05:22 20 Eylül 2020
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 236
    Abone ol

    Rus Büyükelçiliği ve Ankara Üniversitesi, Rusya-Türkiye diplomatik ilişkilerinin 100. yıl dönümünde etkinlik düzenledi. Büyükelçilik ataşesi Doç.Dr. Yevgeniy Bahrevskiy “Dünyanın değişim döneminden geçtiği bugünlerde ilişkilerimizi Lenin-Atatürk tecrübesini aklımızdan çıkarmadan sürdürmeliyiz” dedi.

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Rusya Federasyonu Türkiye Büyükelçiliği, Rusya ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin başlangıcının 100. yıl dönümü olan 3 Haziran’da önemli bir etkinlik gerçekleştirdi. “100. Yılında TBMM ve Sovyet Hükümetleri Arasında Diplomatik İlişkilerin Kuruluşu" konulu internet seminerinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erel Tellal, Rusya Büyükelçiliği Kültür Ataşesi Doç. Dr. Aleksandr Sotniçenko, Rusya Büyükelçiliği Ataşesi Doç.Dr. Yevgeniy Bahrevskiy, Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Karasar ve tarihçi Dr. Emel Akal konuşma yaptı.

    Etkinlikte söz alan Doç Dr. Yevgeniy Bahrevskiy, Türk ve Sovyet hükümetlerinin birbirlerini tanıyan ilk devletler olduğuna işaret ederek “Elbette Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya’nın ilişkilerinin geçmişi 15. yüzyıla kadar gidiyor. Ancak ikili ilişkilerin en çok önem kazandığı dönem hiç şüphesiz 1920’ler ve 1930’lar oldu. Türk hükümetini ilk tanıyan devlet Sovyetler iken, Türk yönetimi de Moğolistan’ın ardından Sovyetler’i tanımada ikinci oldu” hatırlatması yaptı.

    ‘1920’ler ve 30’lar, ikili ilişkilerin en faydalı yılları oldu’ 

    Bahrevskiy, 5 Ocak 1922–29 Nisan 1923 döneminde Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti büyükelçiliği görevini yürüten Semyon Aralov'un iki ülke arasında ilişkiler açısından da önemli rolü olduğuna işaret ederek “Aralov’un da ikili ilişkilere büyük katkısını hatırlatmak gerekir. Bunun önemi büyük çünkü bu ilişkiler tesis edilmeye başladığında Türklerle Ruslar tarihteki savaşlardan ötürü birbirinin en büyük düşmanı olduğu algısı mevcuttu. Lenin hem bu imgenin varlığının hem de imgenin değiştirilmesinin sabır ve zaman alacağının farkındaydı. Yani başka bir deyişle buna stratejik bir mesele olarak bakıyordu. Bu bakış açısının da katkısıyla 1920’ler ve 30’lar paylaşımın çok büyük, ikili ilişkilerin ise en faydalı olduğu yıllar oldu” ifadelerini kullandı.

    ‘Değişim döneminden geçtiğimi bu günlerde ilişkilerimizi Lenin-Atatürk tecrübesini aklımızdan çıkarmadan sürdürmeliyiz’ 

    Doç.Dr. Yevgeniy Bahrevskiy sözlerini “Ben Sovyetler Birliği dağılmadan önceki son yıllarda öğrenciydim. Ve öğrencilik yıllarında artık dünya tarihinde çok büyük bir yenilik olmayacağı, yani önemli hiçbir şeyin değişmeyeceği kanaatindeydik. Ancak yanıldık. Sovyetler yıkıldı. Bugün de benzer bir süreçten geçiyoruz. Herkes uzun süre ABD’nin gücünün hiç sona ermeyeceğini düşünüyordu. Ancak şimdi görüyoruz ki durum değişiyor ve yeni bir dönemin başlangıcındayız. İşte bu yeni dönemde Rus-Türk ilişkilerini, Lenin-Atatürk tecrübesini hiç aklımızdan çıkarmayarak sürdürmeliyiz” diye sürdürdü.

    ‘Sağlam ilişkiler kurulmasının 2 temel sebebi var’

    Rusya Büyükelçiliği Kültür Ataşesi Doç. Dr. Aleksandr Sotniçenko, ikili ilişkilerin farklı ideolojilere rağmen sağlam bir şekilde inşa edildiğini anlattı: 

    Lenin ve Atatürk, farklı hedeflere, farklı ideolojilere sahip iki liderdi. Lenin, ‘enternasyonalist’ Atatürk ise emperyalizmle mücadele eden ve milliyetçi bir duruşla ulus devlet kurma hedefi olan bir liderdi. Buna rağmen bu iki lider birbirleriyle hem iki başarılı diplomat hem de asker olarak ilişki kurdu. Bunun arkasında farklı sebepler vardı. Bunlardan birincisi Lenin’in Atatürk’ü, feodalizm ve halifelikle savaşan ve böylece önce kapitalizm, en nihayetinde sosyalizme ulaşılması için ülkesinin ihtiyacı olan zamanı kısaltan ilerici bir lider olarak görmesiydi. İkinci sebep ise her iki tarafın da, aynı düşmanlarla savaşmış olmasaydı. Neticede her iki taraf da I. Dünya Savaşı’nın kaybedenleri olmuştu.”

    ‘Taraflardan biri diğerinin emperyalizmle mücadele tecrübesinden faydalandı, diğeri de komşusunun dünyaya açılan penceresi oldu’ 

    Sotniçenko o ilişkilerin boyutunu “O dönemki yazışmalara baktığınızda, tarafların anti-emperyalizm vurgusunda buluştuğunu, ikili iletişimde Atatürk’ün bu vurguyu ön plana çıkardığını görüyoruz. Atatürk’ün bu yaklaşımı da Sovyetler ile ilişkilerin kurulmasında önemli rol oynamış. Zira Mustafa Kemal Atatürk, Sovyetlerin emperyalizm karşıtlık tecrübesinden yararlanırken, Türkiye de Sovyetlerin dünyaya açılan penceresi olmuş. Buna bir örnek vermek isterim. 1924’te Sovyetler uluslararası takımlarla futbol karşılaşmaları yapmak istemedi. Ancak buna rağmen ilk uluslararası maçını Türk takımıyla yaptı diyerek ifade etti.

    ‘Sovyetler kendi ülkesindeki zor şartlara rağmen Türk hükümetine silah ve altın yardımı yaptı, bu unutulmaz’

    Tarihçi Dr. Emel Akal da Sovyetlerin, emperyalizmin ezdiği ülkelere uzattığı elin tarihteki yeri büyük. Eğer Sovyetler Birliği kurulmamış olmasaydı Türkiye bugünkü sınırlarına ulaşamayacak belki de Karadeniz kıyıları ve İstanbul Çarlık tarafından ilhak edilmiş olacaktı. Bu yüzden Sovyetlerin kurulması, bugünkü Türkiye’nin sınırlarının bu şekline gelmesinde önemli rol oynamıştır. O dönem Sovyetler kendi ülkelerindeki zorluklara, açlığa, iç savaşa rağmen Türk hükümetine silah ve tonlarca altın göndermiştir. Bunların unutulması mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu.

    ‘NATO’yu tercih Türkiye’ye büyük acılar yaşattı’ 

    Türkiye’nin Sovyetlerin Kurtuluş Savaşı’nda kendilerine verdiği desteğe rağmen Batı’ya dönük bir dış politika izlemesinin sebeplerinin sorulması üzerine Akal “Bu, Atatürk’ün hayatta olduğu dönemde geçerli değildi. Tersine birinci, ikinci hatta üçüncü ekonomik planlar Sovyetlerin desteğiyle hayat geçirilmişti. Üstelik Atatürk, 2. Dünya Savaşı öncesi dönemde Fransa ve İngiltere’ye karşı Sovyet kozu oynayarak Sovyetlerle yaptıkları anlaşmaları çiğnemeyeceklerini açıkça ifade etmişti. Sonraki dönemlerdeki anti-Sovyetizm ise Türkiye’ye büyük acılar yaşatmıştır. Biz Sovyetleri en büyük dost bilen 68 kuşağıyız. O dönem büyük baskılar sonucu Türkiye’nin NATO’yu tercih etmesi, gerek darbeler gerekse sonraki dönemlerde Türkiye’ye büyük acılar yaşatmıştır. Ancak geçmişte ne olursa olsun, bugün bu kadar çok sayıda ortak aile kurmuş Türk ve Rus toplumları arasındaki kardeşlik ve dostluk sürmelidir. Ülkelerimizi yönetenler bu ilişkileri küçük politik hesaplara kurban etmemelidir” dedi.

    ‘Bundan sonra dalgalanmalar olsa da her türlü sorun iyi niyetle çözülmeli’ 

    Etkinlikte konuşmasında Büyük Millet Meclisi hükümetinin ilk dışişleri bakanı olma unvanını taşıyan siyasetçi ve diplomat olan Bekir Sami Kunduh'un önemli rolünü anlatan Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Karasar ise Türk-Rus ilişkilerinin bugününe ilişkin olarak ise şunları söyledi: 

    “Dalgalanmalar olsa da taraflar olarak birlikte çalışmayı öğrenmeliyiz. Her konuda mutabık kalmanın ya da sıfır sorunun mümkün olmadığını gördük. Önemli olan sorunların üstesinden iyi niyetler gelmektir.”

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    İlgili konular:

    Rus Dışişleri: Türkiye’deki Rusya karşıtı etkinlikler, Rus-Türk dostluğunun ruhuna aykırı
    Rusya Büyükelçiliği'nden Rus-Türk ilişkilerinin 100. yıldönümü için online fotoğraf sergisi
    MSB: İdlib'de 14.Türk-Rus Birleşik Kara Devriyesi icra edildi
    Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği, Rus-Türk ilişkileri ile ilgili tarihi belgeseller paylaştı
    Vietnam’dan Antarktika’ya: Dünyanın dört bir yanındaki Lenin heykelleri
    Etiketler:
    İngiltere, Fransa, Anti-emperyalizm, Emperyalizm, Birinci Dünya Savaşı, Ankara Üniversitesi, Aleksandr Sotniçenko, Semyon Aralov, Moğolistan, Osmanlı, 68 Hareketi, NATO, Sovyetler Birliği, ABD, diplomatik ilişkiler, Lenin, Atatürk, Türk-Rus ilişkileri, Rusya, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın