22:29 12 Nisan 2021
Canlı Yayın

    'Suudi/BAE bloğu için artık savaşın maliyetleri öne çıkıyor, Biden Yemen'de bu yüzden diplomatik çözüm arıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 10
    Abone ol

    Erman Çete'ye göre, Yemen savaşında 'İran yanlısı Husilere karşı meşru Yemen hükümeti' sunumu, Ensarullah'ın direniş eksenindeki yerini çarpıtmak için kullanılıyor. Çete, 6 yıllık savaşta Ankara'nın zikzaklarına atıfta yaptı. Suudi/BAE için artık savaşın maliyetinin öne çıktığını belirten Çete, Biden'ın bu yüzden yeni arayışlara girdiği görüşünde.

    Arabistan Yarımadası'nın stratejik konumdaki ülkesi Yemen'de Suudi Arabistan öncülüğünde başlatılan savaş altıncı yılına giriyor. Riyad yönetiminin, 2015'te Yemen'de görev süresini doldurmuş ve ulusal diyalog görüşmelerini sonuçlandırmayı başaramamış Mansur Hadi'yi, Ensarullah ve müttefiklerinin etkinliğini kırmak üzere tekrar başkanlığa oturtmak üzere giriştiği savaş adeta bumeranga döndü. Altı yılın sonunda 'Husiler' denilerek küçümsenen Ensarullah hareketi ABD destekli Suudi bloğuna karşı savaşı Suudi Arabistan topraklarına taşımayı başarmış görünüyor.

    Trump yönetiminin Suudileri önceleyen stratejisine karşılık Biden yönetimi göreve başlar başlamaz Yemen'de tutum değişikliğine yöneldi. Biden, Trump'ın 'terör örgütleri' listesine koyduğu 'Husileri' bu listeden çıkarttı. Amerikalı diplomatların Yemen barışı için diplomasiyi devreye sokmaya çabaladığı haberleri geliyor. Ancak bu girişimlerin Ensarullah hareketinde henüz karşılığı görünmezken, Washington Suudi toprakları ve petrol tesislerinin de hedeflenmesi üzerinden 'Suudi Arabistan'ı savunmak' temasını da canlı tutuyor.

    Obama yönetimi döneminde ABD'nin büyük lojistik desteğiyle başlatılıp sonuç alınamayan Yemen savaşını ve Biden dönemindeki olası tutum değişikliklerini gazeteci Erman Çete ile konuştuk.

    ‘Ensarullah’ın hiçbir zaman Yemeni tek başına yönetme talebi olmadı’

    Erman Çete'ye göre, Yemen için çizilen ‘bir tarafta İran destekli Husiler, diğer tarafta da Yemen’in meşru hükümeti ve meşru Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’ tablosu oldukça yanıltıcı. Ensarullah hareketinin hiçbir zaman Yemen’i tek başına yönetme talebi olmadığını ifade eden Çete, asıl meseleyi bu oluşumun ülke içinde ulusal birlik ve egemenlik taraftarı duruşu, bazı sol gruplarla işbirliğine gitmesi ve dış politikada ise ABD ve İsrail karşıtı tutumunun yarattığını anlattı. Çete'ye göre, 'Husiler' sunumuna ABD destekli Suudi işgalini meşrulaştırmak için başvuruluyor:

    “Ensarullah’ın savaşı kazanıp kazanamayacağı sorusunun cevabı Ensarullah’ın ne istediği ve Yemen siyasetinde nasıl bir yer kapladığıyla ilgili herhalde. Çünkü hava şu, en azından batı medyasında ya da Arap medyası, hatta Türkiye’deki iktidara yakın medyanın çizdiği tablo şu. Bir tarafta İran destekli Husiler var, diğer tarafta da Yemen’in meşru hükümeti ve meşru Cumhurbaşkanı Mansur Hadi var. Bu çok çarpıtılmış bir tablo. Aslında Mansur Hadi’nin vekaleten yaptığı cumhurbaşkanlığı görevi çoktan sona ermişti. 2014’te Ensarullah’ın Sana’yı ele geçirme durumu var. Ama onun sonrasında da Hadi, Ensarullah ve diğer belli başlı bütün siyasi partilerin bir araya geldiği bir diyalog görüşmeleri yapılmış ve Hadi’nin çekilmeyi kabul ettiği anlaşma ve bir hafta sonra tekrar Suudi desteğiyle dönme planlamasının öncesinde zaten Ensarullah, Hadi ve diğer partiler bir anlaşmaya varmıştı. Kronoloji şuydu. 2011’de Arap Baharı, Yemen’e ulaştığında Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez İşbirliği Teşkilatı çok uzun yıllardır Yemen’i yöneten Ali Abdullah Salih’i çekilmeye zorlamıştı. Sonra Mansur Hadi, vekaleten Salih’in yerine gelmişti. 2011’deki seçimlere tek aday olarak girmiş ve bu Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın planları doğrultusunda yapılmıştı. Bir geçiş süreci için Cumhurbaşkanı seçilmişti. 2014’te görevi bitmesine rağmen 2015’e kadar ülkeyi fiili olarak yönetmeyi kabul etti. Ensarullah’ın yaptığı şu değildi, ‘Biz tek başımıza ülkeyi yönetelim’. Suudi Arabistan, Ensarullah’ı İran destekli bir darbe yapmakla suçluyor Mansur Hadi’ye yönelik. Ama Ensarullah hiçbir zaman ülkeyi tek başımıza yönetelim gibi bir talepte bulunmadı. Bilakis Ensarullah’ın genel ideolojik eğilimi ya da genel söylemleri İran’a benzer bir İslami yönetimden ziyade daha milliyetçi, popülist içeride ulusal birlik ve egemenlik taraftarı, dışarıda da ABD ve İsrail’e yönelik bir düşmanlık belirliyor Ensarullah’ın faaliyetlerini. İçeride de aslında düşman olduğu uzun yıllarca savaştığı Ali Abdullah Salih ve onun güçleriyle birlikte 2015 yılından itibaren ittifaka gittiler. Hatta güneyli bazı solcu hareketlerle de ittifak yaptılar. Esasında Ensarullah bir Yemen direnişi diye tabir edilen ittifak sisteminin içerisinde önemli bir yer kaplıyor. Muhtemelen Yemen’e yönelik saldırıyı ve ABD destekli işgali meşrulaştırmaya yarıyor."

    'Türkiye'nin sürekli değişen pozisyonları var, şimdi de ÖSO'nun Islah Partisi yanında çarpışmak için gittiği haberleri geliyor'

    Erman Çete, Yemen dosyası ve 'Ensarullah' ve 'Husiler' sunumlu anlatının Erdoğan yönetimi açısından da bölgesel gerilimlerin boyutlarını yansıttığı görüşünde. Erdoğan'ın 2015'te İran'ın Ortadoğu'yu ele geçirmeye çalıştığını, Yemen'de de Husilerin İran destekli mezhepsel bir çatışma yürüttüğünü iddia ederek, dönemin dengelerinde Riyad'dan yana tutum aldığını anımsatan Çete, İran'ın bu çıkışları 'karşılıksız bıraktığını' vurguladı. Çete, daha sonra Suriye'yi de içeren dönüşümlerin bu kez Türkiye'yi başka bir cepheye savurduğunu ve Erdoğan'ın 'Yemen'i bu hale siz getirdiniz' diyerek Suudi tutumunu kınar pozisyona kaymasına dikkat çekti. Çete son dönemde de yine Türkiye yönetiminin bu kez ekonomik boykotla karşı karşıya kaldığı Körfez ve Mısır'la uzlaşma beklentileri nedeniyle yeniden farklı pozisyonlar alma işaretleri verdiğini dile getirdi. Çete, Suriye'de başarısız olmuş ÖSO gruplarının Yemen'e aktarıldığı iddialarına atıfta bulundu:

    “2015’te Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir açıklama yapmıştı ve İran’ın bütün Ortadoğu’yu ele geçirmeye çalıştığını, Yemen’de Husilerin İran destekli mezhepsel bir çatışma yürüttüğünü, Şii-Sünni çatışmasına yol açtığını iddia ediyordu. İran ve onun desteklediği Husilerin Yemen’de yaptıkları Suudi Arabistan’ı, Körfez’i rahatsız ediyordu. Aslında bir Husi egemenliği var düşüncesini, Yemen’de gerçekleşen her şeyin böyle lanse edilmesini aslında bir manipülasyon gibi görebiliriz. Çok bölgesel gerilimlere bağlantılı bir yer değiştirme var Türkiye’nin siyasetinde. Az önce bahsettiğim açıklamayı Erdoğan 2015 yılında yaptı. Bunu Tahran ziyaretinin hemen önce söylemişti. Eğer İran da benzer şekilde karşılık verseydi Erdoğan’a muhtemelen yeni bir krizimiz olacaktı. Ama Tahran bu sözlere aynı şekilde karşılık vermemeyi tercih etti. Esas gerilim Suudi Arabistan, Türkiye ve BAE arasındaki gerilimin boyutlandığı bir dönemde Suudi Arabistan, BAE ve Mısır, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı’nı kınamıştı. Onun üzerine Erdoğan, 2019’da ‘Siz önce Yemen’de yaptıklarınıza bakın. Aynaya baksın Suudi Arabistan. Yemen’i bu hale siz getirdiniz. Yemen’i yerle yeksan ettiniz’ dedi. Son zamanlarda gördüğümüz kadarıyla Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle arayı düzelmeye çalışması, buna İsrail ve Mısır ile arayı düzeltmesi de dahil. Çünkü Suudi Arabistan’ın gayri resmi bir ekonomik boykotu Türk ihracatını çok büyük oranda etkilendi. Zaten kırılgan bir ekonomik zemin üzerinde ilerliyoruz. Suudi Arabistan ile BAE’nin adı konulmamış bu boykotu Türkiye’yi çok etkiledi. Türkiye, Körfez ülkeleriyle tekrar işbirliği kurmaya çalışıyor. Bunun bir ucunu da Suudi Arabistan’ın içerisine yönelik Yemen’den gelen saldırıyı Türk Dışişlerinin kınaması, sosyal medyada Katar’a yakın kimi yayın kuruluşlarının ya da Özgür Suriye Ordusu’na yakın kimi hesapların Türkiye’nin Islah Partisi’nin yanında savaşmak üzere Yemen’e ÖSO kuvvetlerini göndereceği ki Islah partisi, Müslüman Kardeşler’in Yemen kolu olarak bilinir. Ama Islah Partisi aslında ataları Zeydi diye bilinin bir aşiretler konfederasyonun desteğiyle hareket ediyor.

    'Zeydileri Şiilik üzerinden İran'a yakın görmek Rum ortodoksluğunu katolikliğe yakın görmek gibi bir şey'

    Erman Çete'ye göre Yemen'deki mezhepçi retorik oldukça karışık ve anlaşılmaz bir resim sunuyor. Ensarullah'ı bir 'Zeydi' hareketi olarak Şii görerek İran'a yakın görmenin Rum ortodoksluğunu katolikliğe yakın görmek gibi bir şey anlamına geldiğini belirten Çete, sürekli 'mezhepçilik' göndermelerinin aslında 'direniş hattını' izah etmediğıini vurguladı. Çete, 'Husi direnişi' denilen mefhumun da kökeninin 2000'lerde Suudi etkisiyle Yemen'e yayılan neoliberal ekonomik yapıya karşı naif bir köylü direnişi karakteri taşıdığının altını çizdi:

    "Bu Şii-Sünni meselesi biraz ilginç gerçekten. Çünkü Zeydileri Şii olarak görmek İran’da yaygın olan 12 İmamcı Şiiliğe yakın olarak görmek, Rum ortodoksluğunu, Katolikliğe yakın olarak görmek gibi bir şey oluyor. Birbirinden çok alakasız şeyler. İran’a sürekli bir mezhepçi göndermesi yapılıyor. Ama İran’ın bölgedeki ittifak sistemine baktığımızda Hamas da bir yerde duruyor, Filistin’e verdiği destek de bir yerde duruyor. Burada şu açık. Ensarullah’a Yemen’in Hizbullah’ı deniyor. Ensarullah’ın kendisini İran’ın merkezinde durduğu Ortadoğu’daki direniş ekseni denilen ittifak sisteminin bir kenarına yerleştirdiği açık, buna şüphe yok. Ama öte yandan Ensarulah’ın gelişimine baktığımızda çok açık bir şekilde Yemen’in 1990’daki birleşmesinden sonra güney Yemen ile kuzey arasında gerilimler, Suudi Arabistan’ın neoliberal dönemde Yemen’e yayılması ve 2000’de Ali Abdullah Salih ile Suudi Arabistan arasında imzalanan bir sınır anlaşması. Bu sınır anlaşması sonrası Yemen ile Suudi Arabistan sınırındaki otlaklar, su kullanımı gibi şeyler Yemen’de bölgedeki köylülerin aleyhine gelişmeye başladı. Aslında Husi direnişi denen şey ilk başta Ali Abdullah Salih ile Suudi Arabistan’ın bu sınır anlaşmasına yönelik bir isyan olarak ortaya çıktı, naif bir köylü direnişi.”

    ‘Yemen savaşı ABD, Suudi Arabistan ve BAE için maliyetli gelmeye başladı, dertleri Arap yarımadası ile Afrika Boynuzu'nu bağlamak'

    Çete’ye göre, Biden yönetiminin işe başlar başlamaz Ensarullah’ı terör listesinden çıkarırken, diğer yandan Suudilere desteği sürdüreceklerini vurgulamak durumunda kalmasında Yemen direnişinin payı büyük. Çete, Suudi öncülüğündeki savaşın bir türlü kazanılamadığı, Suudi cephesinin yarıldığı ve, BAE'nin Güney Yemen'deki etkisinin arttığını anımsattı. Çete, önündeki manzara karşısında Biden yönetimi İran'ın kanatlarını törpülerken, bölgedeki müttefiklerini yeni ittifak sisteminde buluşturmak istiyor. Savaşın Suudilere ve BAE'ye artık çok maliyetli geldiğini belirten Çete'ye göre, ABD destekli blog bu maliyeti ortadan kaldıracak ve ticari akışı garanti altına alacak arayışlar içerisinde:

    “Biden’ın malum açıklamasında Ensarullah’ı terör örgütü listesinden çıkartması ve sonrasında Suudi Arabistan’ın ofansif operasyonlarına destek vermeyeceğiz açıklaması yaptı. Ama ekledi, ‘Suudi Arabistan krallığının kendini savunma hakkına, toprak bütünlüğünü korumasına destek vermeye devam edeceğiz’. Yemen’deki Suudi Arabistan savaşında Suudilerin yalnız kalmaya başladığı emareleri gösterdiği açık. Bunda hem Yemen direnişinin payı var hem BAE’nin aslında Ensarullah ile bir tür zımni ateşkese varmasının da payı var. Güney Yemen şu anda fiili olarak Yemen’in kalanından ayrılmış durumda, bir geçiş hükümeti yönetiyor Aden merkezli. Aslında Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2000’lerden beri büyük yatırımlar yaptığı Aden limanı, Hadramut gibi yerlerde çok açık şekilde BAE’nin vekilleri yönetiliyor. BAE aslında bir süre önce de askerlerini en azından Suudi Arabistan’ın oluşturduğu askerleri çekmeye başladığını söylemişti. Biden yönetiminin bu tutumunu şöyle değerlendirebiliriz. Yemen’den ibaret olmayan daha geniş bölgesel yeniden organizasyon ihtiyacıyla alakalı. Çünkü Erdoğan ile olan ilişkisi de benzer bir yerde duruyor. İsrail’de Netanyahu ile olan ilişkisi benzer bir yerde duruyor. Mısır’da Sisi ile Suudi Arabistan’da Muhammed bin Selman ile olan ilişkisi benzer bir yerde duruyor. 2011 yılında Ali Abdullah Salih’i Obama hükümeti çekilmeye zorladığında da benzer bir stratejiyle hareket ediyordu. İran’ın kanatlarını kırarak, sivri yerlerini törpüleyerek ve bölgede uzun yıllardır Amerikan müttefiki olan ama kendi halkları nezdinde çok işe yaramamaya başladığı görülen kimi hükümetleri yeni bir ittifak sistemi içerisinde buluşturmak. Burada Müslüman Kardeşler’e özel bir yer biçişti. Türkiye ve Katar’ın bölgedeki rolü yükselmişti. Biden yönetimi açısından da bu savaş bir kere çok maliyetli bir hale geldi. Suudi Arabistan ve BAE için de öyle. Bu maliyeti ortadan kaldıracak ve aynı zamanda Babülmendep gibi bölgeleri buradaki ticari akışı tekrar garanti altına alabilecek bir yeniden yapılandırmaya gitmekte fayda olduğunu düşünüyorlar gibi geliyor bana. Çünkü Yemen’i ya da Güney Arabistan diyebileceğimiz bölgeyi Körfez’in yanı sıra Doğu Afrika boynuzuyla birlikte de düşünmemiz gerekiyor. Çünkü çok büyük yatırımlar yapıldı Yemen ve Arap yarımadasıyla Doğu Afrika’yı birbirine bağlamak için. Bunda Katar’ın, BAE ve Suudi Arabistan’ın çok büyük payı var. Bunlar Somali gibi Doğu Afrika ülkelerinin bakir toprakları, ucuz iş gücü Körfez ülkelerinin ekonomik gelişimi, tüketimiyle çok kritik önemde. Bunları birbirine bağlamak için Yemen meselesinin bir şekilde çözüme ulaştırılması gerekiyor.”

     

    Etiketler:
    Yemen, Joe Biden, BAE, Suudi Arabistan, Ceyda Karan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın