07:36 15 Aralık 2017
Ankara+ 12°C
İstanbul+ 13°C
Canlı Yayın
    Avrupa Birliği - AB

    Prof. Dr. Ataman: Bu Türkiye-AB ilişkilerinde değil, AB’nin kendi içinde yaşadığı bir kriz

    © REUTERS/ Toby Melville
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yurdagül Şimşek
    0 84

    Prof. Dr. Muhittin Ataman, Türkiye ile AB arasında yaşanan krizi ‘Türkiye-AB ilişkilerinden ziyade AB’nin kendi içinde yaşadığı bir kriz’ olarak niteledi.

    Mülteci anlaşmasının yeniden gözden geçirilmesi görüşlerine destek veren Prof. Dr. Ataman, "Türkiye inisiyatif alarak verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyor. Ama bütün bu yaşananlardan sonra tek yanlı olarak Türkiye'nin Avrupalı devletlerin menfaatleri doğrultusunda davranmasını kimse beklemez. Bu diplomatik olmayan bir tabirle safdillik olur" dedi.

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Muhittin Ataman, Türkiye ile AB arasında yaşanan tartışmaları Sputnik'e değerlendirdi. Avrupa'daki aşırı sağcı siyasal partilerin ısrarla vurguladığı iki taraflı bir düşmanlık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Muhittin Ataman, "Yani bir ötekileştirme. Birisi Avrupa'nın kendi içine yönelik bir ötekileştirme öbür tarafı Avrupa'nın dışına yönelik bir ötekileştirme. Biz genellikle Avrupa dışı ötekileştirmeye odaklanıyoruz. Fakat asıl krizin çıkış sebebi doğrusunu söylemek gerekirse bu AB'nin kendilerine sunduğu umudun çökmesi yani AB ruhunun çökmesi olarak okunması lazım. Bunun bir dışa yansımasıdır" diye konuştu.

    ‘BUGÜN AB PROJESİ CİDDİ DARBE ALDI'

    AB'nin savaşlardan sonra barış içinde bir arada yaşama kültürünü Avrupa'ya hakim kılma projesi olarak ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Ataman, sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Yani 2. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra bu süreç bu şekilde başlatıldı. Fakat biz bugün görüyoruz ki barış içinde bir arada yaşama kültürü ciddi bir darbe almış. Çünkü bu bütünleşme süreci AB bağlamında bütün Avrupalı ülkelere özellikle tabi Batı Avrupa ülkelerine ciddi bir refah kazandırdı, ciddi bir siyasal ve ekonomik istikrar kazandırdı. Böyle olunca doğal olarak desteklendi. Türkiye'nin de mesela AB'ye üyelik süreci hikayesi bundan ibarettir. Yani Türkiye hem ekonomik refah peşinde koştuğu için hem de siyasal istikrar ve demokratikleşme peşinde koştuğu için bu iki hedefini gerçekleştirmenin en kolay yollarından birisi AB üyeliği olduğu için AB'nin bir parçası olmaya kalktı. Fakat bugün AB bu iki hususta da maalesef kendisinden bekleneni vermekten uzak bir durumda. Böyle olunca Türkiye'nin AB üyeliği de AB'nin kendi içindeki tartışmadan mütevellit hasar görür hale geldi."

    ‘TÜRKİYE'NİN KENDİLERİ TARAFINDAN BİÇİLEN RÖLÜ OYNAMAKLA YETİNMESİNİ İSTEDİLER'

    Prof. Dr. Muhittin Ataman, Türkiye'nin özellikle soğuk savaşın bitiminden sonra son 15 yıldır gerçekleştirdiği ekonomik büyüme hamlesiyle beraber daha Ankara merkezli bir siyaset üretmeye başladığını belirtti. Ataman, "Ankara merkezli siyasetin etkili olmaya başlamasıyla beraber AB ülkeleri tarafından ötekileştirilmeye başladığını görüyoruz. Bu AB'nin kendi içinde yaşadığı krizin ötesinde bir durum oluşturdu. Yani onlar Türkiye'nin kendileri tarafından biçilen rolü oynamakla yetinmesini istediler. Diyelim ki Türk-Rus ilişkilerinin ancak onların istediği minvalde yürümesine müsaade ediyorlar. Fakat son zamanlarda Türkiye böyle yapmıyor. Türkiye inisiyatif olmaya başladı" dedi.

    ‘TÜRKİYE HİÇBİR KRİZDE AB'DEN GEREKEN DESTEĞİ GÖRMÜŞ DEĞİL'

    AB'nin Türkiye'nin bölgesinde inisiyatif almaya başlamasını kendi çıkarlarına darbe olarak nitelendirmeye başladığını kaydeden Prof. Dr. Ataman, şöyle konuştu:

    Avrupa Komisyonu
    © AFP 2017/ EMMANUEL DUNAND
    "Fakat Türkiye'nin aslında onlara ilgilendiği yok bu arada. Türkiye kendi ulusal menfaatlerini azamileştirmeye bunu geliştirmeye çalışırken Avrupa ile karşı karşıya geldiğini görüyoruz. Suriye krizi başta olmak üzere hiçbir Ortadoğu krizinde buna mülteci krizi de dahil olmak üzere hiçbir krizde AB'den gereken desteği görmüş değil. Aksine Türkiye'nin yürüttüğü bu terörle mücadele sürecinde AB'nin Türkiye aleyhine inisiyatif kullandığını görüyoruz. Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde Türkiye'nin ısrarla Avrupa'nın istediği bir çizgiye getirme çabasının Türkiye'de oluşturduğu bir tepki olarak bence okunması lazım. Bu bağlamda maalesef Avrupalı ülkeler bütün demokratik değerleri kenara itme konusunda tereddütsüz davranıyorlar. Yani bu Türkiye ile yaşadıkları konu değil aslında."

    ‘TÜRKİYE'NİN RUSYA İLE İLİŞKİLERİNİ NORMALLEŞTİRMESİ AVRUPA'YA KARŞI BİLİNCİNİ DAHA DA ARTIRMASI ANLAMINA GELİYOR'

    Türkiye-Rusya ilişkilerindeki normalleşmenin Batı'daki algılanış şeklini de değerlendiren Prof. Dr. Muhittin Ataman, şöyle konuştu:

    "AB, son zamanlarda Avrupalı ülkeler tabiri caizse Türkiye'yi terbiye etmeye kalkıyor. Yani ciddi bir yalnızlaştırma politikası güderek, Erdoğan üzerinden Türkiye'deki siyasal istikrarı ve ekonomik istikrarı vurmaya çalışıyorlar. Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini o yaşanan kriz sonrasında normalleştirmesi aslında Türkiye'nin tabiri caizse Avrupa'ya bir nevi bu kuşatılmışlığından, Avrupa'nın kendisine öngördüğü kuşatılmışlıktan çıkma imkanı veriyor. Biz aynı Avrupa'nın Rusya'ya yönelik de bir olumsuz siyaset olumsuz tavır içerisinde olduğunu biliyoruz. Ukrayna krizi ve diğer krizler üzerinden bunu biliyoruz. Yani ekonomik olarak da böyle, siyasal olarak da böyle. Hatta son zamanlarda orta ve doğu Avrupa ülkelerine yapılan askeri yığınakla beraber bir güvenlik noktasında da ciddi bir şekilde Rusya'nın yer yer ötekileştirilmeye başladığını görüyoruz Avrupa tarafından. Şimdi Türkiye, Rusya ile ilişkilerini geliştirerek hani batıdan gelen bu baskıyı tabiri caizse doğuya doğru bir esnetme şansına, imkanına sahip oldu. Bu da Avrupalıları daha da kızdırıyor. Bir şekilde Türkiye'yi kendi istedikleri noktaya çekememe sıkıntısı yaşıyorlar. Türkiye'ye bu imkanı veren doğu açılımıdır genel manada. Afrika açılımı, Uzak Asya ülkeleriyle açılımıdır, yani Türkiye'deki bu büyük projelere baktığınız zaman… Mesela Japonyasız konuşamayız aslında ama siyaseten bunun en önemli aktörü bana göre Rusya'dır. Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerinin normalleştirmesi demek Avrupa'ya karşı bilincini daha da artırması anlamına geliyor. Yani ortak bir tabiri caizse ötekiye karşı birlikte direnç gösterme imkanı sunuyor her iki devlete. Böyle olunca da ben iki devletin de bu ilişkileri normalleşmesi sürecinde kazanç elde ettiği kanaatindeyim."

    ‘TÜRKİYE'NİN AVRUPA ÜLKELERİYLE İLİŞKİLERİ DEVAM ETMESİ GEREKİR'

    Peki bugün yaşanan tartışmalar Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik hedefini nasıl etkiler? Prof. Dr. Muhittin Ataman'a göre Türkiye, Avrupa ülkeleri ile ciddi bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde ve bunu kestirip atmak da mümkün değil. Ataman, "Yani ekonomik olarak, siyasal olarak, Türkiye ile AB birbirine bağımlı durumda. Bugün ile dün arasındaki fark da zaten buradan kaynaklanıyor. Eskiden daha az simetrik bir karşılıklı bağımlılık varken bugün daha çok simetrik bir karşılıklı bağımlılık var. Türkiye'nin ekonomik olarak büyümesi, siyaseten inisiyatif alması, daha güçlü bir noktaya gelmesiyle beraber bu simetrik karşılıklı bağımlılık bir tepki oluşturdu. Fakat bu Türkiye açısından da kolay vazgeçilebilir bir durum değil. Yani bu simetrik de olsa Türkiye açısından daha dengeli bir karşılıklı bağımlılık dünyasında da Türkiye'nin Avrupa ülkeleriyle ekonomik, toplumsal, siyasal ilişkileri yani bütün bağlamlarda ben devam edeceğini, etmesi gerektiğini düşünüyorum. Hele Avrupa'da yaşayan 4 milyonun üzerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını da düşündüğünüz zaman bunlardan bağımsız yani bütün bu ekonomik, toplumsal ve kültürel ilişkilerden bağımsız bir gelecek tasavvufu mümkün değil" diye konuştu.

    ‘TÜRKİYE-AB ARASINDAKİ ASIL SIKINTI MUHATAPLIK'

    Prof. Dr. Ataman, AB'nin bir bütün olarak Türkiye ile ilişkilerini nasıl geliştireceği konusunda sıkıntı olduğu için doğru bir muhatap bulma konusunda sıkıntı yaşanabileceğini söyledi. Türkiye'nin şu ana kadar bütün inişlere çıkışlara rağmen Avrupa'da muhatabının daha rasyonel siyaset üreten aktörlerle olduğunu vurgulayan Ataman, bugün ortaya çıkan Avrupa'daki aşırı sağcı siyaset üzerinden Türkiye'nin artık Avrupa'da muhatap bulamayacak hale geleceğini söyledi. Prof. Dr. Ataman, "Asıl sıkıntılı durum da büyük ihtimalle bu olacak. Bu noktada Türkiye'nin AB ile ilişkileri değil büyük ihtimalle devlet bazında, her bir devlete yönelik farklı bir siyasetin geliştirmesi söz konusu olacak. Fakat bu Türkiye'nin o iki hedefinden vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Yani Türkiye bir şekilde içerideki ekonomik büyümeyi ve demokrasi sürecini devam ettirmesi gerekiyor. Bunun başka bir yolu da yok zaten" dedi.

    ‘MÜLTECİ ANLAŞMASI DA DAHİL ANLAŞMALAR YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ'

    Avrupa ülkeleri ile yaşanan gelişmeler üzerine Türkiye hükümetinden AB ile yapılan sığınmacı anlaşması gündeme getirildi. AB Bakanı Ömer Çelik, "Karadan geçişler konusunda Türkiye bence bu durumu yeniden değerlendirmelidir" dedi. Prof. Dr. Muhittin Ataman da hükümetten gelen açıklamalara katıldı. Ataman, "Bu dahil olmak üzere yani karadan geçişlere müdahale etmemeyi de kapsayan çok geniş bir ölçekli, daha önce imzalanan anlaşmaları hatta buna Gümrük Birliği anlaşması da dahil olmak üzere, şartların değişmesiyle beraber, yükümlülüklerin doğru dürüst yerine getirilip getirilmemesiyle ilgili olarak yeniden gözden geçirilmesi kanaatindeyim ben de" diye konuştu.

    ‘AVRUPA'DA BAZI SİYASETÇİLER HAKİKATİ ÇARPITARAK AÇIKLAMALAR YAPIYOR'

    AB ülkeleri tarafından vize serbestisi de dahil bir çok adımların atılmadığına dikkat çeken Ataman, Türkiye'nin ise özellikle karadan geçişleri denetim altına alması ile mültecilerin Avrupa'ya geçişlerinde çok ciddi bir düşüş kaydedildiğini söyledi. Prof. Dr. Ataman, sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Bu da Türkiye'nin tek taraflı aslında Avrupa devletlerine verdiği sözün yerine getirmesiyle ilgili. Yoksa Avrupalılardan bir mütekabiliyet gelmemiştir maalesef. Ama Türkiye hem kendisi hem de Avrupa ülkeleri için kontrol edilmesi gereken bir durum olduğunu, maliyete katlanarak bunu devam ettirdi sağlamaya çalıştı. Fakat, Avrupa ülkelerinden çok ilginç bir şekilde bazı siyasetçiler aslında hakikati gizleyerek ve çarpıtarak da açıklamalar yapıyorlar. Bu konuda Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye ciddi bir mali katkıda bulunduklarını iddia ediyorlar ki bu tamamen gerçek dışıdır.

    ‘HERKES ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMAK ZORUNDA'

    Türkiye inisiyatif alarak verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyor. Ama bütün bu yaşananlardan sonra mütekabiliyet esası olmadan tek yanlı olarak Türkiye'nin Avrupalı devletlerin menfaatleri doğrultusunda davranmasını kimse beklemez. Bu diplomatik olmayan bir tabirle safdillik olur. Yani eğer bir sorunu çözmek istiyorsanız mütekabiliyet esasına dayalı bir şekilde davranmak zorundasınız. Yani herkes elini taşın altına koymak zorunda. Bu ABD Başkanı Trump'ın aslında NATO bağlamında Avrupa ülkelerine getirdiği eleştirilerin bir benzeridir. ‘Eğer siz NATO'nun etkili olmasını istiyorsanız savunma harcamalarınızı artırmak zorundasınız', yani ‘sadece ABD'den bekleme hakkına sahip değilsiniz' diyor. Aynı şekilde mülteciler konusunda eğer siz bunun bir krize yol açmasını istemiyorsanız veya bu krizin çözülmesini istiyorsanız Türkiye'ye yardım etmekle mükellefsiniz. Eğer yardım etmezseniz Türkiye tek yanlı olarak bir yere kadar tedbir alır, gerisini önemsemez ve önemsememe hakkına da sahiptir."

     

     

    Etiketler:
    sığınmacı, Türkiye-AB İlişkileri, AB, Muhittin Ataman
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın