10:02 22 Ekim 2018
Canlı Yayın
    11 Eylül saldırıları - Dünya Ticaret Merkezi

    'Belgenin Bush döneminden eksiği 11 Eylül'

    © Flickr/ Cyril Attias
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Mehmet Akif Okur’a göre Trump’ın yeni ulusal güvenlik stratejisi belgesinde ‘önce ABD’ sloganına dayalı, kendi ekonomik güvenliğini merkeze koyan yeni bir Amerikan ideolojisi var. Astana sürecinin üç ortağından ikisine ‘tehdit’ bulunduğuna dikkat çeken Okur, Türkiye-Rusya ilişkisine doğrudan gönderme olduğu görüşünde.

    ABD Başkanı Donald Trump tarafından Ulusal Güvenlik Stratejisi açıklandı. Stratejinin dört temel unsura dayandığını belirten Trump, Rusya ve Çin’i rakip kuvvetler olarak tanımlayıp, Kuzey Kore’nin nükleer programına karşı konulması gerektiğini belirtti, İran’ı da bu ülke ile birlikte ‘haydut’ ilan etti.

    Trump’ın yeni stratejisinin içeriği, manaları ve uluslararası planda olası etkilerini Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Mehmet Akif Okur ile konuştuk:

    ‘YENİ BİR AMERİKAN İDEOLOJİSİ ORTAYA KONUYOR’

    Mehmet Akif Okur’a göre ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı yeni güvenlik stratejisinde yeni bir Amerikan ideolojisinin ABD güvenlik stratejisinin merkezine yerleştirildiği görülüyor ve bu yeni ideoloji ekonomik güvenliği merkeze koyup, ABD ulusal kapitalizmini önceleyen bir bakışa sahip: “Şu noktanın altını çizerek başlamak istiyorum. Bu belgede daha öncekilerden farklı olarak ortaya çıkan temel unsur yeni bir Amerikan ideolojisinin ortaya konuyor olmasıdır. Ortaya konan şey de ABD’nin önceliği vurgusudur. Obama’nın metniyle karşılaştırdığımızda bu metinde ABD’nin dünyayı okuyuşunda bazı farklılıkların olduğunu görüyoruz. Örneğin Obama’nın 2015’teki belgesinde ‘uluslararası toplum’ kavramını birçok kez kullandığını görüyoruz ama Trump’ın metninde bu kavram hiç geçmedi. Egemenlik kavramı Obama’nın metninde üç defa ama hiçbiri ABD’yi kastederek geçmiyor. Başka ülkelerin yaşadığı çatışma sorunlarıyla ilgili olarak geçiyor. Trump’ın metninde ise egemenlik kavramı 10 defa kullanılmış ve bunların çoğunluğu ABD’nin egemenliği vurgusuyla ön plana çıkıyor. Yine Obama’nın metnine baktığımızda 96 defa ‘global’ denildiğini görüyoruz, Trump’ın metninde ise 21 defa global 258 defa ABD dendiğini görüyoruz. Bu ifadelerle bir yeni Amerikan ideolojisinin, ABD güvenlik tanımının merkezine yerleştiğini ifade etmek için söylüyorum. Trump yönetimi ‘önce Amerika’ sloganına dayalı bir dış politika inşa etmeye çalışıyor. Bu dış politika küreselleşme sürecinde algıladığımız vizyondan farklı olarak ‘ekonomik güvenlik ulusal güvenliktir’ diyor. Ekonomik güvenliğin merkezine de ABD ulusal kapitalizmini merkeze koyan ve bunu önceleyen bir bakış var ve bunun üzerinde de yükselen bir küresel strateji tarifi var. Çin ile olan meselesinde özellikle bu tarif yer alıyor.”

    ‘RUSYA’NIN ABD MÜTTEFİKLERİN YANINA ÇEKMESİNE DAİR İMALI ÖRNEK TÜRKİYE’

    Okur, Trump’ın vizyonunun tehdit algılamaları konusunda Obama’nın vizyonundan radikal farklılıklar barındırdığına işaret edip, belgede Rusya ve Çin’in ‘revizyonist güçler’ olarak tanımlanıp, bu güçlerden duyulan rahatsızlığın altının çizildiğine vurgu yaptı: “Çin’in ABD ile temasları, ABD’ye kaybettiren temaslar olarak görülüyor. Serbest öğrenci değişimi gibi küreselleşmenin belli boyutlarını tarif edip, bunları tehditleştirir hale getiriyor. Vize uygulamalarına kadar, belli öğrenci değişim programlarına kadar bir tehdit algılamasının etkilerinin görüleceğini söyleniyor. Bu kısmı Obama vizyonundan çok radikal bir farklılığı içeriyor. Onun yanında da Rusya ve Çin için ‘revizyonist’ güçler deniliyor ve bunlardan rahatsızlık duyulduğunun altı çiziliyor. Bu güçlerin belli bölgelerde üstünlük istediğini, ABD’nin önceliğinin ise hiçbir büyük güce bir bölgede tek başına üstünlük imkânı sağlamamak olacağı ifade ediliyor. Onun dışında metinde bölgeler arası tehdit algıları da dile getiriliyor.  Avrupa ile Çin arasındaki ilişkinin gelişmesinden de tedirginlik duyulduğunu görüyoruz. Mesela Rusya’nın NATO üyesi bazı ABD müttefiklerini kendi yanına çekmesinden imalı olarak bahsediliyor. Burada aslında Türkiye’nin ifade edildiğini görebiliriz. Fakat her ne kadar bu güçlerin ‘revizyonist güçler’ olarak tanımlanması yer alsa da bunlarla belli anlamlarda iş birliği yapılacağının ve yapılan iş birliklerinin de sürdürüleceği de ifade ediliyor. Suriye örneği bunlar arasında karşımıza çıkan en belli başlı örnektir. Onun dışında İran ve Kuzey Kore meselesi çok merkeze oturmuş durumda. ‘Radikal İslamcı terör’ ifadesinin yine belgede olduğunu ve ideolojiyle, ağlarıyla beraber bu tehdidin üzerine gittiklerini-gidileceği görülüyor. Bunların bir kısmı da iç politikaya yönelik onun da altını çizelim. Hem iç-dış politikaya yönelik vurgular hem de Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı Suudi Arabistanlı yeni ittifakın taleplerine cevap verecek bir kısım vurgular var. Hem o müttefikleri dönüştürecek ama aynı zamanda onların tehdit algıları içerisine sokacak vurgular var.”

    '11 EYLÜL TİPİ SALDIRI YOKSA ABD KAMUOYUNUN SAVAŞA İKNA EDİLMESİ ZOR'

    Okur, ABD’nin bir ‘dejavu’ görüntüsü yaratıp bunun üzerinden sonuç almaya çalıştığına dikkat çekti ve Bush dönemi belgesinden eksik olan tek şeyin 11 Eylül olduğunu söyleyip, böyle büyüklükte bir saldırı durumu olmaması halinde ABD kamuoyunun savaşa ikna edilmesinin zor olduğunu ekledi: “Şimdi burada ilk öngörebileceğim şey önceki dönemlerle bir paralellik kurulmak istenmesidir. Yani bir ‘dejavu’ görüntüsü yaratıp, bunun üstünden bir sonuç almak isteniyor. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley’in ‘füzeli’ açıklamasıyla Powell’ın Irak Savaşı öncesi yaptığı arasında bir benzer kuruldu. Bu görüntülerle özellikle verilmek isteniyor. Yani bunun arkası savaş olabilir, ama savaş olacak demeden görüntü verilmek isteniyor. Şimdi bunun iki tane ihtimal var karşısında biri görüntüyü vererek bunun üstünden peşin sonuçlar elde etmek. Bu peşin sonuçların yeni müttefiklerden kazanılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Yani Suudi Arabistan’dan bir sürü talepler var. Silah satışının yanı sıra, Suudi Arabistan’ın başka verebileceği şeyler de var. Özellikle İsrail ile Kudüs meselesinde. Tam da bu atmosfer içerisinde Suudi Arabistan’ın da arzu ettiği şey oluyor. Adım adım geliyor görüntüsü yaratılarak aynı zamanda İran üzerindeki güvenlik tehdidini pekiştirmek ve sahada bir kısım geri adım atmasını temin etmeye uğraşılıyor. Şimdi eksik olan ne? Bush döneminin belgesiyle bu belge arasında ‘eksik’ olan şey 11 Eylül’dür. Yani ABD toplumu 11 Eylül gibi bir şey olmadan bu strateji belgesinin ardından Ortadoğu’da savaşa evet demez. Fakat verilen bu görüntüyle bir baskı oluşturulmak isteniyor. Belki de Ortadoğu’da hareketlenecek bir takım örgütler, Libya’daki ABD Büyükelçisine yapılan saldırı gibi dramatik saldırılar düzenlerlerse o zaman bu denklem Ortadoğu’da bir yeni savaş için uygun çizgiler çekebilir. Fakat ‘eksiklik’ olarak bahsettiğimiz mesele önemli bir durumdur. Çünkü ABD toplumu Irak savaşı da gerçekleştiği için ikna edilmesi çok daha zor durumda. Yeni bir 11 Eylül çapında bir saldırı veya daha küçük ama toplumun önüne konulabilecek ‘doğrudan saldırıya uğradık’ şeklinde bir kareyle tamamlanmazsa otomatik bir savaş beklentisi şu an gözükmüyor. Ama uzantılar üzerinden vekâlet savaşları ile yürünecek ya da parça parça önlemler alınacak. Mesela Irak iki boyutlu bir mücadele alanı. Birinci boyut olarak önümüzdeki aylarda gerçekleşecek seçimler var ve ABD, Maliki’nin gelmemesi için bir koalisyon kuracak. İkinci olarak ise Haşdi Şabi meselesi var ve bu mesele de ayrıştırılma yapılmaya çalışılacak. Onun bir adımı olarak Sistani’nin yaptığı çağrı desteklenecek, daha Irak vurgusu olan milislerle doğrudan İran bağlantısı olan milisler arasında ayrım yapılacak. İran’ın nüfuzu bir tehdit kategorisi olarak yerleştirilmiş ancak bu tehdide karşı çok çeşitli ve henüz çok çok büyük ABD varlığını eritilmemesi istenen bir strateji seviyesinin olduğunu görüyoruz. Yemen, Lübnan, Suriye’de doğrudan bir saldırı için şu ankileri aşan bir müdahale için ABD’nin doğrudan saldırıya uğradığı bir fotoğrafın ortaya çıkması lazım.”

    ‘BELGEDE ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİ ZORLAYACAK BİR HUSUSUN ALTI ÇİZİLMEMİŞ’

    ABD Başkanı Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan McMaster’ın geçtiğimiz hafta Türkiye’yi Katar ile birlikte ‘terör sponsoru’ diye nitelemesinin aslında ABD’nin bölgede yeni müttefikleri olarak gördüğü Mısır ve Suudi Arabistan’a mesaj verdiğini düşünen Okur’a göre Trump’ın açıkladığı bu metinde Türkiye-ABD ilişkilerini zorlayacak bir hususun altı çizilmemiş: “McMaster’ın açıklamalarının Katar ve Türkiye’nin doğrudan ABD’yi doğrudan tehdit eden örgütlerle münasebeti nedeniyle yapıldığını düşünmüyorum. Ama ABD’nin bu yeni Ortadoğu stratejisinde yanında görmek istediği iki ülke Mısır ve Suudi Arabistan’dır. Bunların kendi iç mücadelelerinde, siyasi tehdit olarak gördükleri örgütlerle Katar-Türkiye ikilisinin Arap Baharı döneminden gelen bağlantıları var. Onlara karşı Suud-Mısır eksenine karşı bir rejim dinamiğini yönelimini ifade ediyor o söylem. Yani eğer Türkiye ve Katar’ın ABD’ye karşı saldıran örgütlere destek verdiği düşünülseydi onların tantanası çok çok daha büyük olurdu. Bu açıklama ABD’nin bu yeni ittifakının üyelerine ‘sizin endişe ettiğiniz bu politik güçlerle ilgili olarak bizim tavrımız var ve bu ülkeleri baskılamayı sürdüreceğiz’ tarzını içeriyor gibi geldi bana. Belgede Türkiye-ABD ilişkileri bakımından ilişkilendirilebilecek diğer husus ABD’nin ilişkide olduğu ülkelere yönelik egemenliklerine saygı duyulacak ve ABD’nin hayat tarzını yaymanın amaçlanmayacağı konusu geliyor. Bu Obama dönemi kozmopolit liberalizminin bakışından daha farklı daha pragmatist bir dış politika tarzını da ifade ediyor. O yüzden bunları yan yana koyduğumuzda ulusal güvenlik strateji belgesi çok ilave olarak Türkiye-ABD ilişkilerini zorlayacak bir hususun altını çizmiş gibi gözükmüyor.”

    ‘ASTANA’DAKİ ÜÇLÜ KARENİN İKİ ÜYESİ TEHDİT İLAN EDİLMİŞ OLDU’

    Mehmet Akif Okur son olarak Astana Süreci’nde beraber resim veren üç ülkenin ikisinin Trump’ın belgesinde tehdit ilan edilmiş olduğunu söyleyip, belgede Türkiye’nin Rusya olan ilişkilerine doğrudan gönderme olduğunu belirtti: “Fakat Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkisine doğrudan bir gönderme var. Ama bu gönderme Rusya’ya. İkinci olarak İran açık bir tehdit olarak ilan edilmiş vaziyette. Astana Süreci ve Barzani’nin yaptığı referandumda verilen üçlü karenin iki üyesi bu belgede tehdit ilan edilmiş oldu. Bence İran ve Kuzey Kore bir operasyon ve çatışmaya daha yakın tehditler olarak altı çizilmiş. Rusya ve Çin daha orta-uzun vadeli görülecek bir tehdit gibi. Tabii bu üçlünün masanın bir tarafında Türkiye’nin bulunmasından rahatsızlık duyulması da beklenebilecek husus. Belgenin Türkiye açısından okunmasında masada beraber olan bu üçlünün ikisinin altının çizildiğine işaret etmek lazım.”

    İlgili konular:

    Pekin'den Trump'a yanıt: Çin'in yükselişini artık kabul edin
    Putin: Suriye’de olduğu gibi, terörizmin yuvalarını etkisizleştirmeye devam edeceğiz
    Trump'tan Kudüs oylaması öncesi tehdit: Maddi desteği keseriz
    Etiketler:
    ulusal güvenlik strateji belgesi, Donald Trump, Mehmet Akif Okur, George W. Bush, Kuzey Kore, Çin, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın