04:42 27 Ocak 2021
Canlı Yayın

    ‘Türkiye Doğu Akdeniz politikalarında değişiklik yapmazsa yaptırım kararı çıkacaktır’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 1022
    Abone ol

    Yücel Özdemir’e göre Berlin Konferansı'nın katılımcısı olmasına rağmen İrini operasyonu gereği sivil gemisinin aranmasına izin vermemesi Türkiye'yi 'zan altına' soktu. AB ile ilişkilerinin artık Türkiye'nin iç meseleleri değil dış siyasetiyle bağlı hale geldiğini belirten Özdemir, Ankara Akdeniz'de geri adım atmazsa AB'den yaptırım kararı bekliyor.

    Türkiye-AB ilişkileri, 10-11 Aralık'taki Avrupa Birliği (AB) zirvesi öncesinde gerilmişken, Libya'ya uygulanan silah ambargosu üzerinden yeni bir kriz ortaya ıktı. AB'nin Akdeniz'deki İrini Harekatı'nda görevli bir Alman firkateyninin Libya'ya silah taşındığı şüphesiyle Türk bandıralı bir yük gemisine adeta baskın düzenlemesi, Ankara'nın sert tepkisine yol açtı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı geminin hukuk dışı bir biçimde aranmasını protesto etti.

    Son gerilim Ankara'dan art arda Türkiye'nin AB üyeliği stratejik hedefine bağlılık bildiren beyanlar ve Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'ın hafta sonundaki Brüksel temaslarının ardından geldi. Geçen ekim ayındaki zirvede Ankara'ya özellikle Doğu Akdeniz'deki politikaları konusunda mühlet tanımış olan AB'nin aralık zirvesinde yaptırımlara yönelik adımlar atacağı beklentileri bulunuyor.

    Gelişmeleri Evrensel Gazetesi Almanya Temsilcisi Yücel Özdemir ile konuştuk.

    ‘Türkiye’nin gemiyi aramaya izin vermemesi şüphe yarattı’

    Yücel Özdemir'e göre İrini misyonu çerçevesinde Almanya'nın silah kaçakçılığı gerekçesiyle arama yapmak istediği gemi için dört saatlik müzakerelerde izin çıkmaması Berlin nezdinde Türkiye'yi 'zanlı' konumuna düşürdü. Daha önce benzeri gerilimin Fransa ile yaşandığını anımsatan Özdemir, Türkiye'nin ayı zamanda bu yıl başında Berlin Konferansı'nda alınan kararların katılımcısı olarak İrini operasyonuna onay vermiş ülkelerden birisi olduğunu anımsattı:

    “Operasyonu yapanın Almanya olduğu net. Zaten bu sabah Alman basınında da konuyla ilgili ayrıntılı bir şekilde bilgiler yer almaya başladı. Türk bandıralı geminin Bingazi’nin 200 km açıklarında durdurulduğu ve Alman askerleri tarafından aranmak istendiği açık olarak belirtiliyor. Ancak Türk bandıralı olduğu için geminin arama işlemine izin vermesi gerekiyor. Yapılan görüşmelerden sonra Türkiye gemide aramaya izin vermedi. Vermeyince de Alman askerleri geri çekilmek zorunda kaldı deniliyor. Bütün bu pazarlıklar 4 saat sürmüş. Der Spiegel dergisinde ayrıntılı olarak yer alıyor. Tabii, bu şu anda Almanya’daki algısı ve Alman basınında verildiği hali, silah kaçakçılığına karşı operasyon şeklinde. Yani Türkiye’nin gemide arama yapmaya izin vermemesi bu şüpheleri güçlendiriyor. Bu gemi Libya’da Türkiye tarafından tanınmış olan hükümete silah mı götürdü? Bu konuda Irini’nin merkezinde çok sayıda bilginin olduğu ifade ediliyor. Hatta bugünkü basında, özellikle Der Spiegel’da öne çıkıyor. Daha önce de başka bir gemide benzer bir arama yapılmış ve o gemide de sadece savaş uçaklarında kullanılan benzin bulunmuş, götürülmek üzere. Dolayısıyla, benim de anladığım kadarıyla Türkiye de ‘hayır, bu gemide silah yoktu ve biz buna izin vermedik’ demiyor. Sadece, Irini adıyla görevlendirilen Avrupa Birliği misyonunun arama yetkisi olmadığı ifade ediliyor. Halbuki, biliyoruz ki bu yılın başında Berlin’de Libya konferansı yapıldı. Bu Libya konferansında bütün konferans katılımcısı ülkeler taraflara silah ambargosu uygulanması konusunda anlaşmışlardı. Bu taraflar derken, Türkiye’nin ve Avrupa Birliği’nin tanıdığı resmi hükümet; Serrac hükümeti, karşıda Halife Hafter’in temsil ettiği kesime karşı tüm çatışan güçlere karşı silah ambargosu kararı alınmıştı. Bu tabii, Türkiye’nin aramaya izin vermemesi, Türkiye’yi yeniden zan altında bırakıyor. Daha önce zaten Fransa’yla da benzer bir gelişme yaşanmıştı. Bu, Türkiye üzerindeki zanı güçlendiriyor.”

    ‘Asıl mesele Almanya'nın pozisyon değiştirip değiştirmeyeceği'

    Özdemir'e göre AB'nin 10-11 Aralık zirvesi öncesinde tıpkı ekimdeki AB zirvesinden önce gördüğümüz geçici geri adımlar gündeme taşınıyor. Ancak Ankara'dan AB hedefine bağlılık teyit eden son mesajlar ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın ziyaretinin Alman basınında fazla yankı bulmadığını kaydeden Özdemir, bu kez asıl sorunun Berlin'in Ankara'ya geçmişte yaptırımlara geçit vermeme pozisyonunu koruyup korumayacağı olduğunu dile getirdi:

    "Doğrusunu sorarsanız, Alman basınında özellikle İbrahim Kalın’ın ziyaretiyle ilgili pek fazla bilgi yok. Kimse fazla görmedi. Ancak birkaç gazetede son olarak Türkiye’den ‘yönümüz Avrupa, stratejik ortaklığımız’ gibi ‘Erdoğan yeniden yüzünü Avrupa’ya mı döndü’ soru işaretli bazı makaleler çıkmaya başladı ama burada çok temkin de ifade ediliyor. Yani, ‘evet, Türkiye bundan sonra Avrupa’yla hareket edecek’ de denmiyor, biraz acaba arkasında neler var diye düşünülüyor. Dolayısıyla çok güven verici yaklaşım olmuyor. Ama aslında benzer bir yaklaşım 1 Ekim’deki zirve öncesi de olmuştu. 1 Ekim’den önce de Türkiye, Oruç Reis gemisini tamir amaçlı geri çekmişti. Ama bu tam zirve öncesine denk gelmişti. Bu tabii, Avrupa Birliği tarafından iyi niyet olarak değerlendirilmişti. Sanki Türkiye Akdeniz’deki bütün bu gerilimi, tansiyonu düşürmek için bundan sonra diyalog yollarına başvuracaktı ve bu özellikle Fransa’ya, Yunanistan’a karşı daha yumuşak bir siyaset izleyen Almanya’nın elini güçlendirmişti. Almanya da bu çerçevede hemen yaptırım kararının çıkmaması için zirvede bir karar almıştı. Şimdi İbrahim Kalın’ın ziyareti de zaman kazanmaya yönelik benzer manevra mı acaba? Hem Türkiye hem Almanya tarafının. Birden karşı karşıya alıp hemen yaptırımları uygulayıp Türkiye’yi diğer tarafa iten bir pozisyon değil, ‘hayır, Türkiye yönünü Avrupa’ya dönmüş ve bu konuda bazı adımlar atma niyetinde, biz daha zaman tanıyalım’ gibi ama özellikle Libya özelindeki bu son gelişmeyle bağlantılı olarak Almanya eski pozisyonunu koruyacak mı korumayacak mı? Şu anda Maas’ın verdiği mesaj, Merkel de aslında geçen hafta böyle bir mesaj verdi, Türkiye’ye ‘haydi bizi tatmin edecek bir şeyler yapın, en azından biz eğer Fransa’nın ve Yunanistan’ın istediği sertlikte eylemlerin önüne geçmek istiyorsanız o zaman bizim de elimizi güçlendirin’ sanki böyle bir okuma gibi geliyor bana. Çünkü Almanya AB dönem başkanı. Bu konuda bir diplomatik trafiğin en azından arka koridorlarda sürdüğünü görüyoruz. Ama ne kadar bu zirvede gerçekleşir, ne kadar etkili olur, şu anki pozisyonlara baktığımızda ben biraz zor görüyorum. Çünkü zaman biraz daralıyor sürekli."

    'Artık Türkiye-AAB ilişkileri Türkiye iç siyasetinden çok, dış siyasetiyle bağlı hale geldi’

    Özdemir geçmişte Türkiye-AB ilişkilerinde Türkiye'nin uyum yasaları, demokrasi ve insan hakları ile ekonomi gibi meseleleri konuşulurken artın Ankara'nın dışarıya yönelik yürüttüğü siyasetinin belirleyici hale geldiğine dikkat çekti:

    "Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yönünü dönmesi için Akdeniz’deki politikasını değiştirmesi lazım ve bunu Josep Borrell açıkça söyledi. ‘Türk dış politikasında, Akdeniz’de köklü bir değişiklik olması gerekli’ dedi. Demek ki bu değişiklik olmadığı takdirde bundan sonra çok fazla tahammül edilecek bir süreç yok. Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini daha çok demokrasi, insan hakları, ekonomi gibi çerçevelerde konuşuyorduk. Türkiye’nin içerisinde Avrupa uyum yasalarıyla bağlanım konularını konuşuyorduk. Ama artık Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri Türkiye’nin iç siyasetinden çok, dışarıdaki gelişmeler ile bağlantılı izlediği siyasete bağlı hale geldi. Bu da çıkarlar çatışmasının sertleştiğini ve Türkiye demokrasi konusunda uzlaşabilir ama dış politikada uzlaşmayacağı çok nokta var.”

    ‘Türkiye’den Avrupa’ya yapılan çıkışlar, Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenlilerin hayatlarını zorlaştırıyor’

    Özdemir’e göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan AB'ye yönelik ‘bağırdıkça’ Türkiye’nin Avrupa’daki etki alanı daralıyor. Erdoğan’ın Merkel ve Almanya’ya Hitler benzetmesi yapmasına Almanya’dan yüksek tarzda bir cevap gelmediğini ancak ülkücü hareketin yasaklanma sürecinin bununla ilgili olduğunu ifade eden Özdemir, Türkiye’den gelen bu açıklamaların Avrupa’da yaşayan Türklerin hayatlarını zora soktuğu görüşünde:

    “Aslında şöyle özetleyebiliriz; Erdoğan bağırdıkça Avrupa’da Türkiye’nin etki alanı daralıyor. Avrupalılar Erdoğan’ın tarzıyla bağırmıyorlar ama kendilerine göre iş yapıyorlar. Çünkü İslamofobi üzerine yapılan tartışmada Erdoğan önce öğretmen Samuel Paty’nin katledilmesini, kafasının kesilmesini alçakça bir saldırı olarak değerlendirip, bundan sonra Avrupa’nın eleştirilerini yapsaydı belki anlaşılırdı ama Erdoğan neredeyse buna hiç değinmedi. Tamamen, Fransa’nın bazı Müslümanlara yönelik saldırıları, yasakları ve saire, aynı dönemde Berlin’de bir caminin polis tarafından basılması birden İslami değerler üzerindeki bir şeyi güçlendirdi ve Avrupa da tepki gösterdi. Erdoğan geçmişte de, Merkel’i ve Almanya’yı Hitler faşizmi tarihini hatırlatmıştı. Ama buna yüksek tarzdan bir cevap vermedi. Anlayabildiğimiz kadarıyla bu Bozkurtçular hareketiyle birlikte doğrudan Türkiye’nin kontrolü altındaki hareketlere karşı adım adım çember daralıyor. Bozkurtçuların yasaklanması aslında Erdoğan’a bir mesaj. Çünkü doğrudan Türkiye’yle bağlantılı olduğu ifade ediliyor ve bunların kışkırtıcılık yaptığı biliniyor, toplumu içe kapattığı biliniyor. Eğer Erdoğan bugünkü politikasına devam ederse, doğrudan Erdoğan’a bağlı kurumlar var Almanya’da. Bunların başında, doğrudan AKP’nin uzantısı olan Uluslararası Demokratlar Birliği var. Daha doğrusu Diyanet İşleri’nin Avrupa’daki uzantısı olan Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği var. Bunun üzerinde de şu anda tartışma yürütülüyor. Özellikle Türkiye’den imamların Avrupa’ya, Almanya’ya gönderilmesinin değişik versiyonlarla engellenmesi süreci var. Daha önce Avusturya yapmıştı. Türkiye’nin Avrupa’daki siyasi etkisini, özellikle Türkiye kökenli göçmenler üzerinden güçlendirme çalışmasına, şu anda Bozkurtçular Almanya açısından tam olarak yasaklanmış değil, ama İçişleri Bakanlığı’na parlamento tarafından yetki verildi ve her an yasaklanabilir. Dolayısıyla Türkiye’den Avrupa’ya bu tür çıkışlar yapıldığı sürece, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin, bunlar AKP’li olsun olmasın, yaşamı daha da zorlaştırılıyor. Bunların kurmuş olduğu en azından Avrupa’daki yaşama dair ihtiyaçlarını karşılayacak kurumlar varsa bunların faaliyet alanını zorlaştırıyor. Gerçekten de bir dış politika argümanı olarak içeride belki dini ve milli değerlerin körüklenmesine yol açabilir ama Avrupa’daki insanların hayatını gerçekten de zorlaştırıyor. Merkel’e, Almanya’ya Nazizim olarak tanımlaması gerçekten kabul edilecek bir durum değil. Çünkü bugünkü Almanya’yı Hitler faşizmi dönemiyle kıyaslamak tarihi, Hitler faşizminin yaptığı barbarlığı görmemek ve bunu yumuşatmak anlamına geliyor. Bu kabul edilebilecek bir durum değil. Bunu sadece ben söylemiyorum. AKP’ye yakın kurumlarla görüştüğümde, bu görüşlerin onların Almanya’daki hayatını zorlaştırdığını ve bunları Almanlara açıklamakta zorlandıklarını açıkça söylüyorlar. ‘Keşke, Erdoğan Almanya ile bu gerilimi tırmandırmasa’ diyorlar. Hakikaten her iki ülke arasındaki ilişkilerin daha yumuşak, işbirliğinin güçlendiği dönemlerde, Almanya’da yaşayan 3 milyon Türkiye kökenli göçmenler var ve bu insan her gün Almanlarla karşı karşıya iş yerinde, okulda, mahallede, dükkanda, alışverişte. O zaman normal insanlar arasındaki önyargıyı körükleyen bir yaklaşım oluyor, Türkiye’den yapılan açıklamalar. Dolayısıyla her iki ülke arasındaki tansiyonun düşmesi gerekiyor.”

    ‘Türkiye geri adım atmazsa, yaptırım kararları çıkacaktır’

    Özdemir “Türkiye geri adım atmazsa, evet. Türkiye’ye zaten Kasım-Aralık ayına kadar bir takvim belirlenmişti. Türkiye’nin de bu konularda adım atması istenmişti. Türkiye’nin Akdeniz politikasında bir değişiklik olmazsa Merkel’in de engellemeyeceği şekilde bazı yaptırım kararları çıkacak diye düşünüyorum” diye ekledi.

    Etiketler:
    Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın