19:37 14 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Türkiye ve ABD bayrakları

    Türk halkı neden artık ABD'ye güvenmiyor, kendini Rusya'ya gittikçe daha yakın hissediyor?

    © Flickr / Victoria Pickering
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Elif Sudagezer
    6429

    Optimar ve AGS Global’in yaptığı araştırmalar, Türk halkının ABD’ye yönelik desteğinin yüzde 5’lerde kaldığını; her 3 iş adamından 2’sinin ABD’ye güvenmediğini ve Rusya’ya hissedilen yakınlığın yüzde 60’ları aştığını gösteriyor. Bu çarpıcı verilerin arka planını iki kuruluşun üst düzey yetkilileri Sputnik’e aktardı.

    Türk araştırma şirketlerinin son dönemde gerçekleştirdiği araştırmalar, Türkiye halkının ABD'ye yönelik had safhaya varan güvensiz ve karşıt tutumunu gözler önüne serdi. Optimar'ın gerçekleştirdiği araştırma, katılımcıların yüzde 71.9'unun ABD karşıtı, yüzde 22.7'lik kesiminin de "kısmen ABD karşıtı" olduğunu ortaya koydu. Söz konusu araştırmada yalnızca yüzde 5.4'lük kesimin ABD karşıtı olmadığı ortaya çıktı. Bir diğer araştırma şirketi AGS Global'in yürüttüğü çalışma da benzer yönde sonuçlar ortaya koydu. AGS Global de farklı sektörlerden 393 iş adamının katılımıyla gerçekleştirdiği ankette, iş adamlarının yüzde 66'sının ABD'ye karşı olumsuz bakış açısı içerisinde olduğunu gösterdi. Anadolu Ajansı'nda yer alan habere göre Optimar'ın araştırması, ABD karşıtlarının en yaygın motivasyonunun "ABD'nin uluslararası politikaları" ve "teröre yönelik desteği" olduğunu gösterirken; AGS'nin sonuçlarında ise ABD ve Batı'nın içerisinde bulunduğu liderlik krizleri ve dünyanın ağırlık merkezinin Asya-Pasifik'e kayması gibi hususlar ön plana çıktı. Söz konusu araştırmalar, oranı artanın yalnızca ABD'ye olan güvensizlik değil; Rusya'ya olan güven ve yakınlık olduğunu da ortaya koydu. Optimar'ın "Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna katılımcıların yüzde 62,1'i "olumlu", yüzde 22,4'ü "olumsuz", yüzde 15,5'i ise "fikrim yok" yanıtını verdi.

    UÇAK KRİZİNDEN BU YANA OLUMLU YÖNDE HIZLA DEĞİŞEN ALGI

    Araştırmaları önemli kılan hususlardan bir diğeri de, iki yıl gibi kısa bir süre önce uçak kriziyle karşı karşıya gelen Rusya ve Türkiye açısından önemli dönüm noktaları barındıran ve iki ülkeyi askeri iş birliklerinden stratejik ortaklık sürecine; ticaretten enerji anlaşmalarına kadar pek çok konuda birbirine yakınlaştıran 2017'nin etkilerinin Türk kamuoyuna yansımış olması. Zira, S-400 hava savunma sistemi alımı yapan, enerji projelerinde mesafe kat eden ve Ortadoğu'da müşterek adımlar atan Türkiye ve Rusya'nın giderek yakınlaşan ülkeler olduğu şeklinde bir kanının ön plana çıkması, son derece anlamlı. Peki, Türk halkının ABD'ye yönelik artan güvensizliği ve Rusya'ya duyduğu giderek artan yakınlığın arkasında hangi temel gerekçeler var? Konuyla ilgili önemli detayları, Optimar Araştırma Şirketi Genel Müdürü Hilmi Daşdemir ile AGS Global Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Güler, Sputnik'le paylaştı.

    ‘ABD LEHİNE SÜRDÜRÜLEN İLİŞKİLER YERİNİ ABD KARŞITLIĞINA BIRAKTI'

    Konuyu Sputnik'e değerlendiren Optimar Araştırma Şirketi Genel Müdürü Hilmi Daşdemir "Sonuçlar aslında çok şaşırtıcı değil çünkü bir süredir terörize edilmiş olayların arkasında ABD'nin somut varlığının olması Türk halkında ABD karşıtlığının artmasına sebep oldu. Bununla ilgili daha önce yapılan başka araştırmalar da var. 2011'den beri, Türkiye'deki dış politika algısı üzerine araştırmalar yürütüyoruz. Özellikle Suriye'de olayların tırmandığı 2011-2012 yıllarından bu yana, yalnızca 2013 yılı hariç, her yıl bu araştırmayı yürüttük. Bu kapsamda, (katılımcılara) bu yıl hem ABD karşıtlığına hem de Türkiye'nin dış politikada kimlerle hareket etmesi gerektiğine yönelik sorular yönelttik. Temel olarak, Türk halkının ABD karşıtı tutumunun her gün arttığını söyleyebiliriz" dedi.

    Türk halkı nezdindeki ABD karşıtlığının arkasında Washington'ın YPG'ye verdiği silah desteğinin olduğuna işaret eden Daşdemir "ABD hem YPG'ye hem de diğer bir terör örgütü olan ve 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olduğu bilinen FETÖ'ye yönelik desteği sebebiyle, bu algıya yol açtı. Tabii ki, Hakan Atilla davası ve benzeri hususlar da bu algıyı pekiştirdi" ifadelerini kullandı. Daşdemir "Yüzde 71.9 oranındaki ABD karşıtının yanı sıra yüzde 22.7'lik de ‘kısmen ABD karşıtları' var. Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 5.4'ü ABD karşıtı olmadığını söylüyor. Bu rakamlar çarpıcı ve tarihini en yükseği. Zira ABD uzun yıllardır Türkiye'nin NATO müttefikiydi. Ve bu müttefiklik ilişkisi sürekli Amerika lehine gelişiyordu" diye konuştu.

    15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNDEKİ ‘ABD ROLÜNÜN' DEĞİŞEN ALGIDAKİ ETKİSİ

    Daşdemir "Daha önce de 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından gerçekleştirdiğimiz ve ‘Sizce 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kim var?' sorusunu sorduğumuz bir araştırma gerçekleştirmiştik. Katılımcıların yüzde 45.9'u ABD ve FETÖ; yüzde 30.3 sadece FETÖ ve yüzde 7.7'si de sadece ABD'yi bu kalkışmadan sorumlu tuttuğunu söylemişti. Bu tablo, halkın büyük çoğunluğunun darbe girişiminden hem ABD hem de FETÖ'yü sorumlu tuttuğu ortada. Yani, ABD karşıtlığı, bir sürecin sonucu" dedi.

    Katılımcılara, Hakan Atilla davasına ilişkin kanaatlerinin de sorulduğuna işaret eden Daşdemir "Bu soruyu yanıtlayan katılımcıların yüzde 42'si bu dava sürecini yanlış bulduğunu ve yüzde 26'u bunun siyasi bir dava olduğunu söylerken; katılımcıların yalnızca yüzde 6.2'si davayı doğru bulduğunu söyledi. Bu 6.2'lik oran da ABD karşıtı olmayan 5.4'lik oranla bağdaşan bir yüzde. Bütün bunları üst üste koyduğumuz da, Amerikan karşıtlığının geldiği yeri ve bu sürecin nasıl bu hale geldiğini görebiliyoruz" ifadelerini kullandı.

    RUSYA'YI DESTEKLEYENLER, ABD'Yİ DESTEKLEYENLERİN NEREDEYSE İKİ KATI

    Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 13,6'lık kısmının Türkiye'nin ABD ile müttefikliğini desteklediğine ve aynı oranın söz konusu Rusya olduğunda yüzde 25'ün üzerinde olduğuna işaret eden Daşdemir "Bu oran da, ABD'nin müttefik algısının Türk halkı nezdinde çok büyük oranda azaldığını gösteriyor. Bunun yanı sıra geçmişte daha çok siyasi çatışma yaşadığımız Rusya'yla birlikte hareket etmemizİ gerektiğini düşünenlerin oranı da oldukça yüksek. Aynı oran geçen yıl da yüksekti, bu yıl ise yüzde 25,9. AB'ye gelindiğinde ise aynı oran yüzde 12,3. Bu veriler, kamuoyunun, Türkiye'nin dış politikasında komşularıyla birlikte hareket etmesi gerektiğini talep ettiğini gösteriyor" dedi.

    Daşdemir "Daha önceki yıllarda da benzer şekilde ABD karşıtlığı mevcuttu. Gezi olayları esnasında CNN'in tüm gün canlı yayın yapması, 17/15 Aralık hadiselerinin gidişatı ve Fetullah Gülen'in ABD tarafından iade edilmemesi gibi olaylarla ABD karşıtlığı arttı. ABD'ye yönelik karşıtlık, ancak bu ülkenin bu coğrafyadaki Kürt devleti kurulması gibi emellerinden vazgeçmesi ve terör örgütlerine destek vermeyi kesmesiyle azalabilir" dedi ve şöyle devam etti:

    "ABD'nin bu coğrafya halkının sömürüsü anlamına gelen bu emperyal hedefleri Türk halkı tarafından kabul etmediği ortada. Sayın Erdoğan'ın liderliği dönemindeki özgüven artışı da bunu pekiştiriyor. Daha önceki lider veya yöneticiler, bu yönde çok büyük irade ortaya koymuyorlardı. Bu yüzden ABD'nin talepleri de büyük oranda kabul görüyordu. Ama artık ABD ile aynı yöne bakılmadığı ortada. ABD'nin yüz yıl önce de benzer hedefleri vardı, bugün de aynı hedeflerinin olduğunu görüyoruz."

    ‘15 TEMMUZ SÜRECİNDE RUSYA'NIN DOSTANE TUTUMU ÇOK ÖNEMLİYDİ'

    Türk halkındaki Rusya'ya yönelik olumlu bakış açısının iki yıl gibi kısa bir sürede çok önemli ölçüde arttığına işaret eden Daşdemir "İki yıl önce, uçak krizinin hemen ardından gerçekleştirdiğimiz bir araştırmada, Rus uçağının düşürülmesine yüzde 80 oranında bir destek gelmişti. İlişkilerin bu kadar zedelendiği, ayrışma döneminden bir kaç yıl gibi bir süre sonra, iki ülkenin Suriye'de bir arada hareket etmeleri ve 15 Temmuz'da Türkiye'ye karşıt kalkışmada Türkiye'ye Rusya'nın verdiği destek de Rusya'ya yönelik bu destek de önemliydi. Bugünlerde nasıl Türkiye, İran'da bir karışıklık olmaması adına Tahran'a destek veriyorsa; Rusya da o günler de Türkiye'ye benzer bir destekte bulundu" dedi.

    Daşdemir "Özellikle 15 Temmuz sonrasındaki süreç bu iyileşmede çok büyük rol oynadı. Rusya'nın büyükelçisi, Türkiye'de bir FETÖ tetikçisi tarafından öldürüldü. Bu bile ilişkileri zedelemedi. Çünkü bunun arkasında kim, hangi istihbarat birimi olduğunu hem Rusya hem de Türkiye çok iyi biliyordu. 15 Temmuz ‘un çok belirleyici olduğunu ve özellikle de ABD'nin bu coğrafyadaki politikalarının terör örgütlerine verdiği destekle çok baskın olduğu bir dönemde Rusya'nın tavrı ise biraz daha yapıcı ve dostane oldu. S-400 alımı ve artmakta olan ticari ilişkilerin de etkilerini önümüzdeki dönemlerde daha net göreceğiz" diye ekledi.

    ‘ABD'YE YÖNELİK OLUMSUZ TUTUM 15 YILLIK SÜRECİN ESERİ'

    AGS Global Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Güler ise, her 3 iş adamından 2 tanesi ABD'ye karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğuna işaret etti. Güler "Eğer bu soru, vatandaşlara yöneltilen bir soru olsaydı bu sonuç belki bu denli şaşırtıcı olmazdı ancak oldukça rasyonel ve mantıklı düşünen iş çevrelerinden böyle sonuç almak oldukça dikkat çekici. Olumsuz algının beslendiği çok fazla gerekçe var ama durumu özetleyen kelime ‘güvensizlik' olacaktır. Özellikle son dönemde sınırımızdaki YPG teröristlerine verilen destekten ve izlenilen Türkiye karşıtı politikadan dolayısıyla iş adamları Amerika'yı ‘güvenilir' bulmuyor. Burada önemli bir güven sarsılması söz konusu" dedi.

    ABD'nin YPG'ye yönelik silah desteğinin algıda önemli rol oynadığını ancak değişen algını 15 yıllık sürecin sonucu olduğunu söyleyen Güler "Bu süreçte rol oynayan belki bir çok başka konu var ama en aktüel konu Suriye'de ABD'nin terör unsurlarına verdiği destek. Ancak son dönemde bu destek çok ön plana çıksa da; ABD'ye karşı olan bu tutumun özellikle 2003'teki Irak İşgali ve Mart tezkeresinden bu yana süregelen inişli çıkışlı ilişkilerin bir sonucu olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla YPG bu sürecin bir çıktısı. Yani, kırılmalar 2003'te başladı ve bu olumsuz bakış açısı, 15 yıllık sürecin eseri olarak meydana çıktı. Bu kümülatif sürecin içerisinde ABD'nin FETÖ'ye verdiği destek ve Reza Zarrab davasının da rolü var. Bu etmenler de Amerika'nın ciddi bir hukuk devlet olduğu algınının çok ciddi anlamda yara almasına sebep oldu. Az önce de söylediğim gibi sokaktaki vatandaştan daha rasyonel düşünen iş çevrelerinin böyle düşünmesi ilginç; zira bu araştırma iş çevrelerinin vatandaştan çok da farklı düşünmediğini ortaya koydu " dedi.

    ‘BATI CİDDİ BİR AÇMAZ İÇERİSİNDE'

    Batı'nın kendi içerisinde bir "Türkiye açmazı" yaşadığına işaret eden Güler "Türkiye, Doğu-Batı sentezinin önemli bir temsilcisi; birini diğerine alternatif görmeden yoluna devam etmeli. Ancak 2030 ve 2050 projeksiyonlarına baktığınızda dünyanın ağırlık merkezinin Asya Pasifik'e kayacağını söyleyebiliriz. Mesela 2030'da dünyanın gayri safi milli hasılasının yüzde 19,8'i Çin olacak. Hindistan, Güney Kore, Malezya, Singapur ve Endonezya gibi ülkeler, yükselen ekonomileriyle dünyanın çekim merkezi olmaya devam edecek. 2050 yılına baktığımızda da Çin Hindistan, Endonezya, Rusya ve Türkiye'nin dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisinde yer alacağını söyleyebiliriz" dedi.

    ‘ERDOĞAN VE PUTİN'İN LİDERLİK PERFORMANSLARI SAYESİNDE SORUNLAR GERİDE KALDI'

    Güler "Sihirli bir kelime olarak 'liderlik' kelimesini kullansak çok da hatalı olmaz. Türkiye'nin eksen kayması içinde olduğunu söylemek abartılı olsa da; liderliğin sırrına inanmak lazım. Keza Batılı ülkeler ve ABD'nin de içinde bulunduğu krizin sebebi de lidersizlik. Bunu yaptığımız araştırmada da ortaya koyduk. Yaşadığımız süreçte (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan ve (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, çok başarılı liderlik performansı sergiliyor ve iki ülke bir çok problemi bu performans sayesinde geride bırakıyor. Rusya ve Türkiye'nin Putin ve Erdoğan gibi liderlere sahip olması, iki yıl önceki krizin çok hızlıca geride kalmasına neden oldu. Bu süreçte asgari hasarlarla çıkıldı. Kısacası, bu süreçteki sihirli değişkenin ‘liderlik' olduğunu; iki ülkenin de bu konuda çok şanslı olduğunu düşünüyorum" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    "(Türkiye) daha evvel Batı'ya angaje olmuş ve bu tarz yatırımlar yapan bir ülkeyken çok yönlü alımlar ve projeler yapan bir ülkeye dönüştü. Doğrusu da bu. Şu an liderlerine güvenen halkların buluşması söz konusu. Türkiye'nin nükleer santralinde Rusya'dan destek alması, S-400 alımı yapması gibi konuların da elbette ikili ilişkilere katkısı var. Güçlü liderlik performanslarıyla bu süreç doğru şekilde işliyor."

    İlgili konular:

    Lavrov: ABD, Suriye'yi bölmeyi tasarlıyor, bu planın içeriğini onlara soracağız
    'ABD, Afrin yüzünden DSG'nin dağılmasından endişe ediyor'
    Nusr-et, ABD'de adını değiştirip hamburger zinciri kuracak
    ABD Temsilciler Meclisi 5. geçici bütçeyi onayladı
    ‘ABD’nin ve AB’nin yaptırımları Gazprom’un üretiminin yüzde 1’inden azını kapsıyor’
    Türkiye'de ABD karşıtlığı arttı, Rusya karşıtlığı azaldı
    ‘Türkiye, ABD'nin nükleer hedef kapsamına girebilir'
    Kremlin: ABD'ye zamanı gelince yanıt verilecek
    AK Parti kulislerinde ABD'ye dava açılması tartışılıyor
    Etiketler:
    algı, ABD karşıtlığı, Akkuyu, kamuoyu araştırması, silah sevkiyatı, terör örgütüne destek, güven, dış politika, Türkiye-ABD ilişkileri, Türkiye-Rusya İlişkileri, Nükleer santral, S-400, S-400 Füze Savunma Sistemleri, S-400 füzeleri, 17-25 Aralık, 15 Temmuz darbe girişimi, Gezi olayları, AGS, Optimar, FETÖ, Avrupa Birliği, YPG, CNN, AB, Ahmet Güler, Elif Sudagezer, Mehmet Hakan Atilla, Rıza Sarraf, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Batı, Washington, Hindistan, Ortadoğu, Çin, Avrasya, Avrupa, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın