20:33 18 Kasım 2018
Canlı Yayın
    AB (Avrupa Birliği) - Türkiye

    ‘AB ile müzakere sürecini ancak Türkiye bitirebilir, AB değil'

    © REUTERS / Murad Sezer/File Photo
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Elif Sudagezer
    0 92

    AB cephesinden Türkiye'nin müzakere sürecinin bitirilmesi gerektiğine işaret eden açıklamaları, Doç. Dr. Can Ünver ve Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan, Sputnik'e değerlendirdi.

    Avrupalı yetkililerden, Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecinin tamamen bitirilmesi gerektiğine işaret eden açıklamalar geldi. Avrupa Komisyonu başkanlığına talip olan Alman siyasetçi Manfred Weber, bu göreve seçilirse Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerini sonlandırmak istediğini söyledi. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Johannes Hahn ise "Türkiye'nin AB'ye öngörülebilecek bir tarihte üye olması gerçekçi değil. Türkiye ve AB için uzun vadede yeni yollara girilmesi ve üyelik müzakerelerinin bitirilmesi daha dürüstçe olur" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 27-29 Eylül'de AB'nin "lokomotifi" olan Almanya'ya gerçekleştirdiği ziyaretinin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın korumacı siyasetinin sonucu olarak AB ülkeleri ve Türkiye arasında oluşan olumlu havayı sekteye uğratan bu açıklamalar ne anlama geliyor? Türkiye'nin AB müzakereleri tamamen sona erer mi? Konuyu İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Can Ünver ve Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan, Sputnik'e değerlendirdi.

    ‘AB TÜRKİYE'DEN KOLAY KOLAY VAZGEÇEMEZ'

    İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Can Ünver, Sputnik'e yaptığı açıklamasında "Bu aslında rutin bir gelgit. Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle olan ilişkileri zaman zaman lokomotif de olsa Almanya'da tabi etkileri olmakla birlikte aslında kendi mecrasında ilerlemeye devam etti bugüne kadar. Yani Almanya Avrupa Birliği'nin lokomotifi ve bazı şeyleri çok belirleyici olabiliyor. Ancak Avusturya ve Almanya'da yaşanmakta olan popülizmin malesef tek tek siyasetçiler üzerinde ki bu Avrupa Birliği'ne kadar uzamış vaziyette. Şimdi Avrupa Parlamentosu içerisinde ne olacak? Ciddi bir popülist, faşist üye girecek diye söyleniyor. Artık bu bir nevi günlük spor gibi bir şey oldu. Zaman zaman siyasiler çıkıyor ve ‘Türkiye'yle olan müzakereler dursun' diyorlar. Ancak bu onların demesiyle de olacak bir şey değil" dedi ve şöyle devam etti:

    "Tabi bu açıklamalar, bir kamuoyu yaratıyor kuşkusuz. Bu toptan karar verilecek bir şey olduğu için, sadece bunların kararıyla olsa belki hemen duracak ama öyle bir şey olmadığına göre devam edecektir. Bu maalesef zamanın ruhu haline geldi. Türkiye karşıtlığı, Avrupa'daki popülizmden beslenen ve aynı zamanda da o popülizmi besleyen bir unsur. Türkiye'nin varlığı, kültürü,coğrafyası, dış ilişkileri çok geniş bir şekilde ilgi topluyor. İlgi topladığıyla da kalmıyor, tartışılıyor. Onun üzerine planlar yapılıyor. Şimdi, Türkiye'yi bir merkez ülke olarak düşünecek olursak hem Akdeniz hem Karadeniz hem Ortadoğu hem Kafkas hem aynı zamanda bir Balkan ülkesi. Türkiye'den kolay kolay o şekilde vazgeçmeleri mümkün değil. Dikkat ederseniz ‘ne umdurmak ne öldürmek' şeklinde bir politikaları var. Hemen arkasından ama tabii ‘Türkiye'yle de ilişkilerimiz devam etsin ancak şu şu şekle dönüşsün' beyanlarında bulunuyorlar."

    ‘AVRUPALI LİDERLER TÜRKİYE'YE İMTİYAZLI ORTAKLIK ÖNERİSİNDEN YILLARCA NEMALANDI'

    Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi yıllarca "imtiyazlı ortaklık" vaadiyle oyaladığına işaret eden Ünver "Yıllarca bu ‘imtiyazlı ortaklık' laflarını duyduk. Bu şimdi yavaş yavaş piyasadan çekilmekte olan Angela Merkel'in çok hoşuna gitmişti bu. Eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin çok hoşuna gitmişti bu. Bunlar bu politikadan ciddi şekilde nemalandılar. Bu nemalanmanın devam ettiği anlaşılıyor. Hahn'ın açıklamasını ön görüyorduk hatta böyle bir açıklama yapmakta geç bile kaldı. Şimdi Avusturya ve Almanya'daki hava bunu gerektiriyor. Özellikle Avusturya daha da radikal. Orada bir de biliyorsunuz iktidarda aşırı sağcı parti var koalisyon ortağı olarak. Bu siyasi görüşler sürekli olarak Türkiye'yle ilgilenecekler" diye konuştu.

    ‘SÜRECİ ANCAK TÜRKİYE BİTİREBİLİR'

    Avrupa Birliği'nin "hantal yapısı" dolayısıyla Türkiye'yle müzakere sürecini bitirmek gibi bir karar alamayacağına değinen Ünver "1997'de Brüksel'de bir zirve oldu. O zamanki Başbakan Mesut Yılmaz bu zirveye katılmadı ve dedi ki —o günkü tartışma üzerinden- bugünden itibaren Avrupa Birliği'yle her türlü siyasi ilişiğimizi kesiyoruz dedi. Aradan tam iki sene geçti, biz 1999'da Helsinki Zirvesi'nde aday olduk. Bütün bunlar dış siyasette uluslararası ilişkilerde daima bir takım beklenmedik olaylara açık olmamızı gerektiriyor. Onun için peşin hükümlü olmamak lazım. Ben bu Avrupa Birliği konusunun bir politikacının ‘bitti' demesiyle biteceğini düşünmüyorum. Bunu bitirebilecek olan yine Türkiye'nin kendisidir. Zaten Avrupa Birliği'nde hantal bir yapı var. Bunun oradan o şekilde çıkması çok zor. Ama sürüncemede bırakılıyor. Vazgeçeriz, bırakırız diye mi düşünüyorlar, bilmiyorum. Ama Türkiye'nin siyaseti hiçbir zaman öyle olmadı tabi. Devamlı olarak biz Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyoruz" ifadelerini kullandı.

    ‘TÜRKİYE GÜNÜN SONUNDA ‘AB'YE ÜYE OLMAK İSTEMİYORUM' DİYECEK MİDİR? BUNU DÜŞÜNMEK LAZIM'

    AB'nin Türkiye'yle ilgili kaygı ve korkularının hiçbirinin gerçeğe dönüşmediğini söyleyen Ünver "Türkiye'den uzun süre Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili olarak Türkiye'den çok sayıda göçmenin, işsizin Avrupa Birliği'ne gideceği oralara yerleşeceği ve dolayısıyla oradaki sistem piyasasını zorlayacağı şeklinde görüşler yaşandı. Böyle bir şey yok, olmadı da. Türkiye'den çok sayıda işsiz gitmedi, gitmez de. Böyle bir irade yok. Ama ne oldu? Türkiye göçmen kabul eden bir ülke haline geldi ve Türkiye'nin göç konusunda sorunları ortaya çıktı. O insanlara kucak açtık biz. Şu anda telaffuz edilen rakam 3.5 milyon Suriyeli, en az 400 bin kişilik bir Iraklı kitle var, 80-100 bin Afganistanlı var, Afrika'dan gelenler şunlar bunlar. Yani İstanbul kozmopolit bir şehir halindedir. Sadece İstanbul'da 560 bin Suriyelinin olduğu söyleniyor. Dolayısıyla esas itibariyle rollerde bir değişiklik var. Bir zamanlar ileri sürdükleri bir takım kriterler, görüşler zaman içerisinde önemini kaybediyor. Ben bu sebeple biraz daha sabırlı olunması gerektiğini düşünüyorum. Günün sonunda acaba Türkiye ‘ben hala Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorum' diyebilecek midir? Bunu da soru işareti olarak muhafaza edelim" diye ekledi.

    ‘TÜRKİYE'YLE İLİŞKİLER, AVRUPA'DAKİ MUHAFAZAKAR SİYASETTEN DOĞRUDAN ETKİLENEN BİR ALAN'

    Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan da Türkiye-AB ilişkilerinin aynı anda hem olumlu hem olumsuz gelişmelere sahne olabildiğine işaret ederek "Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerle ilgili aynı anda iyi şeyler de olabiliyor; kötü şeyler de… Manfred Weber, Avrupa Komisyonu'nun gelecekteki müstakbel başkanı olarak öne çıkan bir isim ve yaptığı ilk açıklamalar da Türkiye'ye yönelik bir tutum ortaya çıkardı ve bu bir olumsuzluğu içeriyor. Bu tamamen mutlak bir karşıtlığına işaret etmese de genel gidişat daha çok Türkiye karşıtlığı üzerinden Avrupa Birliği, muhafazakar siyasetin direkt yansıdığı zemin olduğu için siyasi bir zemin olduğu için, onu da görmek gerekiyor" dedi.

    ‘AB İÇİNDE DE TÜRKİYE KONUSUNDA CİDDİ AYRIMLAR VAR'

    Avrupa Birliği içerisinden pek çok önemli konuda tezat görüşler olduğuna değinen Mercan

    "Sadece Türkiye'nin üyeliğiyle alakalı bir durum da değil. Aynı zamanda Avrupa Birliği'nin geleceğiyle alakalı bir durum da var. Avrupa Parlamentosundaki bu partinin, grubun içerisinde Avrupa şüphecileri de Avrupa destekçileri de var. İkiye bölünmüş durumdalar. Türkiye'yle ilgili kısma gelince de, ‘AB Türkiyesiz mi daha güçlü olur Türkiyeli mi?' şeklinde bir ayrım var. Mayıs 2019'da Avrupa Parlamentosu seçimleri olacak ve bu parlamento seçimlerinde sandalye sayısının da düşeceğini göreceğiz. Avrupa Parlamentosu'nda normalde mevcut koşullar içerisinde 751'ken 705'e düşecek. bu da tabi İngiltere'nin üyelikten ayrılmasından sonra olacak bir tablo. Niye bu detaylar önemli? Avrupa Parlamentosu Avrupa Birliği'nin Avrupa bütünleşmesinin önemli kurumlarından biri. Bu siyasi bir yapılanma. Şuradan gitmek gerekiyor. Konsey ile Komisyon Avrupa Parlamentosu'ndan farklı bir konumda. Parlamento çok daha siyasi ve burada diğer Avrupa Birliği ile ilgili konuların yanında Türkiye ile ilgili konularla ilgili de ciddi çıkışlar yapabildiğini de görüyoruz parlamenterlerin veya genel olarak Avrupa Parlamentosu'nun kurumsal çıkışlar da yapabiliyor. Konsey ile Komisyon'dan pek böyle çıkış görmeye alışık değiliz. Daha diplomatik daha bürokratik kurumlar bunlar ve ara bulmaya yönelik aynı zamanda. Son zamanlarda böyle Avrupa bütünleşmesinin de ekonomik, siyasi, sosyal krizlerle karşı karşıya kaldığı noktalarda konsey ile komisyonda bir karamsarlık havası olabiliyor. Bu konsey komisyon başkanlarının açıklamalarına da yansıyabiliyor. Özellikle şimdikiler o kadar yansıtmasalar da zaman zaman dillendirebiliyorlar ama önceki konsey komisyon başkanlarında biraz daha gerçekçilik belki diyebiliriz bir de Avrupa Birliği'nin geleceği hakkındaki karamsarlık belki diyebiliriz, daha fazlaydı. Son mevcut olan konsey komisyon başkanları her ne kadar o gerçekçiliği taşısalar da nispeten biraz daha dengeli gidiyor. Fakat işte Weber'i görürsek biz komisyon başkanı olarak yine daha böyle gerçekçiliğe tabi aynı zamanda Türkiye'yle ilişkiler açısından bir olumsuzluğa gidebilir" dedi.

    ‘TÜRKİYE'YLE İLGİLİ OLUMLU SONUÇ ÇIKMASI ZOR'

    Mercan "Tabi bir yandan Weber'i besleyen bir Alman siyaseti var. Yani sonuç itibariyle Almanya'nın özellikle Hıristiyan demokratların hani muhafazakar siyasetin Türkiye'yle ilişkilerini de yansıtan bir tutum sergiliyor. Şimdi bu koşullar içerisinde konumunu da hatırlatmakta fayda var; Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi'nin başkan yardımcısı Weber, orada da tabi muhafazakar siyasetin yansımalarını görüyoruz. Tabi bu Hıristiyan demokratlar açısından baktığımızda Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili fikir birliğinin de olmadığını görüyoruz. Müzakere süreci devam etsin diyenler var, hani üye olmasa bile müzakere süreci açık kalsın o kanal açık kalsın diyen muhafazakar kesimden de olabiliyor. Ama tabi tam tersine savunanları da görüyoruz. Bununla ilgili çeşitli isimler de var. Örneğin son açıklamalarını incelediğimizde Volker Kauder'in müzakereler sürsün diye önerisini görüyoruz. Hani Türkiye'yi bu kapsamda kontrol altında tutma veya gözetimde tutma imkanına da olacaklarını düşünüyorlar aslına bakarsak. Bu bir seçenek ama Weber'in en azından böyle bir kampanya sürecine de bakarsak böyle bir tercihte bulunmadığını anlıyoruz. Sonuç itibariyle böyle bir tablo var. İşte bu tablo Avrupa Parlamentosu'nun bu Avrupa siyasetini de eleştirenleri geldiğinde tutumuyla yakından alakalı. Biraz önce söylediğim iki grubun ikincisi olarak sosyalistleri, demokratları görüyoruz. Hatta son kamuoyu yoklamalarıyla ilgili bir sonuca varmışlar. Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre parlamentoda Halk Partisi grubuna 180 sandalye ayırmışlar. 137 sandalye sosyalistlere ve demokratlara ayırmışlar. Sonra liberaller geliyor. o da 71 sandalyeyle üçüncü sırada yer almış. Şimdi bu kendi içinde bir dengeleme yaratır mı? Yaratır. Ciddi tartışmalar var ama büyük grup muhafazakar Avrupa siyasetinde hele hele son dönem krizlerle biraz daha içine kapanma profili sergileyen Avrupa siyasetine yansıttığında Türkiye'yle ilgili çok olumlu bir sonuç çıkmayacaktır diyebilirim sonuç itibariyle" ifadelerini kullandı.

    ‘TÜRKİYE DE AP'NİN ADİLLİĞİNİ SORGULAR VAZİYETTE'

    Avrupa Parlementosu'nda ciddi bir Türkiye karşıtlığı olduğuna işaret eden Mercan "En son Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörünün bir ziyareti vardı. Orada da örneğin Türkiye'nin Avrupa Parlamentosu'na nasıl baktığını daha net son zamanlarda gördük. Ciddi bir tepki var Türkiye'de parlamentoya karşı son zamanlarda. Az önce söylediğim sebeplerden ya da parlamentonun katı tutumlarından dolayı. Çünkü Türkiye'nin demokrasisiyle, hukukuyla alakalı eleştiriler yapıyor. Konsey komisyondan da bunları duyuyoruz ama daha diplomatik ve daha dengeleyici söylemlerle duyuyoruz. Ama parlamento bu konuda çok daha sert sözler edebiliyor. Bunun üzerinde Türkiye'de de karşılığı tepki oluyor. Avrupa Parlamentosu'nun adil davranmadığı, dengesiz davrandığıyla ilgili konumunu aslında bu anlamda veya adaletini tartışır durumda Türkiye. Yetkililerle görüşemediğini görüyoruz. Bu da Türkiye'nin en azından kuruma bakışıyla ilgili bir tespit olması açısından önemli olabilir" diye ekledi.

    Etiketler:
    görüş, AB-Türkiye mutabakatı, müzakere, Türkiye-AB İlişkileri, İstanbul Ayvansaray Üniversitesi, Avrupa Birliği (AB), AB, Doç. Dr. Can Ünver, Avrupa Komisyonu, Manfred Weber, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın