04:21 27 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Nükleer silah

    Kibaroğlu: Türkiye nükleer silaha ihtiyaç duymaz

    © AFP 2019 /
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Derya Yaşar
    0 10

    Pakistan ve Suudi Arabistan'ın nükleer silah alışverişi yapacağına dair iddialar hakkında Sputnik'e konuşan Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu, "Pakistanlı yetkililer, bu iddiaları kesin bir dille yalanlıyorlar. Böyle bir yola gitmelerinin kendi ulusal çıkarlarına zarar verebileceğini ifade ediyorlar" dedi.

    İngiliz The Sunday Times gazetesine konuşan ABD'li bir savunma yetkilisi, Suudi Arabistan'ın Pakistan'dan nükleer silah alabileceğini iddia etti. Adı belirtilmeyen yetkili,  "Suudlarla Pakistanlılar arasında uzun zamandan beri böyle bir anlaşma vardı. Riyad da sonunda anlaşmanın gerçekleşmesi yönünde stratejik bir karar aldı" ifadelerini kullandı.

    MEF Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu, bu iddialar doğrultusunda gündeme gelen nükleer silahlanma tartışmalarını, Sputnik'e değerlendirdi.

    Pakistan ve Suudi Arabistan'ın böyle bir işbirliğine gitmeyeceğini düşünen Kibaroğlu, İran'la sürdürülen nükleer müzakerelere işaret ederek  "Eğer bölgede bir nükleer silahlanma yarışı istenmiyorsa, İran'ın nükleer kapasitesinin sadece barışçıl amaçlar çerçevesinde kullanıldığından hiç kimsenin şüphesi olamayacak şekilde bir anlaşmaya varılması gerekir" diyor. Öte yandan, Kibaroğlu'na göre, Türkiye'nin, NATO içinde olsun ya da olmasın, ulusal güvenliği bakımından nükleer silahlara ihtiyaç duymayacak. Prof. Dr. Kibaroğlu'nun açıklamalarının tamamı şu şekilde:

    İran'ın nükleer silah elde etmesi durumunda, Pakistan'ın da Suudi Arabistan'a nükleer silah satacağı iddia ediliyor…

    İran'ın nükleer silah sahibi olmasından ciddi anlamda kaygı duyan ülkelerin başında Suudi Arabistan geliyor. Suudi Arabistan'ın, sahip olduğu mali imkanları kullanarak kısa yoldan nükleer güce sahip olmak için Pakistan ile işbirliği yapacağı iddiaları 10 küsur yıldır dillendiriliyor. Nükleer silah geliştirmiş olan Pakistan'ın ciddi mali kriz içinde olması, buna karşın imkanları geniş olan Suudi Arabistan'ın nükleer silah peşinde olduğu iddiaları, her iki ülke yetkililerinin sık aralıklarla görüşmeler yapması bu spekülasyonlara yol açıyor. Bu konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurma imkanı bulduğum ya da çeşitli ortamlarda ifade edilmiş görüşlerini okuduğum, dinlediğim Pakistanlı yetkililer ise bu iddiaları kesin bir dille yalanlıyorlar. Böyle bir yola gitmelerinin kendi ulusal çıkarlarına zarar verebileceğini ifade diyorlar. Nükleer silah konusunun kendileri için sadece bir ulusal güvenlik meselesi olmadığını, aynı zamanda bir ulusal onur meselesi olduğunun altını çiziyorlar. Bugüne kadar Pakistan tarafında bu tutumlarına gölge düşürecek bir tavır görülmedi. Böyle bir işbirliğine gidileceğini tahmin etmiyorum.

     Geçen ay Washington'da mevkidaşı John Kerry ile görüşen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İran nükleer müzakerelerinden çıkan uzlaşıdan memnun olduğunu belirterek, Türkiye'nin nükleer silah üretimine karşı olduğunu ifade etmişti. Peki, bölgedeki tüm güçler nükleer silaha sahip olursa, NATO üyesi olan Türkiye nükleer silah sahibi olmak ister mi? Mısır'ın da nükleer silah sahibi olması ihtimali gündeme gelir mi? Bölgedeki nükleer silah konusu bir yarışa dönebilir mi?

    İran nükleer silah sahibi olursa diğer bölge ülkelerinin İran'ı dengelemek amacıyla bu yönde çalışma içinde olabilecekleri sıklıkla ifade ediliyor. Bu sebeple, ben de bu görüşü ortaya koyanlara "Eğer bölgede bir nükleer silahlanma yarışı istenmiyorsa, İran'ın nükleer kapasitesinin sadece barışçıl amaçlar çerçevesinde kullanıldığından hiç kimsenin şüphesi olamayacak şekilde bir anlaşmaya varılması gerekir" diyorum. Bu nedenle 2 Nisan 2015 günü duyurulan ve İran ile P5+1 ülkeleri arasında varılan taslak anlaşmanın muhakkak hukuki bağlayıcılığı olan bir anlaşmaya dönüşmesi ve uzun yıllar boyunca anlaşma hükümlerine bütün tarafların harfiyen uymasının sağlanacağına dair güçlü önlemler alınması gerekiyor. Bütün bu gelişmelere rağmen önümüzdeki aylarda veya yıllarda İran ile bağlayıcı anlaşmaya varılamazsa, ya da varılsa bile taraflar yükümlülüklerini yerine getiremez ve İran açık ya da gizli bir şekilde nükleer silah sahibi olma yoluna giderse, o takdirde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) muhtemelen çöker ve taraf olan ülkelerin nükleer silah yapmalarını engelleyen hükümler ortadan kalkar. Bu durum, hem Ortadoğu için hem tüm dünya için son derece tehlikeli bir silahlanma sürecinin önünü açar. Bu kötü senaryonun gerçekleşmemesi, İran'ın nükleer kapasitesinin yalnızca barışçıl amaçlar çerçevesinde kullanılması ile doğrudan ilintili.

    Daha önce de Alman basını, Türkiye'nin Pakistan'dan yardım alarak gizli bir nükleer silah programı yürüttüğünü iddia etmiş, bu bilgiyi Pakistan kanallarından aldığını öne sürmüştü. Pakistan'ın 1998 yılında nükleer silah programını başlatan Prof. Dr. Abdulkadir Han ise yaptığı bir açıklamayla bu iddiaları yalanlamıştı. Eski Pakistan Savunma Bakanlığı Müsteşarı Emekli Korgeneral Asif Yasin Malik de, Türkiye ile Pakistan arasında savunma alanındaki işbirliğinin son derece iyi olduğunu ancak hiçbir şekilde nükleer silah yapımına ilişkin bir yardımlaşmanın olmadığını söylemişti. Peki bu iddialarının gündeme gelme sebebi neydi?

    Bu konuda benim ilk olarak 1996/97 yıllarında California'da Monterey Institute bünyesinde Center for Nonproliferation Studies'de doktora sonrası eğitimim döneminde yazdığım ve ‘Nonproliferation Review' dergisinde 1997 yılında yayınlanan "Türkiye'nin Barışçıl Nükleer Güç Arayışı" başlıklı makalemi okumanızı tavsiye ederim. Türkiye ile Pakistan'ın nükleer silah konusunda işbirliği yaptıkları ya da yapabilecekleri yönündeki iddiaların nedenleri olarak, özellikle 1980 asker darbesini takip eden dönemde Kenan Evren ile yine darbe ile başa gelen Pakistan Devlet Başkanı Ziya Ül-Hak'ın sıklıkla karşılıklı ziyaretler yapmaları, Pakistan'ın ABD'den almakta olduğu silah yardımlarında tıkanıklık olduğunda Türkiye'nin ABD üzerindeki etkisini kullanma girişimleri ve Türkiye üzerinden Pakistan'a yapılan bazı hassas teknoloji ihracatına bazı Türk firmalarının aracılık etmiş oldukları yolundaki iddialar sayılabilir. Ancak iki ülke arasında nükleer silah geliştirmek konusunda işbirliği yapıldığını gösterecek somut kanıtlar ortaya konulamamıştır. Eğer, bu yönde kanıtlar olsaydı Batılı ülkelerin bunları ortaya koymaktan geri durmazlardı.

    Türkiye'nin NATO şemsiyesi çerçevesinde İncirlik Üssü'nde, 50 ila 90 adet B61 tipi atom bombası bulundurduğu biliniyor. Türkiye'nin NATO'dan bağımsız olarak nükleer silah sahibi olmasına ihtiyaç var mı?

    Türkiye'nin, NATO içinde olsun ya da olmasın, ulusal güvenliği ve caydırıcılığı bakımından nükleer silahlara ihtiyaç duyacağını, ya da "nükleer silah olmazsa olmaz" denilebileceğini düşünmüyorum. Kaldı ki, son on yılda bir çok makalemde özel olarak bahsettiğim gibi, NATO stratejileri kapsamında Türkiye topraklarında konuşlandırılmakta olan ABD'ye ait taktik nükleer silahların da (Avrupa'daki diğer dört ülkede bulunanlarla birlikte) ABD'ye geri gönderilmeleri gerektiğini sebepleriyle detaylı olarak anlatıyorum. Bu konudaki ilk yayınlanmış makalemden de okuyabilirsiniz.

    Birbirine karşıt pozisyonlarda bulunan İran ve Suudi Arabistan, nükleer silah sahibi olurken, NATO şemsiyesi Türkiye'ye yeter mi?

    Bu soru, İran ve Suudi Arabistan'ın, hiç bir sorunla ya da engellemeyle karşılaşmadan zaman içinde nükleer silah sahibi olacaklarını ve tüm dünyanın bu süreci hiç bir şey yapmadan takip edecekleri ön kabulüne sahip. İran'ın nükleer kapasitesini çok ileri seviyelere getirmiş olduğu bir gerçek. Suudi Arabistan'ın da bir arayış içinde olduğu da bir gerçek. Ancak, öncelikle, yukarıda bahsedildiği üzere, İran'ın nükleer silah sahibi olması ihtimalini yok denecek kadar aza indirebilecek bir anlaşma sağlanması sürecinden geçilmekte olduğunu unutmamak gerekir. 2 Nisan taslağı bağlayıcı bir anlaşmaya dönüşürse ve uygulamada uzun yıllar boyunca sorun yaşanmazsa, anlaşma hükümleri etkin bir şekilde uygulanırsa, taraflar sözlerine sadık kalırlarsa, İran'ın nükleer silah sahibi olmasıyla bağlantılı senaryoların rafa kalkacağını söylemek mümkün. Ancak, uluslararası ilişkilerde ‘en kötü senaryo' dikkate alınarak önlemler geliştirildiğini de unutmamak gerekir. Bir diğer deyişle, İran ile varılan taslak metin bir hukuki antlaşmaya dönüşmezse (1 Temmuz 2015 veya yakın sonrası) veya ileriki yıllarda taraflarca ihlal edilirse, bölgede ciddi güvenlik sorunları yaşanması kaçınılmaz. Bu durumda NATO ülkeleri (Türkiye'nin kendi nükleer silahını yapmak yoluna gitmesinden endişe edecekleri için) Türkiye'nin de istifade ettiği ‘nükleer caydırıcılık' kapasitesinin güçlü bir şekilde Türkiye'nin güvenliğini sağlayacak etkinlikte olduğunu, Türkiye'nin yanında olduklarını göstermek isteyeceklerdir diye düşünüyorum.

    Türkiye'nin İran'a karşı Suudi Arabistan'la ve diğer körfez ülkeleriyle ortak hareket etmesi durumunda, Tahran Türkiye'ye bir tehdit oluşturur mu?

    Türkiye'nin İran ile olan ilişkilerinin ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutları ile Suudi Arabistan'ın ve diğer Körfez ülkelerinin İran ile olan ilişkilerinin yapısı arasında çok büyük farklılıklar söz konusu. Türkiye son dört yüz yıldır dengeli ilişkiler götürdüğü İran ile çatışma noktasına varacak gelişmelerin önünü açmak istemez. Suudi Arabistan'ın İran'dan algıladığı tehdit ile Tükiye'nin algıladığı tehditin boyutları farklı. Dolayısıyla alınabilecek karşı önlemler de farklı. Bu nedenle, Suudi Arabistan'ın ve Türkiye'nin İran'a karşı alınabilecek önlemlerde ortak noktaları olsa dahi bu durum aralarında İran'a karşı bir askeri ittifak geliştirmelerini gerektirecek ya da bunu etkin kılabilecek boyutta ya da seviyede değil.

    Etiketler:
    Nükleer silah, P5+1 Ülkeleri, NATO, Mustafa Kibaroğlu, Pakistan, Suudi Arabistan, İran, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın