20:34 25 Kasım 2020
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 20
    Abone ol

    Prof. Ahmet Kasım Han’a göre, dünya düzeni geçiş dönemine girmişken, Türkiye ittifak ilişkilerinde farklı tercihlere yöneliyor. NATO’daki çatırdamaya rağmen herkesin ittifak çatısında durduğunu anımsatan Han, Rusya’nın S-400’ler için Türkiye ile ilişkilerini ‘berhava etmeyeceğini’, ABD’nin ise S-400 alımı halinde Trump inisiyatif alsa dahi F-35’leri vermeyeceği öngörüsünde bulundu

    Uluslararası düzende sarsılmalar eşliğinde Türkiye’nin komşuları, büyük güçler ve Batı ile ilişkilerindeki krizlerin derinleşmesi tartışma konusu. ABD ve AB ile ilişkilerde önemli sorunlar yaşayan Ankara’daki politika yapıcıları, Suriye/İdlib üzerinden Rusya ile sıkıntılardan kurtulamazken, Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz hattında da hemen tüm komşularla kriz halinde.

    Türk dış politikasının sıkıntılı başlıklarını ve görünümünü Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Kasım Han ile konuştuk.

    ‘TÜRKİYE UZUN YILLARDIR ORTAKLIK İLİŞKİSİ OLAN ÜLKELERLE FARKLI TERCİHLERDE BULUYOR’

    Prof. Ahmet Kasım Han’a göre, Türkiye’nin de içinde bulunduğu uluslararası sistem ve dünyanın düzeni çok ciddi bir dönüşümden geçmekte. Dünyada geçiş dönemlerinin hem sistemik hem de tercihlere göre şekillenecek krizler üretmesinin kaçınılmazlığını vurgulayan Han, sadece uluslararası sistemler değil bölgesel düzenlerin de dağılmasına yol açan bu süreçte ortaya çıkan riskler ve fırsatların bölgesel sorunları beslediğine işaret etti. Açığa çıkan gücün peşindeki devletlerin yöneticilerinin imkan ve kabiliyetlerini doğru değerlendirmelerinin önemine dikkat çeken Han, tercihler, ideolojik perspektifler ve liderliklerin de gelişmelerdeki öneminin altını çizdi:

    “Türkiye’nin dış politikasının buraya nasıl geldiğinin bir Türkiye’nin kendi tercihleriyle alakalı boyutu var bir de Türkiye’nin tercihlerinden bağımsız sistemik bir boyutu var. Eğer uluslararası sistem seviyesinden meseleye yaklaşırsak, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu dünyanın düzeni çok ciddi bir dönüşüme uğramakta ve dünya düzeninde değişimin olduğu geçiş dönemleri zaten krizli dönemlerdir. Bu krizli dönemlerde dengeler yerinden sarsıldığı için belki en mahir şekilde kendilerini bunlara adapte edebilecek yetkinliğe ve kaynağa sahip olan ülkeler bile kendilerini ortaya çıkan olumsuz sonuçlardan bütünüyle yalıtamaz ve kurtaramazlar. Bu çok ciddi bir dönüşüm. 500 yıllık bir karakter var uluslararası düzende, ‘Westphalian’ dediğimiz devletlerin ana aktörler oldukları, egemen ve eşit oldukları bir düzen. O düzen bugün değişiyor. Sistemdeki güç dağılımı ile birlikte değişiyor. Sistemdeki güç dağılımının değişmesi, yani dünyanın malum İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki çift kutuplu sistemden bir anlık gibi gözüken bir tek kutupluluğa, oradan da şu anda doğrusu iyice problemli birçok kutupluluğa geçiş dönemine adım atmasıyla birlikte bölgesel sistemler de dağılıyor. Yani sadece uluslararası sistemler değil bunun altındaki bölgesel düzenler de dağılıyor. Bu bölgesel düzenlerin dağılması sistemde var olan ve aslında çift kutuplu iken dünya blok merkezlerinde toplanmış olan bir gücün, inisiyatifin ve bunlarla birlikte riskler ve fırsatların da açığa çıkmasına neden olan bir manzara yarattı. Bu bölgesel sorunlar da buradan besleniyorlar. Çünkü güç açığa çıktığında devletler bunun peşinde koşmaya, fırsatları değerlendirmek için kendilerini daha avantajlı noktalarda hissetmeye, belki biraz daha agresif bazen de daha hesapsız davranmaya doğru yönelebilirler. Orada yöneticilerin, siyaset yapıcıların ellerinin altındaki imkan ve kabiliyetleri iyi değerlendirmeleri önem kazanmaya başlıyor. Çünkü böyle bir gücün dağıldığı, refüze olduğu ve sanki bir manada kapanın elinde kalacağı türde bir manzara arz eden dönemler tahrik edicidir, devletler için de, onları yönetenler açısından da. Dolayısıyla Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu bölgenin ve dünyanın değişik düzen ve sistemlerinin içinden geçtiği risklerin bir kısmı da bu noktadan izah edilebilir vaziyette. Bölgesel sistemlerin altında aktör tercihleri var. Tek tek devletlerin bu ortamı nasıl değerlendirdikleri ve nasıl tercihler yaptıkları, hangi ideolojik perspektiflerden, hangi akılla, hangi değerler sistemi üzerinden hangi tercihleri ön plana çıkararak davrandıkları ve en son olarak da liderler devreye giriyor. Bu liderlerin yetkinlikleri nelerdir, yetkinliklerinin üzerine dünya algıları neler, bu dünya algısını yönettikleri ülkelerin karar alma sistemini ne etkinlikte taşıyorlar vs. gibi bir başka manzume. Dünyanın içinden geçtiği bu dönemde Türkiye’nin içinde bulunduğu dış politika ortamı bu dört seviyenin her birinden kendi payına düşeni alıyor. Dünya değişiyor, dünya değişirken ittifaklar ve ittifak algıları değişiyor. Türkiye’nin NATO içindeki konumu, NATO’nun Türkiye için anlamı, Türkiye’nin NATO için değeri, NATO’nun kendisini karşısında konumladığı, düşman diye bildiği, bütün bir soğuk savaş boyunca Rusya/Sovyet Birliği ile ilişkileri. Bu ilişkilerin netice itibariyle dünya sisteminin üzerine yüklediği gerginlikler ve kolaylıklar değişiyor. Türkiye ittifak sistemi içinde kendisini uzun yıllardır ortaklık ilişkisi olan ülkelerle farklı tercihlerde, farklı bakış açılarında buluyor. Bu da Türk dış politikasının doğrusu sıkıntılı bir düzlemde kendini şekillendirmek zorunda kalması neticesini veriyor.”

    ‘NATO, ESKİ NATO DEĞİL AMA KİMSE DE NATO’DAN VAZGEÇİYOR DEĞİL’

    Han, Türkiye’nin tercihlerinden bağımsız olarak etrafında oluşan resimde eski ittifak sistemlerinin de yapı değişimine uğradığını belirterek, “Geçiş dönemleri ne a’dır ne b’dir. Hem a hem b’dir. Ne zaman a, ne zaman b olduğunu da tam kestiremezsin. Eskinin kurumları ve mantaliteleri, bakış açıları ortadan kaybolmazlar geçiş dönemlerinde. Sana helal olan öbürüne değildir” anımsatması yaptı. Han, NATO ittifakı örneğinden hareketle, ittifaktaki çatırdamaya karşılık bugün herkesin NATO çatısı altında olmaya devam ettiğini vurguladı. Türkiye’nin de kendi bağımsız tercihleri konusundaki hassasiyetlerinin normal karşılanması gerektiğini belirten Han, öte yandan Ankara’nın Batı bloku içindeki konumundan en başta ekonomki sebeplerden ötürü vazgeçebilecek durumda hissetmediğinin de anlaşıldığının altını çizdi:

    “Aynı şekilde Türkiye’nin içinde olduğu bölgeye dışarıdan gelen müdahaleler var. Bunlar Türkiye’nin tercihlerinden bağımsız zaten zorlayıcı. Türkiye’nin kuzey ve güney komşusu Rusya, hiç de öyle kolay bir durum değil bu. Bunun üzerine aktörler ve aktörlerin tercihleri meselesi gündeme geliyor. Orada da Türkiye’nin belli tercihleri vardı, 2016’ya kadar geçen süre içerisinde 5 sene kesif bir biçimde izlediği bir dış politika var ve o dış politikanın yarattığı maliyetler Türkiye’nin hasımlarında yaratmış olduğu tepkiler var. O tepkiler de Türkiye açısından kolay bir ortam yaratmıyor. Türkiye’nin İsrail ile olan ilişkilerini değişik nedenlerle kötü bir manzara arz etmesi İsrail’in yıllar sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarları hilafına Güney ile adanın yakınlaşmasına, buna Yunanistan ve Mısır’ı da ekleyerek bambaşka bir açık ve örtülü ittifak sistemini hayata geçirmesine neden oluyor. Bu kolay bir meydan okuma değil. Doğu Akdeniz’i özellikle önemsediğim için İsrail üzerinden yola çıktım. Ama o tabii bir örnek. Hem uluslararası sistemdeki dönüşümle alakalı, Türkiye’nin ittifaklarının yapı değiştiriyor olması, çünkü bu biçimde karakteri, güç dağılımı değişen bir uluslararası sistem varken, ittifaklardan anladığımız şey, eskiden anladığımız şey değil. Eskiden ittifaklar büyük siyasi anlayışlar, ortak paydalar, stratejik ve kalıcı değer manzumeleri, atıflar ve öncelikler üzerinden kurulurdu. Bugün öyle değil. Bugün daha vakanın şahsına münhasır, daha işlemsel ilişkiler haline dönmüş durumda bu ittifaklar. Anladığımız manayla büyük siyasi, askeri birliktelikleri taşımıyor bugünün realitesi. Aslında bunun arka planını besleyen bir yapısal açıklama var. Bu da geçiş dönemi kelimesinde gizli. Geçiş dönemleri ne a’dır ne b’dir. Hem a hem b’dir. Ne zaman a, ne zaman b olduğunu da tam kestiremezsin. Eskinin kurumları ve mantaliteleri, bakış açıları ortadan kaybolmazlar geçiş dönemlerinde. Sana helal olan öbürüne değildir. Burada daha ziyade güç ve ağırlık belirler davranış tarzının ne olacağını. NATO, eski NATO değil doğru ama kimse de NATO’dan vazgeçiyor değil. NATO ile ilgili alacağımız inisiyatifler veya Türkiye’nin genel olarak yaptığı tercihler herkesin en başta da Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası normları, hukuku, oluşmuş ilişkileri ve ittifakları hiçe saydığı bir zamanda hiç de anormal olmaması gereken bir manzara arz ederken iyi ama bu yaptığınız ittifak ilişkilerine uygun değil diye bir tepki de gelebiliyor. Çünkü o tepkiyi verenler kendilerini o tepkiyi verebilme noktasında görüyorlar. Kimse vazgeçmeye hazır değil veya Türkiye kendi bağımsız tercihlerini yapmayı doğal olarak istiyor. Kendi bağımsız tercihleri konusunda son derece hassas ve öyle olması da gerekir. Ama öte taraftan batı bloku içindeki konumundan vazgeçebilecek durumda da kendisini tam olarak hissetmediği anlaşılıyor. Çünkü o başka ekonomik bağlar, başka birtakım manasına geliyor. İlkesel olarak sonuna kadar arkasında durmayacağı inisiyatifleri almaması gerekiyor devletlerin böyle dönemlerde.”

    ‘TRUMP İNİSİYATİF ALMAK İSTESE DE KONGRE F-35’LER İÇİN İZİN VERMEZ’

    Han, Türkiye’nin örneğin S-400 savunma sistemleri alımı ile ilgili en yetkili ağızların açık tavır ortaya koyduğunu anımsatırken, buradan geri adım atılmasının enteresan bir tablo oluşturacağı görüşünü aktardı. Aksi bir karar halinde Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini en olumsuz etkileycek meselenin S-400’ler olmayacağını belirten Han, diğer yandan ABD için bu meselenin daha ‘belirleyici olduğu’ görüşünü dile getirdi. “Amerikalıların F-35’leri S-400 tercihi yapılırsa teslim edeceğini hiç düşünmem” diyen Han, bu meselede Trump’ın lider olarak inisiyatif alma tutumunun da Amerikan Kongresi nedeniyle geçerli olamayacağının altını çizdi:

    “Türkiye’nin en yetkili ağızları konumuz S-400 ise bu tamamdır ve Türkiye’nin temel tercihlerini sorgulatacak bir karar da değildir S-400 kararı diye çok açık bir tavır koyuyorlar. Buradan geri adım atma noktasına gelmesi Türkiye’nin çok enteresan olur. O enteresanlık da Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini belirler ama bence Türkiye-Rusya ilişkilerini en olumsuz etkileyecek mesele de S-40 meselesi değildir. Türkiye, S-400’den vazgeçtim derse, başka bir aranjmana gidilirse, mesela ertelenir ve ortak teknoloji üretimi ile bambaşka bir iş yapılacak türünden bir açıklama gelirse, Rusya bunu Türkiye ile ilişkilerini berhava etmek için bir neden kabul eder mi diye soruyu tekrar şekillendirirsek, buna benim cevabım muhtemelen etmeyecektir. F-35’leri Amerikalıların S-400 tercihi yapılırsa, teslim edeceğini hiç düşünmem. Daha konuşmamızın en başında 4 seviye demiştim. 4. saydığımda liderler, yöneticiler, iktidarlar ve onların tercihleri meselesiydi. Şimdi oradan baktığım zaman Trump enteresan, trajik bir karakter. Dünyanın bu kadar zor bir zamanında dünyanın en kudretli devletinin, tercihleriyle en ciddi belirleyiciliğe sahip olan ülkenin lideri olması küresel sistem açısından büyük rahatsızlık ve şanssızlık. Fakat böyle dönemlerde böyle liderler çıkar. Trump’ın bütün eksantrikliğine ve pek de sevimli bir eksantrizm değil o. Buna rağmen onun tercihleri bize ne getiriyor, ne götürüyor diye değerlendirme yaparsam, Trump’ın Amerika birleşik Devletleri içerisinde tek başına karar almadığını bilmek lazım. Orada bir denge denetleme sistemi öyle veya böyle çalışmaya devam ediyor. O denge ve denetleme sistemi içinde Kongre diye bir faktör var. Trump’ın tek başına alacağı inisiyatiflerle, bu inisiyatifleri almak ister mi istemez mi o da belli değil, önümüzdeki dönem Amerika’da da enteresan bir siyasi süreç başlıyor. Bakan adayları belirlenecek, bir seçim tur başlayacak. Velev ki böyle bir inisiyatif almak istedi, bu Kongre ona bu izni vermez. Biz Amerikan sisteminin başkan figürünün çevresinde sağladığı karar alma konsolidasyonunu biraz kendi hayal ettiğimiz şekilde algılıyoruz gibi geliyor.”

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    Etiketler:
    Türkiye, Donald Trump, Rusya, ABD, F-35, S-400, Ahmet Kasım Han
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın