İran açısından Ortadoğu denkleminde başka avantajlar çıkabilir:

    • "Bir yandan ABD’de bir seçim süreci var, İran da bunu yakından takip ediyor. Başkan adaylarından Biden eğer seçilecek olursa nükleer anlaşmaya geri dönüleceğini açıkça söylüyor. Trump yönetimi ise maksimum baskı siyasetini devam ettirip ikili müzakere başlatacağını söylüyor. Eğer Biden seçilirse, bu da İran açısından bir avantaj yaratmış olacak. Zaten arzu ettiği nükleer anlaşma süreci devreye girmiş olacak. Bu sebeple bu kısa süreli diplomatik kazanım İran için kısa süreli bir avantaj yaratmış gözüküyor.
    • Biden’ın seçilmesi durumunun İran açısından yaratabileceği başka negatif durumlar da var. Bazı açıklamalar Biden da kazansa Trump da kazansa bizim için çok şey fark etmeyecek yönünde de gelebiliyor. Biden’ın anlaşmayı değiştirebileceğini zannetmiyorum. Ama anlaşmayı Amerikan kamuoyuna tekrar pazarlayabilmesi için başka yönlerden İran üzerinden bir baskı yaratması gerekecek. Irak ve Suriye’de daha fazla Amerikan askeri varlığını konuşlandıracağını söylüyor. Eski gördüğümüz neocon siyasetin devamlılığı söz konusu. Dolayısıyla bu da İran’ı başka açıdan zorlayacaktır. Her ne kadar şu an Trump yönetimiyle sorun yaşasalar da belki ilerleyen zamanlarda eğer Trump seçilecek olursa İran açısından belki başka avantajlar ortaya çıkabilir Ortadoğu denkleminde."

    'İran ile Rusya arasında silah ticaretinin engeli kalktı ama...'

    Alagöz, BM ambargosuyla birlikte İran ile Rusya arasında silah ticareti engelinin kalktığını belirtirken, diğer yandan İran ekonomisinin şu anda silah harcaması için elverişli olmadığını anımsattı:

    "En azından hukuken İran ve Rusya arasında silah alışverişi yapmak için bir engel olmuyor. Bu ortadan kalktı. Ancak İran ekonomisi buna ne kadar elverişli onu da düşünmek gerekir. Çünkü çok ciddi sorunları var. Yüksek bir silah harcamasına şu yakın tarihte İran ekonomisinin elverişli olduğunu pek düşünmüyorum. Fakat askeri anlamda İran ve Rusya ilişkileri belli bir boyutu önceden kazanmıştı. Bu da illaki ilerleyen süre zarfında devam edecektir. Seçim sonuçlarını görmek lazım. İran’ın daha sonraki iç siyasi gelişmeleri de muhtemelen ona göre şekillenecektir. Burada İran cumhurbaşkanlığı seçimlerini de kastediyorum, aday profilleri, hangi profillerin ortaya çıkacağı ABD’de ne olacağına oldukça bağlı gözüküyor.”

    'Tahran iç hassasiyetler ve bürokrasinin tutumu yüzünden ikircikli bir durumda'

    Alagöz’e göre, İran, Dağlık Karabağ meselesinde 'ikircikli bir durum' içinde. İran güvenlik bürokrasisi ve Devrim Muhafızları'nın Ermenistan'a destek verirken, Dışişleri bürokrasisi ve Hamaney ile cuma imamlarının Azerbaycan'ın haklılığını vurguladıklarını belirten Alagöz, "Bu da İran’ın hem iç hassasiyetler sebebiyle açıktan pozisyon alamayışını göstermesi ama bir yandan da askeri strateji yapma zorunluluğu içinde olduğunu göstermekte" vurgusu yaptı. İran, Azerbaycan ve Rusya'nın dahil olduğu bölgede yabancı varlığını dışlayan Hazar Anlaşması'na da atıf yapan Alagöz, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunun derinleşmesinin geniş bir Türk nüfusun yaşadığı İran içinde başka sorunlar yaratabileceğinin de altını çizdi:

    • “Dağlık Karabağ meselesinde İran’ın aslında ikircikli bir durum içerisinde olduğunu görüyoruz. İran askeri bürokrasisinin özellikle Devrim Muhafızları kanadının üstü kapalı bir şekilde Ermenistan tarafına destek verdiğini görürken, İran Dışişleri bürokrasisinin aynı şekilde Hamaney ve Cuma imamlarının da Azerbaycan’ın haklılığından dem vurduğunu görüyoruz.
    • Bu da İran’ın hem iç hassasiyetler sebebiyle buraya bir açıktan pozisyon alamayışını göstermesi ama bir yandan da askeri strateji yapma zorunluluğu içinde olduğunu bize göstermekte. İki yıl önce İran, Azerbaycan ve Rusya’nın dahil olduğu Hazar anlaşması yapılmıştı, asrın anlaşması olarak kamuoyuna duyurmuşlardı. Oranın statüsüyle ilgili bir sorun vardı, göl mü deniz mi. Burada dışarıdan yani Hazar Denizi’ne kıyıdaş olmayan herhangi bir başka gücün askeri konuşlanmasının olmayacağı kararı alınmıştı. Bunu Rusya ve İran çok önemsiyordu. Çünkü burası ABD varlığıydı.
    • Ekonomik anlamda anlaşma içerik itibariyle çok avantaj sağlamasa da siyaseten böyle bir kazanım veriyordu Rusya ve İran’a. Dolayısıyla İran’ın şu an Dağlık Karabağ meselesine hangi perspektiften baktığını görebiliriz. İran kuzeyde herhangi bir ABD ya da düşman olarak gördüğü İsrail’in dahil olabileceği bir sistem istemiyor. Şu anda da şöyle bir eksen var ki bir şekilde Azerbaycan sanki ABD ve İsrail ile de bir bağlantıya geçmiş gibi, İran bunu bu şekilde algılıyor. Askeri anlamda burada olan çatışmaya Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki mevzuya, bakış açısı böyle görünüyor. Fakat İran’da ciddi bir Türk nüfusu var. Onlar açısından bu son gelişmeler özellikle sivillere dönük Ermenistan saldırıları ciddi infial yarattı. Bu da başta Dini lider olmak üzere ona bağlı Cuma imamlarının ve dışişleri bürokrasisinin Azerbaycan’ı destekleyen bir pozisyon aldığı izlenimini yarattı. Burada İran iç hassasiyetleri koruyup kollamak zorunda. Bu da ilerisi için başka sorunlar yaratabilir, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorun derinleşirse.”

    ‘İran, İsrail’in adının geçiyor olmasından rahatsız’

    Alagöz, İran’ın Azerbaycan-Ermenistan geriliminde Rusya ile birlikte İran ve Türkiye'nin yer aldığı 'Astana' tipi formülün gerçekleşmesine ihtimal vermiyor. Tahran'ın dış politikasında stratejik açıdan önem atfettiği tek eksenin 'direniş ekseni' olduğunu belirten Alagöz, Tahran'ın Kafkasya'yı öncelik görmediği görüşünde. Alagöz'e göre İran'ın Güney Kafkasya çatışmasından en büyük hassasiyeti de İsrail'in bu kadar görünür olması. Alagöz Tahran'ın da buna karşı Basra Körfezi'nde girişimleri olduğunun altanı çizdi:

    • “Bunun pek gerçekleşebileceğine ihtimal vermiyorum. Karşımızda Suriye gibi zayıflamış gibi bir rejim yok. Azerbaycan şu an aktif şekilde sistemin içinde. Dolayısıyla başka devletlerin Ermenistan ile arasındaki soruna doğrudan dahil olmasına müsaade edeceğine hiç ihtimal vermiyorum. İran’ın dış politikasında stratejik açıdan her daim önem verdiği tek bir eksen var, o da direniş ekseni olarak tanımladığı Irak, Lübnan ve Suriye hattı. Kafkasya’yı o denli bir öncelik içerisinde gördüğü düşüncesinde değilim. Her ne kadar diplomatik öneriler olsa da fiiliyata pek mümkün olacağını düşünmüyorum, İran ve Azerbaycan perspektifinden konuya baktığımızda.
    • Türkiye’nin de farklı bir dış politika pozisyonu var konuyla ilgili. İran’ın şu an en büyük hassasiyeti aslında İsrail’in bu kadar adının geçiyor olması. Buna dair özellikle Basra Körfezi’nde İran’ın yeni girişimleri var. Cevad Zarif’in bir Kuveyt ziyareti oldu. İran ile Suudi Arabistan arasında bazı diplomatik mekanizmalar tekrar hayata geçirilmeye çalışılıyor. O sebeple İsrail’in Basra Körfezi denklemine girme hamlelerine karşı İran farklı diplomatik arayışlar içine girmiş durumda. Azerbaycan-Ermenistan meselesinde de İsrail’in bu denli bahsinin geçiyor olmasının ciddi bir rahatsızlık yarattığını gözlemleyebiliyorum İran dış politikasında.”

     

    Etiketler:
    İran, Joe Biden, Donald Trump, Anlaşma, Nükleer, Ambargo, Silah, BM
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın