05:31 15 Mayıs 2021
Canlı Yayın

    ‘Zelenskiy, Saakaşvili gibi kravatını kemirmek istemiyorsa ABD’ye güvenmemek gerektiğini bilmek durumunda'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 02
    Abone ol

    Prof. Doster’e göre Zelenskiy, Saakaşvili gibi ‘kravatını kemirmek’ istemiyorsa, devlet gücü ve coğrafi gerçekliği dikkate almak durumunda. ABD'nin Montrö'yü delerek Karadeniz'de varlık göstermesinin kıyıdaş ülkelerin yararına olmadığını söyleyen Doster, bölge istikrarının Ankara'nın Montrö konusunda hassas ve ödünsüz olmasından geçtiğini belirtti.

    ABD'de Barack Obama'nın başkan yardımcısıyken 2014'te Ukrayna'da siyasi altüst oluştaki rolü bilinen Joe Biden'ın bu kez başkan olmasıyla birlikte Donbass krizi de yeniden alevleniyor. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky, Donbass'ta Almanya ve Fransa'nın da görüntürlüğünü yaptığı Minsk anlaşmalarını uygulamak yerine, çatışmayı kızıştıracak hamleler yapıyor. Ukrayna ordusu ve ağır silahlar Minsk protokollerine aykırı biçimde sınıra sevk edilirken, Zelensky yüzünü NATO'ya çevirdi. Ukrayna lideri geçen haftaki Katar ziyaretinin ardından cephedeki birliklere moral ziyaretinde bulundu. Ardından Türkiye'yi ziyaret etti.

    Ziyaretin, Türkiye'de Karadeniz'in istikrarı ve Boğazlar'daki egemenlik ve güvenlik açısından büyük önem taşıyan Montrö Sözleşmesi'nin tartışmaya açıldığı bir ortamda gerçekleşmesi dikkat çekti. Zelensky'nin ağırlanması öncesinde iki ABD savaş gemisinin Boğazlar'dan Karadeniz'e çıkışı için Ankara'ya diplomatik bildirimde bulunulduğu ve gemilerin 4-5 Mayıs'a kadar bölgede kalacaklarının açıklandı. Ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesi ve onun talebiyle Donbass'ta durumu anlatarak Montrö'nün önemini vurgulaması geldi.  

    Gelişmeleri Marmara Üniversitesi'nden Prof. Barış Doster ile konuştuk.

    'ABD'nin Montrö'yü delmek pahasına Karadeniz'de varlık göstermesi kıyıdaş ülkelerin yararına değil'

    Prof. Barış Doster, ABD'nin NATO'yu da devreye sokarak Karadeniz'de varlık göstermek istediğinin bilindiğini vurguladı. ABD’nin Montrö’yü delmek pahasına Karadeniz'de varlık göstermesinin kıyıdaş ülkelerin hiçbirisinin yararına olmadığını belirten Doster, 2008'deki Gürcistan krizini örnek gösterdi. Doster'e göre, Ukrayna lideri Zelenskiy, dönemin Gürcistan lideri Saakaşvili gibi ‘kravatını kemirmek’ istemiyorsa, coğrafi gerçekliği dikkate almak ve ABD’ye güvenmemek gerektiğini bilmek zorunda:

    “ABD gerek kendi adına gerek NATO’yu devreye sokarak Karadeniz’de varlık göstermek istiyor. Bu yeni değil, uzunca bir zamandır böyle. 2008’de Gürcistan-Rusya arasındaki savaşı anımsıyoruz. Aynı numarayı Ukrayna’da yapmak istiyor. Başarılı olmaz. 2008’de Rusya-Gürcistan savaşı Ağustos ayında yaşanmıştı. Güney Osetya ve Abhazya’nın Gürcistan’dan kopmasıyla, Rusya’nın da bu iki ülkenin bağımsızlığını tanımasıyla sonuçlandı. O savaş bizim belleklerimizde hangi meşhur fotoğrafla yer etti? Dönemin Gürcistan lideri Saakaşvili muhtemeldir ki ABD Başkanı George Bush ile telefonda konuşurken öfkeden, hüzünden, tepkiden kırmızı kravatını kemirmişti. Eğer Ukrayna lideri Zelenskiy de kravatını kemirmek istemiyorsa, coğrafi gerçekliği dikkate almak zorundadır. ABD’ye güvenmemek gerektiğini bilmek zorundadır. Ülkesiyle Rusya arasındaki devlet kapasitesi, ölçeği, hacmi arasındaki muazzam farkı muhakkak fonda tutmak zorundadır. Aksi halde dünyanın en huzurlu, en istikrarlı, en güvenli, en barışçıl denizlerinden Karadeniz’de ABD’nin Montrö’yü devre dışı bırakarak, Montrö’yü delmek pahasına varlık göstermesi, bayrak göstermesi, Karadeniz’e sahili olan ülkelerin hiçbirisinin yararına değildir. Ukrayna’nın bunu da muhakkak gözetmesi gerekiyor.”

    ‘Dünyada Montrö’den rahatsızlığı gizlemeyen tek devlet ABD’

    Doster, Ukrayna’nın NATO’ya üye olamayacağı görüşünde. ABD’nin Rusya’yı sadece Karadeniz’de değil Doğu Avrupa, Balkanlar, Baktık Denizi’nde de kuşatmak istediğine dikkat çeken Doster, Karadeniz’de kıyısı olan ülkelerinin çoğunun zaten NATO’ya üye olduğunu anımsattı. Montrö ile Kanal İstanbul tartışmalarını Rusya ile birlikte Türkiye'nin de 'kuşatılması' bağlamında değerlendirildiğini söyleyen Doster, dünyada Montrö’den rahatsızlığını gizlemeyen tek devletin ABD olduğuna dikkat çekti:

    “Ukrayna NATO’ya üye olamaz. Zaten Karadeniz’de yeteri kadar NATO üyesi ülke var. Türkiye 1952’den bu yana üye. Soğuk Savaş bittikten sonra art arda Bulgaristan ve Romanya üye oldu. Rusya’nın zaten NATO üyesi olması düşünülemeyeceğine göre iki devlet kalıyor; Ukrayna ve Gürcistan. Eğer ABD ısrarla Ukrayna’yı NATO üyesi yapmak isterse, bu Ukrayna açısından hiç de iyi olmaz. ABD, Rusya’yı sadece Karadeniz’de değil Doğu Avrupa, Balkanlar, Baktık Denizi’nde de kuşatmak istiyor. 2003, 2004, 2005 yıllarında ardı ardına Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da, dünyaca ünlü borsa spekülatörü George Soros’un parasal katkılarıyla yaşanan renkli, turunculu, lale, gül, karanfilli devrimleri anımsıyoruz. Demek ki ABD, Orta Asya, Kafkasya üzerinden de Rusya’yı kuşatmak istiyor. Rusya da bu koşullar hakkında kendince çok haklı, meşru, anlaşılabilir gerekçelerle ABD’nin bu yakından çevreleme gayretlerine ‘hayır’ diyor. Bizi burada ilgilendiren sadece Montrö değil. Rusya’yı eğer yayın bir tarafıyla kuşatırsanız yayın arka kısmı Türkiye’nin de kuşatıldığı anlamına gelir. Rusya, Karadeniz’de ABD tarafından kuşatılırken, Rusya’yı kuşatan yayın arka kısmında da Karadeniz ile Türkiye var. O yüzden bizim bu konuda teyakkuz halinde yani müteyakkız olmamız gerekiyor. Montrö ile Kanal İstanbul tartışmalarını bu bağlamda değerlendiriyorum. Dünyada Montrö’den rahatsızlığını gizlemeyen, ‘Montrö’yü devre dışı bırakın, bu olmuyorsa delin, esnetin’ diyen tek bir devlet var, o da Amerika Birleşik Devletleri.”

    'Montrö’de direnmenin ne kadar öncelikli bir yurtseverlik görevi olduğu beynimize çiviyle çakılmış olmalı'

    ABD’nin Montrö’nün şartlarını yerine getirmemek için bahaneler ürettiğini söyleyen Doster, 2008’de Montrö konusunda hassasiyetlerini ortaya koyan deniz kuvvetleri subaylarının hapis yattıklarını anımsattı. Doster'e göre, tüm bölgenin istikrarı Türkiye'nin, ABD'nin Karadeniz'e dilediği gibi girmesini engelleyen Montrö'yü hassas ve ödünsüz biçimde korumasından geçiyor:

    “ABD, sürekli bahane üretiyor. 'Bir mazeret üreteyim, bir gerekçe yaratayım da Montrö’nün tonaj kısıtlamasının ve süre kısıtlamasının arkasından dolanayım' diyen ABD’nin sürekli emrivakileriyle karşılaşıyoruz. Karadeniz’e çıkıyor ABD gemisi, bir de bakıyorsunuz pervanesi bozulmuş. ABD’nin bu bahanelerinin sonu yok ama bunlar inandırıcı değil. Adını koyalım, 2008’de Montrö konusunda kıskanç, hassas olan bahriyeliler, deniz kuvvetlerimizin pırıl pırıl komutanları en ağır bedeli ödeyenler arasında oldular. 2008’de Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk donanması, deniz kuvvetleri, Montrö konusundaki hassasiyetini ortaya koyunca dönemin iktidarı, artı ABD emperyalizmi, artı emperyalizmin bir ihanet şebekesi, terör örgütü, casusluk örgütü olan FETÖ, kumpas tertip davalarıyla o pırıl pırıl bahriyelileri Silivri’ye yolladılar. O yüzden Montrö’nün ne kadar hassas olduğu ve Montrö’de direnmenin ne kadar öncelikli bir yurtseverlik görevi olduğu 2008’den bu yana bizim beynimize adeta çiviyle çakılmış olması gerekir. Bugünkü Kanal İstanbul tartışmalarını, Montrö sözleşmesinin tartışmaya açılmasına ilişkin politikayı bu büyük fotoğraf içinde değerlendirmekten yanayım. Bu sadece Türkiye’nin ya da Rusya’nın meselesi değil. Bütün bölgenin istikrarı, Türkiye’nin Montrö konusunda hassas, duyarlı ve ödünsüz olmasından geçiyor. Montrö’de verilebilecek en küçük bir ödün, ABD taleplerine ilişkin Türkiye’nin daha ılıman bir siyaset izlemesi sadece Karadeniz sahili olan ülkelerin ya da Türkiye’nin değil, Akdeniz’den Karadeniz’e bütün bölge ülkelerin, Orta Asya, Kafkasya geniş ölçekli Avrasya ülkelerinin başını ağrıtır. Çünkü ABD emperyalizmi dünyada canının istediği denize elini kolunu sallayarak girmek istiyor. ABD’nin Karadeniz’e girmesini engelleyen Montrö’dür.”

    ‘ABD Karadeniz’de Ukrayna’yı koçbaşı olarak kullanacaktır, Türkiye Rusya'yı karşısına almak istemeyecektir'

    Ukrayna ile Türkiye’nin ilişkilerinin giderek geliştiğine işaret eden Doster, buna rağmen Türkiye’nin, Rusya’yı karşısına almak istemeyeceği görüşünde. ABD’nin Karadeniz’de Ukrayna’yı ‘koçbaşı’ olarak kullanacağını ifade eden Doster, Türkiye’nin bölge merkezli bir dış politikayı gözeterek adım atması gerektiğini belirtti. Doster, Montrö’den taviz veren, Rusya’nın bu konudaki haklı uyarılarını dikkate almayan bir siyasetin Türkiye de dahil olmak üzere hiçbir bölge ülkesinin yararına olmayacağının altını çizdi:

    "Türkiye’nin son yıllarda Ukrayna ile ilişkileri ticari ölçekli gelişiyor. Türkiye, Kırım meselesinde Ukrayna’ya yakın bir pozisyon takip ediyor. İHA ve SİHA’ların satışıyla ilişkiler ticari ölçekten askeri, güvenlik, stratejik ve biraz da teknolojik boyuta evrilmiş durumda. Ama bütün bunlar Türkiye’nin pozisyonunu değiştirmeye yetmez. Ukrayna ile gelişen muhabbette rağmen Türkiye, Rusya’yı karşısına almak istemez. Bütün bunlara karşın iki büyük güç ABD ve Rusya arasında bir sıcak çatışma olmaz. Ne olur? ABD, Ukrayna’yı bir koçbaşı olarak kullanmak ister. Ne olur? Bir vekil güç olarak Rusya’ya karşı tahrik etmek, teşvik etmek ve kışkırtmak ister. Zaten Rusya’nın Ukrayna sınırına askeri yığınak yaptığını biliyoruz. Günün sonunda 2008 Ağustos ayında Gürcistan’da ne olduysa, o olur. Saakaşvili, ekranların önünde kravatını nasıl kemirdiyse, Zelenskiy’nin de herhalde kravatını yediğine tanık eder dünya. Karadeniz’de ABD emperyalizminin bütün kışkırtması, teşvik ve tahrikine, kendisine yakın olan devletlere doğrudan NATO eliyle ve gerektiğinde Avrupa Birliği’ni devreye sokarak cepheye sürme çabalarına karşı muhakkak soğukkanlı olmak, sağduyulu olmak, bölge dengelerini gözetmek ve Montrö konusunda çok titiz olmak, toz kondurmamak gerekir. Gerçekçi olmak gerekir. ABD emperyalizmi de eski hegemonya kabiliyetine, 2003'lerdeki hakimiyetine sahip değildir. ABD’nin emperyalist hegemonyası, nüfuzu, tahakkümü askeri, siyasi ve iktisadi ölçekte gerilemektedir. Daha dengeli, daha soğukkanlı, daha sağduyulu, büyük devrimci önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendiğimize göre aynen Balkan Antantı, Sadabat Paktı ve 1936’da Montrö’de olduğu gibi bölge merkezli bir dış politikayı gözeterek adım atmak gerekir. Yoksa Ukrayna ile gelişen ilişkilerden dolayı, ABD’nin baskılarından dolayı bölgesel denklemi ve istikrarı gözetmeyen, Montrö’den taviz veren, Rusya’nın bu konudaki haklı uyarılarını dikkate almayan bir siyaset Türkiye de dahil olmak üzere hiçbir bölge ülkesinin yararına değildir. Zaten önceki gün Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Yerhov da ‘İstanbul Kanalı meselesi bir iktisadi projedir, bu Türkiye’nin iç meselesidir. Ama Montrö’deki hassasiyet ve kararlılığımızı muhafaza etmekteyiz’ dedi. Bu da Zelenskiy’nin Ankara ziyareti öncesinde hem Ukrayna hem Türkiye hem de ABD’ye verilmiş bir mesaj gibi.”

    İlgili konular:

    Rus vekil Slutskiy: Kiev’in Donbass’ta savaş başlatması Ukrayna devletinin sonu olur
    Almanya’dan Rusya’ya ‘Ukrayna sınırındaki askeri hareketliliğe’ açıklık getirme çağrısı
    İbrahim Kalın'dan Ukrayna açıklaması: Karadeniz’de ve bölgede yaşanacak her tür gerilim ve çatışma herkesin zararınadır
    Etiketler:
    Mihail Saakaşvili, Vladimir Zelenskiy, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın