00:32 24 Ağustos 2017
Ankara+ 14°C
İstanbul+ 25°C
Canlı Yayın
    AK Parti İstanbul Milletvekili Aziz Babuşcu

    AK Partili Babuşcu: Türkiye ve Rusya ittifakı çözümün anahtarı

    © Fotoğraf: azizbabuscu.com
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yurdagül Şimşek
    0 78510

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diğer liderlerden farklı bir ilişkisi olduğunu belirten AK Parti Milletvekili Aziz Babuşçu, "Bölgeyle ilgili iki önemli ülke, Türkiye ve Rusya'nın ne düşündüğü önemlidir ve aslında sağlanacak ikili mutabakat da sorunun çözümünün anahtarıdır" dedi.

    Gündeme dair Sputnik'e konuşan AK Parti Milletvekili Aziz Babuşçu, partisinin, 1 Kasım seçimlerine özeleştiri yaparak girdiğini söyledi. Başkanlık sisteminin ne olduğunun halka tam olarak anlatılmadığını savunan Babuşçu, çözüm süreci için ise "Bitmemiştir ve bitirilmemelidir" dedi.

    AK Parti'nin 7 Haziran'dan sonra özeleştiri yapıp gerekli değişiklikleri yaparak 1 Kasım seçimlerine gittiğini anlatan Babuşcu, sonucu sadece bununla izah etmenin yetersiz kalacağını söyledi.

    Başkanlık sisteminin Türkiye'nin gündeminden hiçbir zaman düşmeyeceğini kaydeden Babuşcu,  AK Parti'nin kendi içerisinde bile başkanlık sisteminin mantığını, tam olarak ne yapılmak istendiğini ortaya koyan bir söyleme sahip çıkmadığını, fakat bundan sonra başkanlık sisteminin halka objektif olarak anlatılması gerektiğini söyledi.

    Babuşçu, çözüm sürecine dair  “Bitmemiştir ve bitmemelidir” ifadelerini de kullandu.

    Babuşcu'nun Sputnik'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    ‘7 HAZİRAN'DAN DERS ALDIK, ÖZELEŞTİRİ YAPTIK’

    7 Haziran seçimlerinde oy kaybeden AK Parti, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 49,5 oy ile yeniden tek başına iktidar oldu. AK Parti 7 Haziran'dan hangi sonuçları çıkararak 1 Kasım'a hazırlandı. Bu sonucu almanızda ne etkili oldu?

    7 Haziran'da bizim fark ettiklerimiz ve fark ettiklerimizi tashih etme anlamında ortaya koyduğumuz çaba önemli ama bu sonucu sadece bununla izah etmek yetersiz kalır. 7 Haziran akşamında seçmenin ortaya koyduğu tablodan bir ders almak gerekiyordu. O ders AK Parti kendi ölçeği içerisinde gerek söylemi, gerek dili,  gerek yerel yönetimlerdeki belediyelerimizin halkla ilişkileri, gerek yer yer gölgelenen samimiyet sorgulamaları itibariyle bir özeleştiri yaptı. Bunun gereğini de aslında 1 Kasım'a giderken  aday listelerinde tahsisler yaparak ortaya koydu. Sonra seçim beyannamesine bu beklentileri büyük ölçüde yansıttı.

    Kişisel kanaatimdir, önümüzdeki dönem AK Parti'nin ekonomi politikaları kesinlikle sosyal yönü ağır basan ekonomi politikaları olmak durumundadır. Alt ve orta gelir gruplarındaki vatandaşın refah durumunun büyümesini, pastadan hak ettikleri payı almalarını sağlayacak  ekonomi politikaları uygulamamız  gerekiyor. Seçim beyannamesinde bunun örneklerini zaten ortaya koyduk. Tabii bu sonucun ortaya çıkmasında çok önemli başka bir şey daha var.

    ‘TEMEL BELİRLEYİCİ AKTÖR RECEP TAYYİP ERDOĞAN’

    Nedir?

    O da şu. Türkiye'nin özellikle dış politika farklı bir yere geldi. Yeniden lider ve sorun alanlarında çözüm üreten bir ülke oldu. Daha önce kimse ne dediğine itibar etmiyordu. Fakat şimdi Balkanlar’da, Ortadoğu’da ve  Afrika’da  büyük güçlerin stratejik planları uygulanırken Türkiye’nin düşünceleri de dikkate alınıyor. Bunun da mimarı Recep Tayyip Erdoğan. Yani bu harekatın lideridir.

    Bir cephe Erdoğan’ı 2007’den beri siyaset dışı bir figür haline getirmeye, dışlamaya çalışıyordu. Halk bunu gördü ve Erdoğan'a şunu dedi: “Sen bizim evladımızsın, seni itibarsızlaştırmak aslında bizi itibarsızlaştırmaktır. Biz senin itibarsızlaştırılmana razı değiliz, buna müsaade etmeyeceğiz.”

    Millet aslında Erdoğan’ın şahsında Türkiye'nin diz çöktürme operasyonunu gördü. Seçim sonucunun bu şekilde olmasında, milletin kaygılarını toparlayacak olan mekanizmanın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği olduğu inancı var. Ben bunu çok önemsiyorum ve temel belirleyici aktör olduğunu düşünüyorum.

    ‘7 HAZİRAN SONUCUNUN BAŞKANLIK'A BAĞLANMASI YANLIŞ’

    1 Kasım seçimleri ile birlikte başkanlık sistemi yeniden tartışılıyor. 7 Haziran sürecinde AK Parti başkanlık sistemini gündeme getirmiş, sonuçlar da halkın bu sistemi istemediği şeklinde yorumlanmıştı. 1 Kasım seçimleri öncesinde ise başkanlık sistemi çok fazla gündeme getirilmedi. Aldığınız bu sonucu başkanlık sistemi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Başkanlık sistemi bundan önceki süreçte de, gündeme getirildiği süreçte de ortaya çıkan 7 Haziran sonuçları, ona bağlandı. Bu çok yanlış bir değerlendirmeydi. Başkanlık sisteminin ne olduğu üzerine dair tartışmalar yapılmadı. AK Parti aslında kendi içinde bile, başkanlık sistemini sahiplenen ve mantığını ortaya koyan bir söyleme sahip çıkmadı. Dolayısıyla milletin başkanlık sistemi dendiğinde kafasında oluşan algı ‘tek adam’ ve ‘diktatör’ söylemi etrafında şekillendi. Dolayısıyla aslında Türk milleti, başkanlık sisteminin ne olduğunu anlayıp da bir kanaat yansıtmış değil.  7 Haziran da bunun  bir sonucu değil.

    'BAŞKANLIK SİSTEMİ GÜNDEMDEN HİÇBİR ZAMAN DÜŞMEYECEK'

    Başkanlık sistemi Türkiye'nin gündeminden hiçbir zaman düşmeyecek. Neden düşmeyecek? Çünkü Cumhurbaşkanımızın halk tarafından seçildiği andan itibaren Türkiye'de bir sistem problemi var ve bu sistem meselesi mutlaka çözülmek zorunda. Kaldı ki başkanlık sistemi dünyadaki uygulamaları itibariyle ‘tek adam’ bağlamında değerlendirilemez. Bu sistem, başarılı bir sistemdir.

    ‘HALKA OBJEKTİF ŞEKİLDE ANLATILMALI’

    Başkanlık sistemi bu andan itibaren de bütün uygulamalarıyla beraber üniversitelerde, sosyal çevrelerde konuşulmalı ve millete doğru anlatılmalı. Nihayetinde karar verecek olan yine millet. Ama o anlatım ve tanıtım sürecinin objektif bir şekilde yapılması gerekiyor.

    ‘BELKİ MUHALEFET DE ÖNYARGILARINDAN VAZGEÇER’

    Yeni dönemde öncelikle başkanlık sisteminin ne olduğunun halka anlatılması, bu sisteme desteğin artırılmasına yönelik bir strateji mi izlenecek, yoksa Meclis'te anayasa değişikliği konusunda hemen bir çalışma girişimi mi olacak?

    Bu meselenin toplumun tüm kesimlerinde konuşulması gerekiyor. Toplum neyin ne olduğunu yeterince anlamış değil. Bu eksiğin tamamlanması gerekiyor.
    Bu anlatılırken belki muhalefet de önyargılarından vazgeçecek ve ortaya bir konsensüs  çıkacak. Onu bilmiyoruz. Onun için bu konunun  çok ayrıntılı bir şekilde konuşulması ve tartışılması lazım.

    'BAŞKANLIK İÇİN ÖNCE MİLLETLE MUTABAKAT SAĞLANMALI'

    CHP ve MHP'nin bu aşamada başkanlık sistemine kapıları tamamen kapattığı görülüyor.  Sadece HDP'de bir tartışma var.  HDP ile referandumun kapısını açacak bir işbirliği mümkün mü?

    Biz bugüne kadar bu konularda milletle işbirliği yaptık. Bizim işbirliğimiz milletledir. Çünkü bu milleti ilgilendiren bir meseledir.  Milletin meseleyi doğru anlaması gerekir.  Meclis’teki aritmetik bir hesap.  Bizim, toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren anayasal değişiklikleri yaparken milletle mutabakat sağlamamız gerekir.

    Ama anayasa değişikliklerini referanduma götürmek için Meclis'te de en az 330 oya ulaşmanız gerekiyor…

    İşte bu 330 matematik bir prensip bana göre. O sayı Meclis çatısı altında aranır, bulunur veya bulunmaz. Ama ondan önce yapılması gereken milletle o mutabakatı sağlamaktır.

    'ÇÖZÜM SÜRECİ BAŞARILI BİR ŞEKİLDE YÜRÜTÜLDÜ'

    Bilindiği gibi 1 Kasım seçimlerine çatışmalı bir ortamda gidildi. ‘Çözüm süreci buzdolabında’ ve ‘farklı şekilde devam eder’ açıklamaları yapıldı.  Size göre çözüm süreci tamamen bitti mi?

    Çözüm süreci bitmemiştir ve bitmemelidir. Çözüm süreci bağlamında ortaya konulan irade Recep Tayyip Erdoğan'ın tamamen yerli olan bir iradesidir. Daha önceki çözüm arayışlarının önemli bir kısmında hep uluslararası odaklar vardı ve onlar yerli çözümler değildi. İlk defa Türkiye’de,  Erdoğan’ın liderliğiyle yerli bir model ortaya kondu ve başarılı bir şekilde de yürütüldü.

    'MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK SÜRECİNDEN VAZGEÇMEYİZ'

    Uluslararası bir takım güçlerin vaadiyle silaha sarılan terörist gruplarla mücadele kesintisiz bir şekilde devam edecek.  Sonuç almak ne demek? Silahlar her koşulda gömüldüğünde ve silahlı unsurlar ülkeyi terk ettiğinde sonuç alacağız.  Bu anlamda çözüm sürecini Erdoğan’ın dediği gibi, ‘milli birlik ve kardeşlik süreci’ olarak tanımlayabiliriz. Bundan hiçbir zaman vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Çünkü bu topraklarda başarı hikayesi yazılacaksa bunun olmazsa olmazı, milli birlik ve kardeşlik.  Yeni Türkiye hayalini bu kardeşliği tesis ederek yakalayabiliriz.

    ‘ÖCALAN'LA GÖRÜŞMEK STRATEJİK BİR KARARDIR’

    Geçmiş dönemde bu süreç Abdullah Öcalan ve HDP üzerinden de götürülmüştü. Yeni dönemde yeniden Öcalan ile görüşmeler mümkün mü?

    Şu an fikir beyan etmem çok anlamlı değil. Bu stratejik bir karardır, stratejik bir mutfakta oluşturulur.  Ona da devlet kendi mekanizmaları içerisinde bir çözüm üretir. O konuda bir fikrim yok.

    'TÜRKİYE VE RUSYA İTTİFAKI BÖLGEDE ÇÖZÜMÜN ANAHTARIDIR'

    Dış politikada da önemli gündem maddeleri var. Suriye meselesi Türkiye-Rusya ilişkilerini nasıl etkiler, bundan sonraki ikili ilişkiler size göre nasıl gelişir?

    Sayın Putin ile sayın Erdoğan arasında diğer liderlerden farklı bir ilişki var. Bir dostluk var. Rusya şu anda Suriye'de bir takım bombardımanlar yapıyor. Bu doğru değil. Doğru olmadığını zaten her zeminde sayın Cumhurbaşkanımız da ifade etti. Bizzat sayın Putin'e de söyledi.  Fakat bölgeyle ilgili iki önemli ülke Türkiye ve Rusya'nın ne düşündüğü önemlidir ve aslında sağlanacak ikili mutabakat da sorunun çözümünün anahtarıdır.

    'SURİYE MESELESİ ÖYLE YA DA BÖYLE ÇÖZÜLECEK'

    Suriye konusunda bir diplomasi trafiği de var. Sık sık uluslararası toplantılar da yapılıyor. Siz siyasi bir çözümden umutlu musunuz?

    Bu sorun öyle ya da böyle çözülecek. Çözülmek zorunda. Türkiye'nin öteden beri ortaya koyduğu tezler belli. Bizim baştan beri ifade ettiğimiz bir güvenli bölge meselemiz vardı. Dünyanın şimdi telaffuz etmeye başladığı, anlamaya çalıştığı bir şey. Yani ülkemizde 2 milyonu aşkın mülteci var. Avrupa kapılarına 200 bin sığınmacı dayanınca, AB’yi tartışmaya başladılar. Deniz yoluyla göç eden insanları batırmayı düşünecek kadar kara bir bakış açıları var.  Tüm bu olanlar Suriye'deki meselelerin bölgenin ve dünyanın huzuru, barışı açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

    'DÜNYA, TÜRKİYE'NİN TEZLERİ KABUL EDECEK'

    Umarım ortak akıl bu gerçekleri görür ve bu gerçekler doğrultusunda bir çözüme varır. Bana göre eninde sonunda Suriye ile ilgili olarak dünya Türkiye'nin tezlerine gelmek durumundadır.  Onun da işaretleri gözüküyor. Antalya'da yapılacak G-20 toplantısında dünya liderleri yer alacak. Sanırım bu konuda da sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı görüşmeler etkili olacak.

    'AB'NİN İKİRCİKLİ TAVRI DEĞİŞMELİ'

    Türkiye-AB ilişkilerinde de bir duraklama dönemi yaşandı değerlendirmeleri de yapılıyor. Yeni dönemde Türkiye-AB ilişkileri nasıl olur, bir ivme bekliyor musunuz?

    Bizim açımızdan AB ile ilişkileri yavaşlatacak bir tutum olmadı. Tamamen AB'nin kendi mekanizma ve hiyerarşisi ile alakalı olarak kesintiler, yavaşlamalar yaşandı.  Avrupa'nın bu ikircikli tavrı, anlaşılamaz tutumu değişmeli.  Yoksa biz AB süreciyle ilgili üzerimize düşen sorumlulukları her defasında yerine getirdik. AB’nin yerine getirmediği sorumlulukları, Türkiye karşıtı çelişkili tavırları yüzünden mesafe alınamadı.  1 Kasım sonrasında bütün AB Türkiye'de nasıl bir tablo ortaya çıkacağını bekliyor. Bu bağlamda  AB yeni bir tutum edinecektir.

    İlgili konular:

    Markar Esayan: Çözüm süreci tamamen sona erdi
    AK Partili İyimaya: Başkanlık sistemi önceliğimiz değil
    Etiketler:
    1 Kasım seçimleri, Başkanlık Sistemi, AK Parti, Aziz Babuşçu, Recep Tayyip Erdoğan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın