18:17 25 Kasım 2020
Canlı Yayın

    'ABD Biden ile Çin'e karşı ittifak tesis etmeye çalışacak ancak hegemonya kurmak için artık yeterince maddi gücü yok'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    101
    Abone ol

    Gökhun Göçmen'e göre, Asya Pasifik'te 15 ülkenin imzaladığı en büyük serbest ticaret anlaşması RCEP, ABD'nin 'şeytanlaştırma' politikalarına karşı Çin'in zaferi. Göçmen ekonomik olarak tüm imzacıların yarar sağlayacağını belirtti. Göçmen, Biden'ın Çin'e karşı Avrupa ile ittifak tesisine çalışsa da başarısı şansını zor görüyor.

    Çin'in de aralarında bulunduğu Asya-Pasifik bölgesindeki 15 ülke dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması olan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Anlaşması'na (RCEP-Regional Comprehensive Economic Partnership) imza koydu. Japonya ve Avustralya gibi geleneksel Amerikan müttefiklerinin de tarafı olduğu anlaşmanın, dünyanın yükselen gücü Çin'in konumunu ve nüfuzunu güçlendireceği değerlendirmeleri yapılıyor. ABD'de Donald Trump'ın 3 Kasım seçimlerini kaybettiği görüşünün hakim olduğu bir ortamda Demokratik Partili Joe Biden başkanlığı altında son anlaşma ve Çin'e karşı tutumun nasıl şekilleneceği de tartışılıyor.

    Gelişmeleri Çin'i yakından izleyen gazeteci-yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

    'Asya bölgesi için büyük anlam ifade ediyor'

    Gökhun Gömen, RCEP'in bugüne kadar dünyada imzalanmış en kapsamlı serbest ticaret anlaşması olduğunu vurguladı. 2012'den bu yana geniş çaplı müzakereler sonucunda dünya ticaretinin yüzde 29.1'ini kontrol altında tutan 15 ülkenin koyduğu imzaların NAFTA ve AB'deki anlaşmaların çok daha üzerinde olduğunu dile getiren Göçmen, imzacı ülkelerin 20 yıl içerisinde gümrük vergilerini yüzde 90 oranında kaldırmalarıyla GSMH'lerde büyük artış öngörüldüğünü kaydetti:

    “Bölgesel kapsamlı ekonomik ortaklık. 15 ülkeden mütevellit, 2012’den günümüze 46 müzakere turu ve 19 görüşmenin ardından bu imzalanıyor. Rakamlarla açıklayacak olursak ismi mütevazi olan anlaşmanın kapsamını anlayabiliriz. Dünya nüfusunun 2.2 milyarını kapsıyor. Bu yaklaşık yüzde 30’una denk geliyor sanırım. Küresel gayri safi hasılanın 3’te 1’ine denk geliyor. Dünya ticaretinin yüzde 29.1’i bu bahsi geçen ülkeler içinde dönüyor. Küresel yatırımın da yüzde 32.5’i, yani devasa bir anlaşma. Dünyada bu zamana kadar imzalanmış en büyük serbest ticaret anlaşması. Bundan önce NAFTA ya da Avrupa Birliği’ndeki anlaşmaların çok üzerinde kapsamlı, geniş bir popülasyonu kapsayan bir serbest ticaret anlaşması. Özünde neyi öngörüyor bu ekonomik ortaklık? 20 yıl içinde imzacı ülkeler arasında ithalat işlemlerinin gümrük vergilerinin yaklaşık yüzde 90 oranında kaldırılması öngörülüyor. İçerisinde e-ticaret, fikri mülkiyet ve diğer sanayi dalları var. Bunlar artık elemine edilecek. 20 yıl sonunda bu vergilerin ortadan kaldırılması öngörülüyor. Bu Asya bölgesi için büyük bir anlam ifade ediyor. Bütün ülkelerin gayri safi hasılalarında büyük bir artış yaşanacak."

    ‘Çin için Trump’ın izolasyonist politikalarına karşı bir zafer’

    Göçmen bu anlaşma ile kazananın Çin olduğunun söylenebileceği görüşünde. Asya ülkelerinin pandemi krizini atlatmış göründüklerini, anlaşmanın ABD yönetiminin Çin'i şeytanlaştırmaya çalıştığı bir dönemde 14 ülkeyi masaya getirip kotarıldığını belirten Göçmen, bunun aynı zamanda diplomasinin de başarısı olduğunun altını çizdi:

    "Japonya örneğini verelim bu pandemi koşullarında. Asya ülkeleri hemen hemen pandemiyi atlatmış gözüküyor. Ticaretin hızlanmasını bekliyorlar. Japonya bu noktada Çin’e gümrük ithalatının yüzde 8’den yüzde 88’e çıkartacak. Bu anlaşmada kaybeden yok. Sadece Japonya oto parça sektörünün Çin satışları 50 milyar dolar seviyelerinde. Bu yüzde 8’den yüzde 88’e giden artışın ticareten ne anlam ifade ettiğini anlayabiliriz. Elbette işin bir de siyasi boyutu var. Burada da kazananı aslında Çin diye tarif edebiliriz. Çünkü hiç olmadığı kadar Amerika Birleşik Devletleri, Çin’e karşı şeytanlaştırma politikası uyguluyor. Tedarik zincirlerinden çıkarmak istiyor. Çin’i istilacı ya da anlaşmaya vardığı devletleri istismar eden bir devlet olarak tasvir ederek yapıyor. Çin bu pandemi koşullarında ve ABD’nin tarihte hiç olmadığı kadar baskı uyguladığı dönemde 14 ülkeyi masaya getirebiliyor. Masaya getirdiği ülkelerin arasında Japonya, Avusturalya gibi Pekin yönetimine karşı daha mesafeli duran ülkeler de var. Bu ülkeleri masaya getirip imza attırıyor. Bu büyük bir diplomasi başarısı."

    'Hindistan'a kapı hala açık'

    Göçmen, anlaşmanın Çin nezdinde, çok taraflılığın zaferi olarak tasvir edildiğini belirtti. Siyaseten kazananın Çin olduğu söylenebilecekken, ekonomik anlamda tüm ülkelerin kazancının olacağını belirten Göçmen, Financial Times'ın bu anlaşmayla küresel ekonomiye de 20 milyar dolar yahut daha fazla katkı beklendiğini yazdığını aktardı. Hindistan'ın Çin faktörü nedeniyle anlaşmadan çekildiğini ancak bu ülkeye de kapının açık olduğunu belirten Göçmen, ABD'nin çizdiği jeopolitik denklemin de Yeni Delhi'nin kararında etkili olmuş olabileceğini vurguladı:

    ''İdeolojik anlamda Trump’ın içe kapanan izolasyonist politikalarına karşı da çok taraflılığın bir zaferi olarak tasvir ediliyor Çin nezdinde. O yüzden siyasi açıdan açık ara kazananın Çin olduğunu söyleyebiliriz. Ama ekonomik anlamda tüm ülkelerin kazancı olacak. Financial Times’ın haberine göre küresel ekonomide de 20 milyar dolar ya da daha fazla bir katkıda bulunması bekleniyor. Hindistan da gelirse neredeyse yüzde 47’ye çıkacak yani dünya nüfusunun yarısını kapsayacak bir serbest ticaret anlaşması olacaktı. Ama Hindistan içerisinde değil fakat kapı da kapanmış değil. Hindistan için özel düzenlemeler yapmaya hazır olduklarını belirtiyorlar. Hindistan’ın iki çekincesi var. Bunlardan ilki ticari noktalarda. Çin yüksek kaliteli ürünler üretirken daha düşük kalite emek yoğun fakat daha az kar marjı bırakan sektörler artık Asya’nın diğer bölgelerine kaymaya başladı. Bu noktada da Hindistan öne çıkıyor. Hindistan hem tarım hem de diğer ürünlerde vergi muafiyetinin genişletilmesi daha fazla imtiyaz talep etti New York Times’ın aktardığına göre. Çin’in ise bu noktada taviz vermedi iddiasında bulunuyor. Çin de gereken düzenlemeleri yapmaya hazır olduklarını belirtiyor. İkinci nokta ise tahminimce jeopolitik bir nokta. Sadece Trump değil öncesinde de Asya’ya yönelişi vardı Amerika’nın. Trump ile birlikte değişen buna bir de Hindistan’ı ekledi. Yani Asya Pasifik değil Hint Pasifik dedi. Dolayısıyla Hindistan’ın Washington ile jeostratejik bir ortaklık kurmak istediğini de görüyoruz. Diğer yandan bölgesel kapsamda ekonomik ortaklık içerisinde Japonya, Çin, Güney Kore gibi bunlar sırasıyla birinci, ikinci ve dördüncü ekonomiler. Hindistan bunun gölgesinde kalacaktı. Dolayısıyla bu birliğe rol verecek, elbise dikecek bir pozisyonda olmayacağı için de bekletmiş olabileceği yönünde yorumlar var.”

    'Trump Obama'nın tarif ettiği en kötü senaryoyu gerçekleştirdi'

    Göçmen, Biden'ın olası yönetimini anlamak için başkan yardımcılığını yürüttüğü Obama'yı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Obama'nın bölge için Trans Pasifik ortaklığını sunduğunu ve kabul ettirdiğini ancak Trump'ın Trans bu anlaşmadan çekilmesiyle durumun değiştiğini belirten Göçmen,

    Trump'ın böylece Obama'nın tarif ettiği en kötü senaryoyu gerçekleştirdiğini kaydetti. Biden'ın ise şimdi Çin ile iletişime hazır olduğunu söylemesine karşın ittifakları Pekin'e karşı seferber etmekten de söz ettiğini vurgulayan Göçmen, Biden'ın ABD içinde daha büykü dertlerle karşı karşıya olduğunun altını çizdi:

    “Biden’ı anlamak için Obama’yı göz önünde bulundurmak lazım. Birlikte çalıştılar. Hemen hemen aynı fikirleri paylaştıkları söylenebilir. Obama bu bölgesel kapsamlı ortaklığın öncesinde iktidardayken Trans Pasifik ortaklığını sunmuştu ve kabul ettirmişti. Bu anlaşma kabule edilirken şundan bahsetmişti Obama, eğer Asya’da kuralları biz yazamazsak, Çin gelip yazacak ve kendi kurallarını dayatacak demişti. Trump geldi iktidara. 2017’de Trans Pasifik anlaşmasından çekildi. Çin o boşluğu doldurdu. Ülkeleri bir araya topladı, organize etti, kuralları yazdı. Gelinen noktada Çin, Obama’nın tarif ettiği kendileri için en kötü senaryoyu da gerçekleştirmiş oldu. Biden hangi yönde adımlar atabilir? Uluslararası ittifaklara oldukça önem verdiği ortada. Zaten dergiye yazdığı makalede de bundan bahsetmiş. Çin’e karşı bir koalisyon kurmaktan her ne kadar bu Amerika’nın Demokrat fikir babalarından Kissinger uyarsa da tek bir ülkeyi hedef alan koalisyonlar bizi yeniden soğuk savaşa götürür, bizim Çin ile ayrışmaya değil iletişime var dese de Biden da sert söylemleriyle öne çıkıyor, ittifakları Çin’e karşı seferber edeceğim diyor. Bunu yapması için artık tren kaçtı mı, bunu zaman gösterecek. Çünkü Biden’ın elinde uğraşması gereken iki önemli problem var. Bunlardan ilki ekonomik kriz ve buna bağlı olarak ülkedeki yatırımın, yenilikçi şirketlerin giderek Çin’in gerisine düşmesi. Biden özellikle onlara yatırım yapmak zorunda. Trans Pasifik ortaklığı gibi kendisinin de diğer ülkelere ‘sus payı’ verebileceği ya da siyasi rüşvet telkin edeceği bir pozisyonda değil önce kendisini güçlendirmek zorunda ki bu Trans Pasifik ortaklığına Obama döneminde de güçlü bir itiraz vardı. Biden, Trans Pasifik ortaklığıyla ilgili konuşurken, gelişmeleri gözlemleyeceğim dedi. Doğrudan katılacağım demedi. Bu çok önemli."

    ‘Biden çık dese çıkarlar mı? Asya’daki şirketler bu anlaşmayla beraber değerlerini arttırmış durumdalar’

    Çin’e gelene kadar Joe Biden’ın önünde çözmesi gereken iki önemli problemin olduğunu belirten Göçmen, bunların ekonomik kriz ve pandemi olduğunu anımsattı. Bedin'ın Asya Pasifik bölgesinde Çin'e düşman ittifakları derhal kurabilmesinin çok mümkün görünmediğini belirten Göçmen, RCEP'in imzalanmasıyla Asya’daki bütün küresel şirketlerin değerlerinin arttığına işaret etti:

    ''İkinci önemli problem ise yeni tip koronavirüs salgını. Neredeyse 250 milyonu aşan bir ölümden bahsediyoruz. Muhtemel Biden yönetiminin enerjisini bu iki noktaya vermesi doğal. Obama’nın yeni bir kitabı çıktı, ‘Vadedilmiş topraklar’. Orada Çin’den bahsediyor. O konuşmalar Biden’a da bir mesaj olarak okunabilir. Şunu söylüyor: ‘Çin’e karşı daha sert adımlar atabilirdim. Ticaret savaşı başlatabilirdim. Ama 2008 krizi çıktı. Dolayısıyla benim Çin’e karşı atacağım bir adım küresel resesyonu, durgunluğu tetiklerdi. O yüzden sert davranamadım, iş birliğine gittim’. Biden yönetimi eğer iktidara gelirse, bir terslik yaşanmazsa 2008 krizinin çok daha acı bir tablosuyla karşı karşıya olacak. Neredeyse 1929 Buhranını geçen bir ekonomik sıkıntıyla karşılaşılacak. Kucağına bırakılan halk sağlığı krizi var bir de. hal böyle olunca Çin’e karşı iktidara geldiği andan itibaren Asya Pasifik bölgesinde düşmanca ittifakları derhal kurabilmesi mümkün değil, benim fikrim bu yönde. Asya’da şirketler Trump onları hep Güney Amerika’ya çağırıyordu. Şimdi öyle bir anlaşma yapıldı ki Asya’daki şirketlerin hepsi değer görmeye başladı. Anlaşma şunu söylüyor: Bu 15 ülkenin içerisinde üretilen parça nerede olursa olsun vergi muafiyeti uygulanacak. Ancak bu sınırın çıktığınız zaman size vergi muafiyeti yok. Asya’daki şirketler şunu düşünüyordur. Yarın Çin’den çıktığım zaman, Trump’ın istediği gibi ya da Biden da bunu diyecek kendi şirketlerine yatırım yaptırmak için, parçaların ülke içinde üretilmesini isteyecek. Küresel şirketler o zaman 2.2 milyarlık pazarı kaçırmak isteyecekler mi? Bu küresel şirketlerin çok fazla bunu dinleyeceğini düşünmüyorum. Emek yoğun ve çok daha düşük maliyetle üretim yapabiliyorlar. Sadece Çin 1.4 milyar nüfusluk bir pazarı ve düşük maliyetli üretimi elinin tersiyle itip aynı zamanda Amerika’ya dönüp Biden’ın taleplerini mi yerine getirecek? Asya’daki şirketler bu anlaşmayla beraber değerlerini arttırmış durumdalar.”

    'Çin'e karşı Avrupa ile ittifak kuracak ama bu görünürde kalacak'

    ABD’nin ittifaklar üzerinde hegemonya kuracak gücü kalmadığı görüşündeki Göçmen’e göre görünürde Biden, özellikle Avrupa ile bir ittifak kurulacak ancak pratikte Pekin'e karşı bir seferberlik haline dönüştürülmesi zor bir ihtimal. Göçmen Avrupa'nın ve özellikle Almanya'nın da Çin ile derin ilişkilerine dikkat çekti:

    “Amerika’nın temel olarak istediği bu. Çünkü ideolojiler, kimlikler üzerinden bir kamplaşma yaratmak istiyor. Fakat orada bir acı gerçek var. Hegemonya meselesi. İttifakları tesis edebilirsiniz, küresel kurumları tekrar oluşturabilirsiniz fakat ittifaka aldığınız ülkeler üzerinde hegemonyayı nasıl sağlayacaksınız? Bunun için ciddi anlamda bir maddi güç gerekli. Fakat Amerika’da artık bu maddi güç yok. İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasında oluşan küresel düzlemde Amerika neredeyse dünya ekonomisinin yüzde 40’ına hakimdi. Bugün geldiğimiz noktada böyle bir durum yok. Bir program oluşturması, Avrupa ülkelerine böyle bir kaynak ayırması mümkün gözükmüyor. Bu ittifaklar görünürde oluşacak ama pratiğe geçmek anlamında Çin’e karşı seferberlik anlamında gerçekleşmesine düşük ihtimal veriyorum. Çin sadece Asya değil AB ile de serbest ticaret anlaşması yürütüyor. Geçtiğimiz günlerde bu serbest ticaret anlaşmasını coğrafi işaretlemeler olarak bilinen bölümü tamamlandı. Avrupa Birliği diğer taraftan da hızla bastırıyor. Bu yılın sonuna kadar bu serbest ticaret anlaşmasını imzalayalım diye. Biden ya da Amerika’daki herhangi bir iktidarın gelmesiyle artık hegemonya tesis edilecek ve eskiden olduğu gibi soğuk savaş biçiminde kamplaşma olacak demek akla yatkın gözükmüyor. Çünkü Çin, Sovyetler Birliği değil. Sovyetler Birliği döneminde ekonomik anlamda bağ çok fazla yoktu, doğu ve batı bloku arasında böyle bir geçişkenlik yoktu. Fakat bugün Çin her yerde. Ya da Avrupa, Çin’in her yerinde. Volkswagen’ın en fazla araba sattığı ülke Çin. Bu pazardan ayrılmak istemeyecektir diye düşünüyorum. Amerika karşılığında ne vadediyor? Eski güzel günlerin hatıralarını tekrarlamak isteyebilir, ‘özgür dünya söylemi’ tutturabilir. Bu bir nebze de karşılık görmüş olabilir. Ama işin acı tarafına geldiğimizde batı bloku için, çıkarlar söylemlerle örtüşmek zorunda. Almanya, Fransa bunu hesap edecektir. Kendileri de stratejilerini güncellerler. Tam anlamıyla Çin ile birlikte hareket ettiklerini söylemiyorum. Hatta onlar da yavaş yavaş bu meselenin ticari ve siyasi boyutunu ayırmak niyetindeler. Biden döneminde insan hakları söylemlerinin daha fazla öne çıktığını göreceğiz. Ama köprüleri atmak, Çin’i yalnızlaştırmak, kuşatmak ya da yükselişini baskılamak anlamında bunun gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Çin’in Global Times gazetesinde baş yazar, şunu yazdı. Çin’e karşı başına bela etmek istediğiniz her şey aslında Çin ile ilişkisi olan ülkelerin belası haline gelecektir. Siz bugün Çin’i izole ettiğinizde aslında Alman ticaretini izole etmiş olacaksınız. Siz bugün Çin’i baskıladığınızda aslında size en fazla katma değeri getiren şirketlerinizi de baskılamış olacaksınız. Bunu söylüyor. Eskinin paradigmalarına, soğuk savaş mantığına uyan bir şey değil bu.”

    Etiketler:
    Avrupa, Joe Biden, Çin, ABD, Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP), Asya Pasifik İşbirliği Örgütü (APEC)
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın