23:03 12 Nisan 2021
Canlı Yayın

    'ABD stratejik niyet belgesinin hem Çin’i hem de İran’ı yaptırımlara karşı daha dayanıklı yapacağından kaygılı’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 20
    Abone ol

    Dursunoğlu’na göre ABD, İran ile Çin'in 'stratejik niyet belgesinden' iki ülkeyi yaptırımlara daha dayanıklı kılacağı için kaygılı. Belgenin önünü Şi'nin 2016'daki Tahran ziyaretinin açtığını aktaran Dursunoğlu, Rusya ile de benzeri işbirliği niyeti olduğunu belirtti. Dursunoğlu İran'da artık ABD ile nükleer anlaşma umudunun zayıf olduğu görüşünde.

    ABD'deki Biden yönetimi, Trump yönetiminin 2018'de İran nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilmesinin oluşturduğu zeminde Tahran'a yönelik politikalar üretmekte zorlanırken, dünyanın yükselen gücü Çin'in devreye girdiği bir tablo oluşmakta. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin son Ortadoğu ziyaretinde gittiği Tahran'da imzalanan 25 yıllık stratejik niyet belgesi, dikkatlerin yaptırımlarla köşeye sıkışmış İran'a çevrilmesine vesile oldu. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2016 yılındaki Tahran ziyaretinde ilk defa gündeme taşınan 'yol haritası' niteliğindeki belgenin ortaya koyacağı çerçeve henüz netleşmiş değil. Ancak İran'ın Çin'in 'Kuşak ve Yol' girişiminin altyapı projeleriyle parçası olacağı anlaşılan belge şimdiden yoğun tartışma yaratmış durumda.

    Çin-İran diyaloğunu ABD'nin 'arabulucusu' gibi rol oynayan AB'nin 2015 tarihli nükleer anlaşmasını canlandırma çabaları izledi. ABD, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ile Almanya'dan oluşan P5+1 Grubunun imzasını taşıyan, yine BM kararı onaylı anlaşmadan tek taraflı çekilmişken, Tahran, yükümlülüklerini anlaşmanın 36'ıncı maddesine dayanarak kademeli olarak yerine getirmekten vazgeçmişti. Biden yönetimi, anlaşmayı İran'ın konvansiyonel savunma sistemleri ve Ortadoğu'daki varlığını da içerecek şekilde yeniden görüşme tavrı açıklamışken, Tahran, ABD'nin orijinal anlaşmaya dönmesinin sorunu çözeceğinde ısrarlı. Şimdi sürecin Viyana odaklı dolaylı görüşmelerle canlandırılması girişimleri gündemde.

    İran nükleer anlaşmasına dair tartışmalar sürerken Çin yönetiminden gelen hamle ve Tahran'da yarattığı tartışmaları, Yakın Doğu internet sitesinin kurucusu, araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    'Biden ve İsrail kaygılarını beyan etti, Ruhani'ye karşı olan İran muhalefeti memleketi satmakla suçladı'

    Alptekin Dursunoğlu, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin Tahran ziyaretinde imzalanan Çin-İran stratejik niyet belgesinin Batı’da, İsrail’de ve İran'da tartışılma biçimlerine dikkat çekti. Biden'in ve İsrail'in bizzat kaygılarını ilettiğini anımsatan Dursunoğlu, İran'da da rejim karşıtlarıyla Ruhani hükümetinin muhaliflerinin belgeyi 'memleketi satmak' olarak yorumladıklarını aktardı:

    “Bu belge geçtiğimiz cumartesi günü Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif arasında Tahran’da imzalandı. İmzalandıktan sonra da geçen bu süre içerisinde Batı basınında, Batılı başkentlerde aynı zamanda İsrail’de ve İran içerisinde çok çeşitli düzeylerde tartışıldı. Biden’ın bizatihi kendisi olmak üzere Washington, kaygı duyduğunu söyledi. İsrail rejimi aynı şekilde bunun kaygı verici olduğunu belirtti. İran içerisinde de rejim karşıtlarıyla Ruhani hükümetine karşı olanlar imzalanan belgeyle ilgili olarak çok kötümser yorumlarda bulundular. Onlara göre memleket satılıyordu. Ülke ikinci defa bir Türkmençay Antlaşması niteliğinde bir anlaşmayla Çin’e peşkeş çekiliyordu. Peki imzalanan o belge neyin nesidir, bir anlaşma mıdır, sözleşme midir, bir protokol müdür? Buna gelmeden önce konuyu üç başlık altında incelemek isterim. Bu anlaşmaya gelinceye kadarki süreç nasıl işledi? Sonra bu belgenin niteliği nedir? Daha sonra da bölgesel yansımaları ve muhtemel sonuçlarına değiniriz."

    ‘İran ile Çin’in 2016’daki ortak bildirisiyle, imzalanan stratejik niyet belgesi hayata geçmiş oldu’

    Çin ile İran arasında imzalanan belgenin aslında 2000’li yılların başında şimdiki İran Cumhurbaşkanı olan Hasan Ruhani’nin İran’ın nükleer müzakerecisi sıfatıyla Çin’e yaptığı ziyaretle başladığını anlatan Dursunoğlu, o dönemde ABD’nin Ortadoğu politikalarının Tahran'ı uluslararası destek arayışına ittiğini belirtti. Ancak Çin’in o dönemde alaka göstermediği ve iki ülkenin 2013’e kadar irtibatının olmadığını belirten Dursunoğlu, izleyen süreçte ilk ciddi girişimin 2016'da Çin lideri Şi Cinping'in Tahran ziyaretinde gündeme geldiğini vurguladı. Dursunoğlu, 2016 ortak bildirisine atıfta bulundu:

    "Geçen hafta Tahran’da imzalanan belge aslında 2000’li yılların başında şimdiki İran Cumhurbaşkanı olan Hasan Ruhani’nin, o zamanlar Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde İran’ın nükleer müzakerecisi sıfatıyla Çin’e yaptığı bir ziyaretle başlıyor. O dönemi hatırlarsak Amerika, 11 Eylül’ü gerekçe göstererek Afganistan’a girmiş, peşinden de Irak’ı işgal hazırlığı yapıyor. Bununla eşzamanlı olarak da İran’ın nükleer meselesi gündeme getiriliyor. Dolayısıyla da İran kendisine bir uluslararası destek arayışı içerisinde. Ruhani o dönemde nükleer müzakereci sıfatıyla Çin’e gidiyor. Çin’den Amerika’ya karşı işbirliğini geliştirecek bir gündemle temaslarda bulunuyor. Ancak o dönemde İran’ı veya Ruhani’yi memnun edecek bir cevap Çin’den çıkmıyor ve geri dönüyor. 2013 yılına kadar Çin ile İran arasında herhangi bir bu bağlamda iletişim veya irtibat söz konusu olmuyor. Ne zamana kadar? 2013’te Obama’nın Çin’in kontrol altına alınmasına yönelik gündeme getirdiği Pasifik Yüzyılı projesine kadar. Bununla Amerika stratejik önceliklerini Ortadoğu’dan kaldırdığını ve Pasifik’e yönelmek istediğini ortaya koyuyor. Obama bariz bir şekilde Çin’in kontrol altına alınmasından söz ediyor. Amerika’nın doğrudan Çin’i hedeflemeye başlaması üzerine de Çin’de de şöyle bir karşı tedbir gelişiyor. Amerika doğuya yani Çin’e yönelirken, Çin de Çin’in batısına yöneliyor. Böylece geçen hafta imzalanan belgeye kadar olan süreç başlıyor. 2016 yılında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tahran’ı ziyaret ediyor ve Hasan Ruhani ile bir ortak bildiri açıklıyorlar. Bu ortak bildirinin amacı ikili ilişkileri kapsamlı stratejik ortaklık düzeyine yükseltmek. Yani şu an geçtiğimiz cumartesi imzalanan belgeyle ifade edilen şeyin niyeti ortaya konmuş oluyor o bildiriyle. 2016’daki ortak bildiriyle 6. Maddesi geçtiğimiz cumartesi günü hayata geçmiş oldu.”

    ‘Bu belge hem Çin’i hem de İran’ı yaptırımlara karşı daha dayanıklı yapacağından dolayı ABD kaygılı’

    İran yönetiminin imzalanan belgeyi ilişkilerin 'stratejik ortaklık' perspektifiyle gelişmesini sağlayacak anlaşmaların 'yol haritası' olarak tanımladığını söyleyen Dursunoğlu, bu belgeyle iki ülke arasındaki ilişkileri 25 yıllık kapsamlı stratejik ortaklık düzeyine yükseltecek anlaşmaların altyapısının hazırlandığı görüşünde. Dursunoğlu'na göre belgenin ABD tarafında 'kaygı konusu' görülmesi de her iki ülkenin ABD yaptırımlarına daha dayanıklı kılma potansiyelinden kaynaklanıyor:

    “Geçtiğimiz cumartesi günü Cevad Zarif ile Wang Yi tarafından imzalanan bu belge nedir? 2016 yılında Ruhani ile Çin Devlet Başkanı’nın imzaladığı ortak bildirinin 6. Maddesinin somutlaşmış hali. Bu belgenin niteliği nedir? Muhaliflerin söylediği gibi ülkenin Çin’e satıldığı anlaşması mıdır, yoksa Amerika’nın İsrail rejiminin kaygı duyduğu bir şey midir? Bu konuyla ilgili olarak İran Dışişleri Bakanlığı’nın Doğu Asya Bölümü Genel Müdürü Rıza Zebib’in bir açıklaması oldu. Bu belgenin bir anlaşma veya bir sözleşme olmadığını belirtti ve belgeyi iki taraf arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık perspektifiyle gelişmesini sağlayacak anlaşmaların yol haritası ya da genel çerçevesi diye tanımladı. Yani bu bir uluslararası anlaşma ya da bir sözleşme metni değil, bu bir yol haritası, bir genel çerçeve. Bu genel çerçeve neyi ortaya koyuyor? Bunun altı hangi anlaşmalarla doldurulacaksa o anlaşmalarla 25 yıllık kapsamlı stratejik ortaklık düzeyine yükseltecek ilişkileri ortaya koyuyor. Kimilerinin kaygı ve endişeyle dile getirdiği kimilerinin de ülkenin satıldığı şeklindeki bir başka yönden kaygıyla dile getirdiği hususlar çok kapsamlı gerçekten. O belgenin isminde geçen “uzun vadeli” ifadesi 25 yılı kapsıyor. Kapsamlı ifadesi de işbirliği alanlarının genişliğini ortaya koyuyor. Mesela siyasi, ekonomik, kültürel, savunma, savunma altyapıları, enerji, iletişim, çevre, turizm, medya işbirliğine varıncaya kadar çok geniş bir alanı içeren bir kapsamlı stratejik ortaklık yol haritası, yani ilişkileri bu düzeye getirecek bir genel çerçeve belirleniyor. Dolayısıyla bu henüz rakamsal ya da anlaşmaya değiştirilecek somut bir şey olmadığı için ‘ülke satıldı’ gibi kaygılar yersiz. Ancak Amerika’nın kaygısı şu açıdan yerinde olabilir. İran ile Çin arasındaki henüz anlaşmalarla altı doldurulmasa bile niyeti ortaya koyan bu belge, hem Çin hem İran’ı Amerika’nın yaptırım tehditlerine karşı daha korunaklı hale getireceği için, evet Amerika kaygılanmakta haklı."

    'Belgenin tam metninin yayınlanmama nedeni...'

    Dursunoğlu'na göre İran ile Çin'in belgenin tam metnini yayınlamama sebebi hem yasama onayı hem de ellerini açık etmeme kaygısı:

    "Peki neden bu belgenin tam metni yayınlanmıyor? Bu da belgenin niteliğiyle ilgili. Yasal olarak bir anlaşma niteliğinde olsa bunun kamuoyuna, resmî gazeteyle açıklanması gerekiyor ya da anayasa gereği meclisin onayına sunulması gerekiyor. Bunların olmaması belgenin niteliğiyle alakalı. İki taraf da bu yaptırım bahsinden dolayı ellerini açık etmemek için metnin tamamını yayınlamıyorlar.”

    'İran'da Rusya ile de daha kapsamlı stratejik işbirliği iradesi var'

    İran basınında bu anlaşma için geç kalındığına dair eleştirilerin olduğunu aktaran Dursunoğlu, eleştirilerin odağında ise hükümetin ABD ile yapılan nükleer anlaşmaya fazla umut bağlamasının bulunduğunu belirtti. Dursunoğlu, aynı şekilde İran'da Rusya ile de daha kapsamlı stratejik işbirliği niyeti olduğunu aktardı:

    “İran basınında ve kamuoyunda Çin ile ilişkilerin geliştirilmesindeki gecikmeden dolayı Çin değil, doğrudan İran hükümetinin kendisi suçlanıyor ve sorgulanıyor. 'Bu iş daha erken yapılabilirdi. Ancak siz bütün umudunuzu Amerika ile yaptığınız o nükleer anlaşmaya bağladığınız için Çin’i, doğuyu ve Rusya’yı ihmal ettiniz' deniyor. Yani bir iki ay öncesinde İran Devrim liderinin mesajını İran Meclis Başkanı, Rusya Devlet Başkanı’na iletmek üzere görevlendirilmişti. O zamanlar Çin ile bu anlaşma henüz gündemde değildi. İran’ın Rusya ile geniş kapsamlı stratejik işbirliği geliştirmek niyetinde olduğu söylenmişti. O, şimdi Çin’le imzalanan belgeyle birebir aynı şeyleri mi içeriyor, Rusya’ya teklif edilen veya Rusya ile şu an halihazırda hazırlandığı belirtilen belge aynı türden bir belge midir, bu konuda bir bilgimiz yok. Ama bu yönde kesin bir irade olduğu çok bariz."

    ‘İran’da artık nükleer anlaşmayla bir yere varılabileceği umudu zayıfladı, Biden Trump’la benzer söylem içerisinde’

    İran’da artık nükleer anlaşmayla bir yere varılabileceği yönündeki umutların zayıfladığına dikkat çeken Dursunoğlu, Biden yönetimin seçim kampanyasında nükleer anlaşmaya geri döneceğini söylemesine rağmen Trump’a paralel söylemleri olduğunu vurguladı. Dursunoğlu'na göre Biden yönetimi hele de İran’da hazirandaki seçimlerden sonra karşısında muhatap bulamayabilir:

    "Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi ki bu sadece ikili bir anlaşma değildi, uluslararası bir anlaşmaydı. Bu anlaşmadan Amerika, benden önceki hükümet çok kötü bir anlaşma yaptı diyerek keyfi bir şekilde çekildi. Buna karşı da anlaşmaya taraf olan 5+1’den hiçbirisi de Amerika’ya kendilerini de bu şekilde çiğneyerek anlaşmadan çekilmesine rağmen hiçbir karşı tedbir üretemediler. Bu, İran’da artık nükleer anlaşmayla bir yere varılabileceği yönündeki umutları ciddi şekilde zayıflatmış oldu. Kibir gerçekten büyük bir körlük yaratıyor. Amerika’nın her şeyi kendisinin tayin edebileceğini zanneden, vehmeden bu kibri körlüğe sebep oluyor. Biden yönetimi seçim kampanyasında dahi nükleer anlaşmaya geri döneceğini söylemesine rağmen Trump’ınkiyle çok paralel şeyler söylemeye başladı. Sanki anlaşmadan çekilen taraf İran’mış gibi İran’a önce sen dön anlaşmaya sonra ben döneyim gibi şartlar dayattı. Bu zaten çok kırılgan olan anlaşmanın yeniden diriltilmesi zeminini gerçekten çok tahrip etti. İran’da yeni cumhurbaşkanı için Haziran'da seçim var. Böyle naz ederseniz, önce sen dön diyerek işi yokuşa sürerseniz, zaten umutların kırıldığı İran’da hele de Haziran'daki seçimlerden sonra karşınızda muhatap bulamayabilirsiniz. Dolayısıyla Amerika’nın gerçekten nükleer anlaşmaya dönme gibi bir niyeti var idiyse, bu çok aptalca bir siyaset oldu. Ancak belki de yoktu, gerçekten Trump’ın izlediği politikadan memnuniyet vardı, dönme niyeti de yoktu; ama işi yokuşa sürmek istediler. O zaman buna söylenecek bir şey yok, bunu başarmış oldular. Böylece Amerika nükleer anlaşmaya aslında zaten geri dönmek istemiyor; bunu da 'biz dönmek isterdik ama İran dönmüyor' gerekçesine bağlamaya çalıştığı gibi bir anlam çıkar.”

     

    Etiketler:
    İran, Yaptırımlar, Yaptırım, Çin, ABD, Ceyda Karan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın