11:16 05 Mart 2021
Canlı Yayın

    '’Fransa İslamı’, Müslümanların entegrasyonuna yaramayacak, aksine aşırı sağın hedefine koyacak’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 10
    Abone ol

    Solakoğlu’na göre Macron'un 'Fransa İslamı', laiklik geleneği ve 1905 yasasını dinamitler. Müslümanlarla ilgili sıkıntının refah devletinin sonu ve gettolaşmayla çıktığını, ABD'nin sosyalizme karşı siyasal İslam'ı kullanmasıyla pekiştiğini belirten Solakoğlu, son girişimin entegrasyon yerine Müslümanları aşırı sağın hedefi kılacağı görüşünde.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkedeki Müslümanların yaşam ve örgütlenmelerini yeniden düzenleyecek adımlar atıyor. Macron'un 'Fransa İslamı' yaratma hedefiyle sunduğu tasarı parlamentoda tartışılmaya başlanırken, Müslüman dernek federasyonları da uzun süren tartışmaların ardından Macron'un talep ettiği "ilkeler beyannamesi"nde uzlaştı.

    Fransa İslam Konseyi'nin (CFCM) açıkladığı beyannamede İslam dininin siyasi amaçlar doğrultusunda kullanılmasının reddedildiği belirtilerek, kadın-erkek eşitliğine inanıldığı vurgulandı. Beyannamede kadın sünneti, evlilik öncesi bekaret belgesi ya da zorla evlilik gibi uygulamaların yanı sıra ırkçılık ve antisemitizmin de reddedildiği ilan edildi. Belgede, ‘camilerin yabancı rejimleri savunan milliyetçi söylemler yaymak için kurulmadığı’ uyarısı yer aldı. Macron yönetimi ülkede bulunan ve Türkiye, Fas ve Cezayir'den gönderilmiş 300 kadar imamı da geri göndermeyi planlıyor. İçişleri Bakanı Gerald Darmanin tartışmalı tasarıyı savunurken, 'dinlerin değil İslamcıların ülkeyi ele geçirmesine karşı koymak zorunda oldukları' vurgusu yapmış durumda.

    Gelişmeleri Fransa'da da görev yapmış emekli diplomat Engin Solakoğlu ile konuştuk.

    ‘Fransa’da Müslüman nüfus arttıkça kilise dışında başa çıkılması gereken başka bir kavram ortaya çıktı’

    Engin Solakoğlu’na göre Fransa’daki 'laiklik' kavramı Aydınlanma ve Fransız devrimi geleneği uyarınca diğer ülkelerden farklı ve 1905 yasası devletle dini kesin çizgilerle ayrılmasını sağlayan bir zemin yaratıyor. Solakoğlu, bu yasanın 'Katolik' nüfus nedeniyle kiliseye karşı olduğunu ve ayna zamanda Vatikan'ın ülke siyesindeki etkisini kırmak hedefli olduğunu vurguladı. Müslümanların ise ülkedeki 100 yılı bulan varlığına dikkat çeken Solakoğlu, zaman içinde Cezayir meselesi ve göçlerle artan nüfusun dinlerinden değil kökenlerinden ve sömürgecilik karşıtı olmalarından ötürü sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Solakoğlu, refah devletinin son bulup banliyöleşmeyle birlikte de sorunların arttığının altını çizdi:

    “Fransa’nın Anglosakson dünyaya göre bir farklılığı var. Kimi zaman Anglosakson dünyadan yapılan kimi yorumların da o farklılıkları tam algılayamadığını da görüyoruz. Fransa’nın bir geleneği var Fransız devrimi. Kiliseyle burjuvazinin bir çekişmesi, mücadelesi var. Aydınlanmanın ülkesinden bahsediyoruz. Aydınlanma kilisenin mumunu söndürmeden olmuyor. Bir yandan da 'Katolik kilisesinin büyük kızı' diye bilinen bir ülke. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu Katolik. Ama bunlar içerisinde Protestan denen yani gerçek anlamda Katolisizme inanıyorum diyenlerin oranı şimdi artık yüzde 50’nin altında. Bunun karşılığında çeşitli mücadelelerin arkasından bir 1905 yasası var. Yani devletle dini kesin çizgilerle ayıran bir yasa var. Bu yasa esas itibariyle tabiatıyla kiliseye karşı, yani Hıristiyan kilisesine. Hatta biraz daha genişleterek Vatikan’ın şu veya bu şekilde ülke siyasetinde etkili olmaması ve toplumsal gelişmelere müdahale etmemesi için çıkartılmış bir yasa diyebiliriz. Fransa’nın 5. Cumhuriyet döneminde yani parlamenter sisteme geçildikten sonra ve ülkede göçlerle vs. ile Müslüman nüfus da artmaya başladıktan sonra uğraşacağı kilise dışında bir kavram daha karşısına çıkıyor; Müslümanlar. Oysa ki Müslümanlar Fransa’da çok yeni değiller. Çünkü sömürgeci bir devlet olduğu için Kuzey Afrika kökenli Müslümanlar şu veya bu sebeple, 100 yıldır belki hatta Fransa’nın kendi vilayeti saydığı Cezayir’i de düşünürsek çok yoğun yaşıyorlar Fransız devlet sistemi içerisinde. Uzun yıllar bir sorun da çıkmıyor bu konuda. İnsanlar Cezayirli oldukları için ya da sömürgeciliğe karşı çıktıkları için öldürülüyorlar. Ama öldürülmelerinin sebebi Müslüman olmaları değil. Zaman içerisinde Fransa’nın 60, 70, 80’li yıllarında refah devleti uygulamalarıyla aşağı yukarı toplumun belirli kesimlerine yayılan bir refah var. Fakat zaman içerisinde değirmenin suyu kesildikten sonra ciddi bir yoksullaşma ve kelleşme dediğimiz olguyu yaşıyoruz. Banliyöleşme. Banliyölerde bir bakıyoruz ki gettolaşan Müslüman da, Yahudi de, değişik dinlerden insanlar var.”

    ‘ABD, Türkiye’deki gibi Fransa’da da sosyalizmle mücadele etmek amacıyla siyasi İslamı kullandı’

    Fransa’da Müslümanların gettolaşmasıyla siyasi İslam’ın yükselen bir akım olarak ortaya çıktığını söyleyen Solakoğlu, ABD ve CIA’nın kitleleri sosyalizme karşı mobilize etmek için Türkiye’de yaptığı gibi Fransa’da da siyasi İslam’ı kullandığı görüşünü dile getirdi. Solakoğlu’na göre, Fransa’da dar bölge seçim sistemi gettolaşan topluluklara ciddi bir kuvvet kazandırdı. Fransa’nın aynı zamanda adaletsizliğe karşı çıkabilecek Müslüman gençleri İslamiyet yoluyla da kontrol edebilmenin yollarını aradığını söyleyen Solakoğlu, bu sistemlerin Körfez ülkelerinden gelen parayla döndürüldüğünü ifade etti:

    “Müslümanların bu gettolaşması sırasında dünyada yükselen bir diğer akım da siyasi İslam. Bu siyasi İslam da kendi kendine çıkmıyor. Bunu Muaviye icat etmiyor. Sonuç itibariyle bu Amerika Birleşik Devletleri ve CIA’in bir planı olarak siyasi İslam karşımıza çıkıyor. Siyasi İslam bu kitleleri bir şekilde mobilize etmek ve sola, sosyalizme karşı kullanmak amacıyla Türkiye’de olduğu gibi Fransa’da da faaliyet gösteriyor. Fransa’da zaman içinde daha önce hiç yaşanmamış birtakım olaylar yaşanmaya başlıyor. Öğretmen örneğinde olduğu gibi bunlar zaten geliyorum diyen olaylar. Çünkü 90’lı yıllardan itibaren, Fransa’nın dar bölge seçim sistemi. Gettolaşan toplulukları aslında ciddi bir kuvvet kazandırıyor. Bu seçim sisteminde birkaç bin oyu garantilediğiniz zaman seçiliyorsunuz. Öyle olunca komünizmden de solculuk da uzak duran birtakım Müslüman cemaatlere belirli tavizler veriyorsunuz. O tavizler sayesinde de onlara ‘Siz kendi istediğiniz gibi davranın’ diyorsunuz. Fransa bunu yaşadı maalesef, 80’li yılların sonu ama 90’lı yılların başından itibaren. Bir yandan da o yoksul halkı, adaletsizliğe karşı çıkabilecek gençleri İslamiyet yoluyla kontrol edebilmenin yollarını da aradı. Bütün bu sistemler genellikle Körfez parasıyla döndürüldü. Bu denklem içerisinde Türkiye’nin çok büyük ağırlığı ve önemi yok. Çünkü Türkiye’nin bambaşka bir modeli vardı. 12 Eylül döneminde de son derece örgütlü bir şekilde yapılmış bir devlet İslam’ının Fransa’da da tıpkı diğer Avrupa ülkelerindeki gibi dayatılması vardı. Kesinlikle dönüp de herhangi bir Fransız, Alman ya da Belçikalının ‘Siz terörist yetiştiriyorsunuz’ diyebileceği bir durum yoktu. Çünkü camiler devlet kontrolündeydi. Bunlar bazen entegrasyonu pek teşvik ettiği söylenemeyecek hareketler yapsalar da hiçbir zaman bulundukları ülkeyi yakın yıkın gibi mesajlar vermediler. Böyle bir şey olmadı. Burada bir kopma AKP ile yaşandı. Ama buna sonra gelelim.”

    ‘Türkiye’nin laiklik kavramını küçümseyen Fransa, Diyanet’e benzer konsey kurmak istedi'

    Fransa’nın ilk olarak Sarkozy döneminde Türkiye’deki gibi bir Diyanet sistemi kurmaya kalkıştığını ifade eden Solakoğlu, diplomatlık yıllarında kendisinden görüş sorulduğunda bu sistemin işe yaramayacağını bizzat anlattığını dile getirdi. Solakoğlu'na göre 1905 yasasını dinamitleyeceği aşikar olan 'konsey girişimi' ile daha önce küçümsenen Türkiye'deki türden bir yapıya kavuşturulmaya çalışıldı, ancak öngörüleceği gibi işe yaramadı:

    “Fransa bu ihtiyacı önce dile getirdiği dönem 2008-09. Sarkozy, bir konsey kurmaya karar verdi. ‘Bizim karşımıza bir tane Müslümanları bünyesinde toplayacak, bize muhatap olacak bir kurum lazım’ dedi. Bununla ilgili birtakım çalışmalar yaptılar. O dönem ben de Fransa’da görevliydim. Dini inançlar konuları Fransa İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır. Yaptıkları bir dizi temaslar çerçevesinde bizimle de temasa geçtiler. ‘Siz bu işi ne yaptınız, biz bunu ne yaparsak olur?’ diye. O zaman açıkça şunu söyledim; birincisi siz bunu yapamazsınız. Burada çok parçalı bir yapı var. Yani birbirlerinin camilerine gitmeyen Müslümanlar var. Siz siyasi İslam’la mücadele edemezsiniz. Çünkü siyasi İslam’a tavizler verdiniz. Körfez’den gelen paralara göz yumdunuz. Şimdi bu noktadan sonra bunun üzerine gittiğinde çatışma yaşarsınız, yani bunu yapamazsınız. Bir de 1905 yasası sonuç itibariyle devletle dinin ilişkisini kesen yasadır. Siz devlet eliyle bir konsey kurarsanız, zaten bu yasayı dinamitlemiş olacaksınız. Ondan sonra da hiçbir yerinden dikiş tutturamayacaksınız. Nitekim de öyle oldu. Bu konseye Fransa’nın 'majestelerinin Müslümanı' diyebileceğim birkaç tane kurul oldu. Ama bunlar gördük ki zaman içerisinde ciddi şekilde taban kaybettiler. Yani taban, Müslüman Kardeşler ve diğer selefi akımların etkisinde kalan taban, ‘Fransız devletinin kontrolüyle benim ne işim var, zaten kafir devlet’ yaklaşımıyla bu işin dışında kaldı. O konsey de kurulduğuyla kaldı. Aynı kefeye de koymadılar. Çünkü aynı kefeye koyabilecekleri objektif temeller yoktu. Sonuç itibariyle İslamiyet’i temsil eden tek bir kilise, tek bir kurum yok. Dolayısıyla bunlar suni, yapay olarak Fransa’da bir devlet konseyi oluşturmaya kalktılar. Yani aslında bizdeki Diyanet’in bir başka versiyonunu neredeyse kurmak istediler. Oysaki Fransızlar hep şunu söylerler bize; ‘Sizin laikliğiniz tam laiklik sayılmaz. Siz laiklikle dini kontrol etmeyi amaçlamışsınız. Biz devletin yapısından ayırdık’ derler. Aslında Sarkozy’nin yapmaya çalıştığı tam olarak Türkiye’de yapılandı. Ama Fransa’nın dokusu ve yasal altyapısı bana göre buna el vermedi. Kanımca çok geç kalmış ve çok yamuk yumuk bir girişim olduğu için hiçbir şekilde başarıya ulaşmadı."

    'Macron'un hedefi aşırı sağdan oy devşirmek'

    Solakoğlu, şimdi de Macron'un eski defterleri açıp bu sefer 'bölücülük, ayrılıkçılık' gibi iddialı terimlerle aynı konuyu gündeme getirmeye çalıştığını kaydetti. Solakoğlu'na göre hedef mümkün mertebe aşırı sağdan oy devşirmek:

    "Macron eski defterleri açıp bunu tekrar bölücülük gibi abuk subuk iddialı terimlerle gündeme getirmeye çalışıyor. Bu çabalarda benim gördüğüm şu. Son dönemde Macron yönetiminin icraatları içeride özellikle mümkün mertebe aşırı sağdan oy devşirmeye yönelik icraatlar, aşırı sağa yakınlaşmaya yönelik. Zaten bu işin başına getirdiği içişleri bakanı da olsa olsa Marie Le Pen’in partisinde orta kademe bir yönetici olabilecek tıynette ve kalitede bir adam. Onun için bu çabanın başarıya ulaşma ihtimalini görmüyorum. Bunun bir de olumsuz sonuçlarıyla karşılaşacağız.”

    ‘‘Fransa İslamı’ girişimi Müslümanların aşırı sağın hedefi haline gelmesine yol açacak’

    Solakoğlu’na göre, Macron’un yaptığı girişim ‘İslam elden gidiyor’ söylemine imkan sağlayacak. Macron’un bu girişimle Erdoğan yönetimine ve İhvan anlayışına prim yaptırma riski almış olduğunu da belirten Solakoğlu, 'Fransa İslamının' Müslümanları entegre etmeyi başaramayacağı, aksine Müslüman inançtan olanların aşırı sağın hedefi haline gelmesine yol açacağına dikkat çekti:

    “Türkiye-Fransa ilişkileri zaten problematik üzerinden giden ilişkiler. Yakın geçmişte Ermeni meselesi üzerinden gidiyordu. Geçen yıl bir Doğu Akdeniz boyutu eklendi; ‘Yaparım, yapamazsın’. Kişisel hakaret boyutuna da geldi. Şimdi Macron’un yaptığı bu girişim bizdeki birtakım saray yönetimi ve borazanlarının İslam elden gidiyor diye avazları çıktığı kadar bağırmasına çok güzel imkan sağlayacak bir girişim. ‘Devlet kontrolüne alacağız hepinizi, bizim dediğimiz gibi Müslümanlık yapacaksınız’ diye sunulmaya çok müsait bir girişim. Aslında bu girişimle birlikte Macron, Türkiye’deki AKP yönetimine artı belki de dünyada tamamen prestijini kaybetmiş bir İhvan anlayışına ciddi prim yaptırma riskine giriyor. Çünkü Fransa’da da bir Arap sokağı var. Orası devletin kontrolüne girme girişimine karşı farklı bir refleks gösterdiği takdirde bana göre dayanacağı, güveneceği yer Körfez ülkeleri değil, bunlar Fransa ile yakın ilişki içerisindeler zaten. Tabiatıyla bizim cenah olacaktır. Zaten Fransa’daki gelişmeler de bunu gösteriyor. Türkiye tarafından kontrol edilen ülkeler Macron’un bu girişiminin dışında kalmayı tercih ettiler, bunu da yüksek sesle söylediler. Bu dışında kalma tavrıyla AKP’nin Fransa’daki Müslümanlar üzerindeki kontrolünü Türklerin ötesine taşıma imkanını da sağladılar. Bu girişimin başarıya ulaşma şansının sıfıra yakın olmasının sebeplerini açıkladınız. Çünkü karşınızda aslında kendi köşelerinde, örneğin Türklerden bahsedersek; çok ciddi her şeye karışmayan bir cemaati siz politize edip karşınıza almış oluyorsunuz böylece. Zaten bir taraf Ankara’dan politize etmeye çalışıyor aynı grubu. Siz de onları yabancılaştırmak suretiyle karşınıza alıp bir siyasi antite haline getiriyorsunuz. Oysa entegrasyon diye çiğnenen sakızların hiçbir şekilde başarıya ulaşma şansı olmaz böyle yöntemlerle. Yani ortaya koymak istediğim fikir şu. Fransa’da İslamiyet’le birlikte yani Müslüman halkla Müslüman insanların diğer insanlar gibi yaşayabilmelerini sağlamak ile bu girişimin hiçbir ilişkisi olamaz. Bu girişim tam taksine Fransız laikliğinin de zarar görmesine, çünkü başlı başına bu konsey laikliğe aykırı, hem de orada Müslüman olanların da birtakım ayrımcı muamelelere uğramasını ve giderek yükselen aşırın sağın hedefi haline gelmesine yol açar.”

    Etiketler:
    Emmanuel Macron, İslamofobi, İslam karşıtlığı, Avrupa, Fransa, Ceyda Karan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın