23:22 18 Nisan 2021
Canlı Yayın

    'ABD ve NATO Çin'i stratejik, Rusya'yı askeri tehdit tanımlayarak Soğuk Savaş'a dönüyor, Türkiye yalnızlaştırılmaz'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 30
    Abone ol

    Dr. Babüroğlu’na göre ABD ve NATO, Çin'i 'stratejik', Rusya'yı 'askeri tehdit' tanımlayarak Soğuk Savaş'a dönüyor. NATO'nun 'terör üreten' bir coğrafyaya komşu Türkiye'yi yalnızlaştırmayacağı görüşündeki Babüroğlu, Ankara'nın da AB ve NATO ile yürüme kararlılığına dikkat çekti. Babüroğlu, AB, ABD ve NATO'nun istediği adımların atıldığı görüşünde.

    ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in doğrudan katıldığı ilk NATO toplantısı ve ardından Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesinde son dönemde Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde gündeme gelen kritik başlıklar gözden geçirildi. NATO toplantısında Çin ve Rusya'ya karşı ittifakın müttefik ülkelerle ilişkilerin tahkimi öne çıkarken, AB zirvesinde Türkiye konusunda Doğu Akdeniz ve Kıbrıs atıfları gündeme damgasını vurdu. Uzun süredir tartışılan yaptırımların sözü edilmezken, Türkiye'nin özellikle Doğu Akdeniz'de durumu gerginleştirmemesi koşuluyla haziran zirvesine kadar pozitif gündem oluşturma çabaları vurgulandı.

    NATO ittifakının Blinken ile ilk buluşmasında küresel rekabette verilen mesajlar, AB zirvesi ve Türkiye'ye yansımalarını İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu ile konuştuk.

    ‘Çin'i stratejik rakip, Rusya'yı askeri tehdit görerek Soğuk Savaş'ı dönülüyor'

    Dr. Naim Babüroğlu’na göre, başlangıçta 12 ülkeyle kurulan NATO, zaman içinde sürekli genişledi, Soğuk Savaş'ın sona ermesi de bu genişlemeyi durdurmadı. Soğuk Savaş sonrası 'var oluş amacını yitiren' NATO'nun stratejilerini belirsiz krizler ve 'terörle mücadele' gibi tehdit algıları üzerine kurmaya çabaladığını anımsatan Babüroğlu, ancak artık durumun değiştiği görüşünde. Babüroğlu, NATO'nun Çin'i stratejik, Rusya'yı ise askeri rakip olarak karşısına alarak 'Soğuk Savaş düzenine' yeniden dönüldüğü değerlendirmesinde bulundu:

    “NATO 1949’da 4 Nisan’da 12 ülkeyle kuruldu. 1990’lar Sovyetlerin dağılışına kadar bu 12 ülke kaldı. Daha sonra 16 ülkeye çıktı. Fakat Sovyetlerin dağılışından sonra önce Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti 1999’da üye oldu. Sovyetlerin dağılmasından sonra Baltıklarda, Orta ve Doğu Avrupa’daki bütün ülkeler hemen hemen NATO’ya üye oldular. Geldiğimiz aşamada 12 üyeyle kurulan NATO, 30 üye ülkeye çıktı. Gittikçe Soğuk Savaş sonrası bile gücünü kaybettiği tartışmaları yapılan NATO sonuca baktığımızda 12’den 30 ülkeye çıkmış ve gücünü daha da arttırmıştır. Sırada bekleyen çok sayıda da ülke var. Bu ülkeler NATO üyeliğine hazırlık kapsamında barış için ortaklık platformunda bekliyorlar. Bunlar Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan gibi ülkeler. 2030 NATO stratejik belgesine baktığımızda Sovyetlerin dağılmasıyla Rusya’nın gücünü kaybetmesi NATO’nun karşısındaki varoluş maksadı olan tehdidi ortadan kaldırdı. Çünkü NATO’nun kuruluş amacı, Sovyetlere, Doğu Paktına karşı bir güç, bir ittifak şemsiyesi. Ama Sovyetler dağılınca, varoluş maksadı ortadan kalkınca belirsiz krizler, terörle mücadele gibi bazı tehdit algılamaları resmi dokümanlara yansıdı. Artık NATO soğuk savaş dönemine tekrar dönüyor. Daha büyük tehditlerle dönüyor. Eskiden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği vardı. Şimdi sadece o değil Çin ve Rusya var. Çin’i stratejik rakip olarak görüyor. Rusya’yı da birinci askeri tehdit olarak görüyor."

    'NATO'nun vizyonu ABD vizyonudur'

    Babüroğlu, NATO 30 üyeli bir ittifak olsa da asıl vizyonun ABD'ye ait olduğunu vurguladı. Stratejik rakip ve tehdit algılarının ABD'ye göre biçimlendiğini belirten Babüroğlu, NATO içindeki yapılanmayı da yine ABD'nin belirlediğini anımsattı. Babüroğlu, NATO ordusu komutanının daima bir Amerikalı general olduğunu, yardımcısının İngiliz, kurmay başkanının da Alman asıllı olduğunu kaydetti:

    "Aslında bu NATO vizyonu ABD’nin vizyonudur. ABD aynı tehditleri algılıyor. ABD’de de Çin’i stratejik tehdit olarak görüyor ve birinci önceliğe taşıdı. Pasifik, Güney Çin Denizi birinci öncelik, Rusya da birinci öncelik ama askeri yönden. İngiltere son zamanlarda sanki NATO’dan ve ABD’den bağımsız, Rusya’ya karşı bazı çok sert açıklamalar yaptı. Nükleer başlık sayısını artırma kararı aldı. Yani Rusya’yı kendi egemenliğini, milli çıkarlarını olumsuz etkileyen, bölgede güçlenen nükleer bir güç olarak belirtti. Aslında İngiltere kim adına konuştu bu dille? ABD ve NATO adına. Çünkü NATO’nun yapısı şudur. Stratejik Müttefik Kuvvetler Komutanı yani dört yıldızlı orgeneral, yani NATO askeri kuvvetler komutanı veya basit bir tabirle ‘NATO ordusunun komutanı’ daima Amerikalı dört yıldızlı generaldir. Yardımcısı daima İngiliz orgeneraldir, değişmez. Kurmay başkanı da daima Alman orgeneral veya oramiraldir, değişmez. NATO’ya baktığınızda ABD, İngiltere ve Almanya’nın özel bir ağırlığı olduğunu belirtmemiz lazım."

    'NATO terör üreten bir coğrafyaya komşu olan Türkiye'yi yalnızlaştırmak istemiyor'

    NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in üst üste vurgulayarak yaptığı açıklamaların ABD ile koordinesi olmadan verilemeyeceği görüşündeki Babüroğlu, bu mesajlarda özellikle savunma harcamalarının artışının gereklilliğinin yer almasına dikkat çekti. Babüroğlu, NATO'nun tutumunun karşıtlarını önlemler almaya iteceği ve bunun bir silahlanma yarışını tetikleyeceği görüşünde. Bu yarışın Türkiye'nin de bölgesine uzanan bir cephede karşılığı olacağını dile getiren Babüroğlu, ittifakın Türkiye'yi terör üreten Ortadoğu coğrafyasına komşu olduğu için 'ihmal edemeyeceği' değerlendirmesinde bulundu:

    "NATO Genel Sekreteri’nin son iki günde NATO toplantısında aktif olarak açıklamalarda bulunması Trump döneminden sonra Biden yönetiminin etkisiyledir bu. Yani NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg NATO gündemine ABD ile koordine etmeden hazırlayamaz. İlave olarak aktif şekilde Rusya, Çin’i AB ile olumlu mesajlar verecek herhangi bir mesajı da ABD’nin bilgisi dışında yapmaz. Dolayısıyla ABD ve NATO adına konuşmuştur. Bunun sonucunda bir silahlanma yarışı göreceğiz. Askeri güç olan Rusya’ya karşı 30 üye ülkenin savunma harcamalarının en az yüzde 2’si olması kaydıyla silahlanma yarışı göreceğiz. Bu silahlanma yarışı en çok Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Orta ve Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinde olacak. Rusya da aynı şekilde karşılık verecek. Türkiye’de Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de etkiler. Çünkü NATO Türkiye’yi yalnızlaştırmak istemiyor. NATO için Türkiye önemli. Bir kere Türkiye, güneyde Irak ve Suriye sınırında, yaklaşık 1300 km’lik sınırda terör üreten bir coğrafyaya sınırdaş bir ülke. NATO’yu ilgilendiren en çok IŞİD, El Kaide türevi unsurlar, Türkiye açısından PKK terör örgütüdür. Irak ve Suriye, NATO, ABD ve AB açısından terör üreten bir coğrafya. Bu coğrafyanın hemen sınırında Türkiye var. Türkiye, NATO üyesi. O zaman Türkiye, burada ne kadar fazla sığınmacı absorbe ederse, ne kadar fazla NATO, ABD ve AB’nin terör örgütü listesine aldığı El Kaide türevi radikal unsurlara karşı bir duvar görevi yaparsa Türkiye hem Avrupa Birliği hem NATO hem ABD için görevi fazlasıyla yapmış oluyor."
    'NATO'dan çıkma iradesi gösteren bir ülke çıkmadı, Türkiye'de de böyle bir irade yoktur'

    İttifak tarihinde sadece Fransa ve Yunanistan'ın sınırlı dönemler için askeri kanattan çekilmesinin söz konusu olduğunu anımsatan Babüroğlu'na göre, NATO kurucu anlaşmasının hiçbir ülkeyi ittifaktan çıkartmaya geçit vermediğini, bunun ancak o ülkenin istemesiyle mümkün olabileceğini anımsattı. Babüroğlu, Türkiye'de de ne sağ ne sol hiçbir hükümetin böyle bir duruma yeltenmediğini belirtti:

    "1949’da NATO kuruldu. 18 Şubat 1952 Türkiye ve Yunanistan üyeliğe kabul edildi. Türkiye bedava kabul edilmedi, bir diyet ödedi. Kore savaşında şehitlerimiz oldu, bir diyet ödedi. Öyle NATO’ya kabul edildi. Yoksa Türkiye müracaat etti hemen kabul edildi gibi bir şey yok. Türkiye bugüne kadar ne sağ ne sol ne merkez ne de koalisyon hiçbir hükümet, NATO’dan çıkma iradesini göstermedi. Bu sadece normal günlük konuşma içerisindeki sohbet tartışmalarından öte geçmedi. Şimdi Türkiye NATO’dan çıkmak isterse çıkabilir. Kuzey Atlantik Anlaşması 14 maddedir, NATO anlaşması, Washington anlaşması. Bu maddelerin hiçbirinde NATO’dan çıkarılma diye bir şey yok. Yani NATO’dan çıkarma olmaz. Ama 13. Maddeye göre üye isterse ABD’ye başvurur çıkar. Fransa 1966’da de Gaulle zamanında bağımsızlık politikası izledi, askeri kanadından ayrıldı, siyasi kanattan ayrılmadı. Fransa daha sonra 2009’da Sarkozy döneminde tekrar askeri kanata döndü. Yunanistan 1974 sonrası Kıbrıs Barış Harekatı’nda NATO’nun ciddi bir tavır göstermediği gerekçesiyle askeri kanadından ayrıldı. Tekrar 1980’de 12 Eylül yönetiminin yaptığı ikinci iş olarak vetosunu kaldırdı, askeri kanada girdi. Tarihte iki ülke askeri kanattan çıktı, döndü. Ben Türkiye’nin böyle bir iradesi olduğunu hiç düşünmedim, herhangi bir ülke de böyle bir irade göstermedi. Bu sadece zaman zaman bir güç gösterisi ya da karşılıklı tehdit davranışlarından öte gitmez. Türkiye’nin şimdi bir veto hakkı var NATO’da ve oy birliğiyle alınıyor.”
    ‘Kararların daha az oy birliğiyle alınması Türkiye'nin aleyhine olur'

    NATO içinde karar mekanizmalarını daha hızlandırmak için oybirliğinden vazgeçilmesi tartışılırken, Dr. Babüroğlu aynı durumun AB içinde de geçerli olduğunu anımsattı. Böyle bir gelişmenin NATO içinde Türkiye'nin aleyhine olacağı görüşünü dile getirdi:

    “Avrupa Birliği’nde de var bu çalışma. NATO organizasyonunda da var. Bazı önemli stratejik kararları daha az yeni oy birliğiyle alma yönünde çalışma devam ediyor. Bu çalışma olursa Türkiye’nin aleyhine olur. Çünkü önemli stratejik kararlar Türkiye kabul etmese bile geçecek anlamında. Ama şu değildir. NATO’ya üyelik sürecindeki ülkelerin kabul edilmesi gibi değil de Türkiye’nin kabul edebileceği bazı kararlar olacaktır. AB de özellikle Polonya ve Macaristan’ın tutumundan memnun değil. Bu yönde bir çalışması var ama sonuçlanmış değil."

    'Biz AB ve NATO ile yürümek istiyoruz şeklinde açıklamalar var'

    NATO'nun AB ile 'eş' görülmesi gerektiğini dile getiren Babüroğlu, birliğin Biden yönetimiyle birlikte paralel hareket etme potansiyelinin güçlendiğini anımsattı. Türkiye'nin ise bir yandan Rusya ile işbirliği geliştirirken diğer yandan NATO içinde Rusya karşıtı belgelere imza attığını belirten Babüroğlu, Ankara'nın rotasından bir sapma ise beklemiyor:

    "NATO deyince eşittir Avrupa Birliği demek zorundayız. Çünkü AB nasıl bir irade beyan etti? Biden yönetimiyle birlikte artık AB, önemli kararlarda ABD’ye paralel hareket edecek. Şu anda İngiltere AB’den ayrıldı, 27 ülke kaldı. Bu ülkenin 21’i NATO ülkesi. Almanya, Fransa, İtalya, Polonya, Hollanda gibi güçlü NATO ülkeleri AB üyesi. Aslında NATO ve ABD’nin aldığı karar, Rusya, Çin ve Türkiye için söylüyorum, AB’nin aldığı karar anlamındadır. İngiltere’nin AB’den ayrılmasından sonra AB’de yegâne nükleer güç Fransa. Fransa da bu nükleer gücüne güvenerek AB’de ağırlığını arttırma yönünde adım atıyor. Öyle bir çelişki ki Türkiye, Rusya ile Suriye’de işbirliği yapıyor. İyi kötü giden bir Astana süreci var. Karabağ’da Azerbaycan-Ermenistan cephesinde Rusya ile işbirliği yapıyor. Soçi mutabakatı var Suriye’de. Aynı Türkiye, NATO zirvesinde alınan karara imza atıyor. İmzada Rusya’da birinci tehdit olarak yer alıyor. Dolayısıyla aynı Türkiye NATO kuvvet havuzuna Rusya için kuvvet tahsis ediyor. Hem Rusya ile işbirliğini devam ettirme hem de NATO-ABD ile devam ettirme. Türkiye’de iktidarın kısa-orta dönemde NATO’dan ayrılma iradesini göstereceğini düşünmüyorum. Biz AB ve NATO ile birlikte yürümek istiyoruz şeklinde açıklamalar var.”

    'S-400 savunma sistemi pek de aktif duruma getirilecek gibi görünmüyor'

    Türkiye'nin bağımsız bir ülke olarak NATO üyesi olmasına rağmen ittifakın tehdit gördüğü bir ülkeden S-400 sistemlerini aldığını anımsatan Babüroğlu, 2.5 milyar dolar ödendiğinde bunun kullanılmasının beklendiğini dile getirdi. Ancak Babüroğlu, Nisan 2020'den bu yana bu konuda üst düzey açılamalara rağmen sistemlerin aktif kılınmasına dair gelişme olmamasını ABD ile pazarlık niyetine ve ABD ile NATO’nun tepkilerinin dikkate alınmasına yordu:

    • “Önümüzde bir örnek var, S-400 hava savunma sistemi. Rusya’ya 2.5 milyar dolar ödedi, bağımsız bir ülke olarak NATO üyesi olmasına rağmen NATO’nun birinci tehdit olarak kabul ettiği bir ülkeden aldı bunları. Aldığı ülke için de NATO kuvvet havuzuna kuvvet veren bir ülke satın aldı. Bu tam bağımsız egemen bir ülke, elbette tehdit değerlendirmesi ve risk analizi yapmıştır. 2.5 milyar ödeyerek de sistemi aldı. Nisan 2020’de bu sistem aktif hale getirilecek diye üst düzeyden açıklamalar yapıldı. Nisan 2020’de aktif duruma getirilecekti, 11 ay geçti, hala deniyor ki ‘ABD ile S-400 konusunda anlaşmaya hazırız’. Eğer bağımsız bir ülke risk analizi yapmışsa, aldığınız silahı hele hele böyle pahalı bir silahı kullanmak durumundasınız. Üyesi olduğunuz ittifak içinde yer alan ABD ve NATO’nun bu tepkisini dikkate alan bir ülke var o zaman. İttifakta yer aldığınızda Kuzey Atlantik’in anlaşmalarına ve NATO’nun stratejik belgelerine uyum göstermek zorunda kalan bir ülke var. Türkiye ne batıyız ne doğuyuz dediğinde doğrudur ama zaman zaman AB içindeyiz, NATO ile çalışmaya hazırız şeklinde açıklamalar da var. Bu açıklamanın NATO ve ABD ile ilişkilerde pek somut bir yere oturduğunu değerlendirmiyorum. En büyük örnek S-400’lerdir. Dün ABD Dışişleri Bakanı, ‘Suriye ve Afganistan’da terörle ilgili Türkiye ile ortak işbirliğimiz var, bundan memnunuz. Ancak S-400’leri Türkiye elinde tutmamalıdır, bunda kararlıyız’ dedi. Türkiye ne yapacak, coğrafyasından dışarı mı çıkaracak? Türkiye’nin yapabileceği bir şey yok. S-400 savunma sistemi pek de aktif duruma getirilecek gibi görünmüyor."

    'Türkiye AB, Biden yönetimi ve NATO’nun istediği adımları attı'

    Dr. Babüroğlu'na göre AB zirvesi öncesinde Ankara birliğin istediği adımları attı. Türk hükümetinin Oruç Reis'i Yunanistan'la gerginliğe yol açacak alanlardan çektiğini anımsatan Babüroğlu, Atina ile NATO çerçevesinde görüşmelerin başlaması ve sığınmacılarla ilgili olumlu gelişmelerin de AB tutumunda etkili olduğu görüşünü dile getirdi. Babüroğlu, Türkiye iç siyasetinde kimi adımlara rağmen 'AB'nin memnun olduğunu' belirtirken, "Aslında Türkiye’nin attığı adımlar Avrupa Birliği, Biden yönetimi ve NATO’nun istediği durumlar" dedi:

    • "Türkiye, AB’nin istediği adımları attı. Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile olan gerginlik ortadan kaldırılsın. Türkiye bunun için ne yaptı, Oruç Reis ve buna benzer gemilerini, Yunanistan ile gerginliğe yol açacak alanlardan başka bölgelerde görevlendirdi. Bu AB ve Yunanistan’ı memnun edecek bir tutum. Doğu Akdeniz’de başka gerginliği azaltıcı halka olarak ne istedi AB? Türkiye ile Yunanistan arasında diyalogun başlamasını. 62. İstikşafi görüşme zaten devam ediyor. Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüşme de başladı. AB, Türkiye’ye diyor ki, ‘Doğu Akdeniz’de gerginliğe neden olacak adımlar atmayın. Yunanistan ile gerginlik yaratmayın’. Sığınmacı akını Avrupa’ya gelmesin. Siz Suriye’den gelen sığınmacıları absorbe edin. 4 milyon kadar sığınmacıyı Türkiye’de barındırmaya devam edin. Biz zaman zaman yardım ederiz. Ama bu sığınmacılara serbest dolaşım hakkını vermeyin. Türkiye bunları yapıyor şu anda. Bir, Oruç Reis gemisi başka bir yerde. İki, Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüşme başladı, devam ediyor. Üç, Türkiye’nin 50 yıldır tezleri var, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de bir sınırı yok, ulusal çıkarına yönelik bir hak yok iddiası da olmamalı. Ama Oruç Reis gemisini tartışmalı bölgelerden başka bölgeye görevlendirdiğinizde bu dolaylı olarak sanki Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de hakları var görüntüsü veriyor. AB’nin istediği de bu. Yunanistan’ı da memnun eden gelişmeler. En güçlü AB üyesi Almanya’nın başını çektiği grup, ‘Türkiye ile pozitif işbirliğine devam edelim. Çünkü anlaşma Avrupa için çok önemli. Bir de Gümrük Birliği müzakerelerine başlayalım’ diyor. Diğer bir grup Hollanda ve İskandinav ülkelerinin başını çektiği grup, buralarda yapıcı ilişkiler olsun ancak Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi açısından da var olan AB değerlerine uymayan konuları da mutlaka dikkate alalım’ diyor. Ama Merkel daha yumuşak. Sonuç Türkiye, Doğu Akdeniz’deki gerginliğe son verdiği, Yunanistan ile diyaloga başladığı ve sığınmacı anlaşmasının yenilenmesine taraftar olduğu için AB ile ilgili olumsuz bir rapor çıkacağını değerlendirmiyorum. Ancak İstanbul Sözleşmesi’nin feshi ve HDP’nin kapatılmasına ilişkin bazı ifadeler yer alacaktır. Ama AB memnun. Aslında Türkiye’nin attığı adımlar Avrupa Birliği, Biden yönetimi ve NATO’nun istediği durumlar.
    Etiketler:
    ABD, NATO, Soğuk Savaş, Türkiye, Naim Babüroğlu, Antony Blinken
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın