16:41 21 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Bir Suriye askeri Halep'te cihatçı gruplardan alınan mahallede zafer pozu veriyor

    'Suriye'de Batı'nın Ortaçağ aidiyetleriyle yeni ulus devlet inşası planı çöktü'

    © REUTERS / SANA
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 10

    Suriye halkı desteklemese yönetimin bunca yıl kalmasının mümkün olmadığını söyleyen Doç. Dr. Barış Doster, "Suriye savaşından devrim çıkarmaya çalışanlar" ve "Batı’nın yeni ulus devlet inşası planının" çöktüğü görüşünde. Doster, laikliği aşındıran ve Cumhuriyet Devrimi kazanımlarını hırpalayan yönelimlere dair ikazlarda bulundu.

    Rusya’nın desteğiyle Halep’in cihatçıların elinden kurtarılıp yeniden Suriye ordusunun yeniden kontrolüne geçmesiyle nelerin değişeceği tartışılıyor. Uzun süredir ‘savaşın kilitlendiği yer’ olan Halep’teki bu gelişmeler ne anlama geliyor? Halep zaferini nasıl okumalı ve bundan sonra neler yaşanabilir?

    Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

    ‘SADECE ASKERİ DEĞİL HER ANLAMDA BÜYÜK ZAFER’

    Suriye’nin ikinci büyük kenti ve ticari başkenti olan Halep’in Suriye ordusunun kontrolüne yeniden geçmesinin sadece askeri anlamda değil, sosyolojik, politik, diplomatik, psikolojik ve demografik  anlamda da Şam açısından çok büyük bir zafer ve kazanç olduğunu söyleyen Doster, bunu ‘hem Baas rejiminin kendi halkı üzerindeki itibarını, meşruiyetini pekiştirme gösterisi, hem de dışarıya yönelik bu bir güç gösterisi’ olarak yorumladı. ‘Savaşın başladığı günden beri emperyalizmin Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere bölgedeki vekilleriyle, uzantısı, işbirlikçisi ve aparatı olan terör örgütleriyle, cihatçı unsurlar dahil olmak üzere Suriye rejimine en korkunç en barbar, en vahşi şekilde abandığını’ belirten Doster şu değerlendirmeyi yaptı:

    ‘HALKIN TÜM KESİMLERİ DESTEK VERMESEYDİ OLMAZDI’

    “Kendi kendisine yeten bir ekonomisi olan, petrol ve doğalgaz zengini olmadığı halde iyi kötü bir sanayisi, tacir tüccar sınıfı oluşmuş olan 21-22 milyon nüfuslu ülkenin 6 milyondan fazla insanı, 4 milyondan fazlası bizim memleketimizde olmak üzere, sınır komşularına kaçmak zorunda kaldı. 8 milyon dolayında Suriyeli kendi memleketi içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Bilinen en az 500 bin insan öldü. Ülkenin tüm sanayi ve ticaret altyapısı çok ağır şekilde zarar gördü ama, günün sonunda baktığımızda rejim kazanmıştır. Rejim nasıl kazanmıştır? Elbette bunun arkasında Rusya’nın desteği var. Elbette bunun arkasında önemli bir bölgesel aktör olan İran’ın desteği var. Elbette bunun arkasında kritik anlarda devreye giren, özellikle BMGK’daki oylamalarda 5 daimi üyeden biri olan Suriye ile ilgili tavır alan Çin’in desteği var. Bunun arkasında sahada önemli bir kuvvet olan Lübnan Hizbullahı’nın desteği var. Ama kabul edelim ki eğer Suriye rejimi kendi halkında etnik ya da dinsel ya da mezhepsel ayrım gözetmeden söylüyorum, tüm sınıflarıyla tüm bileşenleriyle kararlı bir destek almasaydı iş buralara gelmezdi. Halep’in zapt edilmesi kolay olmazdı.”

    ‘SURİYE’Yİ DOĞRU OKUYAMAYANLARA ÇOK BÜYÜK DERS’

    Bu bağlamda Halep’in Suriye ordusu tarafından yeniden ele geçirilmesinin ‘Suriye’yi doğru okuyamayanlara, tahlil edemeyen ve öngöremeyenlere çok önemli bir ders niteliğinde’ olduğunu belirten Doster, Suriye savaşından ‘devrim’ çıkarmaya çalışanların kaybettiğini ve Batı’nın yeni ulus devlet modeli ihraç etme planının bozulduğunu söyledi:

    ‘BATI’NIN KAFASINDAKİ KENDİ SİYASİ BİRİKİMİNİN ÜRÜNÜ AMA’

    “Batı’nın kendi kafasındaki ulus devlet, kendi tarihsel deneyiminin siyasal birikiminin, iktisadi koşullarının, coğrafi konumunun ürünü ve sonucu olan ulus devlet ile doğunun terminolojisi çok farklı olabilir. Batı’nın ulus devleti yıkıp yerine kendi kafasındaki bir ulus devleti inşa etmesi ya da var olan ulusu etnik dinsel ve mezhepsel alt kimlikler, Ortaçağ kalıntısı aidiyetler üzerinden paramparça edip kendi kafasında bir ulus inşa etmeye kalkışması dünyanın hiçbir tarafında hiçbir zaman başarılı olamadı. Suriye’de de bunun en son ve maalesef en kanlı en zorlu en vahşi örneği oldu. Keşke böyle olmasaydı. Demek ‘devrim’ gibi ‘ulus devlet’ gibi kavramları Batılıların bu kadar cömert bu kadar rahat kullanmaması gerek.”

    ‘AVRUPA KAPISINDA YÜZBİNLERCE SURİYELİ GÖRÜNCE ÜRKTÜ’

    ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby
    © AP Photo / Susan Walsh, File
    Batı’daki Suriye algısının değişmesinde iki faktörün belirleyici olduğunu söylerken, bunun başında sığınmacıları Avrupa kapılarına dayanmasının geldiğini vurgulayan Doster, “Avrupa, hele de kendi iktisadi bunalımını bir türlü aşamayan Avrupa, kendi içinde çok ciddi aşırı sağ yükselişe tanıklık etmekte olan Avrupa, kendi vatandaşına iş-aş dağıtamayan yaratamayan Avrupa kapılarında yüz binlerce Suriyeli görünce, korktu ürktü. Hatta Merkel örneğinde olduğu gibi çok güçlü liderlerin konumunun sarsılmasına arkasındaki seçmen tabanının bir miktar gerilemesine dahi neden oldu” diye konuştu.

    ‘ORTALAMA SURİYELİ ESAD REJİMİNİ NUSRA’YA YEĞLER ÇÜNKÜ…’

    Halep'te kutlamalar başladı
    © REUTERS / OMAR SANADIKI
    Avrupa’da meydana gelen saldırıların da Batı’da ikinci kırılmayı yarattığını söyleyen Doster, “Batı şunu gördü. Evet, Suriye’deki rejim Batılıların anladığı anlamda bir liberal, parlementer, sosyal demokrat bir rejim değil. Ama Suriye’deki rejim bu coğrafyanın, Ortadoğu’nun Arap aleminin, İslam aleminin ve Suriye’nin özelinde baktığımızda onun tarihsel birikimi, donanımı, derinliği, deneyimi, insan malzemesini gözeterek baktığımızda, bu bölgenin ulaşıp ulaşabileceği en ileri, en çağdaş rejim olsa gerektir. Esad belki İsveç, Norveç, Danimarka standartlarında bir lider değildir, Baas rejimi de öyle bir rejim değildir. Ama Esad’ın laikliğini eğer siz Suudi Arabistan ile mukayese etmeye kalkarsanız, Katar ile mukayese etmeye kalkarsanız herhalde Suriye’deki ortalama vatandaş dahi Sünni ya da Nusrayri Hristiyan da herhalde tüm eksiklikleri aksaklıklarına rağmen onun koltuğuna oturmak isteyen bir El Nusra rejimine, IŞİD rejimine yeğleyecektir” tespitinde bulundu.

    ‘VİCDANİ MALİYETİ, MALİ BOYUTU, GÜVENLİK BOYUTU…’

    Suriye ordusunun Şam'ın Duma ilçesindeki operasyonu
    © Sputnik / Mikhail Voskresensky
    Suriye savaşında sadece Batılı uzmanların, gazetecilerin, istihbaratçıların ve devlet adamlarının değil, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’dakilerin de bilmediği, okuyamadığı bir tablonun çok acı derslerle ortaya çıktığını belirten Doster, tüm bunların Türkiye’ye çok ağır maliyeti olacağı görüşünde. “İnşallah yanılırız” diyen Doster şu değerlendirmeyi yaptı: “Ama insani anlamda çok ağır maliyetleri olacak. Vicdani maliyetini zaten bir parça vicdanı olan her gün iliklerine kadar hissediyordur, hissetmelidir. Ama bunun insan vicdani maliyeti çok ağır olmalıdır diye de eklemek durumundayım. Mali boyutu, güvenlik boyutu, emniyet-istihbarat zaafından kaynaklanan boyutu, ordu bütçesine getirdikleri başka, bunun insani insani ahlaki ve vicdani anlamda bence maliyeti ağır olmalıdır. Çünkü Batı emperyalizmiyle beraber Suriye’de belki de büyük bölümü yaşamının baharında katledilen, hayata gözlerini yuman o yüzbinlerce insanın malesef kanı bu bölgenin sözde İslamcı geçinen iktidarlarının eline bulaşmış durumda.”

    ‘OSMANLICILIK, ABDÜLHAMİTÇİLİK, BOP EŞBAŞKANLIĞI SÖYLEMDEN İBARETMİŞ’

    İstanbul'da Halep protestosu
    © Fotoğraf : Twitter
    Suriye’nin sadece coğrafik olarak komşumuz, tarihsel olarak bağımız olan bir ülke olmadığına dikkat çeken Doster, Suriye’deki bütün demografik hassasiyetlerin, kimliklerin, aynı zamanda bize de yansıdığı aynı zamanda bizde de olduğu bir coğrafya olduğunu belirtti. Bu perspektiften Türkiye’dekilerin Suriye’de olan bitenleri ‘bir Avustralyalı’nın bir Yeni Zelandalı’nın gazetede okuduğu gibi bir Kanadalı, Japon’un gazetede okuduğu gibi okuyamayacağını’ belirten Doster, Türkiye’dekilerin her zaman olan bitenden daha fazla etkileneceğini belirterek şu tespiti yaptı:

    ‘IRKÇI, MEZHEPÇİ, YAYILMACI, FETİHÇİ BAKIŞ AÇISI ÇULLANDI’

    “Hem sınır komşumuz, hem de içindeki tüm insan zenginliğinin, tüm toplumsal zenginliğin bize bire bir yansıdığı bir ülkeden söz ediyoruz. O coğrafya karşı asla fetihçi, yayılmacı, ırkçı mezhepçi olmaması gereken bir hassasiyetimizin bir duyarlılığımızın ve duygusal tavrımızın olması gerekir. Ama malesef son yıllarda, Türkiye’yi yöneten siyasal heyet tam tersi bir yaklaşımla ırkçı, mezhepçi, yayılmacı, fetihçi bir bakış açısıyla çullandı Suriye’ye. Buna zaman zaman Yeni Osmanlıcılık dediler, buna zaman zaman Yeni Abdülhamitçilik dediler, zaman zaman bunu BOP Eşbaşkanlığı ile açıkladılar ama gelinen noktada görüyoruz ki bu konudaki bütün hazırlıkların da içi boşmuş. Sadece söylemden ibaretmiş.”

    ‘ÖSO İLE BİRLİKTE GÖRÜNTÜ VERMEK ÇOK YANLIŞ’

    Suriye savaşının Türkiye’ye getirdikleriyle özellikle güvenlik ve dış politika konusunda baş etmenin zor olacağı kanısında olan Doster, “Türkiye’nin içinden geçtiği konjonktürde, ötekileştirici, dayatmacı iç dinamiklerin, kendi politik tarihsel arka planı da dikkate alındığında bizim bunun altından kalkmamız, bu acı gerçekle yüzleşirken galip gelmemiz hayli zaman alacak. Bizi malesef hırpalayacak” ikazında bulundu. Türkiye’nin Suriye’deki cihatçı örgütlerle yakın ilişkisi olduğu yönünde Batı kamuoyunda bir algının oluştuğuna dikkat çeken Doster şu analizi yaptı:

    “Her ne kadar biz bunu ısrarla reddetsek de Batılı dünya Türkiye’nin bu ülkelere uzun zaman en hafif değimiyle ‘Hoşgörüyle baktığını’ söylüyor. Kanaatin ötesinde sahada TSK, ÖSO ile birlikte hareket ediyor. Bu ne Türkiye’nin askeri olarak ihtiyaç duyduğu, askeri kabiliyeti- savaş kabiliyeti çok güçlü bir yapı, ne de Türkiye’nin siyaseten böyle bir müttefike ihtiyacı var. ÖSO ile beraber fotoğraf vermek son derece yanlış. Siyaseten de yanlış, askeri açıdan da yanlış. Bu yapı Rusya tarafından, İran ve Suriye tarafından eli kanlı bir terör örgütü olarak tanımlanıyor ki kendilerince haklılar. Yüzde 70’i aşırı radikal unsurlardan oluşuyor. Bunlarla bu kadar fotoğraf verdikten sonra Suriye’de beraber hareket ettikten sonra, bunların yakın akrabası olan, amca çocuğu olan diğer örgütlerle mücadele ne kadar mümkün? Çünkü aralarında o kadar yoğun, o kadar hızlı bir geçişkenlik var ki. Bunlar kolaylıkla sıkıştıklarında IŞİD’i bir marka olarak öne sürüp onun şemsiyesi altında kendilerini konumlandırabiliyorlar. Bu çok önemli bir dezavantaj yaratacak. Hangisinin hangi örgütün mensubu olduğu bu güne kadar, bugün hangi örgütün kimle geçici ittifak eylediğini saptamak çok zor. Orada dengeler, örgütler arası ilişkiler, istihbarat kuruluşları arasındaki çelişkiler saatten saate değişiyor.”

    ‘TÜRKİYE EN ÇOK ETKİLENECEK ÜLKE’

    Doster, Suriye savaşı ve sahada değişen durumdan en çok Türkiye’nin etkileneceğini de vurguladı. Orta büyüklükte olan Türkiye’nin her zaman büyük güçler arasındaki dengeyi gözetmek zorunda olduğuna dikkat çeken Doster, “Hele de bu büyük güçler aynı anda Türkiye’ye karşı davranıyorlar ise, Türkiye’nin hassasiyetlerini paylaşmıyorlar ise, yönelimi ile ortaklaşmıyorlar ise bu Türkiye gibi bir ülkeyi çok daha fazla sıkıntıya sokar. Neden? Çünkü bu büyük güçlerden bir tanesi Türkiye ile sınır komşusu ve enerji konusunda en fazla bağımlılık içinde olduğu ülke. Yüzde 55 bir doğalgaz bağımlılığı söz konusu Rusya ile. Yani 2 numaralı ticaret ortağı. Öteki büyük güç ise Türkiye’nin NATO üyeliğinden bu yana, en önemli ve kendisine en yakın hissettiği büyük güç, yani ABD” dedi.

    Dünya politikasındaki mevcut konjonktür göz önüne alındığında Türkiye’nin ‘mezhepçi, Sünnici rol model olma çabalarının’ çöktüğünü de söyleyen Doster Rusya Federasyonu’nun ve ABD’nin deneyimlerinden yola çıkarak şu değerlendirmede bulundu:

    ‘RUSYA’NIN SİYASAL İSLAMLA DENEYİMİ…’

    “Gerek ABD gerek Rusya’da kendilerince farklı sebeplerden de olsa bir laiklik hassasiyeti varken, Rusya kendi arka bahçesi ya da yakın çevresi olarak tanımladığı bölgede de bizzat kendi ülkesinin içinde de aşırı akımlara karşı çok sert tedbirler alıyorken, 2000 yılında ülkenin başına geçen Vladimir Putin, en büyük siyasi hamlesini politik kariyerinde ‘Çeçen meselesini çözen adam’ olarak inşa etmişken, Putin’in yönettiği Rusya’nın çok sayıda Rusya Federasyonu pasaportu taşıyan militanın, cihatçının selefinin yer aldığı bir coğrafyaya yani Ortadoğu coğrafyasına karşı duyarsız kalması, buna karşı önlemleri ülkesinden başlayarak en sert şekilde almayı akıl etmemesi düşünülemez.”

    ‘ABD SİYASAL İSLAM’A DESTEĞİ SORGULAR HALDE’

    Doç. Dr. Doster, ABD’nin de 2000’lerin başından bu yana siyasal İslam’a verdiği açık çeki artık sorguladığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Bunun Avrupa’daki deneyimlerden biliyoruz. Bunu ABD’nin bölgede kaybettiği zeminden biliyoruz, bunu destek verdikleri terör örgütlerinin bumerang gibi gelip ABD’yi vurmasından biliyoruz ve bunun ABD’nin her zaman işlevsel, adeta laboratuvar koşullarında ürettiği terör örgütlerinin zaman zaman nasıl denetim dışına çıktıklarından biliyoruz. Trump da bu konuda kendince şerbetli geliyor. Hele bir de Trump’ın A takımının kendi kişisel kariyerlerinde asker olarak önemli bir bölümünün görev yaptığı düşünülürse, bu adamların siyasal İslam’la mücadelesinin çok daha sert ve çok daha kararlı olacağını gösteren kendi kişisel özgeçmişleri de var ortada politik ve stratejik hedeflerin ötesinde.

    ‘DAVUTOĞLU’NUN STRATEJİK DERİNLİĞİ ÇÖKTÜ, ZATEN KARŞILIĞI YOKTU’

    Doster’e göre hem Rusya’nın hem de ABD’nin deneyimleri alt alta yazıldığında Türkiye’nin öneminin de ortaya çıktığına şu sözlerle işaret etti: “Bu ikisini alt alt yazdığımızda Türkiye’nin içerde sadece laikliği aşındıran cumhuriyet devrimi kazanımlarını hırpalayan yönelimlerinin değil Türkiye’nin bölgedeki mezhepçi Sünnici rol model olma çabalarının da, Arap alemine lider olma dünyasının da, İslam dünyasının öncüsü olma hevesinin de yani Ahmet Davutoğlu’nun 'Stratejik Derinlik' denilen kitabının ve ondan kaynaklanan dış politikasının da çöktüğü ve hayatta hiçbir karşılığının olmadığı görülüyor.”

    İlgili konular:

    Esad: Suriye ordusu Halep’i özgürleştirmesinin ardından Palmira’yı geri alacak
    Halep, Suriye ordusunun kontrolünde
    ‘Halep’in kurtuluşundan sonra Suriye’deki durum tamamen değişecek’
    Etiketler:
    NATO, IŞİD, Suriye ordusu, ÖSO, TSK, BMGK, Donald Trump, Ahmet Davutoğlu, Beşar Esad, Vladimir Putin, Barış Doster, İran, Katar, Suudi Arabistan, ABD, Halep, Türkiye, Rusya, Suriye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın