19:31 19 Nisan 2021
Canlı Yayın

    'ABD, Rusya'yı şeytanlaştırarak Baltıklardan Doğu Akdeniz'e cephe açarken Karadeniz'de de cepheleşme yaratıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 32
    Abone ol

    Mehmet Ali Güller’e göre, ABD, Rusya'yı 'şeytanlaştırmaya' girişerek Baltıklardan Doğu Akdeniz'e cephe açarken, dünyada giremediği tek deniz olan Karadeniz'de cepheleşme yaratmaya çalışıyor. Güller, savaş riski de taşıyan böyle bir ortamda emekli diplomat ve amirallerin Montrö'nün hayatiliğini vurgulamalarının önemine dikkat çekti.

    ABD'deki Joe Biden yönetiminin Çin ve Rusya'ya karşı saldırgan retoriği eşliğinde ilk 'kızıştırdığı' Ukrayna'nın güneydoğusundaki Donbass cephesi oldu. Almanya ve Fransa'nın garantörlüğünü üstlendiği Minsk Anlaşmaları'nı Kiev yönetimi yıllardır uygulamazken, ABD'den büyük askeri destek gören Zelensky yönetimi aylardır Donbass'a saldırı hazırlığı yürütüyor.

    Biden yönetimi diğer yandan 'Ukrayna ve Doğu Avrupa'nın enerji güvenliğine zarar verdiği' iddiasıyla Rusya Federasyonu ile Almanya arasında yüzde 95'i tamamlanmış boru hattı projesini sabote etmek üzere kolları sıvamış durumda.

    ABD öncülüğündeki NATO, yine Soğuk Savaş'tan bu yana ilk kez Rusya'yı çembere alma hedefli 'Avrupa Savunucusu' tatbikatına hazırlık için görülmemiş düzeyde mühimmat ve asker yığınağı yapıyor.

    Böyle bir konjonktürde 'denkleme Karadeniz cephesi mi ekleniyor' sorusunu sorduran gelişmeler yaşanıyor. Montrö Anlaşması, Lozan ile birlikte Türkiye'nin 'tapusu' niteliğinde olan, tam egemenlik haklarını kazandırmış, ticari geçiş serbestisi içerirken, Karadeniz'e kıyıdaş ülkeler dışındaki güçleri uzak tutarak on yıllardır barış ve dengeyi sağlamış bir anlaşmayken, tartışmalar bunun TBMM yerine Cumhurbaşkanı'nın kararıyla iptal edileceği iddiası ve Kanal İstanbul projesi üzerinden patladı. Önce ülke dışında yıllarca Türkiye'yi temsil etmiş emekli 126 diplomat, ardından da 104 amiral, Montrö'nün Türkiye ve bölgenin güvenliği ve dengeler açısından önemini vurgulayan bildiriler yayınladılar. Türk hükümeti bildiriyi 'iyi niyetli' bulmadığını duyururken, 10 emekli amiral de gözaltına alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en son Ocak 2020'de "Montrö sadece Boğaz'ı bağlar, Kanal İstanbul Montrö kapsamında değildir. Gerekirse savaş gemileri de geçer" demişti.

    ABD ve NATO'nun Rusya'ya kıskaç hamlesini ve Montrö eşliğinde Karadeniz jeopolitiğini Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    ‘ABD’nin hem AB’yle ilişkileri geliştirmek hem de Türkiye’yi Atlantik kampında tutma hedefi var’

    Mehmet Ali Güller’e göre, Karadeniz’de giderek pek çok meselenin merkezi haline geliyor. ABD'nin bir yandan Rusya ve Almanya arasındaki Kuzey Akım-2 projesini diğer yandan TürkAkım projesini baltalamaya çalıştığını belirten Güller, bu yolla AB ile geleneksel ilişkinin restore edilmesi ve Türkiye'nin Atlantik kampında tutulmasının hedeflendiğini söyledi:

    “Karadeniz hakikaten pek çok meselenin merkezi haline geldi. Bir ucunda Ukrayna meselesi, Biden yönetiminin yeni yaklaşımları bir yandan da bizim 104 amiralin bildirisi bile aslında o eksende birleşen meseleler haline geldi. Amerika, iki önemli projeyi hedef alıyor. Bunlardan bir tanesi Rusya ile Almanya’nın yaptığı Kuzey Akım-2 anlaşması, bir tanesi de Rusya ile Türkiye’nin yaptığı TürkAkım projesi. Bu projeler bağlamında Amerika’nın hem Avrupa Birliği ile geleneksel ilişkileri restore etmek hem de Türkiye’yi Rusya’nın yanına daha fazla itmeden Atlantik kampında tutmak diye bir hedefi var. Bu hedefleri yeni Amerikan yönetimi çeşitli vesilelerle açıkladı. Hem Biden, Münih Güvenlik Konferansı’nda söyledi hem Blinken, senatörlere görev onayı sırasında Türkiye ile ilgili izleyeceği çizgiyi anlatırken söyledi. Bu çerçeve bir yanda Ukrayna ve Karadeniz’i önemli hale getirdi."

    'ABD Baltıklar'dan başlayarak Doğu Akdeniz'e inen cephe açıyor'

    ABD'nin Baltıklar'dan başlayarak Doğu Akdeniz'e inen bir cephe açtığını vurgulayan Güller, ABD’nin, Avrupa'yı Soğuk Savaş'takine benzer ilişki biçimine zorlamaya çalıştığı görüşünde. Son 200 yıldır bütün savaşların Baltıklar ve Doğu Akdeniz arasındaki hattın sağı ve solunda çıktığını anımsatan Güller, bugün de benzer bir tablonun oluşması tehlikesine atıfta bulundu. ABD'nin Türkiye ve diğer ülkelerle sıklaştırdığı tatbikatları, bölgeye askeri yığınaklarına dikkat çeken Güller, tüm bunların 'Karadeniz merkezli yeni bir cepheleşmenin' işaretlerini taşıdığının altını çizdi. Güller'e göre ABD Rusya'yı 'şeytanlaştırırken' Avrupa’yı Soğuk Savaş'takinin benzeri bir ilişki biçimine zorlamaya çalışıyor:

    "Amerika, şöyle bir cephe çizmiş durumda. Baltıklardan başlayıp Doğu Akdeniz’e inen bir cephe. Baltıklardan sonra Ukrayna’nın olduğu bir Doğu Avrupa cephesi, onun hemen altında Batı Karadeniz’i kesen bir Bulgaristan-Romanya bölgesi. Onun hemen altında Trakya’da Yunanistan yığınaklanması, Dedeağaç, aşağı doğru Ege, en aşağıda da Girit merkezli Amerika’nın yeni üssüyle Doğu Akdeniz var. Bu Baltıklardan Doğu Akdeniz’e kadar inen önemli bir cephe. Tarihsel analoji olarak Truman, Potsdam Konferansı’nda Churchill ve Stalin’e şunu söylüyor. Son 200 yıldır bütün savaşlar Baltık ile Doğu Akdeniz arasındaki hattın sağında ve solunda başladı diyor. Benzer tablo bugün de var. Bu cephe çok önemli. Niye burayı cephe ilan ediyor? Amerika, Almanya merkezli AB’yi yeniden yanına çekebilmek için Rusya’yı birincisi şeytanlaştırmaya çalıştı. Rusya’nın Çin’e nazaran Avrupa için daha yakın bir tehdit olduğunu söyledi. Böylece adım adım Rusya’yı şeytanlaştırarak NATO üyeliği düzlemi üzerinde AB’yi yeniden kendi yedeğine almaya çalışıyor. Benzer şekilde Türkiye’yi Karadeniz’de Rusya ile karşı karşıya getirmeye çalışarak Rusya’nın yanına daha fazla itmeden Atlantik kampında Türkiye’yi tutma hedefini gerçekleştirmeye çalışıyor. Son aylarda yoğunlaşan bütün meseleler bu ana hedefleri dolduran birtakım taktik adımlardı. Türkiye ile Amerika arasında Karadeniz’de yapılan ortak tatbikattan, Gürcistan açıklarında NATO’nun Gürcistan ile yapılan ortak tatbikata, Ukrayna açıklarında NATO’nun Ukrayna ile yaptığı tatbikatlara, Amerika’nın Dedeağaç, Yunanistan, Romanya yığınaklanmaları, Donbass’daki yeni gelişmeler; bütün bunlar Karadeniz merkezli bir yeni cepheleşmenin, bir yeni savaş hattı oluşturmanın gelişmeleri olarak önümüzdeki duruyor. Bu biraz da Zelenskiy’nin Kırım’ı yeniden ele geçirmek üzere bir strateji belirlemesi ve bunu uygulamaya sokmasıyla başlayan bir sürecin devamı. Kuşkusuz Amerika’nın onayı dahilinde olan bir programdı. Şimdi Amerika, Ukrayna’yı NATO üzerinden kullanarak Avrupa ile Rusya arasında bir sıkıntı yaratmaya bu sıkıntıyı da kendisinin askeri gücünün kanatları altında Avrupa’yı yeniden bulundurarak Avrupa’yı Soğuk Savaş dönemindekine benzer bir ilişki biçimine zorlamaya çalışacak. Benzerini Türkiye ile de yapacaklarını görüyoruz.”

    ‘ABD, Türkiye’yi Rusya’ya karşı kullanmaya çalışacak, bu durum Montrö'yü gündeme taşıyor’

    Mehmet Ali Güller, ABD’nin Türkiye’yi Rusya’ya karşı ‘caydırıcı bir güç olarak’ kurulan Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti’nin (VJTF) komutasını devralması sebebiyle Karadeniz üzerinden kullanmaya çalışacağı görüşünde. Güller, bu durumun Karadeniz’i önemli bir konuma ve Montrö konusunu da gündeme getirdiğini dile getirdi:

    “S-400 konusunda bir uzlaşma arayarak ama NATO’nun önemli bir biriminin kuvvet komutasını devraldığı için Türkiye’yi Karadeniz üzerinde Rusya’ya karşı kullanmaya çalışacak. Jeffrey’in bugünkü açıklamaları da bu minvaldeydi. Şu anda ilişkiler henüz bekleme durumunda, normalleşmedi ama altı ay sonra düzelecek diyor. Biraz da bu altı ayı Karadeniz konusunda işlerin kızışmaya başlaması neticesinde Türkiye’nin bir zorunluluk olarak Amerikan cephesinde NATO üyeliği nedeniyle daha fazla yer bulmaya, Rusya ile belli konularda karşı karşıya gelme potansiyeli nedeniyle söylemiş oluyor. Bu tablo Karadeniz’i bütün bu coğrafyadaki önemli işlerin merkezi haline getirmiş durumda. Türkiye’yi ilgilendiren Montrö konusunu da gündeme getiriyor.”

    ‘Montrö sebebiyle ABD’nin giremediği tek deniz Karadeniz, girebilmek için Türkiye uzun süredir sıkıştıran bir konumda’

    Montrö Boğazlar Sözleşmesi sebebiyle Karadeniz’in ABD’nin giremediği tek deniz olmasına dikkat çeken Güller, Washington'ın uzun yıllardır Karadeniz’e girmek için Türkiye’yi sıkıştırdığını söyledi. Hükümeti Montrö konusunda uyaran 104 amiral arasında yer alan Atilla Kıyat'ın ABD elçisinin bu konuda söylediklerini Ergenekon yargılamalarında bizzat anlattığını anımsatan Güller, Kayıt gibi pek çok yargılanan yetkilinin verdiği bilgiler bulunduğunun altını çizdi. Güller, ABD'nin bu yöndeki girişimlerinin diğer örneklerini de verdi:

    “Amerika’nın buraya girmesi için bir alternatif yok. Karadeniz kapalı bir deniz. Tuna Nehri desek bile orada zaten her gemi seyrüsefer yapamıyor, orası bir nehir. Tuna neticede Almanya güneyinden doğan bir nehir. Almanya’nın doğduğu yerine Amerika’nın gemi getirebilmesi için de karadan gemi yürütmesi gerekiyor. Karadeniz’e başka bir giriş yok. Karadeniz, Amerika’nın giremediği denizlerden biri değil tek deniz. Amerika’nın giremediği tek deniz. Tayvan nedeniyle bile Amerika, Çin’in burnuna kadar uçak gemisi sokabiliyor. Ama Karadeniz’e giremiyor. Karadeniz’in böylesi bir avantajlı durumu var, Montrö’den kaynaklı. 21 gün süre, 15 bin geçişlerde, Karadeniz’de bulunmada 45 bin tonajlar gibi sınırlamalar bulundurduğu için Amerika, buraya giremiyor. Oysa Amerika, uzun yıllardır Karadeniz’e girmek için Türkiye’yi sıkıştıran, Türkiye’ye birlikte Montrö’yü teklif eden bir konumda. Bu konularda açıklamalar yapmış, geçmişte komutanlık yapmış değerli amiraller var. Bunlardan biri 104 amiral bildirisinde de imzası olan Atilla Kıyat’ın kendi açıklaması var; Amerikan büyükelçisi Jeffrey’in kendisine Montrö’yü delme teklifinde bulunduğunu anlatan. Ergenekon duruşmalarına gidelim. O duruşmalarda deniz subaylarıyla ilgili davalarda, klasörleri yeniden açıp baktığınızda Amerika’nın Montrö’yü delip Karadeniz’e girme operasyonlarına karşı çıkan deniz subaylarının açıklamalarını okuyacaksınız. Bunlar geride kaldı diyelim. Daha 23 Temmuz’da, Montrö’nün yıldönümüne denk gelen günlerde bir tatbikat vardı. O tatbikatla ilgili Amerika’nın Ankara Büyükelçiliği resmi bir açıklama yapıp ‘Dünyanın tüm milletlerine bu denizin açık olması umuduyla’ dedi. Bütün milletlerden kastı kendisi. Çünkü buraya giremiyor, bu yüzden umut ediyor. Burada Montrö ile birlikte bir statüko var. Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlere burası sınırlanmış durumda. Amerika, burayı daha önce delmeye çalıştığında da bu tanımlamayı o zaman da dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ idi, çok net bir ifadeyle ‘Karadeniz, Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin konusudur’ deyip kapatmıştı konuyu."

    'ABD'nin Montrö'yü delerek Karadeniz'e girmesi risk yaratır. Konunun uzmanı büyükelçiler, amiraller, kaygılarını dile getiriyorlar'

    Güller, bugün de Montrö Sözleşmesi'ni delme ihtimalinin Kanal İstanbul projesi yüzünden tekrar gündeme geldiğini vurgularken, konunun uzmanı olan büyükelçiler ve amirallerle eski parlamenterlerin büyük endişelerini dile getirmelerinden daha doğal bir şey olamayacağını belirtti. Güller, ABD'nin Montrö'yü deldirerek Karadeniz'e girme hamlesinin Türkiye'yi Rusya'ya karşı kullanma çabalarıyla birleşen ciddi bir risk oluşturduğunu dile getirdi. Güller, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet yetkilileriyle onları destekleyen medyanın tutumunun da bu endişeleri derinleştirecek niteliklerine dikkat çekti:

    "Şimdi Montrö’nün delinme ihtimali niye tekrar gündeme gelmiş oldu? Kanal İstanbul nedeniyle. Kanal İstanbul’un Montrö’nün delinmesi fırsatı doğuracağı endişesi oldukça kuvvetli bir endişe. Bu nedenle de konunun uzmanları büyükelçiler, amiraller, kimi eski parlamenterler bu konularda kaygılarını dile getiriyorlar. Bu noktada Amerika’nın Karadeniz’e girmek üzere Montrö’yü deldirmek ve Türkiye’yi zaten Rusya ile karşı karşıya getirmek gibi Karadeniz merkezli politikaları birleştiği anda önümüzde çok ciddi bir risk olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Bu risk haliyle ülkesi konusunda kaygı duyan ve bu konulara da vakıf olan her vatandaşın kimliğine bakmaksızın herkesin bu konuda duyarlılık gösterdiği bir sürece girmiş durumdayız. Aynı zamanda yerel birtakım açıklamalar da insanları endişeye sevk ediyor. Geçen yıl Kanal İstanbul tartışmaları sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan net bir ifadeyle Montrö’nün bize katkısı yok demişti. Bu açıklama insanları tedirgin etmesin de ne etsin? O nedenle Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un açıklaması teknik bir ifadeymiş gibi bir durumu anlatırken Montrö örneğiyle birleştiğinde insanlarda sıkıntı yaratacak bir noktaya gelmiş oldu. Aynı zamanda AKP’nin kimi gazetecilerinin, tarihçilerinin de benzer şekilde Montrö’nün feshinin gündeme gelmesi gerektiğini savunan açıklamaları bütün bunlar birleşince insanlarda haklı bir Montrö kaygısı oluştu. Üstelik bir siyasal iktidar ki Lozan hezimettir dediği için Montrö’yü de çıkılmasını savunabilecek bir noktaya götüreceği endişesi pek çok vatandaşta haliyle var.”

    'Bölgede savaş riski var, temkinli yaklaşımlar gerekiyor'

    ABD'nin yakın geçmişte Gürcistan ve Ukrayna üzerinden Rusya'yı zorlama politikaları ve renkli devrimleri kullandığını anımsatan Güller, bütün bu girişimlerin Batı aleyhine gelişmelerle sonuçlanmasına dikkat çekti. Güller'e göre ABD'nin Rusya'yı kıskaca alma yolundaki ısrarlı hamleleri sıcak savaş tehlikesi yaratıyor:

    “Kuşkusuz nükleer sorun nedeniyle büyük kuvvetler büyük savaşlardan kaçınıyorlar. Çağımızın son çeyrek yüzyılın önemli bir tablosu birincisi vesayet savaşlarını, ikincisi siber savaşları, üçüncüsü de yaptırımlar yoluyla ülkeleri sıkıştırma konusunu gündeme getirmiş durumda. Yani nükleer savaş çıkma olasılığı nedeniyle büyük savaştan kaçınanlar bu üç modeli kullanarak aslında küçük savaşlar yapmış oluyor. Bu kimseyi aldatmamalı. Netice itibariyle bir savaş riski her zaman var. Çok eskiye gitmeye gerek yok. Amerika, Gürcistan üzerinden Rusya’yı zorladığında 2008’de Rusya geldi. Saakashvili de Amerika’nın o dönemki Soros türü renkli darbe dediğimiz darbeleriyle işbaşı yapmıştı. Amerika’nın NATO’ya almak istediği, ortak etmek istediği bir ülkeydi, 2008’de bu yaşandı. 2014 yine aynı şekilde Amerika bu kez aynı modeli, orada da bir renkli darbeyle iktidar değişikliği yapmış, o darbe neticesinde iktidar olanlar da NATO’yu bölgeye sokmaya çalışmışlardı. O noktada da Amerika’nın bu hamlesi karşısında bu kez Rusya, Rusya’yı sıkıştırmaya çalışan Amerika ve ona alet olan Ukrayna, Kırım’ı kaybetmişti. Bunlar yakın tarihimizde son 13 yılda bu bölgede Karadeniz’in güneydoğusu ve kuzeyinde cereyan etmiş ve sıcak savaşı kısmen getirmiş iki büyük olay. Bunlar yeni dönemde de savaş riskinin olabileceğinin işaretlerini veriyor. Bunu göze alarak temkinli yaklaşımlar gerekli."

    'Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkileri sıkıntıya sokan gelişmeler var'

    Ankara'da jeopolitik konumunun değerini görerek hem ABD hem Rusya'yı idare etme anlayışı bulunduğunu kaydeden Güller, olası gelişmeler karşısında bunun 'sınırlarına' dikkat çekti. Türkiye'nin temel hedef ve tehdit anlayışı uyarınca bütünlüklü ve kapsamlı bir strateji izlerken, Rusya ile ilişkilerini sabote edecek gelişmelere karşı dikkatli hareket etmesi gerektiğini vurguladı:

    "Burada Türkiye’nin kendi jeopolitik konumunun değerini görerek hem Amerika hem Rusya’yı idare etme anlayışı var mevcut iktidarın dış politikasında. Bu doğru, bir süre götürdü. Amerika, Türkiye’yi Rusya’ya itmemek için belli bir noktada duruyor. Rusya, bir NATO üyesini çeşitli alanlarda işbirliği yapabilmiş olmayı çok büyük bir başarı olarak sayıyor ki öyle. Bunu bozmamak için bazı konularda sessiz kalıyor, rafa kaldırıyor. Ama bunun bir sınırı var. Ukrayna ile son dönemde Kırım’ın ilhakını kabul etmiyoruz diyen bir Ankara yaklaşımı var ki bu bağımsız Kırım’ı da istemiyor aslında, Ukrayna’nın Kırım’ını savunan bir anlayış, bu var. Ukrayna ile Rusya’yı rahatsız eden birtakım silah anlaşmaları var, İHA’lar var. NATO düzleminde Karadeniz’de çeşitli ortak girişimler var. Bütün bunlar Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkileri sıkıntıya sokan gelişmeler. Bütün bunlar Suriye’deki Rusya-Türkiye ilişkilerini de sabote edebilecek nitelikte gelişmeler. Dolayısıyla Türkiye, temel hedef, temel tehdit nedir, o tehdide göre Türkiye hangi ara kuvvetlerle yan yana olmalı veya olmamalıdır gibi kapsamlı ve bütünlüklü bir strateji izleyerek hareket etmelidir. Bir zaman sonra Suriye’de Rusya ile işbirliği yaparım Amerika’ya karşı, ama Ukrayna’da da Rusya’ya karşı Amerika ile işbirliği yapabilirim demenin mümkün olmayacağı bir zaman gelecektir. Bunları görerek uzun vadeli bir stratejik planlama yapmanın önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak kimi stratejik gelişmeleri şimdiden öngörerek hareket etmenin çok kritik öneme sahip olduğu bir süreç içerisindeyiz.”

    Etiketler:
    SİHA, Silahlı İHA (SİHA), İHA, Ukrayna, S-400, Rusya, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın