20:11 04 Ağustos 2021
Canlı Yayın

    'Biden yönetiminin Ensarullah'ı terör listesinden çıkarması yeni adımlara zemin amaçlı, Suudi veliahtı panikte'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 10
    Abone ol

    İslam Özkan’a göre, ABD’nin Yemen'deki Ensarullah'ı terör listesinden çıkarması yeni adımlara zemin amaçlı. Hareketin 'Husiler' denilerek küçümsenmesine rağmen beş yıldır yenilmediğini anımsatan Özkan, savaşın artık Suudi topraklarına taşındığını belirtti. Özkan, Suudi veliahtı Selman'ın Biden yönetimi yüzünden artık panikte olduğu görüşünde.

    ABD'de Joe Biden yönetiminin dış politikadaki ilk icraatlarından birisi, Trump yönetiminin Yemen politikasından 'u dönüşü' yapmak oldu. Biden, Trump'ın başkanlığının son döneminde aldığı kararı tersine çevirerek Yemen'de 'Husiler' diye anılagelen Ensarullah hareketini 'terör örgütleri' listesinden çıkarttı. Aynı zamanda Yemen savaşına verilen desteğin de kesileceği belirtildi. Ancak Biden yönetimi Suudi Arabistan'a da savunmasından destek olmaya devam edeceklerinin altını çiziyor.

    Biden'ın kararı Ensarullah tarafından olumlu karşılansa da Yemen'i 2015'ten bu yana enkaza çeviren savaşın hızını kesmiş görünmüyor. Suudi Arabistan'ın, 2014'de görev süresi sona ermiş Devlet Başkanı Mansur Hadi'yi Yemen'e dayatması, Ensarullah'ın müttefikleriyle birlikte ülkenin başkenti San'a da dahil geniş kesimlerinde kontrolü ele almasına yol açmıştı. Riyad, Hadi'yi yeniden işbaşına getirmek üzere kurduğu koalisyonla Yemen'e savaş açmıştı. Obama yönetimi de Suudi koalisyonuna önemli lojistik destek sunmuştu.

    Yemen savaşı sivil yerleşimlerin bombalanması ve salgın hastalıklarla birlikte antik medeniyete sahip bu ülkeyi enkaza çevirdi. Ancak Suudiler Ensarullah'ın bileğini bükemezken, son dönemde savaş Suudi Arabistan topraklarına da taşınmış durumda.

    Bu koşullarda Biden yönetiminin aldığı karar, Körfez politikalarına etkileri ve Yemen'deki durumu gazeteci-yazar İslam Özkan ile konuştuk.

    ‘Husiler diyerek küçümsediler ama Ensarullah Yemen’in çoğunda hakim ve barış için muhatap alınabilecek bir yapı’

    İslam Özkan’a göre, ABD’nin Husileri terör listesinden kaldırması, 'merhametli' bir adımdan ziyade bundan sonra atacağı adımların zemini hazırlamak amaçlı gibi görünüyor. Ensarullah Hareketi’nin 'Husiler' ifadesiyle küçümsendiğini belirten Özkan, ancak Yemen ordusunu müttefikleriyle kontrol eden bu yapının ülkenin büyük bir bölümünde teşkilatlı bir devlet yapısı bulunduğunu anımsattı. Özkan, bu küçümsemeye karşın Ensarullah'ın beş senedir nasıl olup da ülkede varlığını sürdürebildiğinin ise izah edilemediğini vurguladı. Ensarullah'la daha önce de masaya oturularak anlaşmalar yapıldığını belirten Özkan, esas hareketin 'terör örgütleri listesine' konulmasının 'ahmakça olduğunu' dile getirdi:

    “Özellikle bu kararın bizatihi kendisine baktığımız zaman Husiler yani Ensarullah’ın terör listesinden kaldırılması başlı başına bir gelişme. Bu konuda özellikle Amerikan karşıtı diyebileceğimiz çizgide ya da daha bağımsız diyebileceğimiz Suudi ekseninin dışında kalan eksene yakın olan basın yayında buna olumlu bakılmaması mümkün değil zaten. Ama bunu şöyle yorumlamak gerekir. Bunu sadece merhametli bir davranış, bir kıyak, bir atılmış tek başına değerlendirilebilecek izole bir olumlu adım olarak değerlendirmekten ziyade muhtemelen ABD’nin Yemen’de bundan sonra atacağı adımlara bir giriş mahiyetinde, onların zeminini hazırlama ve onların önünü açma mahiyetinde bir karar olarak görmek lazım. Sebebi de şu: Husiler olarak nitelendirilen aslında gerçek adı Ensarullah Hareketi olan ama onun dışında ordunun büyük bir bölümüne hakim olan, aslında Yemen ordusu olarak nitelendirilmesi gereken ve her ne kadar Birleşmiş Milletler tanımasa da Sade'de Yemen’in büyük kısmını yöneten, hükümete sahip, memurların maaşını veren, icraatları, politikaları olan, uluslararası ilişkilerde diplomatik ilişkiler geliştiren çalışan bir mekanizmaya sahip bir devlet var karşımızda. Ama 'Husiler' denilerek bunun önemi azaltılmaya çalışılıyor. Aslında bunlar 'çapulculardır' veyahut da 'akraba olan bir kabiledir' deniyor. Yaklaşık 2015’ten bu yana böylesine küçük bir kabilenin ‘çapulcular’ grubunun nasıl olur da koca bir Yemen ordusuna hakim olduğu ya da Sana’da bu devleti yönettiğini açıklayamıyorlar. Dolayısıyla Ensarullah Hareketi’nin dışında farklı kesimlerle geliştirilmiş bir ittifak var, ortada sadece Husiler yok. Yemen ordusunun büyük bir bölümüne hakimler. Yemen ordusu fiilen Ensarullah ile birlikte hareket ediyor. Bunun dışında koca bir yapılanma olduğu için Yemen’in çok önemli bir bölümünü elinde tuttuğu için de aslında barış görüşmelerine oturulabilecek ve diplomatik ilişkilerde muhatap alınabilecek bir yapı. Böyle bir yapıyı siz Trump’ın ahmakça tavrıyla küçümsemeye çalışırsanız ya da bir terör örgütü olarak lanse etmeye çalışırsanız, kiminle görüşmeleri yapacaksınız? Terörist dediğiniz grupla Muskat Anlaşması yapıldı. Riyad anlaşmasını, Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’la kendi aralarında yaptılar. Yani terör örgütü olarak nitelendirdikleri, Yemen’in hakimi sayılabilecek bir grupla masaya oturan, uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler yapan bir uluslararası toplumdan bahsediyoruz, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Eğer bu bir terör örgütü ise o zaman oturup neden bir uluslararası anlaşmaya imza attınız ya da atılmasına seyirci kaldınız?”

    ‘Muhammed bin Selman ciddi bir panik havası içerisinde’

    Biden yönetiminin Körfez'e yönelik ilk etapta attığı adımların Suudi Arabistan medyası dışında olumlu karşılandığını söyleyen Özkan, özellikle Suudilerin veliaht prensi Muhammed bin Selman’ın ciddi bir panik havasında olduğu görüşünü aktardı. Özkan'a göre Bin Selman da tıpkı Türkiye liderliği gibi Biden ile uyum sağlama çabası içerisinde:

    “Amerika’nın son dönemde attığı bütün adımlar olumlu karşılanıyor. Suud medyası dışında kalan Arap basınından bahsediyorum. BAE ve Suud medyasında son derece olumsuz karşılanmış vaziyette. Muhammed Bin Selman’ın ciddi bir panik havası içerisinde olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Katar ile yakınlaşma, BAE’nin sürece dahil olmaya çalışması, Körfez ablukasının kaldırılması, diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve başka alanlarda atılan adımlar, Muhammed Bin Selman’ın attığı adımlar bu panik havasının da bir göstergesi, tıpkı Türkiye’dekine paralel şekilde yeni sürece uyum sağlama ve onunla bir şekilde ilişkiye girme çabaları olarak görmek lazım.”

    ‘Suudi Arabistan Yemen’de kolay bir zafer kazanacağına inanıyordu ama...’

    Riyad'ın Yemen'de savaşa girişirken kolayca kazanacağını düşündüğünü anımsatan Özkan, aradan geçen beş senede hedefinden giderek uzaklaşmak durumunda kaldığını vurguladı. Özkan, sürecin daha başlarında 2016'da Obama'nın Ensarullah'la uzlaşmak için hamle de yaptığını ancak Suudilerin bunları geri çevirdiğini vurguladı. Özkan'a göre aslında dönemin ABD yönetimi de Suudi ordusunun yetersizliğinin farkındaydı ancak hava desteği vermek durumunda kaldılar:

    “Obama döneminde 2015’te bizim aslında Suriye seferimize benzer şekilde kararlılık operasyonu başladığında Ahmed El Asiri’yi o dönemin komutanı ilan etmişti. Şöyle bir beklenti vardı. Birkaç hafta ya da birkaç ay içerisinde bu ay hallolur. Husiler, Yemen’den kovulur, mağlup edilir, silahlarına el konulur. Orada meşruiyet yeniden tesis edilir, yeni bir siyasal yapı kurulur. Geçici bir hükümetin ardından seçimlerle yeni bir hükümet iş başına gelir ve kriz tamamen ortadan kalkmış olur. Sana’daki en büyük camide Cuma namazını kılacaktı, yani Türk halkının anlayacağı dille konuşmak gerekirse Suudiler. Ama nasip olmadı. Beş yıldır hala Cuma namazını kılmaya çalışıyorlar. Fakat her geçen bu hedeften daha fazla uzaklaşıyorlar. Aslında Obama benim anladığım kadarıyla kısmen olayı gördü, uzun vadeli bir yaklaşımla. Başkanlık seçimini Trump’a kaybetmeden hemen önce bir heyet eşliğinde John Kerry’i o dönemde Suudi Arabistan’a göndermişti Yemenliler ile görüşmek üzere. Oraya çok enteresan bir teklif götürmüştü dönemin Dışişleri Bakanı Kerry. Demişti ki orada, 'Abdurabbu Mansur el-Hadi çekilecek.' Ama her halükarda çekilecekti. Onun dışında Ensarullah, Husilerin ya da Sana yönetiminin birçok talebi de karşılanacaktı. Ama Mansur Hadi’nin çekilmesi talebi başta olmak üzere birçok talep vardı. Geçici hükümet kurulacaktı, Ensarullah bu geçici hükümetin bir kanadını oluşturacaktı. Farklı kesimlerin katılımıyla oluşturulacak bu hükümet krizi rayına koyacaktı, çatışmaları durduracaktı. Yemen ordusunu olması gereken yere zapt edecekti. Sana yönetimi bunu kabul etti. Fakat Riyad hükümeti dediğimiz Mansur Hadi ekibi kabul etmeye yanaşmadı. Sadece onlar değil Hadi’ye yakın olan Yemenli yerel gruplar da bu teklifi kabul etmedi. O dönem de çöktü. Obama şunu görmüştü. Öyle 2 ayda mağlup edilecek bir düşmanla karşı karşıya değiliz. Bu Yemen halkının çok önemli bir bölümünü temsil ediyor ve bu savaş çok uzun sürecek. Bu savaşın meydana getireceği tahribatı en aza indirmek için böyle bir teklif de gelmişti. Siyaseten biz bu işi halledelim noktasına varılmıştı. Çünkü Muhammed Bin Selman’ın da Kral Selman’ın da Suudi yönetiminin de aslında çok beceriksiz, Suudi ordusunun da savaş gücü kapasitesi son derece düşük bir ordu olduğunu bu çatışmalar sırasında görmüşlerdi. Yani kara savaşında asla galip olması mümkün olmayan ve bütünüyle hava bombardımanına dayanacak ve hava bombardımanı üzerinden Husileri mağlup edecek ve oradaki meşruiyeti tesis edecek bir yapılanmanın asla orada başarılı olamayacağını yönetiminin son döneminde de olsa Obama görmüştü. Destek verdiler.”

    ‘Husiler şu anda savaşı Suudi Arabistan topraklarına taşımış durumda’

    Gelinen aşamada Özkan, Husilerin direnişinin geldiği bu noktada savaşı Yemen topraklarından çıkarıp Suudi Arabistan topraklarına taşıdığını belirtti. Özkan Suudi Arabistan’ın imkanları ve hava üstünlüğüne, Yemen’i hem deniz hem kara hem havadan büyük bir abluka altına almasına rağmen ilerleyemediğini vurguladı:

    “Yemen’e açılan savaş da bir Amerikan projesiydi. Muhammed Bin Selman’ın oradaki savaşı Amerika ile istişare etmeden başlatması mümkün değil. Zaten uluslararası koalisyon dendi. Amerika o koalisyona yeni üyeler ekledi, bir sürü danışmanlar gönderdi savaş konusunda. Uçaklar, ağır silahlar verildi. Milyarlarca dolarlık satışlar yapıldı. bu kadar lojistik desteğe rağmen ve bütün uluslararası güçlerin saldırısına rağmen Husiler efsanevi bir direniş gösterdiler. Şu noktaya gelmiş oluyoruz; Husiler bırakın silahsızlandırılmayı, mağlup edilmeyi, Yemen’in birçok yerinden sürülmeyi, şu anda savaşı Yemen’in dışına çıkartıp Suudi topraklarına taşımış vaziyetteler. Bu stratejik bir felaket aslında Suudi Arabistan için. 2018’deki Ortadoğu’nun 11 Eylül’ü olarak nitelendirilen Aramco saldırısını saymıyorum, onun ayrıntılarına girmiyorum. Son bir haftada her Allah’ın günü Sana yönetimi, Yemen ordusu, Suudi Arabistan topraklarına saldırıyor. Dronelarla, insansız hava araçlarıyla Ebha Havalimanı bombalandı. Ebha Havalimanı’na dün de Mushait el Khamis havaalanı eklendi. Bunlar Suudi Arabistan’ın güneyindeki yerleşim bölgeleri, şehirler, kentler bunlar, her birinin de havaalanları var. Şu ana kadar Husiler, sivil havaalanlarına saldırmıyorlardı. Sadece askeri havaalanlarına saldırıyorlardı. Fakat yakın dönemde Al Jazeera’de de geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Suud ordusu sivil havaalanlarını askeri kullanmaya başladıktan sonra Husilerin tavrı değişti. Bu sefer madem siz oralardan bize saldırıda bulunuyorsunuz, sivilleri katlediyorsunuz. Biz de sizin sivil havaalanınıza saldırırız. Ama o sivil havaalanına yönelik saldırılarda siviller ölmedi bildiğim kadarıyla, çok sınırlı sayıda yaralı var. Dolayısıyla defalarca hem insansız hava araçları hem de kara üzerinden gerçekleştirilen çatışmalarda Suudi Arabistan’ın güney toprakları kalbura dönüştü. Her gün Yemen ordusu hem kara hem havadan Suudi Arabistan’ın güneyini vuruyor. Bütün Suudi Arabistan’ın imkanları ve hava üstünlüğüne rağmen, Yemen’i hem deniz hem kara hem havadan büyük bir abluka altına almasına rağmen ilerleyemiyor.”

    ‘Bin Selman Biden ile uyumlu çalışacağı mesajı vermezse tasfiye edilebilir'’

    Özkan bu yaşananların ardından Biden yönetiminin Suudi Arabistan’a karşı daha sert davranacağı görüşünde. Biden’ın iktidara gelmeden önce Cemal Kaşıkçı suikastını aydınlatma işareti verdiğini anımsatan Özkan, yeni Amerikan yönetiminin Suudilerle iş yapmaya hevesli olmadıkları görüşünde. Özkan’a göre Muhammed Bin Selman’ın eğer çok ciddi radikal adımlar atmaz ve uyumlu çalışacağına dair köklü mesajlar vermezse, tasfiye edilebilir. Özkan, CIA'nın geçmişte bölgede oynadığı rollere de atıf yaptı:

    “Amerika şunu söylemeye çalışıyor, Suudi Arabistan ile ilişkilerinde. Benim anladığım kadarıyla başkan, kralla görüşür, başkan yardımcısı veliaht, kralın yardımcısı ya da kralın danışmanıyla görüşür, dışişleri bakanı dışişleri bakanı ile görüşür. Bir diplomasi kuralını hatırlatıyor. Daha da önemlisi Muhammed Bin Selman’ın siyasi geleceğine yönelik verilmiş bir kararı da yansıtıyor gibi. Yani Cemal Kaşıkçı cinayetini aydınlatmakta kararlı. Şu ana kadar Amerika somut adımlar atmadı, belki birtakım açıklamalar yaptı sadece. Ama yakın zamanda Kongre’den başlayarak çok ciddi birtakım kararlar alacağını ve adımlar atacağını biliyoruz. Çünkü Biden daha iktidara gelmeden önce defalarca bu konuya ilişkin açıklama yaptı ve Kaşıkçı cinayetini aydınlatacaklarına, bu konuyla ilgili ellerinden geleni yapacaklarına dair söz verdi. Dolayısıyla bu konuya Kaşıkçı olayı perspektifinden baktığımızda sadece bu değil. Bunun dışında Suudi Arabistan’da meydana gelen insan hakları ihlalleri, birkaç Amerikan vatandaşının hala Suudi Arabistan zindanlarında bulunuyor olması, ciddi işkence iddiaları; bunlar Biden yönetiminin Selman’a yönelik ciddi bir adım atacağını gösteriyor. Son açıklama da bunu perçinleme mahiyetinde oldu. Bundan sonra Kral Selman, iktidarı bir şekilde oğluna devretse dahi öyle görünüyor ki Bin Selman ile iş yapmaya pek de hevesli değil yeni Amerikan yönetimi. Bu konuda kesin böyle olacak dememekle birlikte bunun muhtemelen böyle olacağını düşünüyorum. Geçmişte ABD’nin kimin Suudi Arabistan’da iktidar olacağına dair geniş ve kirli bir tarihi var. CIA’in defalarca müdahale ettiğini biliyoruz. Petrol krizinde batılı ülkeleri zor duruma sokan Kral Faysal’ın ortadan kaldırılması suikastı başta olmak üzere birçok konuda müdahale ettiğine dair ya somut kanıtlar ya da ciddi şüpheler var. Muhammed Bin Selman eğer çok ciddi radikal adımlar atmazsa ve Biden yönetimiyle uyumlu çalışacağına dair köklü mesajlar vermediği takdirde siyaseten Suudi Arabistan’dan tasfiye edilme tehlikesi var. Eski ABD’nin Ortadoğu’daki gücü aynen devam ediyor mu, hala Demokratlar müdahale etme arzusundalar mı, Suudi Arabistan’da kimin kral olacağına karar vermek istiyorlar mı? Geçmişle aynı oranda müdahaleci bir durum söz konusu değil. Ortadoğu’da nispeten çekilen ya da eskisine nazaran daha cılız müdahaleler gerçekleştiren bir Amerika var. Dolayısıyla Muhammed Bin Selman konusunun hala aydınlatılmaya muhtaç bir konu olduğunu düşünüyorum.”

    Etiketler:
    Yemen, ABD, Joe Biden, Suudi Arabistan, Ensarullah, Husiler, terör listesi, Cemal Kaşıkçı, Muhammed bin Selman
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın