08:43 17 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı

    ‘Suudi Arabistan'ın Kaşıkçı cinayetini itiraf noktasına getirilmesi başarıdır, Ankara krizi doğru yönetti'

    Twitter
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Elif Sudagezer
    Cemal Kaşıkçı cinayeti (81)
    0 43

    Washington Post yazarı ve Suudi vatandaşı Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürülmesinin ardından cevap bekleyen soruları ve olası senaryoları dış politika uzmanı Özdemir Akbal, Sputnik'e değerlendirdi.

    2 Ekim'de girdiği Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu'ndan canlı çıkamayan ve Suudi yönetiminin uluslararası baskıların sonucu olarak haftalar sonra 'yanlışlıkla öldürüldüğünü' açıkladığı Cemal Kaşıkçı vakası, emsali bulunmayan bir vaka olarak tarihe geçti. Ancak olayın üzerinden geçen zamana karşın Kaşıkçı'nın cesedinin nerede olduğu ve neden öldürüldüğü gibi kilit sorulara henüz net bir yanıt bulunamadı.

    OLAY GERÇEKTEN BİR ‘MUHALİF GAZETECİ' CİNAYETİ Mİ?

    Önemli sorulara yanıt bulunamaması bir yana, bu sorular özellikle New York Times ve Kaşıkçı'nın köşe yazarlığı yaptığı Washington Post başta olmak üzere Batı medyasının olayı ele alış biçimiyle yanıtlanmaya çalışıldı. Kaşıkçı cinayetinin saiki tam olarak bilinmese, bu konuyla ilgili Suudi kaynaklarından henüz herhangi bir bilgi gelmemiş olsa da; Kaşıkçı'nın öldürülmüş olabileceğinden bahsedilen 2 Ekim'den bir yana dünya "muhalif bir gazeteci cinayeti"ne odaklandı. Halbuki, Kaşıkçı'nın neden öldürüldüğünden, neden 2 Ekim'de ve İstanbul'da öldürüldüğüne; hatta bu cinayete hangi Suudi Arabistan yetkililerinin müdahil olduğuna kadar yanıtlanmaya muhtaç pek çok soru var.

    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN SALI GÜNÜ ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPACAK

    Tam bu noktada, konuya ilişkin kilit bir açıklama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan geldi. Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesiyle ilgili soruşturmanın detaylarını Salı günü gerçekleşecek grup toplantısında anlatacağını söyleyen Erdoğan "Ülkemize yönelik saldırıların şiddeti artarken mahiyeti de değişiyor. Cemal Kaşıkçı konusunda kararlıyız ortaya çıkaracağız dedik. Bu konuyla ilgili açıklamaları salı günü grup toplantısında yapacağım. Burada adaleti arıyoruz. Bu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacak. Sıradan atılan bazı adımlarla değil. 15 kişi buraya neden geldi, 18 kişi neden tutuklandı. Salı günü çok farklı bir biçimde anlatacağım. Detaya gireceğiz" şeklinde konuştu.

    ‘TEMELİ 1932'DE ATILAN ABD-SUUDİ ARABİSTAN İLİŞKİLERİ HESABA KATILMALI'

    Peki, bu emsalsiz vaka Türkiye-Suudi Arabistan veya ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde bir değişikliğe sebebiyet verir mi? İlişkilerde böyle bir değişiklik olmalı mı? Ankara, Riyad'la diplomatik ilişkilerini kesmeli mi? Ankara, bu krizi nasıl yönetti? Sputnik, Cemal Kaşıkçı olayına ilişkin bu sorular ve daha fazlasını dış politika uzmanı Özdemir Akbal'a yöneltti.

    Dış politika uzmanı Özdemir Akbal "Olan biteni ‘Cemal Kaşıkçı olayı' diye tanımlamak son derece doğru. Zira burada sadece bir kriminal meseleden veya bir gazetenin üçüncü sayfasında yer alabilecek nitelikte bir cinayet haberinden bahsetmiyoruz. Burada aslında ABD'nin Suudi Arabistan'la ilişkilerinden doğan ve bölgesel ölçekte etki yaratan politik durumun nasıl geliştiği ve gelişeceğine dair test odağıyla karşı karşıyayız. Şöyle ki, ABD'nin, Suudi Arabistan'ın resmi kuruluş tarihi olan 1932'den beri o ülkeyle olan ekonomik ilişkileri, İkinci Dünya Savaşı'yla beraber ABD'nin Suudi Arabistan'ı koruma altına alması ve böylece dünya politikasında gerçekleşen pek çok olayda ABD ve Suudi Arabistan'ın birbiriyle mütenasip şekilde hareket ettiği süreç takip etti. Eğer bu süreç ele alınmazsa, iki ülkenin birbirine karşı sergilediği reaksiyon tespit edilemez ve bu mesele diplomatik dokunulmazlık ve cinayet çözümü gibi donelerle kısıtlı kalır" dedi.

    İNSAN HAKKI SAVUNUCULUĞU SÖYLEMİNE KARŞI ABD NEDEN SUUDİ ARABİSTAN'LA İLİŞKİLERİNİ KESMİYOR?

    ABD'nin Kaşıkçı meselesi karşısındaki tutumunu nasıl değerlendirmek lazım? Akbal bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

    "Pek çok kişi, ABD'nin Suudi Arabistan'a başta silah ambargosu olmak üzere pek çok yaptırım uygulamasını bekliyordu. Halbuki Trump, FOX News'e çıkıp silah satışının engellenmesinin mevzubahis olmadığını ancak yapılacak ‘bazı şeyler' olduğunu açıkladı. Elbette bu ‘bazı şeyler' son derece muğlak bir kavram. Ancak neticede Trump'ın geleneksel ABD-Suudi Arabistan politikasını sürdürmekle —ki buna memur ve mecburdur aslında- ABD'nin ‘demokrasi ve insan haklarını destekleme' şeklindeki sözde geleneği arasında kaldığını görüyoruz. Yani bir yanda ABD'nin Suudi Arabistan ortaklığı dolayısıyla çıkarı var; öte yanda da ABD'nin sık sık söylemleri içinde yer alan ‘demokrasi ve insan hakları savunuculuğu' iddiası. Şahsi kanaatim Kaşıkçı olayındaki tüm bu vahşete rağmen ABD, hiçbir şekilde Suudi Arabistan'la ilişkilerini bozabilecek durumda değil. Çünkü Suudi Arabistan ve ABD hem de ABD-İsrail- Suudi Arabistan'ın birbirinden ayrılamaz çıkarları sürdükçe, bu gibi hadiselerin bile ilişkilerin seyri konusunda herhangi bir somut değişim yaratması beklenemez. Dolayısıyla yarın öbür gün Suudi Arabistan'da bir grup isyan çıkarıp Suud ailesini devirmedikçe, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde herhangi bir kopma beklemek bir hayli zor. Kaldı ki zor bir ihtimal ama böyle bir isyan bile olsa Suud ailesinin yerine geçecek yeni gücün de ABD ile bağ kurmadan tahtta oturması zor olurdu. Cemal Kaşıkçı olayı, insan hakları veya uluslararası hukuk söylemleriyle anlaşılabilecek olmanın çok ötesinde bir olay. Trump'ın ikircikli gibi görünen tavrının arkasında da tam bu durum yatıyor."

    ‘ABD KRİZİ YÖNETEMEDİ AMA ASIL ÖNEMLİ OLAN BU DURUMUN SORUN YARATMAMASI'

    Peki ABD bu süreci nasıl yönetti? Akbal'a göre ABD'nin bu krizi yönetemediği ortada olsa da asıl sorun bunun bir sorun teşkil edip etmediği:

    "ABD'nin bu krizi yönetemediği gün gibi ortada. Peki ABD'nin bu krizi yönetememesi problem teşkil eder mi? Bence asıl sorulması gereken bu. Bu durumun da bir problem teşkil etmediği gözüküyor. ABD, daha doğrusu Trump yönetimi krizi yönetememiş olsa da; ABD- Suudi Arabistan ilişkileri ve ABD'nin diğer müttefikleriyle ilişkileri dolayısıyla bu krizin yönetilememesi herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Suudi Arabistan idaresi de olayı ‘Bir grubun Riyad'ın talimatlarına uymayıp inisiyatif kullanarak gerçekleştirdiği' bir olay olarak lanse ediyor ve ‘sorumluları cezalandırma yolundayız' tutumuyla meseleden sıyrılmaya çalışıyor. Ben Suudi Arabistan'ın ABD ile ilişkilerindeki derinlik sebebiyle bu olaydan bu şekilde sıyrılabilmesini de son derece olası görüyorum. Zira iki taraf da olayın gidişatında bir ortak kanaat oluşturma ve diğer ittifak üyelerini bu kanaate dahil etme çabasını şiddetle sergiliyor."

    ‘ANKARA'YI ELEŞTİRENLER RİYAD'LA İLİŞKİLERİN TAMAMEN KESİLMESİNİ BEKLİYORDU AMA ANKARA KRİZİ GAYET DOĞRU YÖNETTİ'

    Ankara'nın kriz yönetim sürecinde haksız eleştirilere maruz kaldığını ve aslında süreci doğru yönettiğine işaret eden Akbal "Hükümet, bu krizi gayet doğru ve dürüst şekilde yürüttü. Hükümeti eleştirenlerin ne beklediğini anlamıyorum. Kaşıkçı'nın Konsolosluğa girmesi mi engellenecekti? ‘Abi içeri girersen seni öldürürler?' mi demeliydik? Veya biz bunu nereden bilecektik? Sonuçta hükümet ağzıyla kuş tutsa ‘ama kanadını kırdın' diyecek bir güruhun varlığı baki. Bence asıl önemli olan, Suudi Arabistan Konsolosluğu'nun diplomatik dokunulmazlığa sahip olmasının, oranın Suudi Arabistan toprağı olduğu anlamına gelmemesi. Buradaki önemli nokta, Suudi Arabistan'ın Türkiye'ye yönelik mugayir, egemenlik haklarını tanımayan bir hareketinin olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu hususta hükümetin herhangi bir eleştiriye maruz bırakılmasını ben çok insaflı ve mantıklı bir yaklaşım olarak değerlendirmiyorum. Anladığım kadarıyla bu eleştirileri getirenler, bu olayın gerçekleştiği açığa çıkmaz.Türkiye'nin Suudi Arabistan'la bütün ilişkilerini kesmesini bekliyordu. Ancak diplomasi böyle yürümez. Kaldı ki, herhangi bir vatandaşınızın evine girebileceğiniz bir mahkeme kararıyla delil elde edebileceğiniz bir durumda da değilsiniz. Sözkonusu olan diplomatik dokunulmazlığı olan bir konut ve burada arama tarama yapılabilmesi için sözkonusu ülkenin izni gerekli. Bu izinler alındı, süreç yürütüldü. Kaldı ki sürecin başında Suudi Arabistan hiçbir şekilde ses çıkarmazken, gelinen noktada Kaşıkçı'nın öldürüldüğünü ve öldürenlerin bırakın Suudi vatandaşı olduğunu, Suudi devletinin personeli olduğunu bile kabul etmek zorunda kaldı. Daha nasıl bir soruşturma yürütülebilir? Bu sorunun yanıtını, bu eleştirileri yapanların vicdanına bırakıyorum" değerlendirmesinde bulundu.

    ‘MEDYA, BİLGİ DEĞİL ÇIKARIM VE VARSAYIM GAZETECİLİĞİ YAPTI'

    2 Ekim'den bu yana hem uluslararası medyanın hem de Türk medyasının bilgi değil yoruma yöneldiğine ve meseleyi henüz soruşturma bile başlamamışken "muhalif gazeteci cinayeti" diye lanse ettiğinin hatırlatılması üzerine Akbal, medyanın bilgi değil çıkarım ve varsayım gazeteciliği yaptığına vurgu yaptı:

    "Washington Post'taki birkaç görüş üzerine bu tanımlamayı yapabilmek ve bunun üzerinden bir kurgu geliştirmek ne kadar doğrudur? Bu ‘olsa olsa haberciliği' midir? Bu açık şekilde ortada. Problemin çıkış noktası şu: Suudi Arabistan tam bir kapalı kutu. Orada kim muhalif? Orada tam olarak ne yapıyor? 2030 vizyonu tam olarak ne ifade eder? Veliaht Prens, ülkenin idaresinde ne kadar önceliğe sahip? Halihazırda Kral'ın yerine yönetimde öncelikli şekilde yetkili midir? Bunlara cevap aramak yerine, medyada farazi ifadelere yer veriliyor. Suudi Arabistan üzerine bilgimiz de çok az. Bu da karmaşa yaratıyor."

    Türk medyasının Kaşıkçı meselesinde "sınıfta kaldığını" söyleyen Akbal "Türkiye'deki medya Kaşıkçı meselesinde son derece kötü bir sınav verdi. Bunu kabul etme olgunluğu göstersinler. Çeviri haberlerle vatandaşı bilgilendirmeleri bir yana, diplomasi ve uluslararası politika muhabirleri haber aktarmanın ötesine geçerek ve kendi alanlarını aşarak uluslararası politika sistemik yapısına dair yorumlar yapmaya başladılar. Halbuki bu muhabirlerin görevi haber aktarmaktır, diğer kısım akademinin alanıdır" diye ekledi.

    Konu:
    Cemal Kaşıkçı cinayeti (81)
    Etiketler:
    Türk medyası, manipülasyon, ittifak, ölüm, insan hakları, Batı medyası, demokrasi, medya, cinayet, istihbarat, anlaşma, petrol, kriz, Cemal Kaşıkçı'nın kaybolması, Washington Post, New York Times, Cemal Kaşıkçı, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MbS), Selman Bin Abdülaziz, Donald Trump, Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu, Riyad, Washington, Suudi Arabistan, Türkiye, ABD, Ankara
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın