14:34 11 Aralık 2017
Ankara+ 12°C
İstanbul+ 13°C
Canlı Yayın
    Former US Secretary of State, Hillary Clinton speaks during an interview with Mariella Frostrup at the Cheltenham Literature Festival in Cheltenham, Britain October 15, 2017.

    ‘Clinton'ı kurtarıcı olarak pazarlayan Amerikan medyası güvenilirliğini yitirdi'

    © REUTERS/ Rebecca Naden
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Elif Sudagezer
    0 20

    Sputnik'in ABD'lilerin yarısından fazlasının ülkedeki ana akım medya kuruluşlarına güvenmediğini ortaya koyan araştırmasını yorumlayan uzmanlar, ABD medyasının itibar kaybını, demokrat aday Hillary Clinton'ı ‘adeta pazarlayan' tutuma ve seçim sürecinde ‘dönen oyunlara' bağlıyor.

    Sputnik Haber Ajansı için Fransız kamuoyu araştırma şirketi Ifop tarafından ABD'de gerçekleştirilen araştırma ABD halkının yarısından fazlasının ana akım medyaya güvenmediğini ortaya koydu; katılımcıların yüzde 59'u, medya kuruluşlarının politikacılar ve iş dünyasının görüşlerini yansıttığını ileri sürdü. Araştırmanın önemli bir sonucuysa, bir önceki kamuoyu yoklamasına kıyasla ABD medyasına güvenmeyenlerin yüzde 6 oranında artması oldu. İlginç bir diğer nokta ise, demokratların yüzde 44'ü medya kuruluşlarına güvenmezken; cumhuriyetçilerde bu oran yüzde 78'i bulmasıydı. Dağılımdaki eşitsizliği gösteren diğer bir ölçütse, seçimlerde Hillary Clinton'a oy verenlerin sadece yüzde 38'inin, ABD Başkanı Donald Trump yanlılarının yüzde 75'inin medya kuruluşlarına güvenmiyor oluşu. Peki hem Amerikan medyasına yönelik azalan bu güven hem de bu güvensizliğin demokrat ve cumhuriyetçiler arasındaki dağılımı neyi ifade ediyor? Araştırmanın sonuçlarını Sputnik'e değerlendiren Siyaset bilimci ve yazar Doç. Dr. Barış Doster'e göre sonuçlar şaşırtıcı değil.

    ABD'de ana akım medyaya olan güvenin hızla azalmasının arkasında üç temel sebep olduğuna işaret eden Doster "ABD Başkanı Trump'ın ana akın medyasıyla olan kavgası, ABD yurttaşlarını, seçmenlerini belli ki etkilemiş. Seçmenin ana akım medyaya olan güveninin azalmasındaki bir diğer etken, ABD'deki son başkanlık seçimlerinde ana akım medyanın Trump'ın kaybedeceği yönündeki öngörülerinin tam tersinin çıkmış olması. Üçüncü olarak ise, ana akım medyanın hem demokratların adayı olan Hillary Clinton'ı açıktan desteklemesi, hem de halkın yıllardır dışişleri bakanı, New York senatörü ve First Lady olarak tanıdığı Clinton'ı adeta bir ‘kurtarıcı' olarak pazarlaması bu güveni düşürmüşe benziyor" dedi.

    Sosyal medyanın güç kazanmasının da ana akım medyaya güvenirliğini kaybettirdiğine işaret eden Doster "Dünya çapında genel olarak sosyal medyanın güçlenmesiyle birlikte basılı gazete dergi tirajlarının düşüşü, dünyadaki eğilimin de ABD'dekinden çok farklı olmadığını ortaya koyuyor" diye ekledi.

    ‘SEÇİM DÖNEMİ AMERİKAN MEDYASINDA BÜYÜK OYUN DÖNDÜ'

    Araştırma sonuçlarını Sputnik'e değerlendiren bir diğer isimse "Türkiye'de Gazetecilik Masalı" isimli kitabın yazarı ve Gazeteci Ümit Alan oldu. Amerikan ana-akım medyasının büyük ölçüde Demokratların elinde ve ABD Başkanı Donald Trump'ın karşısında olduğunu hatırlatan Alan "Hatırlayacak olursak ‘Post-Truth' yani ‘hakikat sonrası' tartışmaları da Amerika'da başlamıştı. Yani hakikatten ziyade ‘algı' ön planda tutulması süreci. Özellikle 2016 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri sürecinde medyaya güven konusunda önemli oranda düşüş yaşandığını tahmin ediyorum. Zira o dönemde büyük oyunlar döndü" ifadelerini kullandı.

    ‘Hakikatten kopuş' sürecinin iki tarafı olduğunu ifade eden Alan "Birincisi; medyanın bu kopuşa hizmet ettiğini düşünenler. İkincisiyse kendi kanaatlerinin doğrultusundaki yalanların pesinde koşanlar. Yani medya bir yerden sonra gerçeği bile verse, insanlar kendi gerçeğiyle örtüşmeyince onu kabullenmek istemiyor. Özellikle sosyal medya, insanlara kendi düşündükleri şeylerin gerçek olduğunu hissettirecek yanılsamalarla dolu" dedi.

    Alan "Özetle; medya güvensizlik olgusunu artık sadece medya kuruluşlarına sorumluluk yükleyerek anlayamayız. Evet elbette bir yere kadar sorumlulukları var ama artık haber tüketicisinin de sorumlulukları var. İnsan rasyonel bir varlık değil ve kendi kanaatlerini gerçek sanma konusunda ciddi zaafları var. Çağımızın gazeteciliğinin önündeki en büyük problem bu bence" ifadelerini kullandı.

    ‘KAVGA UZUN SÜRECEK'

    Ana akım medyaya yönelik güvensizlik konusunda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki farkın nedenlerini de analiz eden Alan "Amerika halkı Trump'ı ve Cumhuriyetçileri seçti. Amerikan medyasıysa ezici çoğunlukla Demokratları destekledi. Dolayısıyla daha çok Cumhuriyetçilerin medyaya tepkili ve güvensiz olması kadar doğal bir şey yok. Hatta Trump, ‘NY Times, CNN, NBC, ABC, CBS) benim değil, Amerikan halkının düşmanıdır' dedi. Bu kitleler, Trump konusunda hayal kırıklığına uğrarlarsa bu oran değişebilir de. Örneğin; Emerson College tarafından yapılan bir araştırmaya göre Amerikalıların yüzde 36'sı medyanın Trump'a çok sert davrandığını düşünüyor. Trump'a normal davranıldığını düşünen yüzde 31'e ve yeterince sert davranılmadığını düşünen yüzde 28'e göre, çok sert davranıldığını düşünenlerin oranı yüksek. Trump'ın medyayla bir kavgası var. Haliyle Amerika gibi ülkelerde kendi medyanı oluşturma süreci de öyle Türkiye'deki kadar hızlı ve kolay işlemiyor. Bu kavga uzun sürecek, kimin kazanacağını da zaman gösterecek" diye ekledi.

    İlgili konular:

    ‘ABD'nin uyguladığı baskı, Sputnik ve RT haberciliğinin doğruluğunun itirafı'
    Rusya Dışişleri: FBI’ın Sputnik’in eski muhabirini sorgulaması kabul edilemez
    FBI'dan Sputnik'e 'yabancı ajan' soruşturması
    Etiketler:
    seçmen, ana akım medya, medya, ABD başkanlık seçimleri, CNN International, NBC, CNN, New York Times, Ifop, Sputnik, Ümit Alan, Barış Doster, Donald Trump, Hillary Clinton, Fransa, Rusya, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın