11:51 30 Kasım 2020
Canlı Yayın

    'Biden Türkiye ile kurumsal ilişkilerin rayına oturtulmasını ister ama Ankara'ya tarafını seç denilebilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Prof. Oğuzlu'ya göre ABD model olma kapasitesinde ciddi erozyon yaşasa da krizden direnç geliştirip çıkabilir. Oğuzlu, Biden'ın içerde birleştirici, dışarda Çin ve Rusya'yı 'tehdit' gibi sunarak çok taraflı durmasını bekliyor. Türkiye ile kurumsal ilişkilerin rayına oturtulmasını öngören Oğuzlu, Ankara'ya 'tarafını seç' denilebileceği görüşünde.

    Amerika Birleşik Devletleri'nde 3 Kasım'da düzenlenen başkanlık seçimlerinin resmi sonuçları hala ortada yok. Demokratik Parti'nin adayı olan eski başkan yardımcısı Joe Biden, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump karşısında zaferini ilan edip 20 Ocak'taki yemin törenine giden süreçte geçiş yönetimine soyunmuş durumda. Ancak Trump pes etme işaretleri göstermiyor ve kritik eyaletlerde sayım süreçlerini sorgulayarak yargı kanalıyla çözümü zorluyor.

    ABD'nin içinde bulunduğu durumu, seçim sürecindeki tartışmaları ve ABD'nin Biden başkanlığında olası dış politikasını Antalya Bilim Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile konuştuk.

    'ABD model olma kapasitesinde ciddi erozyon yaşıyor ama...'

    Prof. Tarık Oğuzlu'ya göre, ABD artık liberal demokratik bir rejim olarak dünyanın kalanına model olma kapasitesinde ciddi bir erozyon yaşıyor. Mevcut Başkan Trump'ın koltuğunu korumaya çalıştığını dile getiren Oğuzlu, arkasındaki azımsanmayacak kitlenin saflaşmasıyla Amerika'nın büyük bir kutuplaşma yaşadığını vurguladı. Diğer yandan Cumhuriyetçi cephenin önde gelenlerinin Biden'ın zaferini tanıma eğilimi sergilediğini söyleyen Oğuzlu'ya göre, ABD'nin yaşadığı bu çalkantılı süreçler direnç gücüne de dönüşerek aşılabilir hale getirilebilir. Oğuzlu, bu noktada Trump'ın tutumunun ise soru işaretleri yarattığını vurguladı:

    “Çok net bir şekilde manzara ortada. Artık Amerika Birleşik Devletleri’nin bir liberal demokratik rejim olarak dünyanın geri kalanına model olma kapasitesi iyice erozyona neden olmuş oldu. Bu son yaşananlar Amerika’da yumuşak güç noktasında ciddi anlamda ivme kaybettiğini gösteriyor. Mevcut başkan tüm gelişmelere rağmen koltuğunu korumaya devam ediyor. Bu Amerika’nın ne kadar kutuplaştığını ve kimlik ve duygusal platformda siyasetin yapıldığını gösteriyor. Trump’ın arkasında sıkı bir şekilde saflaştırdığı kitlesi var, verdiği mesajlar da hep onları kutuplaştırma üzerinden. Dolayısıyla hiç de şaşırmıyorum. Son 4 senedir Trump’ın sergilemiş olduğu politika çizgisiyle, şu andaki seçimlerin sonucunu tanımama iradesi arasında müthiş bir benzerlik var. Kongre’nin başındaki Cumhuriyetçi Senatör Mitch MacConnell olsun diğer Cumhuriyetçi senatörler veya yetkililer olsun seçim sonucunu Biden’ın lehine tanıma yönünde eğilimler gösteriyorlar, yaptıkları açıklamalarda görüyoruz. Büyük ihtimal olay mahkemeye de taşınmış olsa herkesin şaibesiz olarak tanımladığı seçimde Trump’ın lehine oy verileceğini düşünmüyorum. Amerika enteresan bir toplum. Bu tarz olayların yaşanıyor olması bile sanki bir zayıflık gibi gözüküyor. Amerika başkalarına örnek olmak şöyle dursun sanki başkalarına Amerika’ya kötü örnek oluyormuş gibi bir durum var. Ama Amerika’nın yaşadığı bu çalkantı direnç gücünü de gösteriyor. Büyük ihtimalle bunu da aşarlar. Bu bir yönetim krizi, güçler ayrılığı pek çalışmıyor, kurumlar pek işlemiyor. Bazı insanlar ‘electoral college’ denilen sistemi de sorguluyorlar. İnsanların çoğundan oy alıyorsun ama delegelerin çoğunluğunu sağlayamıyorsun, seçilemiyorsun. Birçok noktada sıkıntı varmış gibi gözüküyor Amerika’da ama belki bunlar Amerikan yumuşak gücünün temelleri de olabilir. Beni asıl korkutan 20 Ocak’ta resmen başkanlığı devretmesine 2 ay var. Bu geçiş sürecinde Trump ne yapabilir? İçeride ya da dışarıda riskli bir sonuç çıkartabilecek karara imza atadabilir. Her şeyi bekliyorum.”

    'Biden birleştirici bir lider profili getirip merkezde konumlanacak'

    Oğuzlu, ABD'de ortaya çıkan kaosta Joe Biden'ın seçimi ezici bir çoğunlukla kazanmamış olmasının da etkili olduğu görüşünde. Senato ve Anayasa Mahkemesi'ndeki çoğunluğun Cumhuriyetçilerde olduğunu ve bu dengelerin Biden'ın hareket kabiliyetini etkileyeceğini belirten Oğuzlu, Demokrat Partili yeni başkanın yeni dönemde ABD'deki kutuplaşmayı gidermekle uğraşacağı görüşünü aktardı. Oğuzlu, bu noktada Biden yönetiminde başkan yardımcısı Kamala Hariris'in de ABD'nin 'renkli' nüfusundan gelen bir kişilik olarak önemli rol oynamasını bekliyor:

    “Joe Biden bu seçimi açık ara kazanmış olsaydı başka bir manzara olacaktı, şu anda başka bir manzara var. Çoğunlukla kazanmış değil, ezici bir zafer ilan etmiş değil. Senato ve Anayasa Mahkemesi’nin çoğunluğu Cumhuriyetçilerde. İstediği birçok atamayı yapamayacak. Belki bütçeyi geçirtemeyecek. Belki başkanlık kararnameleri üzerinden ülkeyi yönetecek. Trump’ı eleştirdiği birçok noktada Trump gibi davranacak, onun yöntemleriyle karar alacak. Ama birleştirici, kutuplaştırmayı sona erdirici bir çizgi benimseyeceğini ve merkezde bir siyasetçi profili getireceğini açık seçik ortaya koydu. Hatta zafer konuşmasında da bunun altını defaatle çizdi. Amerika’yı tekrardan birleştirmek istediğini, bunun temel misyonu olduğunu söyledi. Bence bu anlamda çalışacaktır Biden. Hem Elizabeth Warren hem Bernie Sanders olsun aşırı sol gibi gözüken siyasetçilerin ötesinde çok merkez de benimsedi. Cumhuriyetçi ekonomi ve kimlik politikalarına çok da muhalif, karşısında tutum takınacağına ihtimal vermiyorum. Çünkü şu anda Amerika’da hem ekonomik hem de kültürel anlamda tam bir kutuplaşma var. Trump’ın ekonomik politikalarıyla daha soldakinin arasında müthiş bir mesafe var, sosyal ve kültürel anlamda da var. Trump’a oy veren seçmen, ‘Ülke elimizden gidiyor, beyazlar azınlığa düşmeye başlıyor. Göçmenler her yerde. Bizi biz yapan bütün değerler erozyona uğruyor’ diyor. Demokratlara oy verenler tam tersine söylüyorlar. Daha çok kültürlü, laik, dünyayla barışık, azınlıkların da en az çoğunluk kadar yetkili hak sahibi olduğu bir düzen, bunları istiyorlar. İki farklı duruş var hem ekonomide hem kültürel anlamda. Biden’ın işi bu iki farklı görüşü olabildiğince birbirine yakınlaştırmak. Kamala Harris’i de bu anlamda önemli buluyorum. Mavi Amerika’nın en ideal örneği Kamala Harris. Hint asıllı, Jamaika asıllı bir anne babadan doğan Amerikan vatandaşı. Biden’ın da altını çizmişti ‘possibilities’, her şey mümkün yani. Kamala Harris gibi biri başkan yardımcısı oluyor. Aynen Obama’nın zamanında başkan olduğu gibi. Kendisi aslında beyaz öz bir Amerikalı Biden. Biden ve Kamala Harris ikilisi Amerika’nın geçmiş ve geleceğini bence iyi temsil ediyorlar. Trump-Pence ikilisinden ziyade Biden-Harris ikilisinden daha çok umut vadediyor Amerikan seçmenine."

    'Dünyanın ABD liderliğinin küresel hegemonyasına ihtiyacı yok. Biden da küresel hegemonya talep etmeyecek ama...'

    Prof. Oğuzlu, 'liberal uluslararası' ve 'küresel hegemonyacı' olmak üzere iki farklı stratejiyi ayırmak gerektiği görüşünü dile getirirken, ilkine ihtiyacı olan dünyanın ABD liderliğinin küresel hegemonyasına ihtiyacı olmadığını dile getirdi. Biden'ın da 'küresel hegemonyacılığı' takip etmeyeceğini söyleyen Oğuzlu, yeni başkanın Obama ile başlayıp Trump ile devam eden ABD'nin sorumluluklarını üzerinden atma ve ilgiyi ülke içinde sorunlara yöneltme tutumuna devam etmesini öngördü. Diğer yandan Biden Trump'ın aksine çok taraflı mekanizmaları önemsediğini belirten Oğuzlu, Rusya ve Çin bağlamında ise yeni başkanın Avrupalı müttefiklerle birlikte hareket ederek bu iki ülkeyi 'tehditleştirme' tutumunu sürdürmesini bekliyor:

    "İki farklı büyük stratejiyi birbirinden ayırmak lazım. Bir tanesi liberal uluslararasıcılık, bir tanesi küresel hegemonya. Liberal uluslararasıcılık iyi bir şey, bence buna dünyanın ihtiyacı var. Ama küresel hegemonya Amerikan barışına, Amerika’nın liderliğine küresel hegemonyasına ihtiyacı yok. Biden da küresel hegemonya takip etmeyecek. Obama ile başlayıp Trump ile devam eden o çizgi yavaştan sorumlulukları başkalarına verme, içe dönme, askerleri azaltma, çekme, sonu gelmeyen savaşlardan bir an önce kurtulmaya çalışma, ilgi ve alakayı ülke içindeki sorunlara kanalize etme. Bence bunlar devam edecek ama Biden’ın bir umut aşılayan yönü var. Çünkü çok taraflı mekanizmaları önemsiyor. Liberal demokratik ülkelerden oluşan birlikteliği önemsiyor. Her şeyden önce NATO’yu önemsiyor. Diplomatik yöntemleri önemsiyor. Yumuşak bir dil kullanıyor. Amerika’nın geleneksel müttefiklerini hem Avrupa hem de Asya’dakileri kazanma üzerinden bir strateji izliyor. Biden şu konuda çok net. Rusya ve Çin artık Amerika için düşman kategorisinde yer almasalar bile çok daha önemli tehditler. Bu anlamda Trump’ın bu iki ülkeyi tehditleştirme stratejisine devam ettirecek. Biden, Trump’tan farklı olarak şunu yapacak. Müttefikler üzerinden özellikle Avrupa’daki, bu iki ülke Çin ve Rusya’yı dengelemeye çalışacak. Nasıl ki Trump, ‘Askeri harcamalarınızı arttırın, yoksa NATO’yu terk ederim’ diyordu, Biden bunu yapmayacak açıkça ortada. Ama bu şu demek değil, ‘Avrupalılar yan gelip yatsınlar, güvenliklerini Amerika’nın üzerinden sağlasınlar’. Eskiden olduğu gibi böyle bir lüksleri artık yok. Almanya da bence bunu biliyor. Otoriteyi nasıl devşirdiğinize bağlı olarak değişiyor. Korkutarak mı yoksa kendinizi sevdirerek mi sonuç alacaksınız? Biden’ın Transatlantik ilişkileri önemsemesi bence kendiliğinden değerli. Merkel şunu kastetmiyor; NATO’dan bağımsız, ABD’den bağımsız tamamen kendi ayakları üzerinde duran tamamen otonom hareket eden bir ABD ordusu. Böyle bir şey Merkel’in kafasında yok, Biden’ın da. O da NATO’nun devamını istiyor ama Avrupa ayağının güçlendirilmesini istiyor. Bu anlamda Fransa üzerinde de bir baskı olacak. Macron’un çizgisi ne? Gerektiğinde NATO’dan bağımsız kendi ayakları üzerinde duran stratejik bir Avrupa Birliği ve kendi ordusu. Biden bu konuda da mesafeli olacak. Göreceksiniz, AB ülkelerinin genelinde savunmaya harcanan para bütçeden yüzde 2’si var, onun geçme ihtimalini görüyorum."

    'Biden Türkiye ile kurumsal ilişkileri rayına oturtmak isteyecektir'

    Oğuzlu, Biden'ın Türkiye'ye yönelik tutumu konusunda ise bardağın hem dolu hem de boş tarafının bulunduğu görüşünde. Demokrat liderin geçmişte Türkiye karşıtı pozisyonları çok rahat benimsediğinin görüldüğünü anımsatırken, diğer yandan devlet adamı olması ve uzun yıllara varan tecrübesinin Ankara ile kurumsal anlamda ikili ilişkileri rayına oturtmayı istemesini sağlayacağını dile getirdi. Oğuzlu'ya göre Biden, Çin ve Rusya karşısında ABD'nin güçlü pozisyonda olmasını istiyorsa, Türkiye'yi kazanması gerektiğinin farkında. Ortadaki risk ise Biden'ın politikalarının merkezine 'liberal demokratik ülkelerden oluşan bir küresel strateji koyarak Ankara'ya 'tarafını seç' deme olasılığı:

    "Bardağın hem dolu hem boş tarafı var. Boş tarafından başlayalım. Biden, Ermeni ve Rum lobilerine fazla teşne bir kişilik. Onların hoşuna gidecek söylemleri olmuş geçmişte ve Türkiye karşıtı pozisyonları çok rahatlıkla benimsemiş. Irak’ın bölünmesine destek vermiş, PYD’yi desteklemiş. Türkiye’nin liberal demokrasi noktasındaki sicilinden rahatsız. Türkiye’nin NATO içerisindeki Rusya’ya aşırı yaklaşan politikasından rahatsız. Doğu Akdeniz çerçevesinde daha çok Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin yanında durmuş. Sene başında yaptığı konuşmada mevcut AK Parti rejimini eleştirmiş. Birçok farklı yöntemlerle alaşağı etmeyi düşünmüş bir politikacıdan bahsediyoruz. Biden’ın bu politikalarından ve geçmişinden dolayı rahatsızlık duyulmasını haklı buluyorum. Ama Biden bir devlet adamı, uzun yıllara varan bir tecrübesi var. Türkiye ile kurumsal anlamda ikili ilişkileri tekrar rayına oturtmak isteyebilir. Hele Çin ile Rusya karşısında Amerika’nın güçlü bir pozisyonda olmasını istiyorsa Türkiye’yi kazanması gerektiğinin farkında. Bence daha vakur bir şekilde kişisel husumetleri de bir kenara bırakarak ikili ilişkileri daha sağlam kurumsal temeller üzerinde inşa etme noktasında bir çaba sarf edecek. Bunu öngörebiliyorum sadece. Trump ile yürüyen ilişkilere girersek çıkamayız. Ne olduğu belli olmayan, kişiden kişiye değişen ilişkiler. Kısa vadede belki avantajlıydı ama orta ve uzun vadede Türkiye’ye kaybettirecekti. Şimdi Biden ile belki kısa vadede sıkıntı yaşayacağız ama orta ve uzun vadede belki daha sağlıklı olacak. Bence Türkiye üzerindeki en büyük risk şu. Eğer Biden liberal demokratik ülkelerden oluşan bir yapılanmayı küresel stratejisinin merkezine koyarsa o zaman Türkiye’ye ‘Tarafını seç’ diyebilir. Trump o baskıyı kurmuyordu Türkiye üzerinde, rahattık o açıdan. Ama Biden bunu yapabilir. Bu riski göze almak lazım. Bizim de ona göre bir tez geliştirmemiz lazım."

    Etiketler:
    Rusya, Çin, Ankara, Joe Biden, Donald Trump, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın