17:57 25 Kasım 2020
Canlı Yayın

    'Avrupa'da aşırı sağ ve radikal İslamcılık birbirini besleyerek yükselişe geçmiş durumda, zararı göçmenler görüyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 30
    Abone ol

    Berivan Aslan'a göre Avrupa'da aşırı sağ ve radikal İslamcılık birbirini besleyerek yükselişe geçmiş durumda. Liderlerin kullandığı agresif ve kışkırtıcı dilin şiddette rol oynadığı belirten Aslan, diplomatik üslubun önemine atıf yaptı. Aslan, Türkiye'deki zihniyet kavgasının Avrupa'ya taşınmasının azınlık olarak kendilerine zarar verdiği görüşünde

    Avusturya, başkenti Viyana'da saldırı silahı ile sokaklarda sivilleri infaz eden radikal İslamcının şokunda. Dört kişinin hayatını yitirdiği, 14'ünün yaralandığı saldırıyı IŞİD üslenirken, Avusturya alarma geçti. Fransa'daki radikal İslamcıların kafa kesme olaylarının üzerine gelen saldırıyı Türkiye'nin de aralarında bulunduğu pek çok ülke kınadı. Avusturya, ülkede özellikle gençlerin radikalleşmesine yol açan camileri kapatmaya hazırlanıyor. Saldırılardan önce Fransa'daki Macron yönetiminin radikal İslamcılıkla mücadelesine yönelik Ankara'dan gelen tepkiler, terör olaylarının ardından gözlerin Türkiye'ye çevrilmesine de yol açmış durumda.

    Gelişmeleri Avusturya parlamentosunun Yeşiller Partili eski üyesi Berivan Aslan ile konuştuk.

    ‘Avrupa’daki sağ popülizmle radikal İslam birbirinden besleniyor’

    Berivan Aslan, hükümetlerin hatalı politikaları yüzünden masum insanların durduk yere katledildiği günlerden geçildiğini belirtti. Avrupa'da bir taraftan sağ popülizm, diğer taraftan da radikal İslamcılığın yükselişte olduğunu vurgulayan Aslan, her saldırının İslamofobi ve yabancı düşmanlığını besler hale geldiğinin altını çizdi. Aslan, "Her iki taraf da birbirinden besleniyor" vurgusu yaptı:

    “Çok üzücü günler geçiriyoruz. İster istemez suçsuz insanlar durduk yere katlediliyor. Hepsi yanlış politikaların bedelini çekmek zorunda kalıyor. Bütün dünya insanları için her biri saldırı çok üzücü bir durum. Avrupa’da yükselen bir sağ popülizm var. Aynı zamanda yükselen bir radikal İslamcılık var. Yıllardır bunu fark ediyoruz. Her iki taraf da birbirinden besleniyor. Bugün radikal İslamcı bir bomba eyleminin ertesi haftaları İslamofobinin ne kadar yükseldiğini ya da yabancılara ve göçmenlere yönelik düşmanlığın ne kadar çok arttığını görüyoruz. Her iki taraf da bu olaydan faydalanıyor. Yıllardır yaptığımız gözlemler bunu doğruluyor. Günün sonunda maalesef bu saldırıların, yanlış politikaların ya da Siyasi İslam’ın en çok Avrupa’da yaşayan göçmenleri, seküler Türkiyelileri ya da Müslümanları etkilediğini, en çok dezavantajı taşıdıklarını düşünüyorum. Yıllar boyunca bizim mücadele ettiğimiz entegrasyon politikası yerle bir edilmiş oluyor."

    'Kışkırtıcı ve agresif üslup şiddeti besliyor'

    Saldırılardan sonra Türkiye'nin gündeme taşınmasının üzücü olduğunu belirten Berivan aslan, hatalı politikaların Türkiye siyasetine yönelik algının negotif olmasına sebep verdiğini dile getirdi. Kışkırtıcı bir dil kullanmanın sadece şiddete yol açacağının vurgulayan Aslan, liderler doğrudan şiddet emri vermeseler bile kullandıkları kışkırtıcı ve agresif üslubun bu şiddeti beslediğini dile getirdi:

    "Türkiye’nin saldırılardan sonra gündeme gelmesi bile Türkiye için çok üzücü bir durum. Türkiye diplomasisinin geldiği nokta üzücü. Türkiye’deki pek çok insan Avrupalılar niye bizi bu kadar çok sevmiyor diye şikayet ediyorlar. Ama yanlış politikaların sebebi de maalesef Türkiye siyasetine yönelik algının çok daha negatif olmasına varıyor. Hangi kesimden olursa olsun, hangi lider olursa olsun kışkırtıcı dil her zaman toplumsal barışı etkilemiştir. Her zaman şiddete yol açmıştır. Bugün birebir liderler şiddet emrini vermese bile bu kışkırtmanın belirli kanallar üzerinden ne kadar çok agresif tavırlar sergilediği, şiddet yansıttığını görebiliyoruz. Her ne olursa olsun bu kışkırtıcı dil bütün kesimlere zarar veriyor. Bilakis masum insanların canına kastediyor. Bu konuda biraz daha dikkatli ve duyarlı davranmak lazım. Diplomasi dilinin biraz daha iyi olması lazım. Neticede ülkeler diplomatik yollardan yönetilmeli, mafyavari yöntemlerle yönetilmemesi gerekir. Artık bunun bedelini yeterince çok insan ödedi diye düşünüyorum. Bunun daha fazla ilerlememesi için dur dememiz lazım. Demokrat kesimin bu konuda birlik beraberlik gösterip bu tür totaliter ve otoriter söylemlere bir dayanışma içerisinde dur demesi lazım. Avrupa’daki demokratlar da bu işin içine girmeli.”

    ‘AB politik çıkarlarına baktı, Türkiye konusunda dürüst davranmadı'

    Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye politikalarında hatalar yaptığını ve dürüst davranmadığını kaydeden Aslan, özellikle demokratik hakların bastırılmasına sessiz kalınmasına dikkat çekti. Aslan'a göre bunun arkasında siyasi çıkarlar yatıyor:

    “Benim baktığım pencereden birçok kişi bakamayacak. Çünkü sol bir siyasetçiyim, solcu bir perspektiften olayları değerlendiriyorum. Ama ilk etapta, her ne olursa olsun Avrupa Birliği de geçen senelerde tam demokrat bir çizgi uygulamadı, tam dürüst davranmadı Türkiye politikalarında. Bu konuda da AB’ni eleştirmek lazım. Yeri geldiğinde insan haklarını, basın haklarını savundu. Ama yeri geldiğinde de demokratik haklarının çiğnenmesine sustu. İşin içinde politik çıkarları da var. Türkiye neticede bir NATO ülkesi. Coğrafi olarak Türkiye, Avrupa için önemli bir ülke. Ekonomik çıkarlar da işin içinde. Bazen bu ekonomik çıkarlar siyaseti belirleyebiliyor. Bir ülkenin neden sustuğunu ya da neden sesini çıkarttığını açıklayabiliyor. Son dönemlerde Fransa ile Türkiye arasında bir gerginlik çıkardı. Almanya buna sessiz kaldı. Çünkü Almanya’nın Türkiye ile diplomasisi eskiye dayanıyor. Almanya’nın Fransa ile olan tarihsel bir gerginliği de her zaman vardı. Şu an durum böyle diye, yarın değişmeyecek diye bir şey yok. Almanya yarın öbür gün kendi çıkarları doğrultusunda icabında Türkiye’ye sırtını dönerek Fransa ile birlik olacaktır. Bu güncel politikaları aslında çok fazla değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü bu biraz da ekonomik, askeri çıkarlara bağlı ve politik duruma bağlı. Hangi liderin başa geldiği, hangi hükümetin ülkeyi yönettiğine bağlı. Bu olayı gelip geçici olarak değerlendiriyorum. Merkel’in yerine sol partiden, Yeşiller Partisi’nden biri gelirse, aynı siyasetini sürdüreceğini zannetmiyorum. Bu suskunluğun sebebi yarın değişebilir. Belki Türkiye’deki insanların birçoğu algılayamıyor ya da görmüyor. Tabii bu Türkiye’deki basın özgürlüğünün ne kadar kısıtlı olduğunda kaynaklı. Ama Türkiye’de yaşayan insanlara şunu diyebiliriz ki biz de bölündük, eskisi gibi değil artık.”

    'Türkiye'deki zihniyet kavgası artık Avrupa'ya taşındı'

    Viyana’da daha önce böyle bir terör olayı yaşanmadığını aktaran Aslan, yaşanan saldırıların entegrasyon politikasını her geçen gün geriye düşürdüğünü vurguladı. Türkiye'deki zihniyet kavgasının artık Avrupa'ya taşındığının altını çizen Aslan, Avrupa'da bazı camilerin artık ibadethane olmaktan çıkıp siyasi parti merkezine dönüştürüldüğünü söyledi. Aslan'a göre, yaratılan koşullar en fazla da Avrupa'da azınlıkta olanları etkiliyor:

    "Avusturyalı gazeteciler, Türk-Kürt kavgası mı var diye sorduklarında onlara ‘Türkiye’de evet bölünme var. Ama bu sadece bir etnik bölünme değil, bu bir zihniyet kavgası’ diyorum. Türkiye’deki kavga şu anda demokratlarla anti demokratlar arasındaki bir kavga. Bu kavga Avrupa’ya taşındı. Bu bölünme Avrupa’da da tetiklenmeye başladı. Seküler kesimler artık muhafazakar kesimle masaya oturamaz hale geldiler. Birbirlerini deşifre etme, ispiyonlama ister istemez Türkiye’den gelen göçmen topluluğuna ağır darbeler vurdu. Burada bizim birlik içerisinde yaşamamız lazım. Çükü biz Avrupa’da azınlığız. Avrupa’da Nazilere, ırkçı kafalara, sağ popülistlere, İslamofobiklere karşı beraber savaşmamız lazım. Fakat bu bölünmeden dolayı bütün enerjimizi sadece kendimize harcıyoruz. Bundan dolayı geçen her yıl entegrasyon politikasının ne kadar çok gerilediğini gördük. Maalesef Avrupa’da belirli diyanet camileri artık ibadethane gibi görülmemeye başladı. Onlar artık birer parti merkezi haline gelmeye başladı. Bu her ne olursa olsun bir toplumun sosyokültürel yapısını tamamen bozuyor, insanların özgürlüklerini tamamen kısıtlıyor. Gelmek istediğimiz nokta gerçekten bu mu? Hepimiz Türkiye’den geliyoruz, temsil ettiğimiz kökenlerimizi Avrupa’da bu şekilde mi göstermek istiyoruz? Bu konuda biraz daha duyarlılık isterdim. Avrupa’da demokrasi ortamında doğup büyüyen bir çocuğun şeriatı desteklemesini istemiyorum. Bu beni de rahatsız ediyor. Ben bile buna anlam veremiyorsam bir Avrupalının nasıl anlam vermesini bekleyebilirim ki? Buradaki sıkıntılarımız çok daha farklı. Burada biz çok yalnız hissediyoruz kendimizi. Çünkü kendimizin kocaman bir yetimhanenin yetim çocukları gibi görüyoruz. Demokratların ya da solcuların yaslanacakları hiçbir devlet yok. Çünkü Türkiye görüşlerimizden dolayı ötekileştiriyor. Avrupa bizi göçmen olduğumuz için ötekileştiriyor. Bu tabii ki uzun zamandan sonra yalnızlaştırıyor ve sosyokültürel dengelerimizi bozuyor. Zihniyet kavgası da bunun içerisinden doğuyor. Viyana’da daha önce buna benzer bir olay yaşanmadı. İlk kez başımıza geliyor. Ama Afganistan gibi ülkelerde bu sürekli yaşanan bir olay. Bu da bizi duyarsızlaştırmamalı. Şiddet normalleşmemeli diye umuyorum.”

    Etiketler:
    aşırı sağ, Terör, radikal islamcı, Koronavirüs, Avrupa
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın