09:25 06 Mart 2021
Canlı Yayın

    'Biden’ın ilk sen dön anlayışı devam ederse İran'da bir düzey sonrası nükleer silah yaparak pazarlık etmek olacak'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 60
    Abone ol

    Dursunoğlu'na göre, Biden'ın İran ile nükleer anlaşmaya 'ilk sen dön' tavrının karşılığı yok. İran'da Ruhani yönetimi dışında anlaşma uman kalmadığını belirten Dursunoğlu, İstihbarat Bakanı'nın 'köşeye sıkıştırılan kedi' benzetmesine atıfla, dini fetvaya rağmen bu kez gerçekten 'nükleer silah üretilerek pazarlığın' seçilebileceğini söyledi.

    ABD'de Donald Trump'ın kararlarının 'geriye çevirme' şiarıyla işe koyulan yeni Başkanı Joe Biden'ın kampanya döneminde gündeme taşınan İran ile 2015'teki çok taraflı nükleer anlaşmaya geri dönülmesi vaadi 'yılan hikayesine' dönüşüyor. Yeni Biden ekibi Tahran ile işi 'ilk sen dön' atışmasına dönüştürdü. ABD üst yönetiminden bu hafta sürekli İran'ın nükleer anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde ABD'nin de anlaşmaya geri döneceği mesajları verildi. Ancak yeni Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Trump'ın Ortadoğu politikalarını benimser görünürken, İran ile 'yeni bir nükleer anlaşmayı zorlayacakları ve anlaşmaya Körfez ülkeleri ile İran'ın bölgedeki varlığına katmaya çalışacakları vurgusu dikkat çekici.

    İran yönetimi ise çok taraflı anlaşmadan çıkanın Trump olduğunu anımsatarak Biden yönetimini ABD'yi anlaşmaya dönerek yaptırımları kaldırmak başta olmak ükere yükümlülüklerin yerine getirmeye çağıriyor. Son olarak İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, “Biden, Trump politikalarından vazgeçmeli. Hangi ülkenin uluslararası hukuka aykırı politikalarını değiştirmesi ve tüm yaptırımları kaldırması gerektiği çok açık” ifadelerini kullandı.

    ABD'deki yeni yönetim ile İran arasında adeta 'köşe kapmacaya' dönüştürülen gelişmeler ve Tahran'ın tutumunu Yakın Doğu internet sitesinin kurucusu, araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    'Ciddi bir şekilde artık inceldiği yerden kopsun anlayışı var'

    Alptekin Dursunoğlu’na göre, İran’da ABD'yle nükleer anlaşmaya dönme ihtimali yalnızca Ruhani hükümetinde var; ancak İran’ın diğer kesimlerinde umutsuzluk ve hayal kırıklığı mevcut. Ruhani'nin nükleer anlaşma ile İran iç siyasetindeki eleştirileri göğüslediğini anımsatan Dursunoğlu, sonuna gelen Ruhani hükümetinde Biden ile yeni bir başlangıç yapma iradesinin hala güçlü olduğunu vurguladı. Ancak Dursunoğlu, ABD'nin attığı olumsuz adımların İran kamuoyunda dini liderliğin fetva çıkartarak men ettiği 'nükleer silah edinme' meselesini ilk kez tartışılır hale getirdiğini ekledi. Dursunoğlu, İran İstihbarat Bakanı Mahmud Alevi'nin televizyonda yaptığı açıklamada, 'köşeye sıkıştırılan kedi' benzetmesine atıfta bulundu:

    “Ruhani hükümetinin öteden beri bu nükleer anlaşma meselesine yatkınlığı İran içerisinde eleştiri konusu olmuştu. Ruhani hükümeti içerideki dirence karşı büyük mücadeleler vererek nükleer anlaşmayı yaptı. Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle birlikte Ruhani hükümetine yönelik eleştiriler de arttı. Ruhani hükümetinde hala Biden’la yeni bir başlangıç yapma iradesi çok güçlü bir şekilde gözüküyor. Ancak bunu her cenah için söylüyorum, İran’ın genelinde büyük bir umutsuzluk ve hayal kırıklığı var. 2003-04’ten beri İran nükleer programıyla ilgili gelişmeleri izlemeye çalışırım. Ben hiçbir dönemde İran kamuoyunda, bürokrasiyi, basını ve siyasileri kastederek söylüyorum, hiçbir dönemde nükleer silah lafını ağzına alanı ben duymamıştım. Ancak bu şimdi açıkça dile getiriliyor, örneğin birkaç gün önce İstihbarat Bakanı Mahmud Alevi televizyonda yaptığı açıklamada, “Eğer bir kediyi sıkıştırırsanız, o kedi serbest bir kedinin göstermeyeceği davranışları sergileyebilir. Dolayısıyla nükleer meselede bizim üzerimize bu kadar gelirseniz, doğrudur dini liderimizin nükleer silahın haramlığına dair fetvası var; ama bu da gözden geçirilebilir” dedi. İran’da İstihbarat Bakanı düzeyinde böyle bir açıklama yapıldığına göre artık bürokrasiyi, basını ve siyasileri siz düşünün. Ciddi bir şekilde artık inceldiği yerden kopsun anlayışı var. İran nükleer programıyla ilgili Amerika’nın ortaya koyduğu tutum, Türkçedeki ‘Kötü komşu insanı mal sahibi yapar’ deyimindeki, durumu yansıtıyor."

    'Nükleer program şah döneminde Amerikalılarla başladı, zaman içinde İran kendi imkanlarına yönelmek zorunda bırakıldı'

    İran'ın nükleer enerji ile enerji elde etme arayışlarını şah zamanında Amerikalıların yardımlarıyla başladığını anımsatan Dursunoğlu, İslam Devrimi ve Irak'la savaş sürecinde Tahran'ın arayışlarına yanıt veren güçlerin değiştiğini ancak yönelimin değişmediğini vurguladı. Dursunoğlu, çıkartılan bütün engellerin İran'ı durduramadığını belirtirken, nükleer santrallerdeki yakıt ihtiyacında dış dünyaya yönelinmesine karşılık bundan da sonuç alınamayınca İranlıların kendi imkanlarını geliştirmeyi seçtiklerinin altını çizdi:

    "İran’ın nükleer programı Şah zamanında Buşehr kentinde inşa edilen nükleer santralle başladı. Bunu Amerikalılar yapıyordu; ancak devrimden sonra Amerikalılar buradan çekildi. Bir dönem Alman Siemens firması buna devam etti. Fakat Amerika’nın baskısıyla onlar da çekildi. Savaşın sürdüğü dönemde İran, Çinlilerle temas kurdu. Çinliler inşaata başlayacak oldular, hatta hazırlıkları da yapıldı. Fakat onlar da Amerika’nın baskısına dayanamadı ve çekildiler. Sonra da Ruslar aldı. Onlar da bunun inşasını binbir gece masallarına dönüştürdüler. Yapımına 1975’te başlanan santral, ancak 2011’de tamamlanabildi. Bu süreç İranlılara bu santralin yakıtını üretecek tesisleri de inşa etmeye sevk etti. Çünkü bu nükleer santral sadece elektrik üretecekti, orada uranyum zenginleştirmesi yapılmayacaktı. Dolayısıyla bu santralin yakıt ihtiyacı yine Batılı ülkelerden veya bu yakıtı üreten diğer ülkelerden karşılanmak zorundaydı. Fakat bunlar bu şekilde engel çıkarınca İran da biz bu yakıtı üretecek teknolojiyi kendimiz geliştirmeliyiz dediler. Batılılara göre ise ‘İran’da bu teknoloji yoktu ve İran blöf yapıyordu. İran kendi imkanlarıyla bunu yapamazdı. İşte İran’ın tartışmalara konu olan nükleer program süreci bu noktada başladı. İsfahan'da, Natanz’da, Arak’ta nükleer tesisler yapıldı.”

    'Brzezinski'nin yaklaşımı kabul görmeyince Obama'yı anlaşma yapmaya iten süreç başladı...'

    İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NPT) anlaşmasına taraf olduğunu anımsatan Dursunoğlu, 'nükleer silah' iddialarının rejim karşıtı Halkın Mücahitleri'nin iddialarıyla tartışılmaya başlandığını anımsattı. O dönemde Brzezinski gibi isimlerin 'önleyici' ve 'realist' çabalarına rağmen başlayan Irak savaşı eşliğinde Bush yönetiminin Tahran'ı 'şer mihveri'ne oturtan tutumunu vurgulayan Dursunoğlu, bu sürecin İran'ın nükleer programını pekiştirmeye yaradığının altını çizdi. Dursunoğlu, Obama yönetimini Tahran'a anlaşmaya itenin de bu süreç olduğunu anımsattı:

    “2002’ye gelindiğinde Halkın Mücahitleri Örgütü, İran’ın nükleer silah yaptığına dair iddiada bulundu. Amerika da bu örgütü ciddiye alarak bunun üzerine ‘İran nükleer silah yapıyor üstelik de NPT üyesi bir ülke bunu yapıyor’ diye üzerinde baskı kurmaya başladı. Amerika’nın Carter döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski 2005’te Bush hükümetine bir teklifte bulunmuştu. Siz eğer İran’ın nükleer silah geliştirmesini önlemek ve programı kontrol altında tutmak istiyorsanız bu konuda önleyici olmak yerine işbirliğine açık olun dedi. Zira o dönemde İran’ın 164 santrifüjü vardı ve yüzde 3 nükleer zenginleştirme yapabiliyordu İran. Brzezinski diyordu ki: İran’ın uranyum zenginleştirme limitini bu çıtada tutabilirseniz hem İran kendi tesisine sahip olduğu duygusunu yaşar hem de siz bu ilişki çerçevesinde İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini, düşük bir yüzdede tutabilirsiniz; böylece İran kendiliğinden nükleer silah üretemez hale gelir. Fakat Bush hükümeti Irak’ı işgali dönemlerinde, üstelik de İran Afganistan konusunda yapıcı bir tutum göstermiş olmasına rağmen, engelleyici politika izlemeyi sürdürdü.  İran da Ahmedinejad ile birlikte santrifüjlerin sayısını arttırdı. O 164 santrifüje binlerce yeni santrifüj eklendi. Bu konuda ikinci kırılma 2010 yılına doğru yaşandı. İran yüzde 8’ler civarında uranyum zenginleştirebiliyordu. Tahran’daki araştırma reaktörünün yakıtı tükeniyordu. İran bunu Ajans’tan temin etmek için başvuruda bulunmuştu. Amerikalılar yakıtı satın almak yerine ‘Sizin elinizde birkaç ton yüzde 8 oranında zenginleştirilmiş uranyum var. Siz de yüzde 20 uranyum istiyorsunuz, bunu ona karşı takas edelim diye bir teklif getirdi. Türkiye ve Brezilya’nın da aracı olduğu tekliften bahsediyorum. Amerikalıların o zamanki düşüncesi şuydu; ‘İran buna razı olmayacak. Biz teklif getirmiş olacağız ama İran bunu reddecek ve biz de bu bahaneyle BM’den yeni yaptırımlar çıkaracağız’. Fakat öyle olmadı. Türkiye ve Brezilya devreye girince İranlılar kabul etti. Fakat kabul etmeleri sorunu çözmedi. Amerikalılar, BM Güvenlik Konseyi’nden İran’a karşı yaptırım kararı çıkardılar hem Türkiye hem de Brezilya’yı bir anlamda zor durumda bırakarak. İran da madem öyle yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş yakıtı kendim üretirim dedi. Batılılar o zaman yine İran blöf yapıyor, onlarda bu teknoloji yok dediler. Ancak bir iki sene içerisinde Fordo tesisleri yapıldı. Burada yüzde 20 üzerinde bir zenginleştirme olduğu ortaya çıktı. Obama işte bunu gördüğü için… Sürekli engellemeye çalıştıkça bir level daha atlayan İran programını gördüğü için anlaşma yoluna gitti."

    'Biden önce sen dön anlayışına devam ederse...'

    Obama yönetiminin de dahil olduğu 2015 anlaşmasının İran'ın uranyum zenginleştirme limitini kontro altında tutarken, NPT sınırlamaları gerektirmemesine rağmen Tahran'ın haklarından feragat ettiğini vurgulayan Dursunoğlu, anlaşmanın Batı için de anlaşma zemini yarattığını anımsattı. Ancak Dursunoğlu, bu zemini de Trump'ın anlaşmadan çekilmesinin ortadan kaldırdığını belirtirken, Biden'ın da anlaşmaya geri dönmemesi halinde buradan sonra gidilecek yerin İran'ı nükleer silaha itebileceğine dikkat çekti:

    "Anlaşma İran’ın Brzezinski’nin 2005’te teklif ettiği şeye matuf bir adımdı. İran ile işbirliği çerçevesinde İran’ın uranyum zenginleştirme limiti kontrol altında tutulacaktı. Anlaşma çerçevesinde İran kendi zenginleştirme hakkından feragat etti, NPT konvansiyonuna göre bir sınırlama olmamasına rağmen İran uranyum zenginleştirmesini yüzde 20’nin altında sınırlandırmayı kabul etti. Hiçbir NPT üyesi ülkenin böyle bir sınırlaması yok. Dolayısıyla bu anlaşma aslında İran’ı hem yasal haklarından taviz veren bir şeye zorlamış oldu hem de Amerika ve Batılılar açısından bir ekonomik işbirliği zemini de yaratmış oldu. Fakat Trump’ın bu zemini imha etmesinden sonra şimdi Biden’la bu anlaşmaya geri dönme meselesini konuşuyoruz. Fakat Biden’ın da önce sen dön anlayışı devam ederse İran’ın nükleer programında bir level sonrası -İran’daki tartışmalara atıfla söylüyorum- demek ki nükleer silah yapmak olacak.”

    'Biden ile her ne olursa olsun anlaşmayı kurtaralım diyen anlayışı İran içinde savunan artık yok'

    Biden'ın Obama döneminde 2015 anlaşması yapılırken ABD'nin başkan yardımcısı olduğunu belirten Dursunoğlu, şimdi 'meseleyi dolandıran söylemlere' Fransa gibi ülkelerin 'Körfez'i işe dahil etme' girişimlerinin eklendiğini vurguladı. İran'da ise Batı ile anlaşmayı kotarmış Ruhani'nin artık görev süresinin sonuna geldiğini anımsatan Dursunoğlu, Tahran'da artık ABD'nin anlaşmaya dönme niyetinin bulunmadığı algısının ağırlıklı olduğunu söyledi:

    “O anlaşmada Biden başkan yardımcısıydı. Biden’ın taraf olduğu hükümetin bir anlaşması. O anlaşma hükümlerine dayanarak İran şu anda yükümlülüklerinden çekiliyor. Siz önce sen anlaşmaya dön, sonra ben döneyim diyorsunuz. Fransızlar, Suudi Arabistan ve Emirlikleri bu işin içine dahil etmeye çalışıyor. Böylesi bir atmosferde İran’ı, İstihbarat Bakanı’nın söylediği üzere nükleer silah yapmaya zorluyorsunuz. Şu anda İran içerisinde bu anlaşmanın sürdürülmesine en olumlu yaklaşan Ruhani hükümeti. O da zaten gidici. Ruhani, Haziran seçimlerine katılamayacağı için gidecek. Ayrıca Ruhani’nin anlayışı bu konuda genel kamuoyu içerisinde yalnız. Nükleer konuda Biden ile her ne olursa olsun bu anlaşmayı kurtaralım anlayışını İran içerisinde savunanı yok. Amerika’nın “önce İran anlaşmaya dönsün” söylemi sadece öfkeyi arttırıyor. Kaldı ki İran’da, Amerika’nın nükleer anlaşmaya dönüp dönmemesi kimsenin umurunda değil artık. Tahran’a göre yaptırımların kaldırılmamış olması Amerika’nın anlaşmaya niyetli olmadığının göstergesidir. O yüzden Amerikalılar anlaşmayı yeniden diriltmek istiyorsa, “önce buna engel olan Trump’ın yaptırımlarının kaldırılması gerekiyor” diyorlar. Bu açıdan da Tahran’da bu konuda herhangi bir geri adım söz konusu olmayacağı için aslında Amerikalıların gerçek niyetini anlamak lazım."

    'Nükleer meselenin İran’a maliyeti çok büyük ama bu maliyetin tartışma zemini İran’da böyle değil'

    Dursunoğlu, 'Biden’ın gerçekten anlaşmaya dönmek gibi bir niyeti var mı yoksa Trumpsız Trumpizmi devam mı ettirmek istiyor' diye sorarken, eğer bu şekildeyse İran'a zaten 'kabul edemeyeceği şartların' dayatılması suretiyle bir taktik uygulanması anlamına geleceğini kaydetti. Tahran'ın bölgede çok sayıda hasmı bulunmasına rağmen saldırıya uğramamasının geliştirdiği füze programına bağlı olduğunu anımsatan Dursunoğlu, Tahran'ın nükleer konu dışındaki meseleleri asla tartışmayacağını dile getirdi. Nükleer dosyanın İran'a maliyetinin büyük olduğunu vurgulayan Dursunoğlu, gelinen aşamada Tahran'da artık, 'eğer müzakere yapacaksak var olan bir silah üzerinden müzakere yapalım, o fetvayı da bir şekilde gözden geçirelim' anlayışının hakim olmaya başladığının altını çizdi:

    "Biden’ın gerçekten anlaşmaya dönmek gibi bir niyeti var mı yoksa Trumpsız Trumpizmi devam mı ettirmek istiyor? Eğer buysa gerçekten güzel bir taktik. İran’a kabul edemeyeceği bir şartı dayatırsınız. O da zaten kabul etmeyeceği için ‘Ben anlaşmaya dönecektim; ama İran tarafı gelmedi’ diye kendi kamuoyunuzu kandırırsınız. İran’ın Suudi Arabistan Birleşik Arap Emirlikleri veya İsrail’i anlaşma sürecine dahil etmeyeceği çok açık. Mesela Tahran, Birleşik Arap Emirlikleri’ni müzakereci olarak kabul ettiğinde Fars Körfezi’ndeki Ebu Musa Adası’nın, Büyük-Küçük Tonb Adalarının, İran’a mı yoksa BAE’ye mi ait olduğunu konuşmak zorunda kalacak. Füze meselesini konuştuğunda kendisini ikinci bir Irak akıbeti bekler. Zira aynısını Saddam Hüseyin döneminde Irak’a yaptılar. Yıllar önce askeri envanterini her şeyini öğrendiler. Hiçbir şeyi kalmadığına gözleri kestiği anda da 2003’te de gidip işgal ettiler. İran şu an bütün bir bölgede bu kadar düşmanı varken hiçbir şekilde saldırıya uğrayamıyorsa, hiçbir düşmanı İran’a saldırıya cesaret edemiyorsa ve İran bu kadar güvenli kalabiliyorsa bu caydırıcılığını bu füze programına borçlu. Hangi akıl sahibi devlet, kendisine uluslararası caydırıcılık kazandıran füze programını nükleer meselesinde feda eder? Nükleer meselenin İran’a maliyeti çok büyük; doğru ama bu maliyetin tartışma zemini İran’da böyle değil. Kamuoyunda artık şu nükleer silah meselesini ciddi ciddi düşünelim. O fetvayı da bir şekilde nasıl olursa bir gözden geçirelim. Eğer bir müzakere yapacaksak var olan bir silah üzerinden müzakere yapalım. Yapmadığımız silahları, yapmayacağımıza dair onlara garanti verip duruyoruz. Onlar da emin değiliz, size güvenmiyoruz deyip sürekli yeni şartlar dayatıyorlar.”

    İlgili konular:

    'Biden'ın nükleer dosyada Körfez ülkelerini içerecek takip anlaşmasını anması İran için rahatsız edici'
    Beyaz Saray: İran, nükleer anlaşma yükümlülüklerine tam olarak geri dönerse ABD de aynısını yapacak
    ABD ve İran arasındaki nükleer pazarlıkta tavizi hangi taraf verecek?
    Etiketler:
    Hasan Ruhani, Joe Biden, İran nükleer anlaşması, İran, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın