01:32 23 Temmuz 2018
Canlı Yayın
    Putin, 2018 seçimleri

    'Rusya'da Putin'in yerini anlamak için çöküşle gelen yıkımı anlamak gerek'

    © REUTERS / Sergei Chirkov/POOL via Reuters
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Mühdan Sağlam’a göre, Putin’in Rusya’daki yerini kavramak için Sovyetler’in çöküşüyle gelen yıkımı anlamak lazım. Sağlam, RF’de ekonominin yanı sıra insan hakları, basın ve LGBT’lerle ilgili pek çok sorun olsa da hakları yasal güvence altında onlarca etnik grubu içeren federal yapıya dikkat çekti.

    Rusya Federasyonu’nda halk 18 Mart başkanlık seçimlerine hazırlanıyor. Seçimler öncesinde Rusya Federasyonu’na ve dördüncü dönem başkanlığa adaylığı koymuş olan Vladimir Putin’e yönelik Batı ülkelerinde yoğun bir tartışma yürütüldü.

    Rusya Federasyonu’nun Batı’daki algılanışı ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasındaki şekillenişi eşliğinde, Putin’in öne çıkan adaylığını Ankara Üniversitesi’nden Dr. Mühdan Sağlam ile konuştuk.

    ‘PUTİN’İN RUSYA FEDERASYONU İÇİN ANLAMI’

    Mühdan Sağlam’a göre, Putin’in Rusya Federasyonu için ne anlama geldiğini anlayabilmek için Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1990’lardaki yıkımın altını çizmek gerekiyor. Çöküşün ardından Rusya Federasyonunun 'süper güç' olan bir devlet geleneğinden ‘kaos içinde, ne olduğu belirsiz bir sisteme sürüklendiğini’ belirten Sağlam, bu anlamda 2000’lerde başlayan Putin iktidarının bu yaraların pansumanı olduğunu anımsattı:

    “Putin'in Rusya için ne anlam ifade ettiğini anlayabilmek için 90'lardaki yıkımın altını çizmek gerekiyor. SSCB dağıldıktan sonra özellikle ekonomik olarak piyasa ekonomisine yönelim, SSCB'nin zihinsel mirasını ve devlet varlıklarını bir an önce piyasa eliyle yeniden organize etme girişimi ve bu çerçevede uygulanan şok terapi, keza siyasal sistemin bir anda çok partili yapıya geçişi, ancak bunun 300-400 partiye çıkması ve sistemde bir kaosun meydana gelmesi, benzer bir biçimde yükselişe geçen bir sermaye sınıfı, sermaye sınıfının siyasetle olan kirli, çıkar ilişkileri, çıkar odaklı yapılanma, siyasi yozlaşma vesaire topluma maliyeti aslında Putin'i Putin haline getiren, vazgeçilmez bir öğe yaptı. Çünkü söz konusu dönemde biliyoruz ki Rusya toplumunun geneli çok ciddi bir yoksullukla yüz yüze kaldı, siyasi bir keşmekeşin içerisine düştü, süreci anlamakta zorlandılar ve bu ayrıca ister istemez sadece ekonomi ve yaşam kalitesindeki düşüş bağlamında değil de aynı zamanda psikolojik olarak büyük bir çöküş getirdi. Daha önce 'süper güç' olan bir devlet geleneğinden tabiri caizse kaos içinde, ne olduğu belirsiz bir sisteme sürüklendiler. Dolayısıyla 2000'lerde Putin iktidarı aslında biraz da o açılan yaraların pansuman edilmesiyle varlığını güçlendirmiş oldu. Ve devletin yeniden ekonomik olarak piyasaya dönmesi, siyasal sistemin yeniden düzenlenmesi —her ne kadar şu anda otuza yakın parti seçimlerde görünüyorsa da genelde seçim sistemi dört parti etrafında şekilleniyor- ve Rusya'nın aradığı istikrarın Putin eliyle halka verilmesi bu açıdan Putin'i Rusya için vazgeçilmez bir figür haline getirdi, bu dış politikada da karşılık buldu. Büyük devlet olma geçmişini yeniden hatırlıyorlar ve bununla mutlu olup gurur duyuyorlar. Dolayısıyla Putin'in Rusya için anlamı ve önemi çok boyutlu bir konu.”

    ‘SOVYETLER BİRLİĞİNİ ANLAMADAN RUSYA ANLAŞILAMAZ’

    Sovyetler Birliği’nin başaıları yahut başarısızlıkları bir tarafa, sadece varlığının bile Batı’daki sistemi derinden etkilediğini belirten Sağlam, bugün hala Batı’nın Sovyetler’in mirasçısı olan RF'ya dönük tutumuna şu sözlerle dikkat çekti:

    “Sovyetleri yerin dibine sokabilirsiniz, göklere de çıkarabilirsiniz, ama ne yaparsanız yapın tarih böyle bir devleti gördü. Dolayısıyla kendi duygusallığımızı bir kenara bırakarak Sovyetler pratiğine bakmak daha yönlendirici ve tarihi anlamak açısından da daha ufuk açıcı olacaktır. Aksi takdirde dışarıdan Putin'e ve Rusya'ya baktığımızda Rusya'yı anlama kalıplarımız çok konjonktürel olmuş olur ve eksik bir tanımlama yapmış oluruz. Sovyetler demişken şunun altını çizmek gerekiyor, SSCB bir süper güçtü ve sistemin karşı tarafında yer alan —kendi ideolojisi buna ne kadar uydu, tabii ki tartışma götürür bir pratiğe sahipti- başka bir dünya mümkününün pratiği bir devletti. Başarılı oldu, başarısız oldu bu başka bir platformda tartışılabilir ama bu aynı zamanda sadece kendi sistemine değil karşısında konumlanan Batı odaklı sistemin de örgütlenme biçimine de etki edebilmiş bir yapıydı, yani iki kutuplu dünya düzeninin kutuplarından bir tanesiydi SSCB. Dolayısıyla SSCB'nin ortadan kalkması sadece Rusya halkları, Orta Asya coğrafyası, SSCB'yi oluşturan 15 cumhuriyet açısından değil aynı zamanda Batı dünyası açısından da büyük bir sarsıntı anlamına geldi. Örneğin SSCB'yi frenlemek için oluşturulmuş bir savunma paktı, NATO, en büyük düşman ortadan kalktığına göre artık ne yapacaktı? NATO'nun dağılması bekleniyordu, 90'lardaki yoğun tartışmalardan biriydi. Şöyle söyleyebilirim, belki bugün Batının Rusya'ya dönük tutumu biraz da gerekli olan ötekinin yeniden ortaya konulabilmesi için bir araç olarak görülmesinde yatıyordur.”

    ‘BATI HALA SOVYETLER MUAMELESİ YAPIYOR’

    ABD ve AB’nin bugün politikalarını uygularken, karşılarına bir ‘kötü’ koyduklarını belirten Sağlam, bu çerçevede Rusya Federasyonu’na yönelik bakış ve tutuma dair de şu değerlendirmeyi yaptı:

    “SSCB'nin de zaten bir noktadan sonra varlığı savunmuş olduğu ideolojiden ziyade karşı tarafın bir aradalığını güçlendiren bir öteki ihtiyacını karşılıyor olmasında ön plana çıkıyor. Yoksa 70'lerden itibaren baktığımız zaman zaten sistemle uyumlu, sistemin taşlarını yerinden oynatacak bir açılım içerisinde olmadığını görüyoruz. Kendi coğrafyasında başka bir politik gündem ve ideoloji ile hareket eden bir devletti SSCB, devletler sisteminin bir parçasıydı zaten. Bugün de Rusya aslında sahip olduğu ekonomik model, otoriter demokrasisi, egemen demokrasisi adına her ne dersek diyelim, var olan ötekinin yeniden konumlandırılışı olarak görülebilecek, yani bir aradalığı sağlayan bir faktördür. Özellikle bunu Avrupa Birliği açısından ve ABD'nin politik yönelimlerinde görüyoruz. Çünkü bazen adım atabilmek için karşınıza bir 'kötü' koymanız gerekir. Bu Rusya'yı pürü pak, dünyanın en iyi ülkesi, en doğru politikaları uygulayan ülkesi haline getirmiyor ama her yöneliminizde Rusya'nın adını anıyorsanız —bunun yanına İran'ı da koyabiliriz- bu noktada bu ülkeler aslında sizin oyundaki kartlarınızdan bir tanesi haline geliyor.”

    ‘PUTİN KESİNLİKLE BİR DİKTATÖR DEĞİL’

    Batılı liberal demokratik bakıştan yola çıkarak Rusya Federasyonu’nu bir ‘diktatörlük’, Putin’in de ‘diktatör’ olarak sunan yorumculara katılmadığını dile getiren Mühdan Sağlam, Rusya’da otoriter eğilimler bulunsa bile ülkenin geçiş sürecinin sonlanmadığı görüşünü dile gtirdi. Sağlam, aynı mantıkla ABD’de seçimlerde adaylara bolca paralar harcanmasından hareketle ‘Exxon Mobil imparatorluğundan’ söz edilebileceğine dikkat çekti. Sağlam şöyle konuştu:

    “Hayır, bence Putin kesinlikle bir diktatör değil. Gerek basına verdiği demeçler, yaptığı toplantılar gerek küresel piyasadaki varlığı ve buna etkisi, kendi ülkesindeki profili Putin'i diktatör olarak anmamızı gerektirecek bir alan açmıyor doğrusu bize. Otoriter eğilimler olabilir ancak bunda Rusya'nın hâlâ geçiş sürecini sonlandırmadığı gerçeğini de göz önüne almamız gerekiyor. Şu an baktığımız zaman 1991'de yıkılmış bir sistemden 2018'i tekrar ele almaya çalışıyoruz ki bu devletler tarihi açısından çok kısa bir süredir. Geçiş için tutturulmuş modeller olarak görebiliriz bunu. Belirli aralıklarla bu ülkede sürekli seçimler yapılıyor, Putin'in de dahil olduğu başkanlık seçimleri gibi, yerel valiler de her ne kadar seçimle gelmeseler de kendi bölgelerindeki parlamentolarda seçimlerin olması gibi, yani tüm bu faktörleri göz önüne aldığımızda bu biraz abartılı bir yorum. Burada tekrar demokrasi tanımına dönmek gerekiyor. Örneğin, ABD'yi incelediğimizde eğer şirketler başkanların seçim kampanyalarını finanse edebilecek konuma gelmişse ve Amerikan mahkemesi buna onay veriyorsa, o zaman bir Exxon Mobil imparatorluğundan bahsedebiliriz —ki Tillerson'a yöneltilen eleştirilerden birisi de buydu- ve demek ki tek bir demokrasi tanımı yok. Eğer bugün ABD'ye Exxon Mobil imparatorluğu ya da çokuluslu şirketler imparatorluğu demiyorsak, Rusya'ya da kolaylıkla bu yaftayı yapıştırmayalım. Çünkü ülkelerin değişik modelleri, farklı pratikleri olabilir, bunun için biraz da tarihi geçmişlerini göz önüne almak gerekiyor.

    ‘BÜNYESİNDE 85 FEDERASYON, 43 CUMHURİYET VE ETNİK GRUPLAR BARINDIRAN BİR ÜLKE’

    Rusya Federasyonu’nun örneğin Norveç gibi bir ülke ile kıyaslanamayacağını da söyleyen Sağlam, ülkenin çok etnili, kültürlü toplumsal yapı eşliğinde yasal hak ve güvencelerin varlığına şu sözlerle dikkat çekti:

    “Rusya, Norveç gibi bir ülke değildi, yani bünyesinde 85 tane federasyon barındıran bir ülke, 43 tane cumhuriyetten bahsediyoruz, bu 43 farklı etnik grup demektir, bunları bir arada tutmak kolay bir iş değil. Anayasasını incelediğimizde buna dönük hakların olduğu, anadilde eğitim hakkı, kültürel haklar, dinsel haklar hepsinin anayasa güvencesi altında korunduğunu görmekteyiz. Örneğin bir Müslümanın Rusya'da 'ben camiye gidemiyorum' ya da farklı bir etnik gruptan birisinin 'ben dilimi öğrenemiyorum' dediğine şahit olmuyoruz. Biraz halkların taleplerinin de yönlendirici olduğunu ve tek bir demokrasi tanımının olmadığını göz önüne almak gerektiğini düşünüyorum.”

    ‘PUTİN EKONOMİ ALANINDA DOĞRU OKUMA YAPIYOR, YOLSUZLUKLARIN ÜZERİNE GİDİLİYOR AMA SİHİRLİ DEĞNEK YOK’

    Mühdan Sağlam, Rusya Federasyonu’nun Putin yönetimi altındaki ekonomik durumunu ise şöyle değerlendirdi:

    “Ben Putin'in ekonomi alanında doğru bir okuma yaptığını düşünüyorum. Yolsuzluk zaten Rusya'nın kanayan yarası ve hâlâ da kanamaya devam ediyor, bununla mücadele ettiklerini söylüyorlar ama ne kadar başarılı olduklarına dair doğrusu derin soru işaretleri var. Ama şunu da atlamamak gerekiyor, ekonomide bazen sorunlar bir anda çözülmüyor, kimsenin elinde bir sihirli değnek yok, piyasaların bu kadar geçişken olduğu, ekonomilerin bu kadar iç içe geçtiği, borsaların domine ettiği finansal piyasanın gücünün her alanda hissedildiği bir yapıda devletler ayakta kalmaya çalışıyorlar. Rusya'ya baktığımızda aslında Putin'in halkın gözünde de sempatisini arttıran ve devletli kapitalizm tartışmasına bizi iten şey 1990'lardaki o sert, vahşi kapitalizmden geriye adımlar atılmasıdır. Örneğin, emeklilik maaşlarının düzenli ödenmesi, maaşlarda iyileştirilmeye gidilmesi, çocukların kreş masrafının neredeyse tamamının devlet tarafından karşılanması, sağlık hizmetlerinde devletin güçlü bir aktör olması şeklinde sıralayabiliriz. Ayrıca bu son başkanlık seçimleri için 1 Mart'ta yapılan konuşmada eğitim alanında devletin daha görülür olmasının altı çizildi. Bunlar aslında bize bir tarafıyla 1970'ler, 1965-75 zamanındaki refah devletine dönük o izlenimimizi canlandırıyor. Ama baktığımız zaman SSCB yıkılırken hayatta olan insanların bugün düzenli olarak emeklilik maaşlarını alıyor olmaları, çocuklarının eğitiminde ekstra bütçe ayırmama fikrinin bile en azından SSCB gibi değilse de Rusya Federasyon'unun, devletin şefkatli elini hissetmeleri fikrini canlı tutuyor. Tabii ki makroekonomik düzenlemeler de yapıldı, enerji zengini bir ülke olmak ekonominin düzgün olması anlamına gelmiyor ama Rusya önce borçlarını ödeyerek daha sonra kalan paranın çarçur edilmesinin önüne geçmek için refah fonu kurdu ve kriz dönemlerinde, kötü günlerde bu fonu seferber ederek ekonomisini ayakta tutması gerektiğini fark etti ve bu şekilde hareket etti. Nitekim 2014 krizinden ekonominin çok derin yaralar almadan çıkması, 2017'yi ekonomiyi büyüterek kapatmaları biraz da bu politikaların doğru yönlendirilmesi ile alakalıydı, yani korunaklı bir alan yaratmayı başardılar, doğru reformlar yapıldı. Tabii ki bir sürü eksiği de var, hâlâ modernleştirilmesi gereken alanlar var, yolsuzluklar var, oligarklarla hesaplaşmanın yarıda kalmış olması var, toplumsal eşitsizlik var, varlıklı grubun çok güçlü olması, buna karşın yoksul grubun giderek artıyor olması gibi sorunları var ama en azından yönetiminin bu sorunların farkında olduğuna dair izlenimler ediniyoruz ki başkanlık konuşması da-nükleer silahların tanıtımı kısmını bir kenara bırakırsak- bu sorunlara ayrıldı. Yani Putin şunu söyledi, evet, bu ülkede ekonomik sorunlar var, açlık sınırında yaşayan insan sayısı bu kadardı bizim dönemimizde şuraya geldi, planımız budur demesi yani sorunları incelediklerini, kafa yorduklarını, çözüm aradıklarını gösteriyor. Başarılı olurlar ya da olmazlar ama belli ki Rusya halkının refahı göz ardı edilmiyor bütün sorunlara rağmen.

    ‘İNSAN HAKLARI VE LGBT HAKLARI AÇISINDAN DURUM PEK PARLAK DEĞİL’

    Sağlam, insan hakları, basın özgürlüğü ve LGBT hakları açısından ise Rusya Federasyonu’ndaki manzaranın pek parlak olmadığı görüşünü dile getirirken, yine de örneğin her AİHM davasının Rusya Federasyonu aleyhine sonuçlanmadığına dikkat çekti. Sağlam, başta LGBT olmak üzere bir dizi alanda yeni dönemde ‘yumuşama’ beklentisini de dile getirdi:

    “Rusya'nın bir kanun devleti olduğu tespitine ben de katılıyorum, orada bulunduğum zamanda bunu ben de gözlemledim. Devletin soğuk yüzünü hissetmek dediğimizde kastettiğimiz şey aslında biraz da buydu. Yani orada ne yazıyorsa size o uygulanır ve buna bağlı kalmak aslında Rus vatandaşı olmanın gereklerinden birisi olarak topluma aşılanmış çünkü SSCB gibi kanunların baskın olduğu, yönetimin her alanı düzenleyebildiği bir devlet trafiği geçmişine sahip bir toplumda SSCB yıkıldı diye tüm bu pratiğin bir günde kenara atılmasını bekleyemeyiz zaten, bunlar hâlâ devam ediyor. İnsan hakları açısından baktığımızda, basın özgürlüğü ve LGBT haklarını da eklersek Rusya'daki manzaranın pek parlak olmadığını düşünüyorum ben bireysek olarak. 1998 yılında Rusya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni onayladı ve taraf oldu, dolayısıyla AİHM kapısı aslında Rusya'daki halklara açıldı. Onlar da artık gidip hak arayabiliyorlar. En önemli davalardan birisi mesela Beslan saldırısıydı. AİHM devleti orantısız güç kullanmak ve gerekli tedbirleri almamakla suçladı. Benzer bir şekilde Yukos davası için de AİHM, yargılama sürecinde bazı sorunlar olmakla birlikte dava politik değildir, politik bir ajandayla hazırlanmamıştır, dedi. Yani her AİHM savası Rusya'nın aleyhine sonuçlanmıyor, dolayısıyla taraf olduğu bir sözleşme olduğu için de artık o 'kanun devleti' pratiğini de bir yerde yakalayamadığı ya da en azından imzaladığı sözleşmelerle iç pratiğinin uyuşmadığı durumların da olduğunu görüyoruz ve bu noktada aslında biraz daha reforma, yumuşamaya ihtiyaç var gibi görünüyor. Ben bu dönemde adım atılmasını bekliyorum, belki çok tepki çeken ve gündem olan LGBT bireylerine dönük yasal düzenlemede geri adım atılabilir, en azından yumuşatılacağına dair izlenimlerim var. Çünkü eğer 2016'daki son Duma seçimlerini dikkate alırsak, yaklaşık 53 milyon seçmen sandığa dahi gitmedi ve belki de bu aslında insanların bir tepkisi olarak görülebilir ve ben bu sorunun yönetim tarafından bir yönüyle de bu şekilde ele alındığını ve bu bağlamda, bu tür özgürlüklerin önünü açacağını düşünüyorum ki bunu aynı zamanda hem sisteme katılımı arttırmak hem de küresel imajında en çok eleştiriyi bu noktada almamak için yapacaktır. Çünkü dediğim gibi Rusya önemli bir aktör ve önemli de bir düşman, eğer onu düşmanlaştırırsanız çevrenizde toplayabileceğiniz insan sayısı da artar. Karşı tarafa koz vermemek adına da iyileştirilmelere gidileceğini düşünüyorum.

    İlgili konular:

    Putin Kırım Köprüsü’nü, kedi Mostik ise Putin’i inceledi
    'Putin Rusya için istikrar anlamına geliyor'
    Kremlin: Putin, İngiltere'nin yıkıcı tutumu nedeniyle son derece endişeli
    Etiketler:
    Rusya 2018 devlet başkanlığı seçimleri, Mühdan Sağlam, Vladimir Putin, SSCB, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın