11:44 22 Eylül 2019
Canlı Yayın
    Kuzey Kıbrıs Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay

    Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı Özersay’dan Doğu Akdeniz çağrısı

    © Sputnik / Yurdagül Şimşek
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 61
    Abone ol

    Kuzey Kıbrıs Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Kıbrıs’ta iki tarafın birbirini tanımıyor olmasının işbirliğine engel olmadığını, geçmişte bunun örneklerinin de bulunduğunu söyledi.

    Kuzey Kıbrıs Başbakanı Ersin Tatar’ın Ankara’ya gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaretine eşlik eden Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Diplomasi Muhabirleri Derneği’nin (DMD) düzenlediği toplantıda aralarında Sputnik’in de yer aldığı gazetecilerle sohbet etti.

    ‘DOĞU AKDENİZ’DE İŞBİRLİĞİ YAPILABİLİR ÖRNEKLERİ VAR’

    Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri değerlendiren Kudret Özersay, ortaya koydukları perspektifin çatışmacı bir perspektif olmadığını, duruşlarının ‘iki tarafın bu konuda işbirliği yapması gerektiği’ şeklinde olduğunu söyledi. Başlangıçta kendilerine ‘biz birbirimizi tanımıyoruz ne işbirliğinden bahsediyorsunuz’ dendiğini kaydeden Özersay, “Oysa biz KKTC ve Kıbrıs Rum Yönetimi enerjiye dair bazı konularda işbirliği yapmıştık. Bunun örneği var” dedi.

    2010 yılının sonunda Güney Kıbrıs’ta bir patlama gerçekleştiğini, elektrik üretimine ilişkin bütün sistemin çöktüğünü anlatan Özersay, Kuzey Kıbrıs olarak Ticaret Odası üzerinden Güney Kıbrıs’a elektrik satıldığını söyledi.

    Özersay, “Böylece enerji, elektrik konusunda iki taraf bir alış veriş yaptı, bir işbirliği yaptı. O nedenle biz diyoruz ki iki tarafın birbirini tanımıyor oluşu, doğalgaz ve kaynaklarla ilgili işbirliği yapmalarına mani değildir, engel teşkil etmez” diye konuştu. Özersay, şöyle devam etti:

    “Şimdi bunu destekleyen yeni bir unsur daha vardır. BM Genel Sekreteri’nin geçtiğimiz haftalarda Güvenlik Konseyi’ne sunmuş olduğu son raporu açıkça taraflar arasında tanıma tanımama noktasına takılmaksızın sivil ve askeri konularda işbirliği yapılması, hem adadaki taraflar hem de bölgedeki taraflar arasında işbirliği yapılmasını destekleyen bir takım somut duruşlar vardır. Bu şunu gösteriyor Kıbrıs Adası’nda iki taraf arasında ve Kıbrıs Adası’nda bölgesel aktörler arasında gerek ekonomi gerek ticari gerek askeri gerekse sivil konularda işbirliği yapılması perspektifi BM’nin de desteklediği bir perspektiftir. Bu nedenle doğalgaz bunun en somut örneklerinden birisine dönüşebilir.”

    ‘İŞBİRLİĞİ ULUSLARARASI ŞİRKETLER ÜZERİNDEN SAĞLANABİLİR’

    Bakan Kudret Özersay’a göre  bu konudaki işbirliği de uluslararası şirketler aracılığıyla sağlanabilir. Özersay, “Eğer uluslararası şirketler Kıbrıs Rum Liderine dönüp ‘bugüne kadar lisans, sismik araştırma ve kazı noktasına kadar geldik ama artık paraya çevrilecek bu kaynak ve dünya piyasasına çıkacak. Bu eşikte ben bir sorumluluk alamam, risk yüksektir dolayısıyla bu kaynaklara ortak olduğunu söyleyen sen de kabul ediyorsun Kıbrıslı Türklerle oturup bu konuda anlaşman gerekir, ben Kıbrıs sorununu çözümünü bul demiyorum çünkü biliyorum 50 yıldır çözülmüyor ama en azından doğalgazla ilgili olarak bu iradeyi de almanı beklerim’ dediği taktirde fırsata dönüşür doğalgaz konusu. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı anlar ve bilir ki, bunu dünya piyasası çıkarabilmesi için en azından bu konuda Kıbrıslı Türklerle anlaşmak durumunda kalır” diye konuştu.

    ‘BU DENGE KURULMAMIŞ OLSAYDI ÇATIŞMA İHTİMALİ YÜKSEK OLURDU’

    Bu yaklaşıma şimdi ihtiyaç olduğunu vurgulayan Özersay, uluslararası aktörlerin bunu bu eşikte yapmaması halinde Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’nin de atacakları adımlar olduğunu söyledi.

    Özersay, “O da güç kullanma falan değildir, bizim de lisans vermemiz bizim de kazı yapmamızdır. Doğu Akdeniz bölgesinde yürütülmekte olan çalışmalar Türkiye ve KKTC tarafından yürütülen çalışmalar tam da uluslararası toplumun sorumluluğu olan şeyi yapmadıkları için bizim yapmaya çalıştığımız bir şeydir” dedi.

    Zaman zaman ‘çatışma ihtimali var mı?’ sorusunun gündeme geldiğini belirten Özersay, “Eğer biz bu çalışmaları yapmamış ve bu dengeyi sahada kurmamış olsaydık bugün çatışma ihtimali çok daha yüksek olurdu. Be denge kurulamamış olsaydı çatışma ihtimali yüksek olurdu. Denge kurulduğu oranda çatışma ihtimali azdır” ifadelerini kullandı.

    ‘DOĞU AKDENİZ’DE BÖLGESEL OLAN BİR POLİTİKAYI ASKIYA ALMA HATASINI BUNDAN SONRA YAPMA DÜŞÜNCEMİZ YOKTUR’

    Bakan Kudret Özersay, Doğu Akdeniz politikalarının müzakere süreçlerinden bağımsız olduğunun da vurgulayarak  “Uzun yıllar Rum tarafı bize bunu yaptı, ‘müzakereler devam ediyor zaten ne gerek var’ diyerek pek çok konuda bizim hayatımızı askıya aldılar. Biz ilerleyemedik ve sahada fiili durum yarattılar. Bundan sonra aynı hataya düşme niyetimiz yoktur bizim. Yani müzakereler ve diyalog başladı iki lider arasında, iki lider bir araya geldi belki New York’da Genel Sekreter ile bir araya gelirler düşüncesiyle Doğu Akdeniz’de bölgesel olan bir politikayı askıya almak hatasını daha önce yapmıştık, bundan sonra yapma düşüncemiz yoktur” dedi.

    ‘ŞİRKETLER RİSKİN AZALACAĞI FORMÜLLERE, BUNLARI KONUŞMAYA AÇIK OLDUKLARININ SİNYALİNİ ASLINDA VERİYORLAR’

    Kudret Özersay, taraflar arasında işbirliği amacıyla uluslararası şirketlerle temasları olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken, İtalyan Eni şirketi ile bazı görüşmelerinin olduğunu söyledi. Özersay, şöyle devam etti:

    “Onlarda bu ihtiyacı hissettiler. Çünkü şöyle düşünün siz sıradan bir inşaat şirketi olsanız, bir arazi bir arsa üzerine yap sat işine girecek olsanız iki tane mal sahibi olduğunu bilseniz, diğer tarafta bunu kabul ediyor biliyorsunuz ve tek bir tarafla sözleşme yapıp başlıyorsunuz işe. Bir süre sonra başınıza bir iş geleceğini biliyorsunuz. Ya tazminat veya yürütmenin durdurulması çıkacak bir şey çıkacak. Bu riski içerideki şirketler bir oranda alabildiği gibi uluslararası şirketler de bir oranda alır. Dolayısıyla riski elimine ettiğiniz oranda değer artar. Bu bağlamda Eni şirketiyle bir takım temaslarımız oldu. Orada eğer bir işbirliği yapılacaksa hangi aşamada ve nasıl yapılacağı konusunda teorik de olsa bir diyalog oldu aramızda.

    Senenin başında benim bir Washington ziyaretim oldu KKTC Dışişleri Bakanı olarak. Orada resmi anlamda değil ama düşünce kuruluşlarında bu konuda birkaç tane konferansımız oldu. Konferans katılımcılarının yarısı şirket temsilcileriydi. Kimler, şu anda güneyde ve adanın etrafındaki şirketlerin temsilcileri, geldiler oturdular, sadece dinlemediler sorular sordular. Yani neyi kastettiğimizi sordular, ne oranda kastettiğimizi sordular, prosedürel olarak nasıl olabileceğini sordular. Biz de bir açılım daha yaptık ve halen de geçerlidir. O da şu; eğer siz tarafların bir araya gelişinde tanımaydı tanımamaydı gibi bir tartışma çıkar diyorsanız ki, bizce çıkmaz örnekleri de vardır, biz bunu şirketler üzerinden de yaparız dedik. Şirketlerin belli oranda yetkilendirilmesiyle spesifik konuda bilginin teatisi, paylaşımın konuşulması, kaynağın netleştirilmesi ve benzeri konularda şirketlerin yetkilendirilmesi ve şirketlerle şirketler arasında da bir problem çözülebilir. Bu pragmatik bir yaklaşımdır.

    Değişik şekillerde ve değişik aşamalarda şirketler aslında Kıbrıslı Türklerin de bu sistem içerisinde yer alacağı dolayısıyla riskin azaltılacağı formüllere, bunları konuşmaya açık olduklarının sinyalini aslında veriyorlar. Kuşkusuz halihazırda lisans veren ve anlaşma yaptıkları Kıbrıs Rum tarafının karşı çıkışıdır şu ana kadar engeli yaratan. Ama bu şu demek değildir, bu meselede tek söz sahibi olan Kıbrıs Rum tarafı da değil. Eğer uluslararası aktörler ya da bu şirketlerin dünyadaki yaptıkları yatırımları korumaya yeltenen dış politikasının temel hedeflerinden birisi bu olan devletler bu konuda başka bir şey yapmak isterlerse riskin arttığını görürlerse alabilecekleri inisiyatif bu çerçevede bir inisiyatif olabilir. Bu perspektifi de ortaya koyduk. “

    ‘FARKLI OPSİYONLARI KAPALI TUTMUYORUZ, EĞER İŞBİRLİĞİ YAPMAZLARSA…’

    İsrail bayrağı
    © Sputnik / Vladimir Astapkovich
    Bakan Kudret Özersay, başka ülkelerin şirketlerine lisans verme yoluna gidip gitmeyeceklerine ilişkin soruya ise, “Bir kere halı hazırda bir şirkete biz lisans verdik, o şirketin bir ortaklık yapması bir olasılıktır veya lisans vermediğimiz alanlarda başka şirketlere tabi ki uluslararası bir ihaleye çıkabiliriz” yanıtını verdi.  

    Özersay, bu konuda ülkelerle temasları olup olmadığına ilişkin soru üzerine de, “Buna dair şu anda bir şey söylemek istemiyorum ama önümüzdeki dönemde biz farklı opsiyonları kapalı tutmuyoruz. Bir aşamaya gelebilir ki, Rumlar bir platformda kazı yaparken bir başta platformda biz kendilerine el sallıyor konuda olabiliriz. Yani paralel bir biçimde eş zamanlı olarak benzer alanlar içerisinde platformların söz konusu olabileceği bir yere doğru gidiyoruz eğer işbirliği yapmazlarsa varacağı nokta bu ” dedi.

    ‘KAPALI MARAŞ’DA ENVANTER SONUÇLARINA DAYALI OLARAK POLİTİKAMIZI HAYATA GEÇİRECEĞİZ’

    Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, kapalı Maraş’a yönelik çalışmalarla ilgili soruyu da yanıtladı. “Bir alınan karar var bir de niyet var” diyen Özersay, niyet kısmının zaman zaman kafa karışıklığı yarattığını söyledi. Özersay, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alınan karar kapalı Maraş içerisinde envanter çalışması yapma yönünde bir karardır. Bu karar hayata geçmeye başladı, envanter çalışması başladı, komisyon orada çalışma yapıyor. Bana bağlı olarak çalışıyor. Kısmen masa başında kısmen arazide yapılan bir çalışma. Bu envanter çalışması oradaki mülklerin, alt yapının mevcut durumu, tapu kayıtları bağlamında mevcut durumu, hukuki durumu ve benzeri pek çok şeyi içeriyor. Taşınmaz mallarla sınırlı değil, taşınır malları da içeriyor. Envanter sonuçlarına dayalı olarak politikamızı hayata geçireceğiz. O işte niyet kısmıyla ilgili. Yan bir koalisyon hükümeti var KKTC’de. Bu koalisyon hükümetinde bugüne kadar ortaya koyduğumuz politika şu yönde oldu. Kapalı Maraş’ın çözümü beklemeden artık hayatın bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Bunu nasıl yapacağınız son derece önemli. Bizim açımızda mesele şudur. Daha envanter kararını alırken bir ilke ortaya koyduk. Dedik ki;  1974 öncesinde oranın sakini olan kişilerin mülkiyet hakkına ve vakıfların mülkiyet hakkına halel gelmeksizin bir çalışma yapacağız ve bir adım atacağız. Yok saymayacağız kimsenin mülkiyetine, hakkına. Bu net bilinmelidir. Mülkiyete dair tartışmalı olan durumlar vardır ama her durumda 1974’ün öncesinde tasarruf sahibi olan ve 74 ile birlikte tasarrufunu yitirmiş olan oranın eski sakinleri vardır, bizim için paydaştır bu kişiler ve bu şirketler. Onu net söyleyelim. Yok sayan bir yaklaşımız yok. Peki niyet nedir? Niyet şudur. Baştan bugüne kadar burası birinci derece bir askeri yasak bölge konumundadır. Biz buranın askeri bölge statüsünden çıkartılıp ya kademeli olarak ya bütünen sivil hayatın parçası haline getirilmesi duruşunu sahibiz. Bunu nasıl yapacağımıza işte bu envanter çalışmasındaki veriler ışığında karar vereceğiz. Süreç bu şekilde ilerliyor.”

     

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    İlgili konular:

    Kuzey Kıbrıs Başbakanı Tatar: Yunanistan Başbakanına sesleniyorum, Türk ulusu arkamızdadır
    Kuzey Kıbrıs Enerji Bakanı: Dosta güven, düşmana korku salındı
    Rusya Büyükelçiliği: ‘Kuzey Kıbrıs Rus Ortodoks Kilisesi’ meşru bir kilise değil
    Etiketler:
    Washington, Doğu Akdeniz, Türkiye, BM, KKTC, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Ankara, Ersin Tatar, Kuzey Kıbrıs
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın