18:07 25 Kasım 2020
Canlı Yayın

    ‘ABD'de başkanlar büyük stratejiyi değiştiremez, ne Çin, ne Rusya ne de İran için başkanın kim olacağı çok önemli değil'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 20
    Abone ol

    Mehmet Ali Güller'e göre, ABD'nin 'büyük stratejisi' Çin'i durdurmayı hedefliyor; ne Çin, ne Rusya ne de İran için ABD başkanın kim olacağı çok önemli değil. Biden’ın başkan seçilmesinin Türkiye için değil, Erdoğan yönetimi açısından kritik olacağını söyleyen Güller, Biden’ın Ankara'yı Rusya ile karşı karşıya getirmeye çalışacağı görüşünde.

    ABD, Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Başkan Donald Trump ile Demokratik Parti'nin adayı Joe Biden'ın kapıştığı 59. başkanlık seçimi için sandık başında. İkinci bir dönem Trump iktidarı yahut Biden başkanlığının ABD'nin uluslararası politikadaki konumunu nasıl etkileyeceği tartışılıyor. ABD'nin son yıllardaki hegemonya kırılması, yükselen güç Çin, Rusya ve İran karşısında sergilenen politikaların nereye evrileceği merak konusu. Trump yönetimi altında Türkiye'deki iktidarla geliştirilen ilişkilerin olası Biden başkanlığında değişip değişmeyeceği de yoğun biçimde tartışılıyor.  

    Gelişmeleri Cumhuriyet gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    ‘Trump yahut Biden çok fark etmeyecek. Büyük strateji Çin'i durdurmak üzerine’

    Mehmet Ali Güller'e göre, ABD'deki sistem başkandan başkana büyük stratejilerde değişiklik yaratabilecek bir sistem değigl. Trump ya da Biden’ın başkan seçilmesi ülkenin büyük stratejisinde bir değişiklik yaratmayacağını söyleyen Güller, bunun da Çin'i durdurmak olduğunu dile getirdi. Güller, Trump’ın da aslında aynı stratejiyi Obama'dan devraldığı ve sadece farklı alt yollardan aynı stratejiyi uyguladığı görüşünü dile getirdi:

    “Amerikan sistemi başkandan başkana büyük stratejilerde değişiklik yaratabilecek bir sistem değil. Kuşkusuz o sistem hegemonya zayıfladıkça söylediğim kural esnemeye başlıyor ama henüz o noktada değil. Yarın Trump yeniden seçilse ya da Biden seçilse büyük strateji çok fark etmeyecek. O büyük strateji zaten Trump’ın kendi icadı da değil. Obama döneminden beri uygulanan karma bir strateji var. 90’lardan beri Amerikan politika yapıcıları, strateji belirleyiciler şu problemin üzerinde durdular. Çin büyüyor, askeri olarak çok güçlüyüz ama ekonomik olarak bizi yakalayacak. Bu süreçte biz Çin’i nasıl durdurabiliriz? 21. yüzyılı nasıl Amerikan yüzyılı yapabilmek için Çin’i nasıl durdurabiliriz diye uzun uzun düşündüler. O yıllarda iki temel görüş vardı. Biri Amerika’nın bir süre geri çekilmesi ve içeride ekonomiyi tekrar güçlendirerek yeniden atağa kalkması şeklindeydi. İkinci görüş ise şuydu. Amerika olarak ekonomi inişe geçti, Çin gerilerden gelip yakalıyor ama askeri olarak çok güçlüyüz. Bizden sonraki bütün ilk 10 içerisindeki devletlerin toplam askeri gücü kadar askeri gücümüz var. Dolayısıyla yangın çıkaralım, yangından her halükarda en az hasarı gören biz oluruz demişlerdi. Bu iki görüş 90’lar boyunca hatta 2000’lerin başından itibaren uzun süre çarpıştı. Ortaya bir karma strateji çıktı. Amerika hem baş rakibi gördüğü Çin’e uygun olarak çevrelemek, belli noktalarda karşı karşıya gelmek üzere diğer bölgelerden çekilmeyi esas alacak. Ortadoğu bunlardan birincisi. Ama içeride ekonomiyi güçlendirmeye de esas alan bir çizgi izleyecek. Fakat Suriye, Libya ya da Ukrayna’da olduğu gibi kritik düğüm noktalarında da küçük yangınlar çıkaracaktı. Obama döneminde belirlenmiş karma stratejiydi. Trump da aslında bu karma stratejiyi uyguluyor. Bunun birkaç göstergesi var. Trump, Obama döneminin önemli bakanlarından savunma bakanıyla bir süre devam etti. Keza pek çok bürokratla yola devam etti. Orayı devralan bir çizgi devam ediyordu. Birincisi bu, ikincisi şu. Trump’ın savunduğu Ortadoğu’dan çekilelim buralarda niye para harcıyoruz şeklindeki fikir zaten Obama döneminin fikriydi. O dönemde Amerika’nın Afganistan ve Irak’tan çekilerek meseleye Çin odaklı bakıp Pasifik’e yığınak yapmayı esas aldığını biliyoruz. 2011’lerde Hillary Clinton’ın yayınladığı Pasifik Yüzyılı belgesi bunlardan başlıcasıydı. Trump’ın Obama’dan devraldığı ve uyguladığı karma strateji bize şunu gösteriyor. Demokrat Obama, Cumhuriyetçi Trump ile strateji devam ediyor. Tekrar Demokrat Biden olsa da o strateji devam edecek. Büyük stratejide bir değişiklik olmayacak. Nerede değişiklik olacak? Büyük stratejinin nasıl uygulanacağı ya da alt stratejilerinin nasıl uygulanacağı değişebilir. Başkandan başkana değişenler o."

    ‘Ne Çin, ne Rusya ne de İran için ABD başkanının kim olacağının önemi yok'

    Obama ile Trump'ın en temel farkının İran olduğunu anımsatan Güller, biri nükleer anlaşma yolunu seçerken ötekisinin bunu bozup İsrail'i Araplarla barıştırmaya yöneldiğini belirtti. Güller'e göre zıt gibi görünen iki hamle aslında 'Ortadoğu'dan İsrail'in güvenliğini sağlayacak şekilde çekilmeyi' hedefliyor. ABD hegemonyasının zayıfladığı dönemde başkanların da baş rakiplere karşı politika araçlarının zayıfladığını dile getiren Güller, ne Çin ne Rusya ne de İran için yeni Amerikan başkanının kim olacağının bir önemi olmadığı görüşünü aktardı:

    "Obama ile Trump’ın en temel farkı İran meselesiydi. Obama, İran ile bir nükleer anlaşma yaptı, Trump ise bozdu. Bu aslında birbirine çok zıt iki stratejinin izdüşümüymüş gibi görünüyor. Ama aslında değil. Obama’nın İran ile nükleer anlaşma yapması, Trump’ın bunu yıkarak İran karşıtı bölgede ittifak oluşturmaya çalışması da aynı büyük stratejinin altında. O büyük strateji de Ortadoğu’dan çekilme. Amerika, Ortadoğu’dan çekilirken İsrail’in güvenliğini nasıl sağlayacak meselesiydi. Obama o güvenliği sağlamak için İran’ı nükleer anlaşmayla uluslararası sisteme dahil ederek meseleyi çözmeyi yöntem olarak ortaya koydu. Trump ise İsrail’in güvenliğini sağlamak için İran’a karşı daha sert politikalar uygulamak, Arapların bir kısmıyla İsrail’in normalleşmesini sağlayarak İran’a karşı bir cephe oluşturmayı seçti. Büyük stratejinin altındaki alt stratejide bir yöntem farklılığı uygulandı. Burada Amerika’da köklü bir değişmeye yol açacak gibi Trump mı Biden mı olsun, hangisi dünyanın çıkarınadır gibi sorular çok mantıklı yaklaşımlar değil. Zaten Amerika’nın doğrudan hedefi olan ciddi devletlerde de böyle bir tartışma yok. Bugün Hamaney açıkladı. Bizim için hiç fark etmez, ha Trump ha Biden. Neticede ikisinden de aynı şeyi bekliyorlar."

    'Trump da Erdoğan da ülkelerine şirket gözüyle bakıyorlar'

    Trump'ın dünya politikası açısından 'sıradışı bir figür' olduğunu ancak bunun biraz da 21'inci yüzyılın olgusu olduğunu söyleyen Güller, aynı şekilde ABD Başkanı'nın bir işadamı olmasının bunda etkili olduğunu dile getirdi. Güller'e göre, Trump ile Erdoğan politika yapma biçimleri adeta bir şirket yöneticisi gibi olmaları çok benzerlik taşıyor, bu yüzden Trump, Erdoğan için daha tercih edilir:

    "Trump sıradışı bir figür. Son 20 yıldır dünya liderleri açısından sıra dışı figürlerin oluştuğu bir dönemi yaşıyoruz. 20.yy’daki bildiğimiz ağır devlet adamı modelinin yerini 21.yy’da o ağır devlet geleneğinden kopmuş sıra dışı figürlerin işgal ettiği bir tablo oluştu. Bush da böyleydi. Hacıyatmaza binip gözünü morartan bir devlet başkanıydı. Sarkozy ya da Berlusconi. Devlet adamın prototipinde 21.yy’da bir değişiklik var. Trump çok sıradışı bir figür, işadamı olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla Türkiye açısından Trump mı Biden mı sorusu çok soruluyor. Kuşkusuz Erdoğan’ın Trump’ın tercih edebileceğini biliyoruz. Trump ve Erdoğan’ın politika yapma biçimleri birbirine çok benziyor. İkisi de ülkelerine şirket gözüyle bakıp, kendileri de şirketleri yöneten işadamlarıymış gibi davrandıkları için bir şeyleri pazarlık yaparak halletme konusunda da ortak bir frekans yakaladıkları için tahmin ediyorum ki Erdoğan açısından tercih edilebilir başkan Trump. Trump’ın öyle bir durumu var. Trump herkesle bir işadamı olarak tüm rakiplerle, düşmanla oturup pazarlık yapılabileceği görüşünde bir işadamı modeli devlet yöneticisi olduğu için kuşkusuz pek çoğu için tercih edilebilir hale geliyor."

    'Hegemonya zayıflamasının işaretleri'

    Güller, ABD seçimleri sürecinde Trump'ın da Biden'ın da sürekli Çin karşıtlığı yapma mücadelesi verdiğini anımsatırken, ABD elitlerinin sürekli kendi seçimlerine müdahaleden şikayetçi olmasına varan tartışmaların Washington'ın hegemonyasının zayıfladığına işaret olduğunu vurguladı.

    "Neticede Çin ve Rusya için büyük stratejilerde Amerika’nın her iki ülkeyi de hedef aldığı bunu strateji belgelerine de geçirdiği için hangisinin olacağının pek bir önemi yok. Burada şu önemli. Kişilerin durumunu bu ülkelerle belirleyen ya da bugün Amerika gibi bundan 20 yıl önce süper devlet dediğimiz bir ülkenin seçimlerine müdahale edilmesinden şikayet etmesi, iki başkanın birbiriyle daha iyi Çin karşıtlığı yapma mücadelesi veriyor gibi argümanlar kullanması, birinin diğerini Çincilik ile diğerinin Rusçulukla suçlaması, Biden kazanırsa, Çin kazanacak gibi söylemler aslında Amerikan hegemonyasının çok zayıflamakta olduğunu, inişe geçtiğini gösteriyor. Aslında Trump, Biden ya da o bu fark etmiyor. Amerikan hegemonyası zayıfladıkça Amerikan devlet başkanlarının Çin ve Rusya karşısındaki politika araçları zayıflamış oluyor. Dolayısıyla o bakımdan ciddi bir değişiklik yok. Trump da olsa Biden da olsa strateji belgesine uygun bir şekilde Çin’i çevrelemeyi, İpek Yolu projesini çeşitli yerlerinden kesebilmeyi, Çin-Rusya ittifakı olabildiği oranda baltalamayı, bu iki büyük gücü de Asya’da Hindistan’ı yanına çekerek dengelemeyi, toplamda da Güney Kore, Japonya, Avusturalya, Hindistan bir nevi Asya NATO’su diyebileceğimiz dörtlüye dayanarak da bu ikisini kuşatmayı kim gelirse gelsin uygulamış olacak zaten. Bir değişiklik olmayacak.”

    ‘Türkiye değil ama AKP açısından kritik. Biden Türkiye-Rusya ilişkilerini baltalamaya yönelir’

    Biden’ın seçilmesinin Türkiye için değil ama AK Parti iktidarı açısından kritik sonuçlara neden olacağı kanaatindeki Güller, bunun nedenini Biden’ın sorunların çözümünde Trump kadar esnek davranmayacak olmasına bağladı. Güller, Türkiye ile ABD'nin her halükarda stratejik meselelerde artık kaçınılmaz şekilde karşı karşıya geldiği görüşünü aktardı. Biden’ın Suriye, Libya ve Ukrayna sahalarında tansiyonu yeniden arttırmaya yöneleceğini öngören Güller, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini baltalayacak bir dizi girişimde bulunacağı görüşünü dile getirdi:

    “Türkiye açısından kritik olduğunu düşünmüyorum. Ama AKP açısından kritik olacaktır. Her halükarda stratejik meselelerde Türkiye ile Amerika artık kaçınılmaz şekilde karşı karşıyadır. Dolayısıyla oralarda bir değişiklik olmaz. Trump olsun, iyidir çünkü Biden gelirse, PYD’ye tam destek verecek. Peki Biden verecek de Trump tam destek vermedi mi, binlerce silah desteğini PYD’ye kim yaptı? Trump’ın önceki rakibi Hillary Clinton olsaydı şu dönemde Trump’ın yaptığı şekilde PYD’ye binlerce TIR yardımını yine yapacaktı, burada bir değişiklik yok. Ya da Doğu Akdeniz politikasında bir değişiklik yok. Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini Amerika’nın itirazının olması, S-400, F-35 meselelerinde de bir değişiklik olmayacak. Burada ne uygulanıyorsa, ona devam edilecek. Burada AKP ile Türkiye farkını dile getirmemin nedeni Rahip Brunson ya da Halkbank meselesinde olduğu gibi meselelerde ortaya çıkacak bir durum. Trump ve Erdoğan’ın politika yapma biçimi ülkelerine şirket gözüyle bakıp işadamı olarak yönettikleri için pazarlığı esas alan bir politika izledikleri için ciddi meselelerde pazarlık yapabiliyorlar. Öyle bir esneklikleri var her ikisinin de. Biden’ın Trump kadar bir esnekliği yok. Senato’nun Kongre’nin uygulamasını istediği politikaları Trump’a göre daha zorlamaya uygun biri. Düğüm noktalarında çıkarılmış yangınlar yani Suriye, Libya, Ukrayna gibi bölgelerde Biden ile Trump’ın farkı şu olacak. Biden’ın buralardaki yangınlarda közü yeniden harlamaya çalışması muhtemel. Türkiye’yi esas ilgilendiren mesele de bu. İş gelip düğümlenip Libya ve Suriye’de de Türkiye’yi ilgilendirecek. Hatta Ukrayna’da da Türkiye’nin pozisyonu, burada Rusya ile aşağılarda işbirliği yapsa bile kuzeyde Ukrayna ile Türkiye yakın durduğu için orada da Türkiye’yi ilgilendirecek, Amerika’nın Türkiye’yi yeniden çıpalamaya çalışacağı bir fırsat merkezine dönüşecek Karadeniz’de Ukrayna. Biden’ın yangın çıkarılmış bu bölgelerde közü yeniden harlamaya çalışması muhtemeldir. Böylesi bir fark olacaktır. Trump da dile getirdi, Amerikan politika yapıcılar şunu söyledi. Suriye’de Türkiye Rusya ile iyi işbirliği yapıyor. Ama İdlib bir problem. Libya’da çelişkileri derinleşiyor. Biz dolayısıyla Libya’da Türkiye ile ortak çalışırsak buradan hareketle tersine doğru Suriye’de de Türkiye ile ortak çalışmaya doğru gideriz. Bu da istediğimiz şekilde Türk-Rus ilişkilerini baltalar ve Astana platformunu dinamitler. Bunu Amerika’nın politika yapıcıları açık şekilde söylediler. Hatta çok daha açık bir şekilde Jeffrey şunu da söyledi. Rusya’ya biz ikinci Afganistan yapacağız Suriye’yi bir bataklığa dönüştüreceğiz dedi. Dolayısıyla Ukrayna ve Karadeniz’i de Biden’lı dönemde Trump da olsa yine Türkiye’yi Rusya ile ilişkilerini baltalamanın bir aracı olarak kullanmaya özel çaba gösterecekleri iki önemli nokta olacak Karadeniz ve Ukrayna."

    'Amerika kendine demokrasi ihtiyacı duyuyor, başka ülkelere verecek dersi yok'

    Güller, ABD'nin dünyaya demokrasi ihracına girişmesini eleştirirken, "Amerika kendine demokrasi ihtiyacı duyuyor. Başka bir ülkeye demokrasi konusunda vereceği hiçbir ders yok" değerlendirmesinde bulundu:

    "Amerika’dan demokrasi dikte etmenin demokrasi olmadığı üzerinde herhalde mutabıkız. Böyle bir demokrasi yok. Amerika’nın demokrasi ihtiyacı sopayla da savaşla da olduğunda, Irak örneğinde de bir demokrasi iddiası vardı, bunun bir demokrasi olmadığı ortada. Kaldı ki hep bir liberal demokrasi konusunda kafalar karışık. Uç örnekler veriyim. Kuzey Kore’de demokrasi yok, babadan oğula geçiyor denir. Amerika’da durum çok mu farklı. Orada da babadan oğula geçmedi mi başkanlıklar, Bush’dan Bush’a geçmedi mi? Eşten eşe geçmedi mi, Hillary Clinton başkan adayı olmadı mı Bill Clinton’dan sonra? Edgar Hoover’ın 50 yıl FBI başkanlığı yaptığı bir ülke. 50 yıl bir kurumun başında olan bir ülkede nasıl demokrasi olabilir ki oranın bir demokrasi dikte edebilecek kabiliyeti olsun? Amerika’nın kendisinde demokrasi yok. Hala ırkçılığın kol gezdiği bir ülke. Buralardan bir liberal demokrasi beklemek, bunun olabileceğine ihtimal vermek zaten işin teorisinde mümkün değil. Amerika kendine demokrasi ihtiyacı duyuyor. Başka bir ülkeye demokrasi konusunda vereceği hiçbir ders yok.”

    Etiketler:
    Barack Obama, Yaptırım, Suriye, Donald Trump, Joe Biden, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın