12:38 04 Mart 2021
Canlı Yayın

    'Böyle bir olay başka ülkede yaşansaydı ABD müdahale için olanakları seferber etmeye hazırlanırdı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 40
    Abone ol

    Çağlar Tekin'e göre ABD’de Kongre'nin basılmasıyla yaşanan kalkışma başka ülkede olsaydı, Washington müdahale için planlar hazırlıyor olurdu. Dünyada siyasetin 'halksızlaştırıldığını', sistemin faşizan eğilimleri artırdığını söyleyen Tekin, ABD siyasi elitlerinin Trump'ı azlederek ortamı germek yerine üzerine kapatmak isteyecekleri görüşünde.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın 3 Kasım'daki seçimi sonuçlarını tanımamaktaki ısrarını, destekçilerini rakibinin başkanlığının tescilleneceği Kongre oturumunu basmaya vardırması, Amerikan siyasetini karıştırdı.

    Aşırı sağcıların da yer aldığı güruhun Amerikan başkentinin kalbindeki Kongre binasında (Capitol Hill) oluşturduğu görüntüler, Amerikalıları ve tüm dünyayı şoke etti. Dört kişinin hayatını yitirdiği, 52 kişinin tutuklandığı olaylar Kongre üyelerinin sığınağa alınması ve Ulusal Muhafızlar'ın devreye sokulması eşliğinde 4.5 saati buldu. Ardından başkent Washington DC'de sokağa çıkma yasağı devreye sokuldu. Baskının ardından toplanan Kongre, yeni üyeleri eşliğinde Joe Biden'ın başkanlığını tescillerken, Trump'ın azli tartışılmaya başlandı.

    ABD'yi sarsan olayın öncesinde Amerikan hükümeti dünyada basın özgürlüğü açısından sembol haline gelen Wikileaks'in kurucusu Julian Assange'ın Londra'da görülen 'casusluk suçundan iade davasında' önemli kazanım elde etmişti. Britanyalı hakim her ne kadar ABD'nin Irak savaşı ve diplomatik yazışmalar dahil 'kirli çamaşırlarını' ortaya dökmüş Assange'ın iade talebini 'sağlık gerekçesiyle' geri çevirse de Washington'ın argümanlarını sahiplendi. Assange, ABD hükümetinin temyizine fırsat tanıyacak şekilde 'kaçma şüphesi' gerekçesiyle kefalet talebi de reddedilerek hapse yollandı.

    ABD başkentini sarsan kalkışma ve ABD'nin demokrasi, basın örgürlüğü ve insan hakları iddialarını zedeleyen Assange davasını gazeteci-yazar Çağlar Tekin ile konuştuk.

    ‘Başka ülkede olsaydı...'

    Çağlar Tekin'e göre, ABD’de yaşanan Kongre işgali küresel çapta politikalarının dönüp dolaşıp kendi iç siyaset düzenini vurmasıyla bağlantılı. 1990'lardan bu yana 'siyasetin halksızlaştırılması' sürecinin işlediği görüşündeki Tekin, siyasetin 'zenginlere ait' bir alana dönüştüğünü, ABD dışındaki pek çok ülkedeki siyasi sistemlere ise müdahalelerin yapıldığını dile getirdi. Tekin, Latin Amerika'daki seçim süreçlerine yapılan müdahalelere dikkat çekti:

    “Ortada açık ve net bir biçimde eğilim var. Özellikle 1990’da dünya siyasetinden solun çekilmesiyle beraber bir eğilim gelişmeye başladı. Bu eğilim giderek de güçlendi. Ne bu eğilim? Halkın siyaset alanından seçiminin, halkın siyasete katılımının bir biçimde silinmesi yöntemi hızlı bir biçimde siyaset dünyamıza girdi. Bunun birden fazla varyantı, biçimi, birden fazla yöntemi oldu. Bunlar siyasetin birçok yerde elitlere devriyle oldu. Siyasete girmenin zenginlik gerektirmesiyle oldu. Halkın siyasete katılımının sandıkla sınırlandırılma biçiminde oldu. Tüm bunların bileşkesi olarak gördüğümüzde Amerika’da yaşanan şey aslında bir eğilimin devamı yani artık halk oyunun da anlamsızlaştırılmaya başlaması sürecinin bir köşe taşı aslında sadece. Gökten düşmedi bu süreç. Amerika’da durup dururken Beyaz Saray’ı basmaya kalkışılmadı. Aslında darbevari bir süreç işletmeye kalkmadı. Dünyada peyderpey işleyen siyaset düzeninin, mekanizmasının değiştirildiği yörünge sonucu, bir yandan ülkelerdeki siyasi seçimler yok sayıldı, oralara müdahaleler başladı, bunu hem Latin Amerika’da hem bölgemizde sıklıkla gördük. Seçimler olsa, seçimlerin sonucunda bunların tanınmaması çok açık bir biçimde yapıldı, gizlenmedi. Müdahale etmek için gerekçeler uyduruldu, bu gerekçeleri uyduranlar aklandı. Irak müdahalesini hatırlarız, kimyasal silah meselesi döndü, bundan sonra hepsinin bir yalan olduğu ortaya çıktı. Bunu yazan gazeteci affedildi, milyonlarca Iraklı öldüğüyle kaldı. Suriye’ye işler sıçradı. Türkiye’deki mekanizma açık bir biçimde ortada. ‘Seçimle kazansanız iktidarı size vereceklerini mi sanıyorsunuz’ türünden açıklamaları duyar hale geldik. Bizim ülkemizde de yaşanıyor bunlar, işte Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri eylem yapıyor, buradan bir darbe söylentisi yaratılmaya çalışılıyor. Bunun darbeyle alakası olmadığını hemen herkes biliyor. Liberal gazeteciler bugün sosyal medyada acı bir şekilde gülümseten açıklamalar yapmaya başladı. Bunların bütününden gördüğümüz şey, siyasetin halksızlaştırılması sürecinin işletilmesi aslında. Amerika’da gördüğümüz şey tam olarak bu.”

    ‘Sistemin yarattığı etki faşizan eğilimlerin güçlenmesini sağlıyor’

    Sistemin uç faşizan eğilimlerin güçlenmesine yaradığı görüşündeki Tekin, Trump ve taraftarlarında görülenin de bu olduğunu dile getirdi. Sınıfların uzağında bir takım sembollerin üzerinde kurulmuş, toplumun geri kalan kesimini önemsemeyen bir döngünün söz konusu olduğunu dile getiren Tekin, hem ABD'de hem de dünyanın geri kalanında son olarak pandemi sırasında yaşanan halk sağlığı krizinde bile sistemin umursamazlığının ortaya serildiğini söyledi:

    “Sistemin içinde yarattığı etki daha uç faşizan eğilimlerin güçlenmesini sağlıyor. Bu faşizan eğilimler kendileri dışındaki toplumsal katmanları önemsemez hale geliyor. Trump’ta gördüğümüz şey de bu. Faşizan eğilimlerin artması, Senato’ya girenlerin tiplere bakıyoruz, aralarında Auschwitz'in tişörtlerini giyenlerden tutun, Hitler göndermesi yapanlara kadar geniş bir varyant var. Keza sosyal medyadaki o söylem gerçek dışı değil. Bu baskını düzenleyenler siyahlar olsaydı, ne yapacaktı Amerikan güvenlik kuvvetleri? Hiçbirine acımayacaklardı, bunu hepimiz biliyoruz. Keza aynı günlerde öldüren polis hiçbir şekilde ceza almadı, çok komik gerekçelerle. Ceza almamasının gerekçesi nefsi müdafaa yapmadığı kanıtlayan bir delilinin olmaması. Oysa görüntüler var. Durup duran bir insana 7 kurşun sıkarak öldürdüler. Tüm bu süreci izlediğimizde, siyasetsizleşme bir yandan da sembollerle siyasete katılmanın önünü açıyor. Burada bir faşizanlaşma eğilimi güçlü bir biçimde kendini ortaya koyuyor. Toplumun geri kalan kesimlerini önemseme, toplumdaki bölünmeleri sınıflar, gerçekliğin ekseninden çıkarıp bir başka örüntü üzerinden kodlama. Türkiye’de bu yıllardan beri laik ve dinci olarak oturtulmaya çalışılır. 70-80 yıl geçmişi var bu işin. Şu an geldiğimizde ülkenin sınıfsal kompozisyonunu, net bir biçimde görüyoruz. Amerika’da da işleyen süreç üç aşağı beş yukarı bu denklem üzerinden dönüyor. Aynı benzerlik var bu anlamıyla. Sınıfların uzağında bir takım sembollerin üzerinde kurulmuş, toplumun geri kalan kesimini önemsemeyen bir döngü. Amerika’da seçimlere katılımın yoğunluğunu düşünelim. Dünyanın en büyük gücünden bahsediyoruz, iktisadi, askeri gücünden bahsediyoruz. Bu askeri ve ekonomik güç koronavirüs pandemisiyle baş etme konusunda çok çaresiz kalıyor mesela. Bu çaresizliğin sorgulanması ‘biz niye burada çaresiziz’ sorusu üzerinden gerçekleşmiyor. Siyaset bunun dışında bir alanda yürütülüyor. Faşizanlaşma eğilimi tam olarak burada. Toplumun dışında bambaşka bir denklem kuruluyor. Bu denklem semboller üzerinden toplumun tamamında bir bölünme yaratma üzerine çalışıyor. Dünyanın hali pandemi üzerinden falan değil. Biz onlarca salgın hastalık yaşadık. 1950’lerde 300 ila 500 milyon insanın öldüğü çiçek hastalığı salgını var. Mesela Moskova’da 3 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Dünyadaki toplam ölü sayısı 500 milyona yakın. Bu bizim saptayabildiğimiz. Neden? Bir salgınla hesaplaşmak istediğinde, birkaç hafta içerisinde durdurmak için her şey yapılır ve durdurulur. Türkiye’nin, Amerika’nın salgını durduramamasının, her gün binlerce insanın ölmesi bizim çaresizliğimiz yüzünden değil.”

    ‘Azille ortamı germekten kaçınacak, üzerini kapatmak isteyeceklerdir'

    Tekin'e göre ABD'de sistemin yarattığı 'Trump canavarı' artık elitlerin de gözünü korkutmuş durumda. Bu koşullarda azil gibi süreçlerle 'canavarı hiddetlendirmekten' kaçınılacağı görüşünü dile getiren Tekin, Amerikan sisteminin baskın olayını kapatmaya çalışacağını söyledi.

    “Capitol Hill’de yapılanları destekleyen Cumhuriyetçi tabandaki yüzde 45, Amerikan kamuoyunun yüzde 25’ine denk geliyor. Yüzde 25 böyle bir baskının meşru olduğunu düşünüyor, en azından anketlerde. Trump ayın 20’sine kadar gidebilir mi? Muhtemelen sistemde böyle bir kriz yaratmayı düşüneceklerini zannetmiyorum. Ama şu an aksi de yaşanabilir. Ben çok ihtimal vermiyorum. Çünkü bu süreç onlar için de, yarattıkları canavarın ne yapabileceği konusunda onların da gözünü korkuttu. Bu canavarı daha da hiddetlendirmekten çekinecekler gibi geliyor. Çünkü bu işin bir de iktisadi altyapısı da var. Bir toplumda böyle bir gerginlik yarattıktan sonra bu atmosferin nereye gideceği konusunda kesin kestirimlerde bulunma şansı kalmıyor. Sonuçta Amerika’da sonra bir buçuk yıl içerisinde çok hızlı yükselmiş bir yoksulluk, ölüm korkusu ve saire de var aynı zamanda. Bu başka bir toplumsal patlamaya sebep olacak olabilir. Bu sebeple olabildiğince germeden şu süreci kapatmak isteyeceklerdir. Amerikan müesses nizamının da gözleri korktu muhtemelen şu sürecin sonunda.”

    ‘Assange özelinde gazetecilik faaliyeti yargılanıyor’

    Diğer yandan Çağlar Tekin, Assange ve kurucusu olduğu Wikileaks sitesinin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cezalandırılmak istendiğini vurguladı. Tekin, Assange ve Wikileaks'in elde ettikleri verileri çalmadıklarını, bunların kimi insanların hayatlarını riske atacak hassas bilgiler içerdiği söylenenleri edit etme ve gizleme yoluna gittiklerini anımsattı. Davanın 'siyasi' karakter taşıdığı ve yayınlanan bilgilerin Irak'taki katliamlar dahil toplumu ilgilendiren 'kirli çamaşırlar' olduğunu vurgulayan Tekin, Britanya'da davanın yürütülüş sürecinin de 'hukuk açısından' utanç verici olduğunu dile getirdi:

    “Biraz önce konuştuğumuz konuyla paralel, bağlantılı bir konu. Assange ne yapmıştı? Sonuçta bu insanlar 2006 yılında kurdukları bir siteyle, Wikileaks sitesiyle, belgeyi yayınladılar. Bu verileri bir yerden çalmadılar, yayınladılar. Yayınlama dediğiniz şey, bir gazetecilik faaliyetidir. Bunu bir gazetede yapmanıza gerek yok artık, 21. yüzyıl internet gibi bir atmosfer de sağlıyor. İnternet dışında alanlar da sağlıyor. Bunların herhangi birinden veri toplamanız, yayınlamanız demek bir gazetecilik faaliyeti demek. Üstelik burada bu verilerin hepsi de doğrudan ortaya saçılmadı. Binlerce veri, bilgi birtakım insanların hayatlarını riske atabileceği gerekçesiyle yayınlanmadı. Bunların önemli bir kısmı törpülendi. Bunun dışında bir ana omurga ortaya koyuldu. Nedir bu omurga? Özellikle Irak işgali dönemi dahil olmak üzere ne insanlık suçları işlediğini ortaya koyan, bir dizi yalanın bilerek kullanıldığını ortaya koyan, bir dizi katliamın üstünün örtüldüğü ortaya koyan ve bundan çok fazla tabii. Bunun içerisinde Türkiye’yi de ilgilendiren bilgiler de dahil olmak üzere açılan kapıdan milyonlarca veri açıklandı bu yöntemle. Bunun bir kısmını Assange’ın dahil olduğu Wikileaks yaptı. Sonra başka kurumlar üzerinden gerçekleşti. Türkiye’deki Wikileaks olaylarında bir kısmında en azından. Burada yargılanan aslında Assange’dan ziyade gazetecilik kurumunun kendisi yargılandı ve bu gazetecilik kurumunun yargılanmasında Batı dünyası gazetecileri isim isim sahip çıkmış olsa da kurumların hiçbirisi bunların arkasında durmadı. Kurumlar da bu büyük nizamın, düzenin birer aparatı olduklarını ortaya koymuş oldular. Roma’dan beri devrolan bu hukuk geleneği büyük oranda lime lime edildi. Dava süresinde Assange’a geçtiğimiz yıl 18 ayrı suçlama getirildi. Ne zaman getirildi? Duruşma esnasında getirildi. Direkt savunma yapması istendi. Oysa bunların her biri hukuk ihlali anlamına gelir. Bunların hepsi yürütüldü. İşin başka siyasi boyutu, konsolosluktaki sığınma hakkının devri dönemi yarı darbe süreciyle birleştirildi. Ekvador’da bir iktidar değişimi yaşandı. Bir dizi IMF anlaşmasıyla beraber Assange’ın tutuklanmasına yol açtı. Hatta daha da ileriye gidersek, Assange İngiltere’ye gönüllü olarak gitmişti. Bir dizi suçlamadan kaynaklı ifade vermek için. Gönüllü gelen birini kaçabileceği şüphesiyle tutukladılar. Ama bizim bu FETÖ-AKP tutuklamalarında gördüğümüz hukuk dışı bir şey aynı zamanda. Bunların her biri bir dizi şeklinde geldi ve yeni dünya nizamının her biri bir sembol aslında. İşte bu Amerika’da gördüğümüz şeyin de tam olarak oturduğu yer burası. Verilerin ortaya saçılmasından bir korku var. Veriler ortaya saçılsa dahi bununla ilgili toplumsal kesimlerin üzerinde baskı kurarak etkisizleştirme işlevi var. Siyaseti muhalefetten ve halk katılımından bağımsız bir şey haline getirip, bir dizi elitin kendi dünyasında top oynadığı, tamamen kaynak paylaşımının tüm elitler arasındaki mücadeleye indirgeyen bir siyaset yaratma çabası var. Assange meselesi de bunun önünde önemli bir şey. 21. yüzyıl artık bir dijital gazetecilik dönemi. Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir insan bir veriye ulaşabilir ve bu veriyi dünyanın her yerine ulaştırabilme imkanına sahip hale geldi. Oysa hukuk bunu yapan insanları korumak zorunda çünkü ortada bir suç yok, veri paylaşımı var. Bu verilerin doğru olduğu artık aşikar, biliniyor, kabul edilmiş durumda. Bir iftira yok.”

    Etiketler:
    ABD 2020 Başkanlık seçimleri, Joe Biden, WikiLeaks, Donald Trump, Julian Assange, Britanya, iade davası, Baskın, Kongre binası, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın