04:21 20 Ekim 2018
Canlı Yayın
    çocuk, göçmen, yolcu, mülteci

    Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik ‘mülteci’ eleştirisi haklı mı?

    © REUTERS / Stefanie Loos
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Amur Gadjiev
    0 40

    Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır ile görüştükten sonra Ege Denizi üzerinden Türkiye’den Avrupa’ya geçen sığınmacıların sayısının hala çok yüksek olması nedeniyle Ankara’yı eleştirdi.

    Halbuki bilindiği gibi Kasım ayında varılan anlaşmaya göre AB, Türkiye’ye parasal destek vermek amacıyla 3 milyar Euroluk bir fon kuracaktı. Ancak şu ana kadar ne böyle bir fon oluşturuldu, ne de Brüksel’den Ankara’ya para geldi. Ayrıca parasal desteğin ne zaman ve hangi miktarlarda geleceği de belirsiz.
    Bu durumda AB’nin Türkiye’ye yönelik eleştirileri ne kadar haklı? AB tarafından Suriyeli mültecilere yardım sağlanması sürecini hızlandırmak için Ankara ne gibi yollara başvurabilir?
    Konuyla ilgili Sputnik Haber Ajansı ve Radyosu’na konuşan İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan şu değerlendirmelerde bulundu.

    ​Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum. Devletlerin mülteciler üzerinden çeşitli siyasal çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmalarını eleştiriyorum. Çünkü mülteciler insandır ve hakları vardır. Mülteci sorununun siyasete alet edilmesi mültecilerin Avrupa’ya akın etmesinin yolunu açtı. AB, mülteciler Avrupa’ya gelmesin diye Türkiye’ye çeşitli tekliflerde bulundu. İşte bunlardan bir tanesi, 3 milyar Euro’luk para yardımıydı.

    Tabi ki, eğer siz böyle bir şey yaparsanız, yani para karşılığı mültecilerin gelmesini engellemek için Türkiye ile ilişki kurarsanız, bu tip sorunlarla karşı karşıya kalırsınız. Ben burada hem Türkiye’yi eleştiriyorum hem de Avrupa Birliği’ni. İkisinin de meseleye bakışı oldukça problemli ve insan haklarına aykırı. Fakat şunu söyleyeyim. Suriye’deki iç savaşın bu noktaya gelmesinin sorumlusu, Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri ve Avrupa Birliği’nin tutumudur. Suriye rejimiyle pekala masaya oturup barışçıl çözümler daha önceden bulabilirlerdi ve mülteci krizi bu kadar büyük bir sorun haline gelmeyebilirdi. Ama bunu yapmadılar. Beşinci yılına girmiş bir iç savaştan kaçan mülteciler üzerinden birbirlerini eleştiriyorlar. Ben burada her iki tarafın tutumunun da doğru olmadığını özellikle vurgulamak istiyorum.

    Dün Türkiye Bakanlar Kurulu toplantısı sonucunda Hükümet Sözcüsü bir açıklama yaptı ve şu anda Türkiye’de kaçak olarak çalışan Suriyelilere çalışma izni verileceğini söyledi. Yani bizim Hükümetimiz Türkiye’de kalan Suriyelilerin uzun süreli olarak Türkiye’de kalacağını düşünüyor ki, böyle bir çözüm arıyor şu anda. Çünkü Suriye iç savaşı bitmeden ve iç savaş bittikten sonra da Suriye yeniden normalleşmeden bu insanların geri dönme şansı yok gibi gözüküyor. Anlaşılan, en az birkaç yıl daha Türkiye’de kalacaklar.
    Şimdi Türkiye öncelikli olarak halen 250 binden fazla insana barınma hizmeti veriyor. Bunun bir maliyeti var. Bunu daha fazla ne kadar sürdürebilir, bilmiyorum. Çünkü bunun için paraya ihtiyacı var. Yaklaşık 2 milyon civarında insan da kendi kaderine terk edilmiş durumda. Parası olan ev kiralıyor, olmayan çeşitli barınma merkezlerinde veya sokaklarda kalıyor veyahut da Ege Denizi üzerinden Avrupa’ya gidip orada kendini kurtarmaya çalışıyor.

    Mültecilerin toplumsal maliyeti de Türkiye’ye çok yüksek. Çünkü bu insanlar burada yeni bir hayat kurmak istiyor. Ama bu, ekonomik açıdan sürdürülebilir bir durum değil.
    Türkiye’nin burada izlediği politikası nedeniyle bazı sorunlar var. Birincisi, biliyorsunuz Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Türkiye’de daha aktif olması gerekirdi. Türkiye bunu yapmadı. Ve Birleşmiş Milletler burada sadece üçüncü taraf pozisyonundadır. Yani bu kamplar BM kampı değildir. Birleşmiş Milletler’in denetiminde olan kamplar değildir. Dolayısıyla sorumluluğun tamamını Türkiye kendi üzerine almıştır. Böyle olunca Türkiye, Birleşmiş Milletler üzerinden de yeterli desteği alamamıştır.

    Türkiye, Sünni Araplara bu kampları açmış durumda. Yanılmıyorsam, sadece bir kampta Türkmenler var, bir kampta Kürtler var, bir kampta da Ezidiler var. Bunun dışındakilerin tamamı Sünni Araptır.

    Türkiye, Suriye’de Sünni İslam anlayışına dayalı bir politika izlediği için aslında bu noktaya düştü. Yani bu, Türkiye’nin Suriye ile ilgili yanlış dış politikasının mülteciler bakımından yansımasıdır. Suriye’de bir Sünni müslüman anlayışına dayalı yeni bir devlet kurmaya kalkarsanız elbette ki Sünni Araplar sizin topraklarınıza gelecek. Siz de onlara bakmak zorunda kalacaksınız. Yani bunlar, bu siyasal politikanın yanlış sonuçlarıdır.

    Bence Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı karara uyarak Suriye barış müzakerelerini desteklemesi ve Suriye iç savaşının hızla sona ermesini sağlayacak bir tutum alması gerekir. Şayet böyle bir politika izlerse Suriye’de daha hızlı bir şekilde iç barış sağlanabilir. Belki mültecilerin bir kısmı da bu şekilde geri dönebilir.

    İlgili konular:

    AK Parti'den sığınmacı raporu: Mülteci krizi AB'yi birleştirmekten çok bölüyor
    İtalya: Türkiye mülteci musluğu değil
    Avrupalı ve ABD’liler Avrupa’daki mülteci krizinin nedenleri konusunda ne düşünüyorlar?
    Rusya: Göçmen akını Avrupa’daki insani değerlerin ‘dikişlerini patlattı’
    Kosaçev: AB’nin göçmen planı, Türkiye’nin üyeliği kadar ütopik
    Ege'de yine göçmen faciası: 13 ölü, 7 kayıp
    Etiketler:
    Suriyeli mülteciler, mülteci, Suriye, Avrupa, Avrupa Birliği, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın